SEYAHATNÂME

سياحتنامه
Bölümler İçin Önizleme
  • 1/3Müellif: HÜSEYİN YAZICIBölüme Git
    Arapça “gezmek, gezi” anlamındaki seyâhat ile (aslı siyâhat) Farsça nâme (risâle, mektup) kelimelerinden oluşan seyâhat-nâme “gezi mektubu, gezi eseri...
  • 2/3Müellif: KAAN DİLEKBölüme Git
    FARS EDEBİYATI. Seyahatnâme türünde Fars edebiyatının ilk örneği, Sâsânîler Devleti’nin kurucusu Erdeşîr b. Bâbek ile (226-240) aynı zamanda yaşayan A...
  • 3/3Müellif: MENDERES COŞKUNBölüme Git
    TÜRK EDEBİYATI. Hâtıranın bir alt türü olan seyahatnâme günlük, biyografi ve otobiyografiyle de yakından ilişkilidir. Türün en önemli malzemesi müelli...
1/3
Müellif:
SEYAHATNÂME
Müellif: HÜSEYİN YAZICI
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
İlk Yayın Tarihi: 2009
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 10.04.2020
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/seyahatname#1
HÜSEYİN YAZICI, "SEYAHATNÂME", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/seyahatname#1 (10.04.2020).
Kopyalama metni
Arapça “gezmek, gezi” anlamındaki seyâhat ile (aslı siyâhat) Farsça nâme (risâle, mektup) kelimelerinden oluşan seyâhat-nâme “gezi mektubu, gezi eseri” mânasına gelir. Buna Fars edebiyatında sefer-nâme adı da verilir. Arap edebiyatında “seyahat” ve “seyahatnâme” anlamında daha çok rihle kelimesi kullanılır. Edebü’r-rihle, edebü’r-rahalât terkipleri modern zamanlarda ortaya çıkmış, özellikle İbn Battûta seyahatnâmesinin XIX. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Fransızca, İngilizce gibi dillere çevrilmesinden sonra Arap edebiyatında kullanılmaya başlanmıştır. Rihle, “bir yerden bir yere göç etmek” mânasındaki rahl (veya aynı anlamdaki irtihâl) masdarından isim olup “göç” demektir. Eski Arap şiirinde, Kur’an’da ve hadislerde rihle “göç, yolculuk, gezi, seyahat” anlamlarında kullanılmış, Kur’an’da Kureyş kabilesinin ticaret amacıyla yaptığı yolculuk ve seyahatler rihle diye anılmıştır (Kureyş 106/1-2).

Asr-ı saâdet ve Hulefâ-yi Râşidîn döneminden itibaren İslâm dinini yaymaya vesile olan fetihleri kolaylaştırma, fetihler neticesinde genişleyen İslâm topraklarını oluşturan beldeleri ve halkını tanıma, başta hadis olmak üzere çeşitli ilimleri tahsil etme vb. amaçlarla müslümanlar tarafından seyahatler gerçekleştirilmiş ve seyahatnâmeler kaleme alınmıştır. İslâm’da bilinen ve seyahatnâmesinden günümüze parçalar intikal eden en eski seyyah Suriye fıkıh okulunun önemli temsilcisi, tâbiînden Mekhûl b. Ebû Müslim’dir (ö. 112/730). Mısır, Suriye ve Irak şehirleriyle bütün Ortadoğu’yu ve Hicaz bölgesini dolaşan Mekhûl, Basra kadısının hükümlerini ve Medine’deki bazı fakihlerin derslerini takip etmiş, Kûfe’de Kādî Şüreyh ve Şa‘bî ile görüşmüştür. Endülüs Emevî Halifesi II. Abdurrahman tarafından 208 (824) yılında Normanlar’a elçi olarak gönderilen şair Yahyâ b. Hakem el-Bekrî onların âdetleri, kral ve kraliçesiyle ilgili izlenimlerini anlatmıştır. Abbâsî Halifesi Vâsiḳ-Billâh’ın 228’de (842) Çin (veya İskender) Seddi hakkında bilgi edinmek amacıyla Sâmerrâ’dan elli adam ve 200 katır yükü yiyecekle gönderdiği Sellâm et-Tercümân’ın seyahati ve İbrâhim b. Ya‘kūb et-Turtûşî adlı bir yahudinin 289 (902) yılında Kurtuba (Córdoba) halifesinin elçisi olarak Alman İmparatoru Otto’yu ziyaret edip Alman ve Slav topraklarına dair gözlem ve izlenimleriyle ilgili bazı bilgiler aktardığı seyahati ilk seyahat örneklerindendir. Süleyman et-Tâcir 237’de (851-52) gerçekleştirdiği Çin, Hindistan, Malezya gezisiyle ilgili bir seyahatnâme kaleme almış (Aḫbârü’ṣ-Ṣîn ve’l-Hind), buna Ebû Zeyd es-Sîrâfî zeyil yazmıştır (Riḥletü Süleymân et-Tâcir: Silsiletü’t-tevârîḫ, nşr. Langlès, Paris 1811). Tâcir İbn Vehb el-Kureşî’nin 256 (870) yılında Sîrâf Limanı’ndan yaptığı Çin ve Hindistan seyahatini Mes‘ûdî kaydetmektedir (Mürûcü’ẕ-ẕeheb, I, 142-145). Ahmed b. Hanbel’in seyahatnâmesine (rihle) oğlu Abdullah ez-Zevâʾid adlı eserinde uzun bir bölüm tahsis etmiş, İbn Ebû Hâtim, babası Ebû Hâtim er-Râzî’nin seyahatnâmesine el-Cerḥ ve’t-taʿdîl’inde iki bölüm ayırmıştır. İmam Şâfiî bu ilk seyahatlerin ilmin gelişmesindeki önemini şu dizelerinde belirtmektedir: إنّي رأيت وقوف الماء يُفسده / إن سال طاب وإن لم يجر لم يطب // الأسد لولا فراق الغاب ما افترست / والسهم لولا فراق القوس لم يُصب (Gördüm ki suyun durgunlaşması bozar onu / Akarsa temiz olur, akmazsa kokuşur // Aslanlar ayrılmasalardı ormandan avlanamazlardı / Ok yayından ayrılmasaydı hedefini vuramazdı). Abbâsî Halifesi Muktedir-Billâh, 309’da (921) İdil Bulgar Hükümdarı Almuş (Almış) Han’ın İdil’deki karargâhına İbn Fadlân’ın başkanlığında dinî bir heyet göndermiştir. İbn Fadlân, bu seyahatle ilgili kitabında (Risâletü İbn Faḍlân) Bağdat’tan ayrılıp yine oraya dönünceye kadar gördüklerini, Bulgar ülkesini ve Rusya’yı, ayrıca buralarda yaşayan halkı ve âdetlerini anlatmıştır. Etnografik ve antropolojik analizlerin de yer aldığı eser bazılarına göre Rusya tarihiyle ilgili bilgi veren en eski yabancı kaynaktır. 331 (943) yılında Ebû Dülef Mis‘ar b. Mühelhil bir elçilik heyeti refakatinde deniz yoluyla Ermenistan, Çin ve Türk illerini dolaşmış ve seyahatnâmelerinde (Riḥle ile’ṣ-Ṣîn ve Riḥle fî vaṣati Âsiyâ) Türk illeri ve insanları hakkında önemli bilgiler aktarmıştır. Büveyhî veziri edip Sâhib b. Abbâd, er-Rûznâmce adlı seyahatnâmesinde Vezir Mühellebî ile Bağdat’ta buluşmasından ve o zamanki Bağdat’ın sosyal hayatı ile medrese ve müderrislerin durumundan söz etmiştir.

Klasik dönemde müelliflerin coğrafya ile ilgili olarak kaleme aldıkları kitaplar, coğrafyacının bizzat tanık olduğu ve duyduğu hikâyelere ve gözleme dayanan edebî eserler haline gelmiştir. Bu eserler bugünkü anlamda coğrafya kitabı olmaktan ziyade seyahat kitaplarına daha yakındır (Şevkī Dayf, s. 12). Aslında seyahatle, II. (VIII.) yüzyılın sonlarında müstakil bir alan haline gelen coğrafya arasında her zaman sıkı bir bağ bulunmuş, seyyahlar gittikleri ülkelerin halkının hayatı ve âdetleri hakkında bilgi sunmuştur. Seyyahların çoğunun her şeyden önce birer yazar olması dolayısıyla eserlerinde bazan hayale, bazan da gerçeğe dayanan hikâyemsi bir anlatım tarzı hâkimdir. Bu tür eserlerin telifi III. (IX.) yüzyılda başlamış ve IV. (X.) yüzyılda kemale ermiş olup Muhammed b. Mûsâ el-Hârizmî’nin Kitâbü Ṣûreti’l-arż’ı ile İbn Hurdâzbih’in el-Mesâlik ve’l-memâlik’i türün ilk ürünlerindendir. Daha sonra Ya‘kūbî’nin el-Büldân’ı, İbn Rüste’nin el-Aʿlâḳu’n-nefîse’si, İbnü’l-Fakīh el-Hemedânî’nin Kitâbü’l-Büldân’ı, Ebû Zeyd el-Belhî’nin Ṣuverü’l-eḳālîm’i ve öğrencisi İstahrî’nin el-Mesâlik ve’l-memâlik’i, Sâmânî Veziri Ceyhânî’nin el-Mesâlik ve’l-memâlik’i, Kudâme b. Ca‘fer’in Kitâbü’l-Ḫarâc’ı, Büzürg b. Şehriyâr’ın Kitâbü ʿAcâʾibi’l-Hind’i, İbnü’l-Hâik el-Hemdânî’nin Ṣıfatü Cezîreti’l-ʿArab’ı, Makdisî’nin Aḥsenü’t-teḳāsîm’i ve Mes‘ûdî’nin eserleri bu tür teliflerin öncüleri arasında yer alır. Bunların ardından başta İbn Havkal ile Bîrûnî olmak üzere Ebû Ubeyd el-Bekrî, Şerîf el-İdrîsî, Yâkūt el-Hamevî, Zekeriyyâ el-Kazvînî, İbn Saîd el-Mağribî, Ebü’l-Fidâ, İbn Fazlullah el-Ömerî ve İbn Haldûn gibi müellifler gezi ve müşahedelere dayanan birçok eser yazmışlardır.

