HÎVE HANLIĞI

Müellif:
HÎVE HANLIĞI
Müellif: MEHMET SARAY
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
İlk Yayın Tarihi: 1998
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 21.11.2019
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/hive-hanligi
MEHMET SARAY, "HÎVE HANLIĞI", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/hive-hanligi (21.11.2019).
Kopyalama metni
Hârizm bölgesinde kurulduğu için Hârizm Hanlığı olarak da bilinen devletin adı, özellikle XVIII. yüzyılda Rus ve Batı Avrupa kaynaklarında Hîve Hanlığı şeklinde geçer. Hânedanın kurucuları, idareleri altındaki Özbek kabileleriyle 1511’de Hârizm’i ele geçiren Yâdigâr Han’ın oğullarından İlbars ve Balbars hanlardır. Bunların soyu, Cuci’nin beşinci oğlu olup Özbek hanlarının atası kabul edilen Şiban Han nesline mensup Arabşah b. Pûlâd’a kadar indiğinden hânedana Arapşahlar (Arapşâhî) veya Yâdigârîler de (Yâdigâroğulları) denmiştir. Aile, aynı dönemlerde Semerkant-Amuderya bölgesinde bulunan Şeybânîler’in (Özbekler) ayrı bir kolu olarak zikredilir.

Özbek ve Türkmenler’den teşkil ettiği kuvvetlerle Hârizm’e hâkim olan ve bağımsız bir hanlık kuran İlbars’tan (ö. 1538) sonra ülkede iç karışıklıklar çıktı. Bu dönemlerde asıl Özbek Devleti ile hanlığın münasebetleri iyi değildi. Arapşahlar, sık sık Safevîler’le Özbekler’e karşı iş birliği dahi yapmışlardı. Nitekim hanlık Özbek Hanı Ubeydullah tarafından 1538’de istilâ edildi. Her ne kadar hanlık bir yıl sonra Ubeydullah Han’ın hâkimiyetinden kurtulmuşsa da karışıklıklar bir süre daha devam etti. XVI. yüzyıl boyunca Arapşahlar Ürgenç’te oturdular. 1557-1558’de bir ara Hîve hanlığın merkezi oldu; fakat Arap Muhammed Han döneminde yeniden merkez oluncaya kadar burası küçük bir yerleşme yeri olarak kaldı. Özellikle Amuderya’nın mecrasını değiştirerek Hazar denizi yerine Aral gölüne dökülmeye başlaması yüzünden meydana gelen kuraklık ülkenin iktisadî hayatını altüst ettiği gibi zamanla Ürgenç’in terkedilmesine ve tarihi hakkında çok az bilgi bulunan, kuruluşu arkeolojik kalıntılara göre VI-VIII. asırlara kadar inen, Arap coğrafyacılarının eserlerinde X. yüzyılda adına rastlanan Hîve’nin hanlık merkezi haline gelişine de zemin hazırladı. Hîve daha önce de 1221 yılından itibaren Moğol, 1388’den itibaren de Timur imparatorluklarına başkentlik yapmıştı. Bütün bu karışıklıklar Özbekler ile Safevîler’in işine yaradı. Özbek Hükümdarı II. Abdullah Han 1593’te Hârizm ülkesine girdi. Teslim olan şehzadelerin çoğunu ortadan kaldırdı. Halktan ağır vergiler topladı. 1598’de II. Abdullah Han’ın ölümüyle Özbek işgali sona erdi. Abdullah Han’ın seferi esnasında kaçıp İran Hükümdarı Şah Abbas’a sığınan Hacı Muhammed (Hacim) Han (1598-1603) ülkesine dönerek duruma hâkim oldu.

