ŞEHRÎZÂDE MEHMED SAİD - TDV İslâm Ansiklopedisi

ŞEHRÎZÂDE MEHMED SAİD

Müellif:
ŞEHRÎZÂDE MEHMED SAİD
Müellif: FARUK BİLİCİ
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
Baskı Tarihi: 2010
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 01.08.2021
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/sehrizade-mehmed-said
FARUK BİLİCİ, "ŞEHRÎZÂDE MEHMED SAİD", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/sehrizade-mehmed-said (01.08.2021).
Kopyalama metni
Hayatına dair çok az bilgi vardır. 1143’te (1730) İstanbul’da doğduğu, babasının 1125’te (1713) Başdefterdar Damad Mehmed Paşa’nın mektupçusu olduğu ve İstanbul şehremini iken vefat ettiği bilinmektedir. Mehmed Said’in medrese tahsilini tamamladıktan sonra çeşitli görevlerde bulunduğu anlaşılmaktadır. Nevpeydâ adlı eserinde Sadrazam Köse Bâhir Mustafa Paşa’ya yazdığı methiyelere bakılırsa onun koruması altında meslek hayatında ilerlediği söylenebilir; ancak hangi görevlerde bulunduğu tesbit edilememektedir. Eserlerinde yer alan âyet, hadis, Arapça, Farsça, Türkçe atasözü ve şiirlerin çokluğu bu dillere ve dinî ilimlere vâkıf olduğunu düşündürmektedir. Şiir yazmada ve ebced hesabıyla tarih düşürmede mahir olan Şehrîzâde bu konudaki maharetini, “Nazm-ı târîhte kimse bana muârız olamaz / Vâdi-i inşâda da inkâr olunmaz miknetim” sözleriyle ifade eder (Târîh-i Nevpeydâ, vr. 27b). Ancak Şehrîzâde’nin asıl şöhreti on beşe yakın tarih ve biyografi kitabından gelir. Kâtib Çelebi’ye hayran olan, onu izleyen ve ondan her alanda faydalanan Mehmed Said’in eserlerinden bazılarının yalnızca isimleri bilinmektedir.

Eserleri. 1. Târîh-i Nevpeydâ (Kurretü’l-ebsâr fî netâyici’t-tevârîh ve’l-ahbâr, Nuhbe-i Saîdî). Müellif nüshası Kahire’de Dârü’l-kütübi’l-kavmiyye’de bulunan eserin (nr. 192/3814, mikrofilm 61.938) diğer iki nüshası İstanbul Üniversitesi (TY, nr. 3291) ve Konya İzzet Koyunoğlu (nr. 13.279) kütüphanelerinde kayıtlıdır. Bursalı Mehmed Tâhir ve Babinger bu üç nüshayı ayrı eserler zannetmişlerse de aralarında yalnız hacim ve muhteva farklılığı vardır. Târîh-i Nevpeydâ Zilkade 1169 (Ağustos 1756) tarihinde III. Osman’ın padişahlığı, Köse Bâhir Mustafa Paşa’nın ikinci sadâreti ve Dürrîzâde Mustafa Efendi’nin ilk şeyhülislâmlığı döneminde yazılmaya başlanmıştır. Nitekim bu üç şahsa çok ağdalı ve uzunca şiirler ithaf edilmiştir. Mukaddimede belirtildiğine göre eser 301 yıllık bir zaman dilimini (699-1000/1299-1592) içine alacak şekilde planlanmıştır. Birçok cilt halinde tasarlanan kitabın “nice umûr-i garîbe ve vekāyi-i acîbe”yi padişahların saltanat sırasına göre içine alması, Naîmâ Târihi modelinde ve halkın anlayabileceği bir üslûpla yazılması düşünülmüştür. Ancak günümüze ulaşan nüshalarından sadece Kahire’deki nüsha bir sonuç bölümü taşır. Diğer iki nüsha değişik zamanlarda sona ermektedir. Eserin, daha çok İbn Haldûn’un tarih teorilerinin Osmanlı Devleti’ne uygulanması niteliğinde ve gerçek