Ebû Bekir İbnü’l-Arabî’den (ö. 543/1148) itibaren seyahatnâmelerin günlük anılar şeklinde olduğu görülmektedir. İbnü’l-Arabî Suriye, Irak, Hicaz ve Mısır’a yaptığı seyahatle ilgili olarak er-Riḥle (Tertîbü’r-riḥle) adlı eserini kaleme almıştır. Bu alanda İbnü’l-Arabî’yi İbn Cübeyr izlemiş, bu türü daha da ileriye götürmüş, eserinde yüksek bir edebî üslûp kullanmış olması dolayısıyla seyahat edebiyatının onunla başladığı söylenmiştir. İbn Cübeyr hac maksadıyla çıktığı bu seyahate 578 (1183) yılında Gırnata’dan başlamış ve yolculuğu iki yıl üç buçuk ay sürmüştür. Seyahatnâmesi Riḥletü İbn Cübeyr veya Riḥletü’l-Kinânî olarak tanınır. Seyahati esnasında Mısır, Hicaz, Irak ve Suriye’ye de uğrayan İbn Cübeyr izlenimlerini günlük notlar halinde kaleme almış, ekonomik, sosyal ve siyasal değerlendirmelerde bulunmuştur. Edip ve şair Safvân b. İdrîs’in gezdiği Endülüs şehirlerini tasvir ettiği Kitâbü’r-Riḥle’si günümüze kısmen intikal etmiştir. Yâkūt el-Hamevî’nin özellikle ticarî gezileri bu alana önemli katkılar sağlamış, Muʿcemü’l-büldân’ını bu gezilerdeki gözlem ve izlenimlerine dayanarak yazmıştır.

Dünyanın önemli gezginlerinden sayılan İbn Battûta seyahatnâmelere yeni bir anlayış ve üslûp getirmiş, ülke ve beldelerin özelliklerinden çok insanların ve halkların durumları, sosyal hayat, inanç ve gelenekleriyle ilgili bilgiler vermiş, bundan dolayı seyahatnâmesi tarih, coğrafya ve edebiyat yönünden olduğu kadar etnografik, antropolojik, sosyokültürel açılardan da büyük bir değer taşımıştır. Seyahatleri 725’ten (1325) itibaren otuz yıla yakın sürmüş olan İbn Battûta’nın gezdiği yerler arasında Türkiye, Hindistan, Çin, Endülüs, Batı Sudan, Cezayir, Tunus, Libya, Mısır gibi ülkeler bulunmaktadır. Gezileri esnasında tuttuğu notlar, Hindistan’da soyguna uğraması ve Kalküta Limanı’nda binmiş olduğu geminin batmasıyla zarar görmüş ve eserin yazılması bazı konularda sadece gezginin hâfızasına dayandırılmıştır. Türk-Moğol tarihiyle ilgili önemli bilgiler ihtiva eden seyahatnâmesi Tuḥfetü’n-nüẓẓâr fî ġarâʾibi’l-emṣâr ve ʿacâʾibi’l-esfâr adını taşır. İbn Battûta’nın çağdaşı Hâlid b. Îsâ el-Belevî’nin seyahatleriyle bu seyahatlere dayanan eseri Tâcü’l-mefriḳ de seyahat edebiyatı açısından önemlidir.

Seyahatnâmelerin bir amacı da hac ve ilim tahsilidir. VII. (XIII.) yüzyıldan itibaren gerçekleştirilen seyahatler, er-Riḥletü’l-Maġribiyye adlı eserin sahibi Ebû Muhammed el-Abderî ve Milʾü’l-ʿaybe sahibi İbn Rüşeyd’de görüldüğü gibi daha çok ilmî amaçlıdır. Bu tür seyahatnâmelerde gezgin önce hocalarını, görüştüğü âlimleri, kütüphaneleri, gezdiği ilim kurumlarını anlatır. Bazı seyahatnâmelerde gezginin otobiyografiye ağırlık verdiği görülmektedir. Bu türün en önemli şahsiyeti, el-ʿİber’in zeyli olan et-Taʿrîf bi’bni Ḫaldûn ve riḥletihî ġarben ve şarḳan adlı eseriyle İbn Haldûn’dur. İbn Haldûn eserinde sadece kendini değil dönemini de siyasî, tarihî, içtimaî ve edebî açıdan tanıtmış, ayrıca gezdiği ülkeler veya kendisi hakkında bilgi verirken pek çok edebî bilgiyle anlattıklarına renk katmıştır. Hac mahalline uzak olması sebebiyle Endülüs ve Kuzeybatı Afrika seyyahlarının hemen tamamında temel amaç hac ve ilim tahsilidir. Sayıları pek çok olan bu tür seyahatnâme yazarları arasında İbn Cübeyr, Ebü’l-Bekā er-Rundî, Ebû Muhammed el-Abderî, Abdullah b. Ahmed et-Ticânî, Kāsım b. Yûsuf et-Tücîbî, İbn Rüşeyd, Muhammed b. Câbir el-Vâdîâşî, Ruaynî, İbnü’l-Hac en-Nümeyrî, Hâlid b. Îsâ el-Belevî, Muhammed b. Ahmed İbn Melîh, Kalesâdî, İbn Osman el-Miknâsî sayılabilir. Diğer taraftan el-Menâzil ve’d-diyâr ve Aḫbârü’l-büldân’ı ile İbn Münkız, seyahat gözlemlerine dayanan el-Ensâb’ı ve Târîḫu Merv’i ile Abdülkerîm es-Sem‘ânî, el-İşârât ilâ maʿrifeti’z-ziyârât’ı ile Ebü’l-Hasan Ali b. Ebû Bekir el-Herevî, el-İfâde ve’l-iʿtibâr’ı ile Abdüllatîf el-Bağdâdî, Milʾü’l-ʿaybe’siyle İbn Rüşeyd, er-Ravżü’l-bâsim’i ve Zübdetü Keşfi’l-memâlik’i ile Halîl b. Şâhin gibi pek çok gezgin Arap edebiyatı seyahatnâme literatürüne olduğu kadar tarih, coğrafya, etnografya, sosyoloji vb. bilim alanlarına önemli katkılar sağlamıştır.

İslâm ülkelerinden Avrupa’ya ilmî heyetler gönderilinceye kadar seyahatler devam etmiş, İstanbul’a, Mekke’ye, müslümanların ve hıristiyanların diğer kutsal topraklarına seyahatler yapılmıştır. Bunların en önemlileri Abdullah b. Muhammed el-Ayyâşî (Mâʾü’l-mevâʾid: er-Riḥletü’l-ʿAyyâşiyye), Abdülganî en-Nablusî’nin (el-Ḥażretü’l-ünsiyye [Kudüs], Ḥulletü’ẕ-ẕeheb [Suriye], el-Ḥaḳīḳa ve’l-mecâz: er-Riḥletü’l-Ḥicâziyye [Şam, Mısır, Hicaz], et-Tuḥfetü’n-Nâblusiyye fi’r-riḥleti’ṭ-Ṭarâblusiyye) ve Ali el-Cübeylî’nin seyahatleridir. Türkçe ve Fransızca da konuşan Tunuslu seyyah Ali b. Sâlim el-Verdânî, II. Abdülhamid’in İspanya, Fransa ve İngiltere kütüphanelerinde Arapça yazma eserleri tesbit ettirmek üzere Mahmûd et-Türközî eş-Şinkītî başkanlığında gönderdiği heyete tercüman olarak katılmış, gözlem ve izlenimlerini er-Riḥletü’l-Endelüsiyye’sinde anlatmıştır.

XIX ve XX. yüzyıllarda seyahatnâme türü eserlerin yanı sıra seyahat edebiyatıyla ilgili çalışmalar da yapılmıştır. Bu asırlardaki seyahat edebiyatının belli başlı şahsiyetleri Şehâbeddin Mahmûd el-Âlûsî, Rifâa Râfî‘ et-Tahtâvî, Ahmed Fâris eş-Şidyâk, Abdullah Fikrî, Süleyman el-Bustânî, Betânûnî, Emîn b. Fâris er-Reyhânî, Vartetânî, Muhammed Hüseyin Heykel, Muhammed Hıdır Hüseyin, Tâhâ Hüseyin ve Hüseyin Fevzî’dir (diğer çalışmalar için bk. bibl.). Rifâa Râfî‘ et-Tahtâvî’nin Taḫlîṣü’l-İbrîz fî telḫîṣi Bârîz adlı eseri, o zamana kadar Paris ve Paris halkı hakkında Arapça kaynaklarda yer almayan önemli bilgiler içermekte, müellif Avrupa’da gördüklerini kendi ülkesindekilerle mukayese etmekte ve zaman zaman anlatımını kendisinin veya başkalarının şiirleriyle süslemektedir.