Hacı Muhammed Han’ın yerine geçen oğlu Arap Muhammed Han dönemi (1603-1623) hanlığın yeniden diriliş devri olmuştur. Bu dönemde merkezin Hîve’ye taşınması hanlığın Hîve Hanlığı olarak tanınmasına zemin hazırladı. Fakat Arap Muhammed Han’ın vefatından sonra oğulları (Ebülgazi Bahadır, İsfendiyar, Habeş, İlbars, Şerîf Muhammed, Hârizm Şah ve Avgan) arasında başlayan taht kavgaları kısa zamanda ülkeyi yeniden karışıklığa sürükledi. Bu karışıklık, Türkmenler’in desteğini kazanan İsfendiyar’ın duruma hâkim olması ile son buldu. İsfendiyar Han’ın en büyük rakibi olan Ebülgazi Bahadır ise önce Özbek ileri gelenlerinin re’yi ile Ürgenç’te han ilân edildi (1642). Daha sonra Buhara’da hüküm süren Canoğulları’nın ele geçirmiş oldukları Hîve’den çekilmeleriyle başşehire döndü ve bütün Hârizm’i hâkimiyeti altına alarak Hîve hanı oldu (1645). İlk işi de İsfendiyar Han’a destek vermiş olan Türkmenler’i cezalandırmak oldu.

1663 yılına kadar hüküm süren Ebülgazi Bahadır Han, Hîve Hanlığı’nı Orta Asya’nın en kuvvetli devletlerinden biri haline getirdi. Kendisinden sonra yerine geçen oğlu Enûşe Han da (1663-1687) 1681-1685 yıllarında Buhara Şeybânîleri’ne (Canoğulları) karşı üç sefer düzenledi, Semerkant ve çevresini ele geçirmeye muvaffak oldu. Fakat Enûşe Han’ın bu saldırgan politikası Buhara Özbekleri’nce büyük bir tepkiyle karşılandı ve Hîveliler işgal ettikleri toprakları terketmek mecburiyetinde kaldılar. Bununla da yetinmeyen Buharalılar 1687’de Hîve’ye girdiler. Buhara Hükümdarı Subhan Kulı Han, Hârizm’in başına Şah Niyaz Işık Ağa’yı getirerek ülkeyi tamamıyla kendi idaresine sokmak istedi. Fakat Hârizm’e vali tayin edilen Şah Niyaz müstakil hareket etti, hatta kendini desteklemesi için Rus Çarı I. Petro’dan yardım istedi. Petro, Hârizm’i himayesine aldığına dair 1700 yazında Şah Niyaz’a bir mektup gönderdiyse de bundan bir sonuç çıkmadı. Bir müddet sonra Arap Muhammed (1702-1717) hem Şah Niyaz’ı ortadan kaldırdı hem de Hârizm’deki Buhara hâkimiyetine son verdi. Halefi Şîr Gazi Han ise (1715-1728) Petro’nun Hîve’yi işgal amacıyla gönderdiği 750 kişilik bir kuvveti imha etti. Hîve tarihçilerinden Muhammed Mûnis Mîrâb ile Babacan b. Hudayberdi Mangıt bu hadiseyi ülke tarihinde görülmeyen bir kahramanlık olarak kaydetmişlerdir.

Şîr Gazi Han’ın 1728’de öldürülmesi üzerine ülkede tekrar karışıklıklar baş gösterdi. Fakat bir müddet sonra İlbars Han’ın (1728-1740) başa geçmesiyle durum yeniden düzeldi. Bilhassa Türkmenler’i de kendi safına çekmeyi başaran İlbars Han, Nâdir Şah’ın 1739’da Hindistan seferine çıkmasından faydalanarak Horasan’ı yağmalayıp pek çok İranlı’yı esir aldı; ancak bu olay Hîve ile İran’ın arasının açılmasına sebep oldu. Nitekim ertesi yıl İran’a dönen Nâdir Şah kanlı bir muharebeden sonra Hîve’yi işgal etti ve İlbars Han ile ileri gelen beylerini idam ettirdi. Nâdir Şah, 1747’de öldürülmesine kadar Hîve’yi kendi tayin ettiği valilerle idare etmeye çalıştı. Hîve ile İran arasında bu mücadeleler devam ederken Ruslar’ın teşvikiyle Küçük Orda Kazak Hanı Ebü’l-Hayr 1740 sonlarında Hîve’yi işgal etmiş, ancak Nâdir Şah’tan korktuğu için bir müddet sonra çekilmek mecburiyetinde kalmıştı.

