SIRÂT-ı MÜSTAKÎM

الصراط المستقيم
Müellif:
SIRÂT-ı MÜSTAKÎM
Müellif: HÜLYA ALPER
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
İlk Yayın Tarihi: 2009
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 19.06.2019
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/sirat-i-mustakim
HÜLYA ALPER, "SIRÂT-ı MÜSTAKÎM", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/sirat-i-mustakim (19.06.2019).
Kopyalama metni
Sözlükte “anayol; doğru ve apaçık yol” mânalarına gelen sırât ile “dengeli ve dosdoğru” anlamındaki müstakīm kelimelerinden oluşan sırât-ı müstakīm “apaçık, dosdoğru ve hak yol” demektir. Burada yol kelimesinin dosdoğru diye nitelendirilmesi onun “hedefe ulaştıran en kısa yol” anlamına geldiğini gösterir. Râgıb el-İsfahânî, istikamet kelimesinin genellikle düz bir çizgi gibi doğru olan yol hakkında kullanıldığını, bundan dolayı hak ve hakikat yoluna sırât-ı müstakîm denildiğini belirtir (el-Müfredât, “ḳvm” md.).

Sırât-ı müstakîm terkibi otuz üç âyette yer almaktadır. Ayrıca sırât iki âyette “müstakim” mânasındaki “seviy” ve aynı anlamdaki “sevâ’” (sevâü’s-sebîl) kelimesiyle kullanılır. Bu terkip geçtiği âyetlerin bir kısmında Allah’ın doğru yol ve istikamet üzere olduğunu (Hûd 11/56), O’nun dilediğini bu yola ileteceğini (el-Bakara 2/142, 213; el-Mâide 5/16; el-En‘âm 6/39; Yûnus 10/25), peygamberleri ve inananları doğru yola ulaştırdığını (el-En‘âm 6/87, 161; en-Nahl 16/121; el-Hac 22/54; es-Sâffât 37/118) bildirmekte; bazı âyetlerde ise Resûl-i Ekrem’in insanları doğru yola davet ettiği (Âl-i İmrân 3/51; el-En‘âm 6/153; el-Mü’minûn 23/73; eş-Şûrâ 42/52) ve Kur’an’ın insanı doğru yola ilettiği (el-Mâide 5/16) vurgulanmakta ve şeytanın doğru yola girilmesine engel olmaya çalıştığı ifade edilmektedir (el-A‘râf 7/16). Aynı âyet grubunda Allah’ın ipine sımsıkı sarılma (Âl-i İmrân 3/103), O’na kulluk etme (Âl-i İmrân 3/51; Meryem 19/36; Yâsîn 36/61; ez-Zuhruf 43/64) ve Peygamber’e uyma (ez-Zuhruf 43/61) sırât-ı müstakîm üzere olmanın temel ilkeleri şeklinde zikredilmiş, bazı âyetlerde adaletle doğru yol arasındaki yakın irtibata dikkat çekilmiştir (en-Nahl 16/76). Fâtiha sûresinde geçen sırât-ı müstakîm “kendilerine nimet verilenlerin yolu” şeklinde açıklanmıştır. Bu ifade, ilâhî nimete mazhar kılınanların takip ettiği yolun özelliklerini belirten âyetle birlikte (en-Nisâ 4/69) değerlendirildiğinde sırât-ı müstakîmin peygamberlerin, doğruların, şehidlerin ve sâlihlerin yolu olduğu söylenebilir. Buna göre sırât-ı müstakîme “dinde öncülerin takip ettiği yol” anlamı da verilebilir.

Hadis kaynaklarında, Resûlullah’ın teheccüd namazına başlarken yaptığı duada Allah’a, “Sen dilediğini sırât-ı müstakîme erdirirsin” şeklinde niyazda bulunduğu nakledilmektedir (Müslim, “Müsâfirîn”, 200). Ayrıca onun sırât-ı müstakîmi Kur’an (Tirmizî, “Feżâʾilü’l-Ḳurʾân”, 14) ve İslâm (Müsned, IV, 182) olarak yorumladığı rivayet edilmektedir. Resûl-i Ekrem toprak üstünde bazı hatlar çizerek sırât-ı müstakîmi açıklamış, bu tür somut açıklama yöntemiyle sırât-ı müstakîmin diğer peygamberlerin yollarıyla ilgisini göstermek istemiş, ardından bunların hepsinin Allah’a götürdüğünü belirtmiş, ancak kendi yolunu diğerlerinden ayırmak amacıyla, “İşte benim doğru yolum!” demiştir (İbn Mâce, “Muḳaddime”, 1).