Lübnanlı Ahmed Fâris eş-Şidyâk Malta, Fransa ve İngiltere’ye yaptığı seyahatlerin izlenimlerini el-Vâsıṭa fî maʿrifeti aḥvâli Malṭa ve Keşfü’l-muḫabbâ ʿan fünûni Ûrubbâ adlı eserlerinde kaleme almıştır. Uzun yıllar yurt dışında ve özellikle İstanbul’da yaşayan Şidyâk ülkesinin gelişmesine yarayacak her bilgiyi almaya özen göstermiş, gelişmiş ülkeleri kendi ülkesiyle mukayese etmiştir. Malta’yı anlatırken tarih, coğrafya ve medeniyetinin yanı sıra halkının âdetlerinden, ahlâkî değerlerinden ve dillerinden de bahsetmiştir. Şidyâk Eḥâsinü’l-maḳāl fî meḥâsini ehli’ş-şimâl’inde Almanya seyahatini, Mısırlı Muhammed Ayyâd et-Tantâvî Tuḥfetü’l-ezkiyâʾ bi-aḫbâri bilâdi’r-Rûsiyâ adlı eserinde 1840-1850 yıllarında gerçekleştirdiği Rusya seyahatini anlatmıştır.

Arap edebiyatında XX. yüzyılın en önemli şahsiyetleri ve gezginlerinden kabul edilen Emîn b. Fâris er-Reyhânî, Mülûkü’l-ʿArab ev riḥle fi’l-bilâdi’l-ʿArabiyye adlı eserinde 1922-1923 yılları arasında Arap ülkelerine yapmış olduğu seyahatiyle ilgili düşüncelerini aktarmış, Ḳalbü’l-ʿIrâḳ adlı eserinde pek çok konunun yanı sıra 1920-1930 yıllarında meydana gelen Irak Devrimi’ni ele almış, ayrıca sosyolojik ve kültürel değerlendirmelerde bulunmuştur. Onun en-Nekebât, Ḳalbü Lübnân, Nûrü’l-Endelüs, Fayṣalü’l-Evvel ve Târîḫu Necdi’l-ḥadîs̱ adlı kitapları da vardır. Reşîd Rızâ’nın seyahatleriyle ilgili el-Menâr dergisinde çıkan notları Yûsuf Îbiş tarafından derlenerek Raḥalâtü’t-İmâm Muḥammed Reşîd Rıżâ adıyla neşredilmiştir.

BİBLİYOGRAFYA
Zemahşerî, el-Fâʾiḳ, II, 122-123; İbnü’l-Esîr, en-Nihâye, II, 1052; Abdürrezzâk es-San‘ânî, el-Muṣannef (nşr. Habîbürrahman el-A‘zamî), Beyrut 1403/1983, VIII, 448; Mes‘ûdî, Mürûcü’ẕ-ẕeheb (Abdülhamîd), I, 142-145; İbn Dihye el-Kelbî, el-Muṭrib (nşr. İbrâhim el-Ebyârî v.dğr.), Kahire 1954, s. 138-147; İbn Osman el-Miknâsî, el-İksîr fî fekâki’l-esîr (nşr. Muhammed el-Fâsî), Rabat 1965; Rifâa et-Tahtâvî, Taḫlîṣü’l-ibrîz fî telḫîṣi Bârîz (ed-Dîvânü’n-nefîs bi-îvâni Bârîs), Bulak 1250; a.mlf., Paris Gözlemleri (trc. Cemil Çiftçi), İstanbul 1992; Şevkī Dayf, er-Raḥalât, Kahire 1956, s. 12; Ahmed Ebû Sa‘d, Edebü’r-raḥalât, Beyrut 1961; Hüsnî Mahmûd Hüseyin, Edebü’r-riḥle ʿinde’l-ʿArab, Kahire 1976; Zekî Muhammed Hasan, er-Raḥḥâletü’l-müslimûn fi’l-ʿuṣûri’l-vüsṭâ, Beyrut 1401/1981; C. Gureyyib, Edebü’r-riḥle, Beyrut 1983; Ali b. Sâlim el-Verdânî, er-Riḥletü’l-Endelüsiyye (nşr. Adülcebbâr eş-Şerîf), Tunus 1984; Şâkir Hasbâk, İbn Baṭṭûṭa ve riḥletühû, Beyrut 1989; Hüseyin Muhammed Fehîm, Edebü’r-raḥalât, Küveyt 1409/1989; Hüseyin Nassâr, Edebü’r-riḥle, Beyrut 1991; Avâtıf Muhammed Yûsuf Nüvvâb, er-Raḥalâtü’l-Maġribiyye ve’l-Endelüsiyye, Riyad 1996; Nâsır Abdürrâzık el-Muvâfî, er-Riḥle fi’l-edebi’l-ʿArabî (ḥattâ nihâyeti’l-ḳarni’r-râbiʿi’l-hicrî), Kahire 1999; Fuâd Kındîl, Edebü’r-riḥle fi’t-türâs̱i’l-ʿArabî, Kahire 2002; H. Touati, Ortaçağda İslâm ve Seyahat (trc. Ali Berktay), İstanbul 2004, s. 9-17, 23-24, ayrıca bk. tür.yer.; Ahmed Ramazan Ahmed, er-Riḥle ve’r-raḥḥâletü’l-müslimûn, Cidde, ts. (Dârü’l-beyâni’l-Arabî); A. G. Chejne, “Travel Books in Modern Arabic Literature”, MW, LII (1962), s. 207-215; Atıyye Avde Ebû Sirhân, “Eşerü’r-raḥḥâleti’l-müslimîn fî taʿrîfi’l-müctemeʿâti’l-İslâmiyye”, el-Fayṣal, XXV, Riyad 1979, s. 31-34; Farouk Mardam-Bey, “Voyageurs arabes en Espagne”, MARS: Le monde arabe dans la recherche scientifique, sy. 9, Paris 1998, s. 95-101; C. E. Bosworth, “Travel Literature”, Encyclopedia of Arabic Literature (ed. J. S. Meisami - P. Starkey), London 1998, II, 778-780; A. Sait Aykut, “İbn Battûta”, DİA, XIX, 363-368; Nasuhi Ünal Karaarslan, “İbn Cübeyr”, a.e., XIX, 401-402; Süleyman Uludağ, “İbn Haldûn”, a.e., XIX, 542-543.
Bu bölüm ilk olarak 2009 senesinde İstanbul'da basılan TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 37. cildinde, 9-11 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
2/3
Müellif:
SEYAHATNÂME
Müellif: KAAN DİLEK
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
İlk Yayın Tarihi: 2009
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 10.04.2020
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/seyahatname#2-fars-edebiyati
KAAN DİLEK, "SEYAHATNÂME", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/seyahatname#2-fars-edebiyati (10.04.2020).
Kopyalama metni
FARS EDEBİYATI. Seyahatnâme türünde Fars edebiyatının ilk örneği, Sâsânîler Devleti’nin kurucusu Erdeşîr b. Bâbek ile (226-240) aynı zamanda yaşayan Arda Viraf (Erday Vîraf) adlı Zerdüşt bir din adamının hayalî cennet ve cehennem yolculuğunu konu edinen Ardâ Vîrâfnâme (Erday Vîrâfnâmek) adlı eseridir (Zebîhullah Safâ, I, 28). Fars edebiyatında gerçek bir seyahati içermeyen bu tür eserler İslâm sonrası dönemde de kaleme alınmıştır. Ferîdüddin Attâr’ın Manṭıku’ṭ-ṭayr’ı ve Şemseddin Muhammed Berdsirî-yi Kirmânî’nin Miṣbâḥu’l-ervâḥ’ı gibi eserler bu seyahatnâmelere örnek gösterilir. Fars edebiyatında bu türün en güzel örneklerinden biri, İstanbul’da yaşayan İranlı bir tüccar olan Hac Zeynelâbidîn-i Merâgī’nin (ö. 1910) Seyâḥatnâme-yi İbrâhîm Bîg yâ Belâ-yi Taʿaṣṣub-i Û adlı eseridir (Tahran 1366 hş.). Gerçekten vuku bulan bir yolculuğun anlatıldığı seyahatnâmelerin İslâm öncesi dönemde de yazıldığı ve özellikle Sâsânî devri seyyah ve denizcilerinin seyahatlerini Pehlevî dilinde kaleme aldıkları bilinmekle birlikte bu seyahatnâmeler ve coğrafya eserleri günümüze ulaşmamıştır. İslâmî devirde müslüman seyyah ve coğrafyacılar, Sâsânî döneminde Farsça yazılmış coğrafya eserleri ve seyahatnâmelerin bulunduğunu haber vermişlerdir (İbn Hurdâzbih, s. 4-19; Nefîs Ahmed, s. 4-16, 96).