Nâdir Şah’ın öldürülmesinden sonra eski Kazak liderlerinden Gāib (1747-1757) kendisinin hanlığını ve Hîve’nin istiklâlini ilân etti. Gāib Han hükümdarlığı zamanında ülkede birliği yeniden kurmaya ve bozulmuş olan devlet düzenini tesis etmeye çalıştı. Fakat kardeşi Abdullah’ın hazırladığı bir isyan sonucu tahtını kaybetti ve ancak Kazaklar’a sığınarak hayatını kurtarabildi. Böylece Hîve tarihinde yeni bir karışıklık dönemi başladı. Bir yıl sonra Abdullah Han’ı deviren Şîr Gazi Han’ın yeğeni Timur Gazi Han (1758-1763) Hîve tahtına geçti. Hîve’deki bu olaylar hanlığın tebaasını oluşturan Özbek, Türkmen ve Karakalpak boyları arasında rekabetin doğmasına sebep oldu. Dolayısıyla boy beyleri ülkenin her meselesinde hanlardan sonra söz sahibi kişiler durumuna geldiler. Nitekim boy beylerinden Muhammed Emin İnak, 1763’te Timur Gazi Han’ı öldürerek yerine Gāib Han’ın küçük oğlu Ebülgazi’yi getirdi. Fakat Ebülgazi bir kukladan ibaretti ve bütün yetkiler Muhammed Emin’de bulunuyordu. 1767’de ülkede çıkan veba Hîve’yi etkiledi, burada yalnızca kırk kadar fakir aile kaldı. 1770’e doğru Yomut Türkmenleri şehre saldırıp tahrip ettiler. Bütün bu felâketler, Muhammed Emin’in Sartlar’ı idarî kademelere getirmesine ve onların âdetlerinin benimsenmesine bağlandı.

Ardından Muhammed Emin’in oğlu İvaz (Avaz) Beg idareyi ele geçirdi. Kabileci bir zihniyetle hareket eden İvaz Han (1790-1804), Hîve halkını meydana getiren diğer kabilelerin ve boyların huzursuz olmasına sebep oldu; onun tarafgir idaresine tahammül edemeyen Yomut Türkmenleri ayaklandı. Bu olay, Özbek boyları ile Türkmen boyları arasında daha önce mevcut olan rekabetin düşmanlık haline gelmesine yol açtı. Bu da Hîve Hanlığı’nın dış düşmanlarına ve özellikle Ruslar’ın işine yaradı. Gerçekten Hîve’deki bu iç rekabetten en çok istifade eden güneye doğru hızla yayılmakta olan Ruslar oldu.

İvaz Han’ın 1804’te ölümü üzerine yerine büyük oğlu İltüzer, tahtta bulunan Ebülgazi’yi uzaklaştırarak hanlığını ilân etti (Kasım 1804). İltüzer Han, kısa süren saltanatı devrinde boylar arasındaki ihtilâfları gidermediği gibi boy beylerini devletin idaresinden uzak tutarak onları küstürdü. Bazı Sart ailelerinin ileri gelenlerini etrafına topladı ve ülkede tam bir diktatörlük kurdu. Ancak İltüzer’in kardeşi ve halefi Muhammed Rahim Han (1806-1825) başa geçer geçmez boy beylerinin gönlünü alarak ülkedeki huzursuzluğa son verdi. Muhammed Rahim’in halk üzerinde bıraktığı iyi intiba kısa zamanda komşu ülkeler üzerinde de tesirini gösterdi. Nitekim Merv bölgesi Türkmenler’i 1822’de tâbi oldukları Buhara’dan ayrılarak Hîve hâkimiyetini kabul ettiklerini bildirdiler. Ancak bu durum, esasen bozuk olan Hîve-Buhara münasebetlerinin daha da kötüleşmesine sebep oldu. İki müslüman ülke arasında başlayan mücadele tarafların oldukça yıpranmasına yol açtı.

