ŞECERÜDDÜR

شجر الدر
Müellif:
ŞECERÜDDÜR
Müellif: CENGİZ TOMAR
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
İlk Yayın Tarihi: 2010
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 19.09.2019
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/seceruddur
CENGİZ TOMAR, "ŞECERÜDDÜR", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/seceruddur (19.09.2019).
Kopyalama metni
Mısır Eyyûbî Sultanı el-Melikü’s-Sâlih Necmeddin Eyyûb’un Türk asıllı câriyesi Şecerüddür (Şeceretüddür) hakkındaki ilk bilgi Kerek’te kocasıyla birlikte tutuklanmasıyla ilgilidir. el-Melikü’s-Sâlih Necmeddin Eyyûb, babası el-Melikü’l-Kâmil Muhammed’in ölümünün ardından Mısır’da tahta oturan kardeşi II. el-Melikü’l-Âdil Seyfeddin’e karşı başlattığı iktidar mücadelesi sırasında amcasının oğlu, Kerek hâkimi el-Melikü’n-Nâsır Dâvûd tarafından Nablus’ta ele geçirilip Kerek’te hapse atılmıştı (637/1239). Bu sırada yanında bulunan Şecerüddür hapisteyken bir erkek çocuğu dünyaya getirince el-Melikü’s-Sâlih tarafından nikâhlanmış, Halîl adı verilen bu çocuk altı yaşındayken ölmüştü.

Fransa Kralı IX. Saint Louis kumandasındaki Haçlılar’ın Dimyat’ı işgal etmesi üzerine ağır hasta olmasına rağmen ordunun başında Mansûre’ye gelen el-Melikü’s-Sâlih Necmeddin Eyyûb ordugâhında vefat ettiğinde (15 Şâban 647 / 23 Kasım 1249) yanında bulunan Şecerüddür idareyi eline alarak kocasının ölümünü askerlerden gizledi. Bundan haberdar olan vezirle bazı emîrleri, sultanın hayatta olan tek oğlu Turan Şah’ın gelişine kadar ölümün gizlenmesi gerektiğine ikna etti. Hısnıkeyfâ’da (Hasankeyf) bulunan Turan Şah’a haber gönderilip Mısır’a çağırıldı. Şecerüddür, sultanın öldüğünü belli etmemek için cesedinin bulunduğu odaya yemekler göndermeye, fermanları onun imzasını taklit ederek çıkarmaya devam etti. Ayrıca emîrleri toplayıp hasta olan kocasının kendisinden sonra oğlu Turan Şah’a itaati emrettiğini bildirdi ve bu hususta onlardan bağlılık yemini aldı. Kahire’deki sultan nâibine ve valilere de aynı mahiyette fermanlar gönderdi. Ancak bu tedbirlere rağmen sultanın ölüm haberi asker arasında yayıldı ve bunu bir saldırı fırsatı sayan Haçlılar tarafından duyuldu. Haçlılar’ın saldırıya geçmesiyle iki taraf arasında şiddetli çatışmalar başladı; çatışmalar devam ederken Mansûre’ye gelen Turan Şah sultanlık makamına oturdu (1 Şubat 1250). 7 Nisan’a kadar devam eden savaşta Haçlılar kesin yenilgiye uğratıldı ve Kral IX. Saint Louis maiyetiyle birlikte esir alındı.

Turan Şah’ın saltanata geçmesinde önemli rol oynayan Şecerüddür ondan beklediği karşılığı göremedi. Babasının, memlüklerine ve özellikle Şecerüddürr’e iyi davranması hususundaki vasiyetine de uymayan Turan Şah, Haçlılar’a karşı kazanılan zaferin sarhoşluğuyla üvey annesine ve babasının memlüklerine kötü davrandı. Kendini eğlenceye veren sultan, Şecerüddürr’e bir mektup göndererek onu babasının hazinesini saklamakla itham etti; hazineyi derhal iade etmesini istedi ve ona ağır hakaretlerde bulundu. Hazinenin kendisi Hısnıkeyfâ’dan Mansûre’ye gelinceye kadar geçen sürede Haçlılar’la mücadele için kullanıldığını bildiren Şecerüddür, bu durumu Turan Şah’ın hakaretlerine mâruz kalan Bahrî Memlük emîrlerine de duyurdu.