İslâm dininin büyük bir coğrafyada yayılmasıyla müslümanlar hac ibadeti ve kutsal yerleri ziyaret, ilim tahsili ve ticaret amaçlı seyahatlere başlamışlardır. Ayrıca İslâm dininin tebliğ edilmesi arzusu seyahatlerin en önemli amacını oluşturmuştur. Bazan seyahatler bir devletin elçisi sıfatıyla yapılır ve seyahat izlenimleri kaleme alınır. Müslüman seyyahlar gezilerinde başka inançları araştırmak, çeşitli düşünce sahiplerini ve farklı toplumları tanımak gibi amaçlar da gütmüştür. İslâm sonrası dönemde Fars edebiyatında gerçek bir seyahate dayanan ve günümüze ulaşan ilk Farsça eser Nâsır-ı Hüsrev’in 437-444 (1045-1052) yılları arasında yaptığı, Merv’den başlayıp Nîşâbur, Rey gibi İran şehirleri ve Anadolu topraklarını geçerek Suriye ve Mısır’a ulaştığı yedi yıl süren, yaklaşık 18.000 kilometrelik seyahatini içeren Sefernâme (Seyâḥatnâme) adlı eseridir. Nâsır-ı Hüsrev’in hac ibadeti veya ilim tahsili için mi, yoksa o dönemde İsmâiliyye mezhebinin merkezi konumundaki Mısır’a gitmek amacıyla mı seyahate çıktığı tam olarak bilinmese de eserinin İslâmî dönemde günümüze ulaşan ilk Farsça seyahatnâme olduğu şüphesizdir (Nâsır-ı Hüsrev, neşredenin girişi, s. 3-29; Devletşah, s. 228; Zebîhullah Safâ, s. 193-198). İranlı şair Nizârî-i Kuhistânî’nin (ö. 720/1320) Sefernâme adlı mesnevisi Güney Kafkasya’ya yaptığı bir seyahati anlatır (Âgā Büzürg-i Tahrânî, IX, 1182; EI2 [İng.], VIII, 84). Nâsır-ı Hüsrev’in ardından İranlı seyyah ve coğrafyacılar çeşitli seyahatlere çıkmışlarsa da ya bu seyahatler kaleme alınmamış ya da dönemin ilmî dili olan Arapça ile yazılmıştır. Nâsır-ı Hüsrev’in Sefernâme’sinden sonra bilinen ilk Farsça seyahatnâmelerden biri, Timurlu devlet adamı Gıyâseddin Baysungur Mirza’nın Çin sefiri Gıyâseddin Muhammed Nakkāş-ı Tebrîzî’nin Çin yolculuğunu anlatan, Ḫıṭây Sefâretnâmesi olarak da bilinen ʿAcâʾibü’l-leṭâʾif adlı eseridir. Yaklaşık 825’te (1422) tamamlanan eser günümüze ulaşan ilk Farsça resmî elçi seyahatnâmesi olup Küçükçelebizâde İsmâil Âsım tarafından Türkçe’ye çevrilmiştir (İstanbul 1331). Ali Ekber-i Hıtâî’nin XVI. yüzyılın başlarında Çin’e yaptığı yolculuğu anlattığı ve 1516’da Yavuz Sultan Selim’e sunduğu Ḫıṭâynâme de (nşr. Îrec Efşâr, Tahran 1357 hş.) Türkçe’ye tercüme edilmiştir (İstanbul 1270; bk. HITÂYNÂME).

Farsça seyahatnâme yazımına değişen siyasal ve ekonomik ortam gereği Safevîler döneminde yeniden ilgi gösterilmiştir. Bu devirde devletin Avrupa ülkeleriyle artan ilişkileri, özellikle İtalyan, İspanyol, Portekiz ve İngiliz seyyah ve devlet görevlilerinin İran’a gelmesiyle yazılan seyahatnâmeler ve Safevî şahlarının Batı’yı tanımak istemesi İranlı saray görevlileriyle seyyahların seyahate çıkmasına sebep olmuştur. Dönemin öne çıkan seyahatnâme yazarlarından biri, I. Şah Abbas’ın, kendisi de seyahatnâme yazarı olan İngiliz maceracı Sir Anthony Sherley’nin yanında Hazar denizi, Volga nehri, Moskova üzerinden Almanya’ya ve bugünkü Çek Cumhuriyeti’ne, oradan İtalya ve daha sonra İspanya’ya gönderdiği (1008/1599) Oruç Bey b. Sultan Ali Bey-i Beyât’tır. İranlı Don Juan olarak tanınan Oruç Bey, İtalya’da papanın misafiri olmuş, burada Hıristiyanlığı benimseyerek kilise korumasında İspanya’ya gitmiştir (1011/1602). Oruç Bey seyahat notlarını Farsça tutmasına rağmen seyahatnâmesi, Licentite Alfonso Ramon adlı bir keşiş tarafından İspanya’nın Valladolid bölgesinde kullanılan Castille dilinde kaleme alınmış ve 1604’te İspanya’nın Valladolid şehrinde yayımlanmıştır. Oruç Bey, Tebriz’de yapılan Osmanlı-Safevî savaşına katılmış, seyahatnâmesinde bu savaş hakkında bilgi vermiştir (Oruç Bey-i Beyât, Don Jûân-i Îrânî, nşr. Guy le Strange, trc. Mes‘ûd Recebniyâ, Tahran 1338 hş., s. 4-49). Bu devrin önemli seyahatnâme yazarlarından bir diğeri, Şah Süleyman Safevî’nin hediyelerini Siyam (bugünkü Tayland) sultanına götüren Muhammed Rebî‘ b. Muhammed İbrâhim’dir. Muhammed Rebî‘, 1096 (1685) yılında Fars körfezinden başlayarak Uman denizi ve Hint Okyanusu’nu aşıp Siyam’a yaptığı ve 1098’de (1687) İran’a dönerek tamamladığı seyahat notlarını kitap haline getirmiştir (Sefîne-yi Süleymânî [Sefernâme-yi Sefîr-i Îrân be-Siyâm], nşr. Abbas Fârûkī, Tahran 1356 hş.). Safevî döneminde Şiî ulemâsının seyahatleri, hac yolculukları, kutsal yerleri ziyaretleri ve Hindistan gezileri de öne çıkar. Şeyh Necîbüddin Ali b. Muhammed Âmilî (ö. 1011/1602) Yemen, Hicaz, İran, Irak ve Hindistan seyahatini 2500 beyitlik eserinde anlatmıştır (Âgā Büzürg-i Tahrânî, X, 167). Bunun yanında Mirza Muhammed Dâvûd-i İsfahânî’nin 1109’da (1697) İsfahan’dan Horasan’a gerçekleştirdiği seyahatinin notlarını içeren Sefernâme-i Ḫorâsân adlı mesnevisi de zikredilmelidir (a.g.e., IX, 318; Rızâ Kulı Han Hidâyet, s. 330).

Farsça seyahatnâme yazımı Safevî sonrası kargaşa ortamında Kaçarlar dönemine kadar Batı’daki anlamıyla önem kazanmaya başlamış ve birçok eser kaleme alınmıştır. Özellikle son iki yüzyıllık dönemde seyahat eden her devlet adamı, din adamı ve seyyahların çoğu izlenimlerini yazmıştır. İran seyahatnâme edebiyatında ve modernleşme düşüncesinde çok önemli bir yere sahip olan seyahatnâmelerden biri Mirza Ebû Tâlib Han İsfahânî tarafından kaleme alınmıştır. Ebû Tâlib Han, 1213-1218 (1798-1803) yılları arasında Londra ve Paris gibi Avrupa şehirleriyle Kuzey Afrika’ya yaptığı seyahatlerinin izlenimlerini Sefernâme-yi Ebû Ṭâlib olarak da bilinen Mesîr-i Ṭâlibî fî bilâdi’l-Efrencî adlı eserinde toplamıştır (nşr. Hadyu Cem, Tahran 1363 hş.). Rızâ Kulı Han Hidâyet’in resmî görevle Hîve Hanı Muhammed Emîn Hârizmşah ile görüşmek üzere çıktığı seyahatini anlattığı Sefâretnâme-yi Ḫârizm de özellikle Hîve Hanlığı tarihi ve sosyal hayatı bakımından önemlidir (Fr. trc. ve nşr. C. H. A. Schefer, Paris 1859; nşr. Ali Husurî, Tahran 1977). Kaçarlar zamanında haccı ve Şiîler’ce kutsal sayılan yerlerin ziyaretini konu edinen seyahatnâmeler çoğunlukla Sefernâme-yi Ḥâc (Sefernâme-yi Beytullāh), Meşhed’de Ali er-Rızâ türbesine yapılan ziyaretler Sefernâme-yi Rażavî, imamların kabirlerinin bulunduğu Irak’taki Kerbelâ, Necef ve Sâmerrâ gibi şehirlere yapılan ziyaretler de Sefernâme-i Atebât adını taşımaktadır. Bu tür eserlere Nâsır-ı Gîlânî’nin 1298 (1881) yılında yazılan Sefernâme-yi Rażavî’si, Nizâm-ı Tebrîzî’nin manzum ve mensur Sefernâme-yi Rażavî’si (Tebriz 1324), Mirza Ali Han İ‘timâdüssaltana’nın 1283’te (1866) kaleme alınan Sefernâme-i Beytullāh’ı, Müşterî-yi Horasânî’nin manzum Sefernâme-i Mekke’si (Tahran 1300), Mirza Ali Emînüddevle’nin Sefernâme-i Mekke’si (Tahran 1328), Muhbirüssaltana Mehdî Kulı Hidâyet’in Sefernâme-i Mekke’si (Tahran 1330 hş.), Mu‘temidüddevle Ferhad Mirza’nın Sefernâme-i Mekke’si örnek gösterilebilir (Âgā Büzürg-i Tahrânî, IX, 1046, 1203; XII, 186, 189). Bu seyahatnâmeler arasında Mehdî Kulı Hidâyet’in Çin, Japonya ve Amerika’yı da gezerek yaptığı Mekke ziyaretini anlattığı Sefernâme Teşerrüf be Mekke-yi Muʿaẓẓama’sı önemlidir (Tahran 1330 hş.). İran coğrafyasında gerçekleştirilen seyahatleri konu alan seyahatnâmelere örnek olarak biri Muhammed Şah Kaçar zamanında, diğeri Nâsırüddin Şah döneminde İran’ın güneyine yapılan ve Dü Sefernâme ez Cenûb-i Îrân der Sâlhâ-yi 1256-1308 adıyla yayımlanan (nşr. Seyyid Ali Âl-i Dâvûd, Tahran 1368 hş.) iki devlet görevlisinin seyahatnâmesi gösterilir. Safevîler zamanında başlayan İranlılar’ın Batı ile ilişkileri Kaçarlar döneminde hızla gelişmiş ve birçok devlet görevlisi, öğrenci ve aydın yurt dışına geziye çıkmıştır. Bu tür seyahatnâmelerin başlıcaları Nizâmüssaltana Acudanbaşı-yı Feth Ali Şah’ın 1838-1839 yıllarında Avusturya, Fransa ve İngiltere’ye yaptığı seyahati anlattığı Sefernâme-yi Niẓâmü’s-salṭana’sı, Ferruhhan Emînüddevle’nin seyahatnâmesi (Maḫzenü’l-veḳāyiʿ), Kaçar Şahı Nâsırüddin Şah’ın üç Avrupa gezisinin izlenimlerinin kaleme alındığı seyahatnâmeleri, Muzafferüddin Şah’ın Avrupa gezisinin anlatıldığı Sefernâme-yi Firengistân’ıdır. Bunların çeşitli baskıları yapılmıştır (Hânbâbâ, III, 3023-3024, 3027-3029; Âgā Büzürg-i Tahrânî, XII, 188). Ayrıca Muînüssaltana Muhammed Ali Han’ın Sefernâme-yi Şîkâgo’su (Paris 1318 hş.), Hac Muhammed Ali b. Muhammed İsmâil Pîrzâde-yi Nâinî’nin Sefernâme-yi Pârîs’i (Tahran 1316 hş.), Şeyhürreîs Ebü’l-Hasan Mirza’nın Sefernâme-yi İstânbûl’u (Âgā Büzürg-i Tahrânî, XII, 185), Mirza Fazl Ali Tebrîzî’nin Sefernâme-yi Avrûbâ’sı (1328) ve Mirza Senglâh-ı Horasânî’nin Seyâḥatnâme-yi Senglâḫ’ı (Tebriz 1295) burada sayılabilir (a.g.e., IX, 836; XII, 185-188, 269; Yahyâ Âryanpûr, II, 281).