Muhammed Rahim Han’dan sonra yerine geçen oğlu Allahkulı Han’ın (1825-1842) saltanat dönemi Hîve Hanlığı’nın en iyi devirlerinden birini teşkil etti. Allahkulı Han’ın gösterdiği başarı bilhassa İran ve Buhara’da kıskançlık doğurdu. Ruslar da bundan faydalandılar ve 1830’ların başından itibaren İranlılar’ı Merv ve Herat istikametinde genişlemeye, Buhara Emirliği’ni de silâhlandırıp harbe teşvik ettiler. Sonunda Ruslar’ın Buhara emîrine savaş malzemesi götüren bir müfrezesinin Hîve topraklarından zorla geçmeye kalkması, Hîve kuvvetlerinin de bunları yakalayıp esir alması Rusya ile Hîve’nin arasını açtı ve Ruslar’ın Hîve Hanlığı’na karşı ilk ciddi seferlerini yapmalarına sebep oldu. Esas maksatları, Türkistan’a inmekte en büyük engel olarak gördükleri Hîve Hanlığı’nı kontrol altına almak olan Ruslar, General Perovsky kumandasında 13.000 kişilik bir kuvveti Hîve’ye gönderdiler (14 Kasım 1839). Fakat 5 Aralık 1839’da Mangışlak’ın Üstyurt bölgesindeki Beş-Tumak vahasında yapılan savaşı kaybettiler ve Orenburg’a çekildiler. Perovsky’nin amacı, Orenburg’da gerekli takviyeyi aldıktan sonra 1840 baharında yeniden Hîve üzerine yürümekti. Fakat bu sırada İngiltere’nin yaptığı müdahale savaş durumuna son verdi. Ruslar’ın Hîve ve Türkistan’ı almaları halinde Hindistan’daki hâkimiyetlerinin tehlikeye gireceğini düşünen İngilizler, Allahkulı Han’ı Rus esirlerini serbest bırakması için ikna ettiler. Bunun üzerine Ruslar kuvvetlerini geri çektiler.

Allahkulı Han’ın 1842’de ölümünden sonra yerine oğlu Rahim Kulı Han (1842-1846) Hîve tahtına çıktı. Rahim Kulı’nın saltanatı ile birlikte ülkenin uzak bölgelerinde isyanlar başladı. Bu isyanlar içinde Rahim Kulı’yı en çok uğraştıranlar, Murgab yöresindeki Cemşîdîler ile Merv bölgesindeki Sarık Türkmenleri’nin ayaklanması oldu. Zorlu bir mücadeleden sonra Cemşîdîler itaat altına alınabildiyse de Rahim Kulı’nın kardeşi Muhammed Emin kumandasında Türkmenler’e karşı sevkedilen Hîve kuvvetleri mağlûp oldu. Bu başarısızlık ülke içinde ve dışında Rahim Kulı Han’ın prestijini sarstı.

Rahim Kulı’nın yerine Hîve hanı olan kardeşi Muhammed Emin (1846-1855) kuvvetli bir orduyla tekrar Sarık Türkmenleri üzerine yürüdü; Cemşîdîler’in de yardımı ile Türkmenler’i ağır bir yenilgiye uğrattı. Fakat daha sonra onlara karşı uyguladığı sert politika, aşağı Murgab yöresinde Teke Türkmenleri ile onların güneyinde Serahs bölgesinde yaşayan Salur Türkmenleri üzerinde olumsuz etki yaptı. Daha önceki yıllarda Hîve Hanlığı’nın İran ile yaptığı mücadelelerde Hîve cephesinde çarpışmalarına rağmen zaman zaman Hîve kuvvetlerinin saldırısına uğrayıp mallarının talan edilmesini unutmamış olan Teke Türkmenleri Muhammed Emin’e isyan ettiler. Bu isyana karşı hazırlıklı olan Muhammed Emin Han, Teke Türkmenleri üzerine âni bir baskın yaparak onlara ağır zayiat verdirdi. Ancak Muhammed Emin’in bu seferleri Türkmenler’i kendi aralarında birleşmeye sevketti. Teke Türkmenleri önderliğindeki birleşik Türkmen kuvvetleri Hîve ordusunu 1855 baharında ağır bir yenilgiye uğrattı. Savaştan sonra Muhammed Emin Han öldürüldü. Onun yerine geçen Abdullah Han (Mart-Eylül 1855) yeni bir ordu ile Türkmenler üzerine yürüdüyse de yapılan savaşta yenilerek öldürüldü ve Hîve Hanlığı Türkmenler üzerindeki hâkimiyetini kaybetti.