bir tarihten ziyade mukaddime mahiyetinde kaleme alındığı anlaşılmaktadır. Müellif kitabın başında metodunu açıkladıktan sonra Kâtib Çelebi’nin Cihannümâ adlı eseri gibi faydalandığı kaynakların listesini verir. Bu arada kendisinin yazdığı birçok kitap bu listede yer alır. Şehrîzâde Naîmâ ve Kâtib Çelebi’yi takip eder, onların biyografilerini verir. Coğrafya-yı Kebîr’de olduğu gibi Osmanlı Devleti’nin eyalet, sancak ve şehirlerini sayar. Eserin en önemli yanı, Osmanlı padişahlarının başka hükümdarlarla karşılaştırılarak taşıdıkları özelliklerin belirtilmesidir. Müellife göre Osmanlı sülâlesinden kuruluşundan 1000 (1592) yılına kadar müstesna hükümdarlar çıkmıştır. Şehrîzâde ilk kırk özelliği, Şâban Şifâî Efendi’nin Fezâil-i Âl-i Osmân adıyla tercüme ettiği Mer‘î b. Yûsuf’un Ḳalâʾidü’l-ʿiḳyân fî feżâʾili selâṭîni âli ʿOs̱mân adlı eserinden almıştır. Buna göre Osmanlı ailesi doğrudan Peygamber sülâlesinden gelmiştir, padişahların her biri asil doğduğu için hânedan kıyamete kadar devam edecektir. Bu devamlılığı sağlayan en önemli etken ise padişahların daha önceki devletlerin yaptığı gibi ülkelerini aile fertleri arasında paylaştırmamasıdır. Aynı şekilde iktidar kölelere, zorbalara, nâiblere ve kadınlara emanet edilmediği için Fetret devri hariç Osmanlı Devleti’nde büyük bunalımlar görülmemiştir. Devlete, saray ve orduya yönelik kanunların var oluşu da Osmanlılar’ın bir özelliğidir. Ayrıca devletin gelir ve giderleri kontrol edildiğinden maliye uzun zaman dengeli gitmiştir. Bununla birlikte müellif, kendi zamanında devlet adamlarının yolsuz davranışlarda bulunması yüzünden toplumun bozulduğunu söylemektedir. Şehrîzâde eserini aynı zamanda padişahlara bir nasihat kitabı olarak düşünmüş, bunun için özellikle İbrâhim Müteferrika’nın Usûlü’l-hikem fî nizâmi’l-ümem’ini örnek almıştır. İbrâhim Müteferrika’nın devleti idare eden hükümdarların sahip olması gerektiğini söylediği on haslete (hazım, sabır, ülüvv-i himmet, meşveret, ibadet, şükür, rıza, tevekkül, af, merhamet) Şehrîzâde “tebdîl-i kıyâfet”i de ilâve eder. Birçok bölümü devlet adamlarının taşıması gereken özelliklere ayrılmış olan kitapta sadrazamın, haris olmaması, vefakâr, akıllı, peşin fikirlerden uzak, şerefli, sabırlı, doğru sözlü, dindar, barış sever olması, ancak savaştan da kaçmaması gerektiğini vurgular. Târîh-i Nevpeydâ’nın dikkat çekici yanlarından biri de eserin tarih felsefesine ayrılan dördüncü bölümüdür. Kısmen Kâtib Çelebi’ye izâfe edilen, fakat gerçekte İbn Haldûn’dan alınan buradaki görüşlere göre insan kendi ihtiyaçlarını karşılamaktan âciz toplumsal bir varlıktır, dolayısıyla hırs ve kıskançlıktan dolayı en kötü şeyleri yapabilecek bir yaratılıştadır. Kişiyi taşkınlıklardan korumak için onu idare edecek siyasî bir rejime ihtiyaç vardır. Şehrîzâde, bütün siyasî rejimleri gözden geçirdikten sonra en iyi rejimin hilâfet olduğunu söyler. Hâkimiyeti halkın eline vermek ise en büyük hatadır. 