Abbas Mirza zamanında Avrupa’ya ilk öğrencilerin gönderilmeye başlanmasıyla Batı ülkelerine seyahat eden İranlılar bu seyahatlerini yazmaya başlarlar. 1811-1815 yılları arasında İngiltere’ye giden, Tahran’da İran’ın ilk gazetesini çıkaran (1836) ve modern İran tarihinde çok önemli bir konuma sahip ilk seyahatnâmeyi yazan Mirza Sâlih-i Şîrâzî’nin Avrupa seyahatlerini kaleme aldığı eseri Farsça seyahatnâmelerin en önemlilerinden biri sayılır. Şîrâzî’nin eseri konu edindiği İngiliz ve İran yaşantısının farklarını anlatması, Meşrutiyet hükümetini ve parlamenter sistemi tavsifiyle İran edebiyatında bir ilktir (Mecmûʿa-i Sefernâmehâ-yi Mîrzâ Ṭâlib-i Şîrâzî, nşr. Gulâm Hüseyin Mirza Sâlih, Tahran 1364 hş.). İran’da XIX. yüzyılın ikinci yarısında başlayan Meşrutiyet hareketleri İranlı aydınların birçok gezi yapmasına veya yenilikçi düşüncelerinden dolayı sürgüne gönderilmesine sebep olmuştur. XIX ve XX. yüzyıl İran edebiyatında seyahatnâme yazımı İran romancılığının doğmasına da yardım etmiştir. Son dönem seyahatnâme yazarları arasında özellikle Seyyid Celâl Âl-i Ahmed, İbrâhim Bâstânî-yi Pârizî, Ali Asgar Muhâcir, Îrec Efşâr, Mahmûd Devletâbâdî, Muhammed Ca‘fer Yâ-Hakkī gibi yazar ve ilim adamları sayılabilir.

BİBLİYOGRAFYA
İbn Hurdâzbih, el-Mesâlik ve’l-memâlik (nşr. Hüseyin Karaçânlû), Tahran 1370 hş., s. 4-19; Nâsır-ı Hüsrev, Sefernâme (nşr. M. Debîr-i Siyâkī), Tahran 1355 hş., neşredenin girişi, s. 3-29; Hâfız-ı Ebrû, Zübdetü’t-tevârîḫ (nşr. Seyyid Kemâl Hâc Seyyid Cevâdî), Tahran 1372 hş., II, 666, 818-819; Abdürrezzâk es-Semerkandî, Maṭlaʿu’s-saʿdeyn (nşr. Muhammed Şâfî), Lahor 1360 hş., II, 454, 478; Devletşah, Teẕkiretü’ş-şuʿarâʾ (nşr. Muhammed Abbâsî), Tahran 1337 hş., s. 228; Rızâ Kulı Han Hidâyet, Teẕkire-i Riyâżü’l-ʿârifîn, Tahran 1376 hş., s. 330; Mehdi Kulı Han Hidâyet, Sefernâme Teşerrüf be Mekke-yi Muʿaẓẓama, Tahran 1960; Oruç Bey-i Beyât, Don Jûân-i Îrânî (nşr. G. le Strange, trc. Mes‘ûd Recebniyâ), Tahran 1338 hş., s. 4-49; Hânbâbâ, Fihrist, III, 3016-3034; Yahyâ Âryanpûr, Ez Ṣabâ tâ Nîmâ, Tahran 2535 şş., II, 55, 253, 281, 395; Âgā Büzürg-i Tahrânî, Eẕ-Ẕerîʿa ilâ teṣânîfi’ş-Şîʿa, Beyrut 1403/1983, IX, 318, 638, 836, 1046, 1155, 1182, 1203; X, 165-171; XII, 185-190, 269; XXII, 434; Zeki Muhammed Hasan, Cihângerdân-i Müselmân der Ḳurûn-i Vüsṭâ (trc. Abdullah Nâsırî-i Tâhirî), Tahran 1366 hş., s. 1-14; Nefîs Ahmed, Ḫidemât-i Müselmânân be Coġrâfyâ (trc. M. Hasan Gencî), Tahran 1368 hş., s. 4-16, 96; Adam Mez, Temeddün-i İslâmî der Ḳarn-i Çehâr Rûm-i Hicrî (trc. Ali Rızâ Zekâvetî Karagözlü), Tahran 1377 hş., s.15, 76; I. Y. Krachkowsky, Târîḫ-i Neviştehâ-yi Coġrâfyâ-yi der Cihân-i İslâm (trc. Ebü’l-Kāsım Pâyende), Tahran 1379 hş., s. 114; Abdülhâdî Hâirî, Nehostin Ruyâruyihâ-yi Endîşegerân-i Îrân bâ dû Ruye-yi Temeddûn-i Burjuvâzi-yi Ġarb, Tahran 1380 hş., s. 158-176; Buruzger, “Sefernâme”, Ferhengnâme-i Edeb-i Fârsî (nşr. Hasan Enûşe), Tahran 1376 hş., II, 817-821; Zebîhullah Safâ, İran Edebiyatı Tarihi (trc. Hasan Almaz), Ankara 2002, I, 28, 193-198; J. T. P. de Bruijn, “Nizārī Ḳuhistānī”, EI2 (İng.), VIII, 83-84.
Bu bölüm ilk olarak 2009 senesinde İstanbul'da basılan TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 37. cildinde, 11-13 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
3/3
Müellif:
SEYAHATNÂME
Müellif: MENDERES COŞKUN
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
İlk Yayın Tarihi: 2009
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 10.04.2020
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/seyahatname#3-turk-edebiyati
MENDERES COŞKUN, "SEYAHATNÂME", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/seyahatname#3-turk-edebiyati (10.04.2020).
Kopyalama metni
TÜRK EDEBİYATI. Hâtıranın bir alt türü olan seyahatnâme günlük, biyografi ve otobiyografiyle de yakından ilişkilidir. Türün en önemli malzemesi müellifin ziyaret ettiği coğrafyadaki olay, bilgi ve anlayış farklılığı gibi değişikliklerden bahsetmesidir. Bu durumun seyahatnâme yazarını bazan abartıya, hatta yalana ve uydurmaya sevkettiği de görülmüştür. Nitekim Batı’da yapılan araştırmalar bazı meşhur seyahatnâmelerin varlıklarını kısmen veya tamamen yazarlarının kütüphanesinde bulunan kitaplardan elde ettiklerine muhayyile ve ifade gücüne borçlu olduklarını ortaya çıkarmıştır. Osmanlı toplumunda savaş, memuriyet, iş bulma, sürgün, eğitim, irşad ve hac gibi vesilelerle seyahat edilmesine rağmen XIX. yüzyıla kadar oldukça az sayıda seyahatnâme kaleme alınmıştır. Bunun en önemli sebebi, genellikle kişilerin bu yolculuklara farklı yerleri görmek ve anlatmak gibi bir maksatla çıkmamış olmalarıdır. Ayrıca Osmanlı toplumunda yolculuğun özellikle tahsilli kesim için hayatın bir parçası sayılması, seyahatlerin aynı medeniyet ve devlet sınırları içinde yapılmış olması da bu anlayışı desteklemiştir. Buna karşılık Pîrî Reis ve Seydi Ali Reis gibi denizciler, Mâcuncuzâde Mustafa ve Tımışvarlı Osman Ağa gibi esirler ise Osmanlı coğrafyası dışında geçen hayatlarını yazmışlardır. Bunların yanında evliya ve mürşidlerin hayatları dışında şahsî hayatın Türk-İslâm kültüründe kayda geçirilecek kadar önemli sayılmaması da etkili olmuştur. Osmanlı sultanlarının seferleri ve hayatları bile farklı gerekçelerle kaleme alınmıştır. Nihayet bunlara seyahatnâme veya hâtıra yazımının edebî bir tür olarak XIX. yüzyıl öncesi Türk edebiyatında yerleşmemiş olması da eklenebilir. Osmanlı ve İslâm medeniyetinde yolculuk hâtıraları çoğunlukla hasbihal, sergüzeştnâme, gazavatnâme, fetihnâme, menzilnâme, tarih, tezkire, esâretnâme, sefâretnâme ve takrir gibi diğer türler içinde yer bulabilmiştir. Dolayısıyla bu gibi eserler farklı özellikler taşımaktadır. Meselâ her ikisi de Kanûnî Sultan Süleyman’a sunulmak üzere yazılmış olan iki eserden Kitâb-ı Bahriyye’yi Pîrî Reis, bilgi ve hâtıralarından coğrafî bir kitap oluşturmak ve okuyucuya faydalı olmak için kaleme almış, eserinde sade ve nesnel bir üslûp kullanmışken Seydi Ali Reis Mir’âtü’l-memâlik’i okuyucunun aklından ziyade hissine ve merak duygusuna hitaben edebî ve şahsî bir üslûpla yazmıştır. Yine Seydi Ali Reis, Hint seyahati izlenimlerinden yararlanarak oluşturduğu Kitâbü’l-Muhît’inde okuyucuya zevk değil bilgi vermeyi hedeflemiştir. Osmanlı edebiyatında kısmen veya tamamen seyahatnâme niteliği taşıyan eserler şöylece gruplandırılabilir.

