SÂHİPKIRAN

صاحبقران
Müellif:
SÂHİPKIRAN
Müellif: HAYRUNNİSA ALAN
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
İlk Yayın Tarihi: 2016
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 26.08.2019
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/sahipkiran
HAYRUNNİSA ALAN, "SÂHİPKIRAN", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/sahipkiran (26.08.2019).
Kopyalama metni
Arapça sâhib ve “yakınlık, yaklaşma” anlamındaki kırân kelimelerinden oluşan terkip (sâhib-i kırân) Farsça kurala göre sâhib-kırâna dönüşmüştür. Bu terkip müneccimler tarafından son derece seçkin sayılan yaklaşma vaktinde, “Müşteri ile (Jüpiter) Zühre’nin (Venüs / Çoban yıldızı) bir burçta toplandığı esnada doğmuş olan” anlamına gelir. Bu sıfat uğurlu, kutlu, bahtiyar, tâlihi yaver, daima muzaffer, galip ve cihangir hükümdarları ifade etmek üzere kullanılmıştır. Muizzî, Sûzenî, Hâkānî-yi Şirvânî, Sa‘dî-yi Şîrâzî, Nizâmî-i Gencevî, Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî ve başka ediplerin gazellerinde bu sıfat söz konusu mânada sıkça geçer. Türkçe sözlüklerde kelimeye “güçlü ve üstün, muzaffer (hükümdar)” anlamı verilir.

İslâm literatüründe adı, büyük hükümdarları tasvir için unvan olarak sıkça geçen Büyük İskender’in de böyle kutlu bir vakitte doğduğu rivayet edilir. Ancak sâhipkıran ifadesi özellikle Timur’u niteleyen bir sıfat olmuştur. Timurlular döneminde kaleme alınan tarihlerde Timur her zaman “hazret-i sâhib-kıran” olarak anılmışken oğlu Şâhruh zaman zaman “hâkān-ı saîd”, Sultan Ebû Saîd Mirza Han ise “sultân-ı saîd” diye zikredilir. Hüseyin Baykara “hâkān-ı mansûr”, nâdiren de sâhipkıran olarak anılmıştır. Timur’un sâhipkıran sıfatıyla zikredilmesinin Cengizî gelenekle İslâm kültürünün birleştiği bir zeminde herkesçe tanınan meşrû bir hükümdar olma başarısını yansıtmaya yönelik bir yanı olduğu söylenebilir. Timur, Çin hariç Cengiz Han ve oğullarının hâkim olduğu yerleri ele geçirmiş, bu başarıyı kazanmış tek müslüman hükümdar olarak cihangirliği bu sıfatla gösterilmiştir. Timur’dan sonra sâhipkıran sıfatı Akkoyunlu Hükümdarı Uzun Hasan için bir unvan gibi kullanılmıştır. Bunun dışında sâhipkıran, Kaçar hânedanında Nâsırüddin Şah örneğinde olduğu gibi tanınmış veya Güney Hindistan’da Nizamşâhîler’den II. Burhan Şah gibi daha az bilinen hükümdarların unvanları arasında da yer almıştır. Bâbürlü Hükümdarı Şah Cihan “Ebü’l-Muzaffer Şehâbeddin Muhammed Sâhipkıran” unvanıyla tahta çıkmış ve sâhipkıran sıfatını bir unvan olarak benimsemiştir. Şah Cihan’ın kendini “sâhib-kırân-ı sânî” diye nitelendirmesinde Bâbürlüler’in kurucusu Bâbür’ün Emîr Timur Küregen’in soyundan gelmiş olması rol oynamıştır. Zaman zaman şairler ve edipler eser sundukları hükümdarları veya yerel hâkimleri yüceltmek için bu sıfatı kullanmışlarsa da sâhipkıran denince ilk akla gelen hemen daima Emîr Timur olmuştur. Bununla beraber Osmanlı padişahlarının bazıları bu unvanı cihangirlik çerçevesinde benimsemiş görünür. Kaynaklarda II. Mehmed, Yavuz Sultan Selim ve Kanûnî Sultan Süleyman için fütuhatçı karakterlerini ve cihanşümul anlayışlarını güçlendirmek amacıyla sâhipkıran sıfatının yakıştırıldığı tesbit edilmektedir. Cihanşümul hâkimiyet kurmanın bir ifadesi olan sâhipkıranlık ile savaşta mağlûp olmamış hükümdar için kullanılan “müeyyed min indillâh” sıfatları XVI. yüzyıl Osmanlı kaynaklarında hem Yavuz Sultan Selim hem de özellikle Kanûnî Sultan Süleyman için alelâde bir sıfat olmanın ötesinde anlamlı bir şekilde geçer. XVI. yüzyıl tarihçilerinden Mehmed Zaîm, Yavuz Sultan Selim’i sâhipkıran olarak vurgularken tarihçilerin sâhipkıranlık unvanını üç durum için açıkladıklarını belirtir. İlki on batına varıncaya kadar veraset hakkıyla padişah olanlar, ikincisi kendi gücüyle cihanı fetheden cihangirler (İskender, Rüstem gibi), üçüncüsü de her zaman savaşlarda galip gelenler. Gelibolulu Mustafa Âlî ise sâhipkıranlığın cihan hâkimi / cihangirleri ifade ettiğini, gerçek anlamda o zamana kadar dünyanın sadece üç cihangir (İskender, Cengiz Han ve Timur) gördüğünü belirtir. Sâhipkıran sıfatı daha sonraki Osmanlı literatüründe padişahlar, hatta bazı paşalar için gerçek anlamı dışında alışılmış bir unvan silsilesi içerisinde kullanılmaya devam etmiştir.