İslâm âlimleri, yukarıdaki nasların ışığında sırât-ı müstakîmin mâna ve muhtevasını belirlemeye çalışmışlardır. Bunlar arasında Allah ve resulüne uyma, Allah’ın kitabı, İslâm, iman, din, hak, cenneti hak etmiş olanların yolu, kurtuluşa ulaştırıp cennete götüren yol, Peygamber ile onun arkasından gelen iki halifenin yolu gibi yorumlar zikredilebilir. Ancak etimolojisinden hareketle yapılacak en kapsamlı tanım “aşırılığa kaçmayan doğru yol” şeklindedir. Âlimler, kişinin her durumda ve her zamanda sırât-ı müstakîm çizgisinden sapmadan yaşamasının güçlüğünü dikkate almış, bu sebeple olabildiğince istikamet sahibi olmayı tavsiye etmiştir. Gazzâlî, Kur’ân-ı Kerîm’de kurtuluş için sırât-ı müstakîme yakınlığın yeterli görüldüğünü belirtmiş (krş. et-Tegābün 64/16), bunun için her müminin günde on yedi defa (beş vakit namazın farzlarında), “Bizi sırât-ı müstakîme ulaştır” (el-Fâtiha 1/6) niyazında bulunmasının gerektiğine dikkat çekmiştir (İḥyâʾ, III, 63-64). Sırât-ı müstakîm, kulun Allah’tan başka her şeyden yüz çevirerek bütün duygu ve düşüncesiyle O’na yönelmesi, musibetlere sabretme gibi davranışlarla peygamberlere uyması şeklinde de açıklanmıştır (Fahreddin er-Râzî, I, 206). Kaynaklar bu tabiri “aklın ve dinin rehberliğinde kulluk yolunda yürüme”, “eğriliği ve sapması olmadan varlığını sürdüren, içinde çelişkiler bulunmayan mânevî yol” olarak da tanımlamaktadır.

Kur’ân-ı Kerîm’de “Allah’a ortak koşmamak, anaya babaya iyilik etmek, evlâtlarının canına kıymamak, her türlü kötülük ve iffetsizlikten uzak durmak, yaşama hakkına saygı göstermek, yetim malına yaklaşmamak, ölçü ve tartıda dürüst olmak, yalan söylememek, Allah’a verilmiş olan ahde vefâ göstermek” şeklinde özetlenebilecek olan belli başlı dinî ve ahlâkî görevler sıralandıktan sonra bunlara riayet etmenin Allah’ın dosdoğru yolu (sırât-ı müstakîm) olduğu, başka yollara sapmadan bu yolda yürümenin gerektiği bildirilmektedir (el-En‘âm 6/151-153). Buna göre sırât-ı müstakîm müminler için İslâm dışı her türlü inançtan, Kur’an ve Sünnet’e aykırı davranışlardan uzak durarak yaşamını sürdürme idealini ifade etmektedir (ayrıca bk. HİDÂYET; İSTİKAMET).

BİBLİYOGRAFYA
Lisânü’l-ʿArab, “ḳvm”, “ṣrṭ” md.leri; et-Taʿrîfât, “istiḳāmet” md.; Kāmus Tercümesi, IV, 459; M. F. Abdülbâkī, el-Muʿcem, “ṣrṭ” md.; Müsned, IV, 182; Taberî, Câmiʿu’l-beyân, Beyrut 1420/1999, I, 103-107; Mâtürîdî, Teʾvîlâtü’l-Ḳurʾân (nşr. Ahmet Vanlıoğlu), Ankara 2005, I, 21-23; Gazzâlî, İḥyâʾü ʿulûmi’d-dîn, Beyrut 2000, III, 63-64; İbnü’l-Cevzî, Nüzhetü’l-aʿyün, s. 384-385; Fahreddin er-Râzî, Mefâtîḥu’l-ġayb, Beyrut 1421/2000, I, 205-210; Ebü’l-Fidâ İbn Kesîr, Tefsîrü’l-Ḳurʾân (nşr. Hânî el-Hâc), Kahire, ts., I, 35-38; Elmalılı, Hak Dini, I, 119-133; İrfan Başkurt, Kur’an Açısından Din Eğitiminde Adalet Ölçü Denge -Sırât-ı Müstakîm-, İstanbul 2000, s. 39-76; Remzi Kaya, Kur’ân’da İstikâmet, Bursa 2005, s. 1-63; G. Monnot, “Ṣırāṭ”, EI2 (İng.), IX, 670.
Bu madde ilk olarak 2009 senesinde İstanbul'da basılan TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 37. cildinde, 119-120 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde gösterilmektedir.