Yolculuğun Esas Alındığı Seyahatnâmeler. Bu eserlerin amacı görülen ve yaşanılan farklılıkları okuyucuya anlatmak, bu arada onu eğlendirmek, meraklandırmak ve heyecanlandırmak kadar üslûbun izin verdiği ölçüde bilgilendirmektir. Bunlar arasında Evliya Çelebi’nin Seyahatnâme’sinin bazı kısımları, bazı yönleriyle Murâdî’nin Gazavât-ı Hayreddin Paşa’sı (haz. M. Ertuğrul Düzdağ, İzmir 1995), Seydi Ali Reis’in Mir’âtü’l-memâlik’i (haz. Mehmet Kiremit, Ankara 1999), Tımışvarlı Osman Ağa’nın anıları (haz. Harun Tolasa, Konya 1986; nşr. Esat Nermi Erendor, İstanbul 1998) ve Bayburtlu Zihnî’nin Hikâye-i Garîbe’si (haz. Saim Sakaoğlu, Konya 1992) sayılabilir. Türk edebiyatında özellikle XIX. yüzyılın ikinci yarısından itibaren birçok seyahatnâme kaleme alınmış olup başlıcaları şöylece sıralanabilir: Ömer Lutfi, Ümid Burnu Seyahatnâmesi (İstanbul 1292); Hayrullah Efendi, Avrupa Seyahatnâmesi (haz. Belkıs Altuniş-Gürsoy, Ankara 2002); Mühendis Fâik, Seyâhatnâme-i Bahr-i Muhît (İstanbul 1285); Bağdatlı Abdurrahman Efendi, Brezilya Seyahatnamesi (haz. N. Ahmet Özalp, İstanbul 1995); Mehmed Hurşid Paşa, Seyâhatnâme-i Hudûd (haz. Alâattin Eser, İstanbul 1997); Seyyah Mehmed Emin Efendi, İstanbul’dan Asyâ-yı Vustâ’ya Seyahat (İstanbul 1295); Ahmed Hamdi Efendi, Seyahatnâme: Hindistan Svat ve Afganistan (haz. Fatma Rezan Hürmen, İstanbul 1995); Sâdullah Paşa’nın Paris gezisiyle ilgili yazıları; Fâtih Kerîmî, Avrupa Seyahatnâmesi (haz. Fazıl Gökçek, İstanbul 2001) ve Kırım’a Seyahat (haz. Hayri Ataş, İstanbul 2004); Sâdık el-Müeyyed Paşa, Afrika Sahrâ-yı Kebîrinde Seyahat (İstanbul 1314), Habeş Seyahatnâmesi (İstanbul 1322; haz. Mustafa Baydemir, İstanbul 1999); Selânikli Tevfik, Musavver Hindistan Seyahatnâmesi (İstanbul 1318); Muhammed Zahir Bigi, Mâverâünnehir’e Seyahat (haz. Ahmet Kanlıdere, İstanbul 2005); Karçınzâde Süleyman Şükrü, Seyâhatü’l-kübrâ (Petersburg 1907); Tabip Albay İbrâhim Abdüsselâm, Yemen Seyâhatnâmesi ve Coğrafyâ-yı Nebâtî (İstanbul 1324); Mehmed Mihri, Sûdan Seyahatnâmesi (İstanbul 1326); Şerefeddin Mağmûmî, Seyâhat Hâtıraları (Kahire 1908-1909); Mustafa Enis, Avrupa Hâtırâtım (İstanbul 1327); Mehmed Enîsî, Bir Denizci’nin Avrupa Günlüğü (haz. N. Ahmet Özalp, İstanbul 2008); Ahmed Midhat Efendi, Avrupa’da Bir Cevelân (İstanbul 1307), Sayyâdâne Bir Cevelân: İzmit Körfezinde Bir Mesîre-i Saydiyye; Ali Cevad, Almanya Seyahatnâmesi (İÜ Ktp., TY, nr. 5093), Felemenk Seyahatnâmesi (İÜ Ktp., TY, nr. 5092), Rusya Seyahatnâmesi (İÜ Ktp., TY, nr. 5097); Ali Suad, Seyahatlerim (İstanbul 1332; haz. N. Ahmet Özalp, İstanbul 1996); Mehmed Rauf, Seyahatnâme-i Avrupa; Ahmed Hâşim, Frankfurt Seyahatnâmesi (İstanbul 1933); Cenab Şahabeddin, Hac Yolunda (İstanbul 1325; haz. Hülya Erdem, İstanbul 1996), Âfâk-ı Irâk (haz. Bülent Yorulmaz, İstanbul 2002), Avrupa Mektupları (İstanbul 1335); Hüseyin Kâzım Kadri’nin Almanya, Londra, Moskova, Viyana seyahatnâmeleri (İstanbul 1991); Ahmed Refik (Altınay), Kafkas Yollarında Hâtıralar ve Tahassüsler (İstanbul 1919); Ubeydullah Efendi, Malta, Afganistan ve İran Hatıraları (haz. Ömer Hakan Özalp, İstanbul 2002); Ahmed İhsan Tokgöz, Avrupa’da Ne Gördüm? (İstanbul 1307); İsmail Habip Sevük, Tuna’dan Batı’ya (İstanbul 1935), Yurddan Yazılar (İstanbul 1943); Reşat Nuri Güntekin, Anadolu Notları (İstanbul 1936); Selim Sırrı Tarcan, İsveç’te Gördüklerim: Şimal’in Üç İrfan Diyarı: Finlandiya, İsveç, Danimarka (İstanbul 1940), Yurt Dışında Londra’da Gördüklerim (İstanbul 1948); Falih Rıfkı Atay, Denizaşırı (Ankara 1931), Tuna Kıyıları (İstanbul 1932), Taymis Kıyıları (İstanbul 1934), Bizim Akdeniz (Ankara 1934), Gezerek Gördüklerim (Ankara 1970), Hind (İstanbul, ts.).

Esâretnâmeler. Osmanlılar’ın farklı bir medeniyetle temasını sefâretnâmelerden önce hikâye eden önemli eserlerdendir. Bunların bazılarında müellif, hâtıralarını yazma gerekçesini herkesin gidemeyeceği bir ülke ve medeniyette bulunma olarak göstermiştir. Mektup şeklinde kaleme alınmış olanlar dahil çok az esir yabancı bir ülkede başından geçenleri yazıya dökmüştür. Bazıları seyahatnâme niteliği taşıyan ve münşeat mecmualarında rastlanan bu mektupların yazılış sebepleri, ya müellifin içinde bulunduğu durumu dostlarına bildirmek istemesi ya da korsanlar tarafından kendisinden istenen fidyeyi memleketteki dostlarının yardımıyla temin ederek kurtulma arzusudur. Cem Sultan’ın Rodos, Fransa ve İtalya’da geçen on üç yıllık gurbet hayatını anlatan ve ilk neşri Mehmed Ârif tarafından yapılan Vâkıât-ı Sultân Cem (İstanbul 1330) Türk edebiyatında türünün ilginç örneklerindendir (eserin ilmî neşri Nicolas Vatin tarafından yapılmıştır, Sultan Djem, Ankara 1997). Maltalı korsanlara esir düşen Mâcuncuzâde Mustafa, 1007’de (1599) kaleme aldığı Sergüzeşt-i Esîrî-i Malta adlı eserinde (haz. Cemil Çiftçi, Malta Esirleri, İstanbul 1996) esaret hayatını nisbeten ayrıntılı biçimde anlatır. Bir macera romanı gibi kaleme alınmış esâretnâmeler arasında Yûsuf Efendi’nin Makāle-i Zindancı Mahmûd Kapudan Berây-ı Feth u Zafer-i Keştî-i Maltiz-i Laîn-i Dûzahmekîn (Köprülü Ktp., Ahmed Paşa, nr. 214, vr. 70a-107b; nşr. Fahir İz, TM, XIV [1964], s. 113-150) ve Tımışvarlı Osman Ağa’nın Bir Osmanlı Askerinin Sıradışı Anıları 1688-1700 (haz. Orhan Sakin, İstanbul 2007) gösterilebilir.