Hîve hanlarının Türkmenler’le uğraşmasından faydalanan Ruslar Güney Kazakistan topraklarını işgal ederek Aral gölünün kuzey sahiline kadar indiler. Hîve ve Hokand hanlıklarının itirazlarına rağmen Aral’ın kuzey sahillerinde ve Siriderya’nın aynı göle döküldüğü kısımda kaleler inşa ettiler. Bu arada Albay Ignatiev ile şarkiyatçı Hanikov başkanlığında bir heyeti Orta Asya’ya gönderen Ruslar buradaki ülkelerin askerî ve iktisadî yapısı hakkında bilgi edindiler. Ignatiev ile Hanikov Rus hükümetine önce Hokand’ın, ardından Buhara ile Hîve’nin işgalini tavsiye ettiler. Öte yandan Orta Asya Türk devletleri, Osmanlı Devleti’nin birlik ve beraberlik tavsiyesine rağmen birbirleriyle sürekli mücadele içinde bulunuyorlardı. Buhara ile Hîve’nin Merv bölgesi hâkimiyeti yüzünden yaptıkları mücadelenin ardından bu defa Buhara ile Hokand arasında mücadele başladı.

Hîve tahtına geçen Kutluğ Murad Han (Eylül 1855-Şubat 1856) ülkenin birliğini sağlamak için çalıştıysa da Yomut Türkmenleri’nin isyanını bastırmaya muvaffak olamadı. Bir müddet sonra vefat eden Kutluğ Murad’ın yerine Hîve tahtına Muhammed Rahim Han’ın oğlu Said Muhammed Han (1856-1864) geçti. Said Muhammed Han ilk yıllarında devamlı olarak Yomut Türkmenleri ile uğraşmak zorunda kaldı. Ignatiev başkanlığındaki Rus heyeti 1858’de Hîve’yi ziyaret ettiği zaman Yomut isyanı kısmen bastırılmıştı. Fakat Said Muhammed Han’ın tarafgir idaresi ve bu arada Özbekler’e karşı gösterdiği düşmanlık Türkmenler’in 1860’ta yeniden isyan etmelerine sebep oldu. Hîve’deki bu iç karışıklıklar devleti hem çok meşgul etti hem de zayıflattı; Ruslar’ın Hokand’ın kuzeybatı topraklarını istilâsının dahi farkına varılmadı. Macar seyyahı ve şarkiyatçısı Arminius Vámbéry, 1863’te Hîve’yi ziyaret ettiği zaman isyanların bastırılmış ve memleketin sükûnete kavuşmuş olduğunu görmüştü. Said Muhammed’in 1864’te vefatından sonra yerine oğlu Said Muhammed Rahim Bahadır Han geçti (1864-1910). Öte yandan 1856-1864 yılları arasında Kuzey ve Kuzeybatı Hokand’ı işgal etmiş olan Ruslar, istilâlarına hızla devam ederek 1866’ya kadar Hokand’ın geri kalan kısmını ve 1868’e kadar Buhara topraklarının dörtte üçünü ele geçirmişlerdi.