Şecerüddür ile aynı soydan gelen Bahrî Memlük emîrleri Turan Şah’a karşı bir hareket başlattı. Baybars el-Bundukdârî liderliğindeki Bahrî Memlük emîrleri Turan Şah’ı öldürdüler ve Şecerüddürr’ü sultan seçtiler, Memlük emîrlerinden İzzeddin Aybek’i de ona atabek tayin ettiler (30 Muharrem 648 / 4 Mayıs 1250). Bu olay Mısır’da Eyyûbîler devrinin sonu ve Memlükler devrinin başlangıcı olarak kabul edilmiştir. Bunun sebebi, Şecerüddürr’ün el-Melikü’s-Sâlih’in hanımı olduğu için sultan ilân edilse de Türk asıllı bir câriye olması, Türk asıllı memlükler tarafından tahta çıkarılması ve Mısır’da iktidarın Türk Memlükleri’ne (Bahrî Memlükleri) geçmesinde bir aracı vazifesi görmesidir. Hatta Memlük tarihçisi Makrîzî, Şecerüddürr’ü Mısır Türk Memlükleri’nin ilk sultanı saymıştır (es-Sülûk, I/2, s. 361). Şecerüddür hutbelerde kendi adıyla değil “İsmetüddin vâlidetü-Halîl es-Sâlihiyye, İsmetü’d-dünyâ ve’d-dîn Ümmü Halîl el-Müsta‘sımiyye, Sâhibetü’l-Meliki’s-Sâlih” unvanlarıyla anıldı ve adına basılan paralara da bu ifadeler yazıldı.

Tahta çıktıktan sonra ilk iş olarak Haçlı meselesiyle ilgilenen Şecerüddür esir alınan Fransa Kralı IX. Louis ile, serbest bırakılması karşılığında Haçlı işgali altındaki Dimyat’ı tahliye etmesi, bir miktar para ödemesi ve İslâm ülkelerine saldırmamaya yemin etmesi şartıyla bir antlaşma yaptı ve onu serbest bıraktı. Ardından Haçlılar Dimyat’ı tahliye ettiler (Safer 648 / Mayıs 1250). Şecerüddür daha sonra ekonomik tedbirlere yöneldi; genelde vergi indirimine gidilirken bazı vergiler kaldırıldı. Bununla halkın, dağıttığı bol bahşişlerle de emîrlerin gönlünü kazandı. Ancak ilk icraatlarındaki bu başarıları, diğer merkezlerdeki Eyyûbî emîrlerinin şiddetli muhalefeti yüzünden bir işe yaramadı. Suriye bölgesindeki Eyyûbî melikleri, Mısır Eyyûbî yönetiminin Türk Memlükleri’nin desteklediği Şecerüddürr’ün eline geçmesine karşı çıktılar. Ayrıca bir kadının tahta geçmesi büyük tepkilere sebep oldu. Bu arada Şecerüddürr’ün Dımaşk nâibi sıfatıyla görevlendirdiği emîr orada idareyi teslim alamadı. Dımaşk’ta Eyyûbîler’in nâibi olan Cemâleddin b. Yağmur hutbeyi Şecerüddür adına okumayı kabul etmedi. Ardından Gazze, Kerek ve Şevbek şehirleri de Eyyûbîler’in yönetimine geçti. Böylece Suriye ve Ürdün Şecerüddürr’ün elinden çıkmış oldu.

Şecerüddür, Mısır’daki emîrlere pek çok ihsanda bulunmasına rağmen Kahire’de de ona karşı ayaklanmalar başladı. Suriye ve Mısır’da çıkan isyanlar yüzünden Bahrî Memlükleri, Bağdat Abbâsî halifelerinin sonuncusu olan Müsta‘sım-Billâh’tan Şecerüddürr’ün sultanlığını teyit için menşur istediler. Fakat bir kadının sultan olmasını onaylamayan Müsta‘sım-Billâh emîrlerin isteğini reddetti. Şecerüddürr’ün sultanlığında ısrar ettikleri takdirde Mısır’da iktidarlarını sürdüremeyeceklerini anlayan emîrler, Şecerüddürr’e Atabeg İzzeddin Aybeg et-Türkmânî ile evlenip sultanlığı ona devretmesini teklif ettiler. Bu teklifi kabul eden Şecerüddür yaklaşık iki aylık sultanlıktan sonra İzzeddin Aybeg ile evlendi ve sultanlığı, Memlük tarihçilerinin çoğunun Memlük Devleti’nin ilk sultanı olarak kabul ettiği yeni kocasına bıraktı (1 Rebîülâhir 648 / 3 Temmuz 1250). Bununla birlikte Şecerüddür devlet işlerinden elini çekmedi ve kendi adına ferman çıkartmaya devam etti. Özellikle İzzeddin Aybeg’in rakibi olan güçlü emîrlerin ortadan kaldırılmasında önemli rol oynadı. Onun sürekli müdahalelerinden bıkan İzzeddin Aybeg’in Musul hâkimi Bedreddin Lü’lü’ün kızıyla nişanlanması aralarındaki ilişkiyi bozdu; Şecerüddür buna rıza göstermedi ve İzzeddin Aybeg’i hizmetçilerine boğdurttu (22 Rebîülevvel 655 / 9 Nisan 1257).