2. Gül-i Zîbâ. 1161’de (1748) yazılmış olup Osmanzâde Ahmed Tâib’in Hadîkatü’l-vüzerâ adlı eserinin zeylidir. III. Ahmed’in sadrazamı Nişancı Ahmed Paşa’dan I. Mahmud’un sadrazamı Said Mehmed Paşa’ya kadar otuz bir kişinin biyografisini içeren eserin çeşitli nüshaları vardır (meselâ bk. İÜ Ktp., TY, nr. 9826). 3. Tuhfe-i Mustafaviyye fî Beyân-ı Kapudanân-ı Devlet-i Aliyye. Kaptanıderyâ Şehsuvar oğlu Hacı Mustafa Paşa’nın isteği üzerine yazılan eserin bilinen tek nüshası müellif hattıyla Dârü’l-kütübi’l-kavmiyye’de bulunmaktadır (nr. 45/555; mikrofilm, nr. 11.743). 4. Tâcü’l-kavânîn. Başta Lutfi Paşa’nın Âsafnâme’si olmak üzere siyaset ve nasihat kitaplarından yararlanılarak hazırlanan eser I. Mahmud devri vezirlerinden Mehmed Paşa’ya takdim edilmiştir. Eserde padişahların âdâb ve hasletlerinden, vezir olacakların niteliklerinden, sefere çıkmanın usullerinden ve devlet hazinesinin her zaman dolu olması gerektiğinden söz edilir (TSMK, Emanet Hazinesi, nr. 2064). 5. Zübdetü’l-ahbâr el-müteallika bi’l-bihâr. Bir önceki eserin özeti niteliğindedir (İÜ Ktp., TY, nr. 2548). 6. Zübdetü’t-tevârîh. I. Mahmud dönemine kadar gelen bir dünya tarihidir (Dârü’l-kütübi’l-kavmiyye, nr. 181/2787 [müellif hattı]). 7. Metnü’t-tevârîh. Babinger, bu eserin Târîh-i Nevpeydâ’nın bir tür dizini olduğunu ve içinde müellifin otobiyografisinin yer aldığını söyler. Saint Petersburg Şarkiyat Enstitüsü’nde bulunduğu (nr. 59) bildirilen nüshanın kaybolduğu anlaşılmıştır. 8. Gülşen-i Mülûk. Osmanzâde Ahmed Tâib’in Hadîkatü’l-mülûk’ünün kısa zeyli olup eserde yalnız III. Ahmed’den ve dönemindeki olaylarından söz edilir (TCYK, s. 701-704). 9. Ravzatü’l-enfüs fi’t-târîh. Kâtib Çelebi’ye ait Cihannümâ’nın bir zeyli olan ve müsvedde halinde kalan eser Avrupa, Afrika ve Amerika kıtaları hakkında bilgiler içerir. Şehrîzâde’nin Târîh-i Nevpeydâ’da kaydettiği diğer eserleri de şunlardır: Ahsenü’l-meslûk fî Hadîkatü’l-mülûk, Ravzatü’s-selâtîn (şiir tarihine ve özellikle padişahların bu sanata katkılarına dairdir), Târîh-i Düvel, Eşrefü’t-tevârîh, Usûlü’l-hikem, Fethu’l-hallâk, Matlau’l-beyân fi’l-hayevân (bir felsefe ve sosyoloji kitabı olarak nitelenmiştir), Kılâdetü’l-fuzalâ.

BİBLİYOGRAFYA
Şehrîzâde Mehmed Said, Târîh-i Nevpeydâ, İÜ Ktp., TY, nr. 3291, vr. 27b; Şehrîzâde Mehmed Said Efendi’nin Târîh-i Nevpeydâ Metni (haz. Faruk Bilici, mezuniyet tezi, 1974), İÜ Ed.Fak. Tarih Seminer Kitaplığı, nr. 700; Osmanlı Müellifleri, III, 75-76; TCYK, s. 696-704; Hediyyetü’l-ʿârifîn, II, 332; Karatay, Türkçe Yazmalar, I, 411-412, 420, 598-599; Babinger (Üçok), s. 323-325; Muʿcemü’l-maḫṭûṭâti’l-mevcûde fî mektebâti İstânbûl ve Ânâṭûlî, III, 1454-1455; Abdülkadir Özcan, “Hadîkatü’l-vüzerâ”, DİA, XV, 22.
Bu madde TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 2010 yılında İstanbul’da basılan 38. cildinde, 472-473 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde okumak ister misiniz?
BAŞKA BİR MADDE GÖSTER