Ruslar, Orta Asya istilâsında kendilerine en büyük rakip olarak Hîve Hanlığı’nı görüyorlardı. Ayrıca Hîve’ye doğusundan ve batısından ulaşmak için uzunca bir çölü aşmak gerekiyordu. Ülke kuzeyden oldukça güçlü mevzilerle çevrilmişti. Nitekim bundan önceki istilâ teşebbüsleri bu yüzden başarısızlıkla sonuçlanmıştı. Fakat Hokand ve Buhara’nın işgalinden sonra Ruslar Hîve’yi de almak için harekete geçtiler. Ruslar’ın bu hazırlıklarını öğrenen Said Muhammed Rahim Han barış yapmayı teklif ettiyse de onlardan cevap alamadı. Bunun üzerine büyük bir endişeye kapılarak İstanbul’a ve İngilizler’in Hindistan valiliğine elçiler gönderip ülkesinin Rus istilâsından korunması için yardım istediyse de Buhara ve Hokand hanlıklarına olduğu gibi kendisine de yalnızca nasihat edildi ve iyi komşuluk tavsiyesinde bulunuldu. Bu sırada Türkistan genel valisi General Kaufmann kumandasındaki Ruslar Hîve üzerine yürüdüler (Mart 1873). Üstün topçu ateşi sayesinde Hîve kuvvetlerini yenerek Hîve’yi kuşattılar ve Hîveliler’in kayıtsız şartsız teslim olmasını istediler; Türkmenler’in Hîve’yi savunmaya karar vermeleri üzerine de şehri şiddetli bir topçu ateşinden sonra ele geçirdiler (29 Mayıs 1873). Ardından Türkmenler üzerine yeni bir sefer düzenleyerek aman dilemelerine rağmen binlerce Türkmen’i öldürdüler. Böylece bir Rus vasalı haline gelen Hîve Hanlığı varlığını bir müddet daha sürdürdü. 1918 baharında hanlık Yomut Türkmenleri reisi Cüneyd Han’ın eline geçti. Ancak 1920 Ocağında ona karşı olan Özbek ve Türkmenler’in yardımıyla Ruslar tarafından uzaklaştırıldı. 2 Şubat 1920’de son Kongirat Hanı Seyyid Abdullah’ın tahttan çekilmesi üzerine 26 Nisan 1920’de Hârizm Halk Cumhuriyeti ilân edildi. Ardından da 1924’te bu cumhuriyete son verilip topraklar Hârizm, Özbekistan, Türkmenistan, Kara Kalpakistan arasında paylaşıldı (bk. HÂRİZM).

Hîve hükümdarlarının çoğu âlim ve sanatkârları himaye eden kişilerdi. Bunların içinde Şîr Gazi Han, İlbars Han, Timur Gazi Han ve Muhammed Rahim Han en meşhurlarıdır. Bu hükümdarlar aynı zamanda bizzat şiir ve edebiyatla da uğraşmışlardı. Öte yandan Hîve’de yetişmiş olan tarihçiler yalnız memleketlerinin değil bütün Türkistan ülkelerinin tarihi hakkında geniş mâlûmat vermişlerdir. Hîve’de yetişen en meşhur tarihçiler Şecere-i Terâkime müellifi Ebülgazi Bahadır Han, Firdevs-i İkbâl müellifi Şîr Muhammed Mûnis Mîrâb, Tevârîh-i Hârizmşâhiyye müellifi Babacan b. Hudayberdi Mangıt ve Allahkulı, Rahim Kulı, Muhammed Emin, Said Muhammed ve Said Muhammed Rahim hanlar devrinin tarihini yazan Âgehî Muhammed Rızâ’dır. Hîve’de hattatlık, minyatür ve dokuma sanatlarında da büyük ilerlemeler olmuştur. Türk-İslâm mimarisinin en güzel örnekleri arasında sayılan camiler, medreseler ve kervansaraylar bütün Hîve şehirlerinde yer almıştır.

Hîve’nin iktisadî hayatı umumiyetle tarıma, hayvancılığa ve bunların ürünlerinin işlenmesinden ileri gelen iş kollarına dayanıyordu. Öte yandan Hîve daima canlı bir ticaret hayatına sahip olmuştur. Çin’den ve Hint’ten gelen ticaret kervanları Türkistan’ın diğer merkezlerine olduğu gibi Hîve’ye de uğrar, mallarını Hîve halıları ve Hîve’ye İran’dan ve Rusya’dan gelen diğer mallarla değiştirip ülkelerine dönerlerdi. Bazan da bu ülkelerin kervanları Hîve hükümetine vergi ödeyerek Hîve üzerinden Çin’e, Hint’e, İran’a ve Rusya’ya giderlerdi. İç karışıklıklar ve komşu ülkelerle vuku bulan savaşlar esnasında bu ticaret durma noktasına kadar gelmiştir.