Kocasının öldürüldüğü gece Şecerüddür, sultanlığı emîrlerden Cemâleddin b. Aydoğdu el-Azîzî’ye ve daha sonra İzzeddin Aybeg el-Halebî’ye teklif ettiyse de onlar bunu kabul etmediler ve durum bir anda onun aleyhine döndü. İzzeddin Aybeg’in memlükleri kısa sürede kontrolü ellerine geçirdiler ve onun katillerinden yakaladıklarını öldürdüler, bu arada Şecerüddürr’ü de öldürmek istediler. Ancak önceki kocası Necmeddin Eyyûb’un memlüklerinin karşı çıkması üzerine kalede tevkif etmekle yetindiler. Bu defa ölümden kurtulan Şecerüddür, İzzeddin Aybeg’in memlükleri tarafından tahta çıkarılan el-Melikü’l-Mansûr Nûreddin Ali ve annesinin hışmından kurtulamadı. Onların emriyle câriyeler tarafından öldürülerek cesedi bir hendeğe atıldı (11 Rebîülâhir 655 / 28 Nisan 1257). Birkaç gün sonra oradan alınan cesedi Seyyide Nefîse Türbesi civarında yaptırdığı türbesine defnedildi.

Şecerüddür güzelliği ve zekâsıyla öne çıkmış, devlet idaresini bilen dirayetli bir kadın diye tanıtılır. Onun Kâbe’ye “burku‘” adı verilen kapı örtüsünü gönderme geleneğini başlatan ilk sultan olduğu kaydedilir. el-Melikü’s-Sâlih’in mezarı üzerine bir türbe yaptırmıştı. İslâm tarihinde hüküm süren birkaç kadın sultandan biri sayılan Şecerüddürr’ün hayatı modern Arap edebiyatında çeşitli eserlere konu olmuştur. Corcî Zeydân Şecerüddür adlı bir roman (Kahire 1914, Farsça trc. Habîbullah-ı Âmüzgâr, Melike-i İslâm, Tahran 1298), Mahmûd Bedevî de aynı adla bir tiyatro eseri (Kahire 1933) yayımlamıştır.

BİBLİYOGRAFYA
Sıbt İbnü’l-Cevzî, Mirʾâtü’z-zamân, VIII, 726-727, 774, 782, 793; Mekîn, Aḫbârü’l-Eyyûbiyyîn (nşr. Cl. Cahen, BEO içinde), XV (1955-57), s. 150, 151, 161, 165; İbn Vâsıl, Müferricü’l-kürûb, V, 241, 271, 311, 313; Yûnînî, Ẕeylü Mirʾâti’z-zamân, Haydarâbâd 1374/1954, I, 45-47, 55-56, 61-62; Nüveyrî, Nihâyetü’l-ereb, XXIX, 262-264, 341-352, 457; Makrîzî, es-Sülûk (Ziyâde), I/2, s. 361-363, 368, 403-404; Bedreddin el-Aynî, ʿİḳdü’l-cümân (nşr. Muhammed Muhammed Emîn), Kahire 1407/1987, I, bk. İndeks; İbn Tağrîberdî, en-Nücûmü’z-zâhire (nşr. M. Hüseyin Şemseddin), Beyrut 1413/1992, VI, 168-170; İbn İyâs, Bedâʾiʿu’z-zühûr, I, 168-170; Kehhâle, Aʿlâmü’n-nisâʾ, Dımaşk 1958-59, II, 286-290; G. Schregle, Die Sultanin von Egypten Sağarat ad-Durr in der arabischen Geschichtsschreibung und Literatur, Wiesbaden 1961; J. de Joinville, el-Ḳiddîs Luvîs: Ḥayâtühû ve ḥamalâtühû ʿalâ Mıṣr ve’ş-Şâm (trc. Hasan Habeşî), Kahire 1968, s. 168-170; R. Stephen Humphreys, From Saladin to the Mongols, Albany 1977, s. 260, 301, 303-304, 329-330; M. Chapoutot-Remadi, “Chajar ad-Durr esclave, mamlûke et sultane d’Egypte”, Les africains (ed. Ch. A. Julien), Paris 1990, IV, 105-126; Vefâ Mahmûd Ali, Nüfûẕü’n-nisâʾ fi’l-ʿIrâḳ ve Mıṣr, Kahire, ts. (Dârü’l-fikri’l-Arabî), s. 109-122; Bahriye Üçok, İslâm Devletlerinde Türk Nâibeler ve Kadın Hükümdarlar, Ankara 1993, s. 62-101; a.mlf., “Şecer-üd-dürr”, İA, XI, 376-378; M. Abdullah İnân, “el-Meliketü Şeceretü’d-Dür”, el-Kâtibü’l-Mıṣrî, II, Kahire 1946, s. 443-449, 603-611; H. L. Gottschalk, “Die aegyptische Sultanin Sağarat ad-Durr in Geschichte und Dichtung”, WZKM, LXI (1967), s. 41-61; Cl. Cahen - I. Chabbouh, “Le testament d’al-Malik aṣ-Ṣāliḥ Ayyūb”, BEO, XXIX (1977), s. 97-114; Nejla Akkaya, “İslâm Hukukunda Kadının Siyâsi Hakları”, İslâmî Araştırmalar, V/4, Ankara 1991, s. 236-250; L. Ammann, “Shadjar al-Durr”, EI2 (İng.), IX, 176.

Cengiz Tomar
Bu madde ilk olarak 2010 senesinde İstanbul'da basılan TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 38. cildinde, 404-405 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde gösterilmektedir.