Sergüzeştnâme ve Hasbihal Türünde Yazılan Manzum Seyahatnâmeler. Bu türdeki eserlerin önemli bir kısmında şairin amacı hayatta ve özellikle gurbette çektiği sıkıntıları anlatmaktır (bk. SERGÜZEŞTNÂME). Bunlar arasında Cemâlî’nin Der Beyân-ı Meşakkat-i Sefer ü Zarûret ü Mülâzemet’i, Alî’nin Derdnâme’si, Fânî’nin Belâzede’si, Güvâhî’nin Gurbetnâme’si, İsmâil Belîğ’in Sergüzeştnâme-i Fakīr be-Azîmet-i Tokat’ı, Varvarî Ali Paşa’nın bir manzumesi, Bosnalı şairlerden Mîr Ali Rızâ İstolçevî’nin Sergüzeşt-i Hakîr-i Pürtaksîr’i ve III. Murad dönemi müelliflerinden Ahmed b. İbrâhim Tokadî’nin Acâibnâme-i Hindustân’ı sayılabilir. İzzet Molla’nın Mihnetkeşân adlı mesnevisi kendine özgü bir seyahatnâmedir (İstanbul 1269). Bayburtlu Zihnî’nin Sergüzeştnâme’si de İzzet Molla’nınki gibi şairin değişik olaylar karşısındaki tavrını, duygu ve düşüncelerini yansıtan manzumelerin toplandığı bir mecmuadır.

Hac Seyahatnâmeleri. Bunların çoğu hac kervanının güzergâhı (menâzil) ve hac ibadetinin usulüne uygun biçimde yerine getirilmesi (menâsik) konusunda okuyucuyu bilgilendirmek amacıyla kaleme alınmıştır. Sulhî, Bahrî ve Cûdî gibi şairler hac kervanının güzergâhını mesnevi ve kaside şeklinde kısaca tasvir ederken Abdurrahman Hibrî, Kadrî ve Mehmed Edib gibi yazarlar eserlerinde hac güzergâhı ve haccın ifası hakkında ayrıntılı bilgi verirler. Bunların yanı sıra genel kütüphanelerle özel kütüphanelerde yazarları bilinmeyen menâzil ve menâsik türünde birçok eser mevcuttur. Ahmed Fakih’in Kitâbü Evsâfı mesâcidi’ş-şerîfe’si (haz. Hasibe Mazıoğlu, Ankara 1974) hac seyahatnâmelerinin ilk örneği sayılabilir. XVI. yüzyıl şairlerinden Fevrî hac yolculuğunu ve izlenimlerini arkadaşı Âşık Çelebi’ye yazdığı bir mektupta dile getirmiştir. Nâbî’nin oldukça sanatkârane bir üslûpla kaleme aldığı Tuhfetü’l-Haremeyn’i (haz. Mahmut Karakaş, Şanlıurfa 1989) hac seyahatnâmelerinin en edebî olanıdır. Muhlisî-i Bosnevî, Delîlü’l-menâhil ve mürşidü’l-merâhil adlı eserinde Ege adaları ve Mısır üzerinden Mekke’ye yaptığı seyahat sırasında uğradığı menzilleri manzum olarak anlatır. XVIII. yüzyıl şair ve yazarlarından Seyyid İbrâhim Hanîf Bey’in kaleme aldığı Hâsıl-ı Hacc-ı Şerîf li-menâzili’l-Haremeyn’i muhteva bakımından önemli bir eser sayılmaz (bk. HAC [Literatür]). Tek nüshası Marmara Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi Kütüphanesi’nde bulunan (Yazmalar, nr. 368) Hüseyin Vassâf’ın Hicaz Hâtırası, müellifin XX. yüzyıl başlarında gerçekleştirdiği hac ziyaretini günlük şeklinde ele alan, fotoğraflarla zenginleştirilmiş bir eserdir (bk. Sarıkaya, sy. 10 [2006], s. 62-66).

Coğrafya ve Tarih Kitabı Niteliğindeki Seyahatnâmeler. Bölgelerin halkı, coğrafyası, tarihi, yönetimi ve kültürü hakkında bilgi içeren bu eserler seyahatnâme, coğrafya ve tarih türlerinin kesiştiği noktada yer alır. Bunların yazımında yolculuk notlarının dışında yazılı ve sözlü kaynaklardan elde edilen bilgiler de kullanılmıştır. Türk edebiyatında bu türdeki ilk eserler Orta Asya, Hindistan ve Çin coğrafyasında yapılmış seyahatleri anlatan Farsça kitaplardır. IX-XIII. yüzyıllarda Fars asıllı birçok müellif coğrafyayla ilgili eserlerini Arapça kaleme almış, Osmanlı âlimleri de Arapça ve Farsça eserleri XV. yüzyılda tercüme etmeye başlamıştır. Zekeriyyâ el-Kazvînî’nin ʿAcâʾibü’l-maḫlûḳāt adlı eseri büyük ilgi görmüş ve muhtemelen ilk defa Rükneddin Ahmed tarafından Türkçe’ye çevrilerek Çelebi Mehmed’e takdim edilmiş, ayrıca XVI. yüzyılda Sürûrî Muslihuddin Mustafa tarafından tercüme edilmiştir. Mevcut bilgilere göre Türkler tarafından yazılan ilk seyahatnâmelerden biri Gıyâseddin Nakkaş’a aittir. Timur’un oğlu Şâhruh Mirza’nın 1419’da Çin hakanına gönderdiği heyet içinde yer alan Nakkaş seyahat notlarını 1422’de Sefernâme-i Çîn adıyla kitap haline getirmiş, eseri Damad İbrâhim Paşa’nın isteği üzerine Çelebizâde İsmâil Âsım Acâibü’l-letâif adıyla Türkçe’ye çevirmiştir (İstanbul 1331). Bedreddin el-Aynî’nin 1421’de yazdığı ʿİḳdü’l-cümân fî târîḫi ehli’z-zamân’ı coğrafya ve tarih sahasında olup 1725’te Abdüllatif Râzî tarafından Türkçe’ye tercüme edilmiştir. Sirâceddin İbnü’l-Verdî’nin Ḫarîdetü’l-ʿacâʾib ve ferîdetü’l-ġarâʾib adlı coğrafî kitabını 1466 yılında Mahmud Şirvânî Türkçe’ye kazandırmıştır (Süleymaniye Ktp., Esad Efendi, nr. 2051). İstahrî’nin el-Mesâlikü’l-memâlik’i ile İbn Hurdâzbih’in el-Mesâlik ve’l-memâlik’i Kanûnî Sultan Süleyman ve III. Mehmed dönemlerinde Türkçe’ye çevrilmiştir. Ali Ekber’in 1500-1510 yılları arasında Çin’e yaptığı yolculuğu anlatan Ḫıṭâʾînâme (Ḫıṭâynâme) 1516’da tamamlandıktan sonra önce Yavuz Sultan Selim’e, ardından Kanûnî Sultan Süleyman’a sunulmuş ve III. Murad devrinde Kānûnnâme-i Çîn ü Hıtâ (Tercüme-i Kānûnnâme-i Hıtâ ve Hoten ve Çin ve Mâçîn) adıyla Türkçe’ye çevrilmiştir. Türk-Hint Devleti’nin kurucusu Bâbür Şah’ın Çağatayca Bâbürnâme adlı eseri (I-II, Ankara 1943-1946) tarih, coğrafya, seyahatnâme ve hâtıra türlerine ait özellikleri yanında sade ve samimi üslûbuyla hem otobiyografi hem seyahatnâme hem de yıl yıl olayların anlatıldığı bir vekāyi‘nâme niteliği göstermektedir. Orta Asya, Hindistan ve Çin coğrafyası hakkında XVI. yüzyılda kaleme alınan diğer bir eser, Anadolu defterdarlarından Seyfi Çelebi’nin (ö. 998/1590’dan sonra) Kitâb-ı Tevârîh-i Pâdişâhân-ı Vilâyet-i Hind ü Hıtây u Keşmîr ve Vilâyet-i Acem ü Kaşgar u Kalmak u Çîn ve Sâyir Pâdişâhân-ı Pîşîn ez Evlâd-ı Çengîz Han ve Hâkān u Fağfûr ve Pâdişâhân-ı Hindustân’ıdır (nşr. Joseph Matuz, L’óuvrage de Seyfi Çelebi: historien ottoman du XVIe siècle, Paris 1968). III. Murad devri müelliflerinden Mehmed Suûdî Efendi’nin kaleme aldığı Hadîs-i Nev (Târîh-i Hind-i Garbî) adlı eser coğrafyayla ilgili önemli bilgiler içermektedir (İstanbul 1142, 1292). Son dönem müelliflerinden Abdürreşid İbrahim’in Âlem-i İslâm ve Japonya’da İntişâr-ı İslâmiyyet’i de (İstanbul 1329-1331) burada anılmalıdır. XVI. yüzyılda Âşık Mehmed’in Menâzirü’l-avâlim adlı seyahatnâmesi (TSMK, Revan Köşkü, nr. 1667), müellifin daha önce yazılmış coğrafya eserlerinden yararlanarak meydana getirdiği derleme-telif tarzındaki seyahatnâmelerin mevcut bilgilere göre ilkidir (haz. Mahmut Ak, I-III, Ankara 2007). Pîrî Reis, Ege ve Akdeniz kıyılarını dolaşarak elde ettiği bilgileri 927 (1521) yılında Kitâb-ı Bahriyye adı altında toplamıştır. Âlî Mustafa Efendi, Hâlâtü’l-Kāhire mine’l-âdâti’z-zâhire adlı eserinde (nşr. Andreas Tietze, Wien 1975; haz. Orhan Şaik Gökyay, Ankara 1984) Mısır’ın arazisi, Kahire’deki caddeler, pazarlar, kahvehaneler, panayırlar, meslekler, giyecekler, yiyecekler, âdetler vb. hakkında tasvirî ve tenkidî bilgiler içerir. Seydi Ali Reis, Kitâbü’l-Muhît fî ilmi’l-eflâk ve’l-ahbâr’ı (nşr. Fuat Sezgin, Frankfurt 1997) denizcilere yardımcı olmak amacıyla kaleme almıştır. Hayatının önemli bir bölümünü seyahat ederek geçiren Evliya Çelebi on ciltlik Seyahatnâme’sinde XVII. yüzyıl Osmanlı coğrafyası, devlet yöneticileri ve halkına dair ayrıntılı bilgiler vermektedir (bk. SEYAHATNÂME).