1863’te Hîve’yi gören Vámbéry buranın kale ve asıl şehir olmak üzere iki kısma ayrıldığını, kale içinde beş ve dışında on mahallenin bulunduğunu, 150 dükkân, bir kervansarayın yer aldığı çarşısında birçok sanat kolunun faaliyet gösterdiğini, özellikle pamuklu sanayiinin gelişmiş olduğunu belirtir; şehirde belli başlı camilerin adlarını da verir. Bunların en büyüğü Hazreti Pehlivan Camii idi. Şehirdeki en eski mimari eser Said Alâeddin Türbesi’dir (XIV. yüzyıl). Bunlardan başka Cuma Mescidi, Han Mescidi, Şaleker Mescidi, Atamurad Kuşbeği ve Karayüz mescidleriyle beş medrese (Medemin / Mehmed Emin, Allahkulı Han, Kutluğ Murad İnak, Arab Han, Şîr Gazi) ve Üç Evliya Türbesi diğer önemli eserlerdir. Sovyet ihtilâline kadar Orta Asya müslümanlarının önemli dinî merkezlerinden biri olan Hîve’de doksan dört cami ve altmış üç medrese bulunmaktaydı. 1924’ten sonra medreselerin tamamı ve camilerin büyük bir kısmı kapatıldı. Şehir Sovyet idaresi döneminde fazla gelişemedi; buna rağmen pamuklu sanayi merkezi olarak önemini korudu. Burada tuğlacılık, sütçülük ve halı dokumacılığı endüstrisi gelişmiştir. Bugünkü Hîve Özbekistan Cumhuriyeti’nde giderek önem kazanmaktadır.

BİBLİYOGRAFYA
C. C. Alikhanov, The Russians in Central Asia, London 1865, tür.yer.; Ali Suavi, Hive Hanlığı ve Türkistan’da Rus Yayılması (İstanbul 1290; haz. M. Abdülhaluk Çay), İstanbul 1977; A. Vámbéry, History of Bokhara, London 1873, tür.yer.; a.mlf., Travels in Central Asia, Washington-London 1970, s. 329-361; J. A. Mac Gahan, Campaigning on the Oxus and the Fall of Khiva. Correspondent of the New York Herald, New York 1874; N. I. Grodekov, Xivinskii Poxod 1873 goda, Petersburg 1888; S. Lecker, Russia’s Protectorates in Central Asia: Bukhara and Khiva (1865-1924), Cambridge 1968; Baymirza Hayıt, Türkistan: Rusya ile Çin Arasında, İstanbul 1975, tür.yer.; P. Glazebrook, Journey to Khiva, London 1982; Mehmet Saray, Rus İşgali Devrinde Osmanlı Devleti ile Türkistan Hanlıkları Arasındaki Siyasî Münasebetler: 1775-1875, İstanbul 1984, bk. İndeks; N. V. Khanykov, “Les documents sur le khanat de Khiva”, Bulletin de la Société de Géographie, 6e série: V (1873), s. 282-294; A. Sheehy, “The End of the Khanate of Khiva”, Central Asian Review, XV/1, London 1967, s. 5-20; Barbara Kellner-Heinkele, “Glimpses at the Cultural Life of 19th Century Khiva”, RO, XLIX/2 (1994), s. 119-127; “Xiva”, Özbek Sovet Ensiklopediyası, Taşkent 1976, XII, 304-305; “Xiva Xanlığı”, a.e., XII, 306-308; W. Barthold, “Khiwa”, EI2 (İng.), V, 23-24; Y. Bregel, “Khiva, Khanate of”, Encyclopedia of Asian History, New York 1988, II, 298-300.
Bu madde ilk olarak 1998 senesinde İstanbul'da basılan TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 18. cildinde, 167-170 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde gösterilmektedir.