BİBLİYOGRAFYA :

Kāmûs-ı Türkî, II, 801; Mehmet Kanar, Kanar Osmanlı Türkçesi Sözlüğü, İstanbul 2009, II, 2905; Şerefeddin, Ẓafernâme (Urumbayev), tür.yer.; a.e. (trc. Ahsen Batur), İstanbul 2014, tür.yer.; Ebû Bekr-i Tihranî, Kitab-ı Diyarbekriyye (trc. Mürsel Öztürk), Ankara 2001, tür.yer.; İbn Kemal, Tevârîh-i Âl-i Osmân, VII. Defter, s. 464; Matrâkçı Nasûh’un Süleyman-nâmesi: 1520-1537 (haz. Davut Erkan, yüksek lisans tezi, 2005), MÜ Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü, s. 87; Celâlzâde Mustafa Çelebi, Tabakātü’l-memalik ve derecâtü’l-mesâlik (haz. Funda Demirtaş, doktora tezi, 2009), EÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü, s. 49, 62; Mehmed Zaîm, Câmiu’t-tevârîh (haz. Ayşe Nur Sır, doktora tezi, 2007), MÜ Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü, I, 291-292; B. Flemming, “Sahib-kıran und Mehdi: Türkische Endzeiterwartungen im ersten Jahrzehnt der Regierung Süleymans”, Between the Danube and the Caucasus (ed. G. Kara), Budapest 1987, s. 43-62; C. H. Fleischer, Tarihçi Mustafa Âli: Bir Osmanlı Aydın ve Bürokratı (trc. Ayla Ortaç), İstanbul 1996, s. 289-292; T. W. Haig, “Sâhib-Kırân”, İA, X, 66; Dihhudâ, Luġatnâme (Muîn), IX, 13024-13025; Azmi Özcan, “Şah Cihan”, DİA, XXXVIII, 251-252.
Bu madde ilk olarak 2016 senesinde İstanbul'da basılan TDV İslâm Ansiklopedisi’nin EK-2. cildinde, 448-449 numaralı sayfalarda yer almıştır.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde gösterilmektedir.