Tarih ve Biyografi Türünün Bir Parçası Olarak Yazılan Seyahatnâmeler. Bunları fetihnâme, rûznâme ve menzilnâme başlıkları altında toplamak mümkündür. Bir sultan veya devlet adamının sefer, zafer ve yolculuklarını anlatan bu eserler tarih, biyografi ve seyahatnâme türlerinin birleştiği kitaplardır. Çoğunlukla sultanları, kaptanları, vezirleri merkeze alarak başkaları tarafından yazılmıştır. Osmanlı sultanlarının yolculuklarına dair az sayıda eser vardır. Yurt gezisine çıkan ilk sultan olan II. Mahmud’un 1830-1839 yılları arasındaki beş seyahatinden ikisi vak‘anüvis Sahhaflar Şeyhizâde Esad Efendi tarafından anlatılmıştır. Esad Efendi, Sefernâme-i Hayr’da (İÜ Ktp., nr. 5080) Çanakkale ve Edirne yolculuğunu, Âyâtü’l-hayr’da (Süleymaniye Ktp., Hüsrev Paşa, nr. 319) padişahın Tuna’ya yaptığı kırk günlük geziyi hikâye eder. Sultan Abdülaziz’in Avrupa seyahatinin anlatıldığı, yazarın kendi gözlemlerine dayanan rûznâme tarzında bir seyahatnâmeyi Ömer Fâiz Efendi kaleme almıştır. Edirne, Bursa gibi İstanbul civarındaki şehirlere geziler yapan Sultan Mehmed Reşad’ın Selânik, Üsküp, Priştine, Kosova ve Manastır’ı kapsayan yirmi iki günlük gezisi dönemin gazete ve mecmualarında anlatılmıştır (Cemal Kutay, Sultan Abdülaziz’in Avrupa Seyahati, İstanbul 1991). Sultan Reşad’ın Rumeli seyahatini Mevlüt Çelebi aynı adla yayımlamıştır (İzmir 1999). Başlığında menâzil, menzil, menzilnâme, rûznâme, rûzmerre gibi isimler bulunan eserlerin bir kısmı da bu tür içinde ele alınabilir. Feridun Bey’in Münşeât’ında olduğu gibi birçok seferin menzilnâmesi mecmualar içinde yer almaktadır. Bunlar arasında Çaldıran, Mısır, Rodos, Budin ve Almanya’ya yapılan seferler sayılabilir. Haydar Çelebi’nin Rûznâme’sinde Yavuz Sultan Selim’in Çaldıran ve Mercidâbık seferleri anlatılmaktadır. Matrakçı Nasuh’un Beyân-ı Menâzil-i Sefer-i Irâkeyn adlı eseri (haz. Hüseyin G. Yurdaydın, Ankara 1976), Kanûnî Sultan Süleyman’ın Bağdat seferinde uğradığı menzillerin minyatürlerini içerir. IV. Sultân Murâd’ın Revân ve Tebriz Seferi Ruznâmesi’nde (haz. Yunus Zeyrek, Ankara 1999) sultanın Eskişehir, Konya, Kayseri, Sivas, Erzurum, Kars üzerinden Revan ve Tebriz’e yaptığı sefer gün gün anlatılmıştır. IV. Murad’ın 1638 yılında gerçekleştirdiği Bağdat seferinin menzilnâmesi de bu türdendir (Süleymaniye Ktp., Lâleli, nr. 1608/6; ayrıca bk. Sahillioğlu, bibl.). XVIII. yüzyıl hazine kâtiplerinden Ahmed b. Mahmûd’un Prut, Mora ve Nemçe seferleri hakkında bilgi verdiği eseri de tarih-seyahatnâme türündedir.

Sefâretnâmeler. Siyaset ve tarih ilmine katkıda bulunmak için yazılmış resmî seyahatnâmelerdir. Bilindiğine göre Türk edebiyatındaki ilk sefâretnâme, 1665 yılında büyükelçi sıfatıyla Viyana’ya gönderilen Kara Mehmed Paşa tarafından kaleme alınmıştır. Son sefâretnâme ise Abdürrezzâk Bâhir Efendi’nin 1845’te Risâle-i Sagīre adıyla yazdığı Paris-Londra sefâretnâmesidir. Sefâretnâmelerin bir kısmı elçilerin maiyetinde bulunan bir edip veya şair tarafından bazan manzum olarak kaleme alınmıştır. Sefâretnâmelerin en meşhuru 1720 yılında Paris’e gönderilen Yirmisekiz Çelebi Mehmed’in Fransa Sefâretnâmesi’dir (haz. Beynun Akyavaş, Ankara 1993; bk. SEFÂRETNÂME).

BİBLİYOGRAFYA
D. R. Howard, Writers and Pilgrims: Medieval Pilgrimage Narratives and Their Posterity, Berkeley 1980; Babinger (Üçok), tür.yer.; B. D. Metcalf, “The Pilgrimage Remembered: South Asian Accounts of the Hajj”, Muslim Travellers: Pilgrimage, Migration, and the Religious Imagination (haz. D. F. Eickelman - J. Piscatori), Berkeley 1990, s. 85-107; Abdulkerim Abdulkadiroğlu, Kültürümüzden Esintiler, Ankara 1997, s. 200-227; Zeki Arıkan, “Avrupa’da Türk İmgesi”, Osmanlı, Ankara 1999, IX, 81-93; Menderes Coşkun, Manzum ve Mensur Hac Seyahatnâmeleri ve Nâbî’nin Tuhfetü’l-Haremeyn’i, Ankara 2002; a.mlf., “Seyahatname ve Sefaretnameler”, Türk Edebiyatı Tarihi (ed. Talât Sait Halman v.dğr.), Ankara 2006, II, 327-344; Ahmed Ramazan Ahmed, er-Riḥle ve’r-raḥḥâletü’l-müslimûn, Cidde, ts. (Dârü’l-beyâni’l-Arabî); Halil Sahillioğlu, “Dördüncü Murad’ın Bağdad Seferi Menzilnâmesi (Bağdad Seferi Harp Jurnali)”, TTK Belgeler, II (1965), s. 1-36; TDl. (Gezi özel sayısı), sy. 258 (1973); Orhan Şaik Gökyay, “Türkçede Gezi Kitapları”, a.e., s. 457-467; Abdülkadir Özcan, “II. Mahmud’un Yurt İçi Gezileri”, TTK Bildiriler, XI (1994), IV, 1599-1605; Lokman Turan, “Türk Edebiyatında Seyahatnameler”, EKEV Akademi Dergisi, I/1 Ankara 1997, s. 253-259; Baki Asiltürk, “Türk Edebiyatında Gezi Kitapları Bibliyografyası”, Türk Kültürü İncelemeleri Dergisi, sy. 2, İstanbul 2000, s. 209-240; Muzaffer Çandır, “Türk Edebiyatında Hatıra Türü ve Samet Ağaoğlu’nun Hatıra Kitapları”, Selçuk Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Türkiyat Araştırmaları Dergisi, sy. 9, Konya 2001, s. 53-82; Erhan Afyoncu, “Osmanlı Siyasî Tarihinin Ana Kaynakları: Kronikler”, Türkiye Araştırmaları Literatür Dergisi, I/2, İstanbul 2003, s. 101-172; Mahmut Ak, “Osmanlı Coğrafya Çalışmaları”, a.e., II/4 (2004), s. 163-211; Haluk Gökalp, “Bir Osmanlı Memurunun Hâl-i Pür-Melâli: Sergüzeşt-i İstolçevî”, Çukurova Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, XIII/1, Adana 2004, s. 151-166; Melike Sarıkaya, “Hüseyin Vassâf’ın Hicaz Hatırası veya Bir Asır Öncesinin Hicaz Günlüğü”, Keşkül, sy. 10, İstanbul 2006, s. 62-66.
Bu bölüm ilk olarak 2009 senesinde İstanbul'da basılan TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 37. cildinde, 13-16 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde gösterilmektedir.