TEMSİL

التمثيل
Bölümler İçin Önizleme
  • 1/2Müellif: İSMAİL DURMUŞBölüme Git
    Sözlükte “benzemek, benzetmek” anlamındaki müsûl kökünden türeyen temsîl “benzetmek, benzeri ve dengi olduğunu söylemek” demektir. Belâgat âlimlerinin...
  • 2/2Müellif: MUSTAFA UZUNBölüme Git
    TÜRK EDEBİYATI. Temsil Türkçe’de “misal getirme, misal verme, teşbih, benzetme; kişileri veya kurumları temsil etme” karşılığında kullanılır. Osmanlı ...
1/2
Müellif:
TEMSİL
Müellif: İSMAİL DURMUŞ
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
İlk Yayın Tarihi: 2011
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 26.08.2019
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/temsil--edebiyat#1
İSMAİL DURMUŞ, "TEMSİL", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/temsil--edebiyat#1 (26.08.2019).
Kopyalama metni
Sözlükte “benzemek, benzetmek” anlamındaki müsûl kökünden türeyen temsîl “benzetmek, benzeri ve dengi olduğunu söylemek” demektir. Belâgat âlimlerinin çoğu temsilî teşbihi temsil gibi görürse de temsil teşbihin dışında temsilî istiare, kinaye ve işaret gibi beyân ilmine ait sanatlarla ilgili kabul edilerek eskiden beri farklı anlayış ve yaklaşımlara konu olmuş, belâgat literatüründe bağımsız şekilde ele alınmıştır. Abdülkāhir el-Cürcânî’nin Esrârü’l-belâġa’sının ana konularını temsil, istiare ve kinaye oluşturmaktadır. Cürcânî bu kitabında ilk defa temsil konusuna çok geniş yer vermiş, teşbih, temsil ve istiarenin birbiriyle ilgisini ve farklarını, temsilî anlatımın düz anlatıma göre etkisini tahlil ve yorumlarla açıklığa kavuşturmuştur. Ona göre dilde kelime veya kelâmın önce aslî mânası olur, daha sonra bundan doğan ikinci derecede bir anlam ortaya çıkar ki kinaye, istiare ve temsil bu gruba girer (Esrârü’l-belâġa, s. 26). Cürcânî tarafların benzeşmesi esasına dayanan teşbih, temsil ve istiarelerde en önemli meselenin bunlardaki benzerlik noktasının tesbit edilmesi olduğunu söyler. Esasen teşbihle temsilin ayrıldığı nokta da budur. Teşbih benzeme noktası kolayca bilinebilen, üzerinde düşünmeye ihtiyaç duyulmayan türdense bu asıl teşbihtir ve temsilî olmayan teşbih olarak da adlandırılır. Buna karşılık benzeme noktası taraflardan birinde veya her ikisinde duyularla algılanmayan soyut nitelikte ise temsil konumunda olup te’ville ve fikrî gayretle kavranabilen en zor teşbih kategorisine girer (a.g.e., s. 126-127). Buna göre teşbih genel, temsil özel bir kategoridir; her temsil teşbihtir, fakat her teşbih temsil değildir (a.g.e., s. 84-88). Abdülkāhir el-Cürcânî, temsilde birden fazla cümlenin ayrıştırılamaz bir bütün oluşturmasını güzellik olarak görmüş, temsil ne kadar soyutsa o kadar fazla cümleye ihtiyaç duyulduğunu belirtmiş, iki taraf arasındaki denk ve benzer öğelerin ayrı teşbihler şeklinde değerlendirilmesinin bütünün oluşturduğu güzelliğe ve etkiye erişemeyeceğini açıklamıştır. Yûnus sûresindeki (10/24), dünya hayatının yağmur suyu sayesinde yeşerip tazelenmesinin ardından sararıp solan ve yok olan bitkilere benzetildiği temsilin on cümleden meydana gelen bir bütün teşkil ettiğini, bunlardan biri çıkarıldığı veya içerdiği konular münferit tezler halinde sunulduğu takdirde aynı etkide bulunmayacağını ifade etmiştir (a.g.e., s. 96-97). Temsili bir mecaz türü olarak “mecâz-ı temsîlî” adıyla belki de ilk defa açıklayan Ebû Ubeyde Ma‘mer b. Müsennâ’dır. Ebû Ubeyde, Mecâzü’l-Ḳurʾân’ında (I, 269) “binasını yıkılacak bir uçurum kenarına kuran ...” meâlindeki âyetin (et-Tevbe 9/109) temsil mecazı olduğunu, küfür ve nifaktan ibaret olan din ve inanç sisteminin zayıflığının, tehlikeye ve yıkılmaya mâruz olduğunun bu temsille tasvir edildiğini belirtmiştir. Böylece müellif temsil mecazı ile temsil istiaresini kastetmiştir.

Kudâme b. Ca‘fer, ilk defa temsili teşbihe muhalif bir tür sayarak onu lafız ve mâna uyumunun güzel niteliklerinden kabul etmiş ve “bir mânaya kendine ait olmayan lafızlarla işaret edilmesi” biçiminde tanımlamıştır (Naḳdü’ş-şiʿr, s. 159). Bu tanımdan ve kaydettiği şiir örneklerinden onun temsil terimiyle temsil istiaresini, yani bir düşünceyi sembol diliyle anlatmayı kastettiği anlaşılmaktadır. Kudâme, muallaka şairi Tarafe b. Abd’den intihal ederek Remmâh b. Meyyâde’nin söylediği. ”ألم تك في يمنى يديك جعلتني / فلا تجعلني بعدها في شمالكا“ (Sen değil misin beni sağ elinin içine koyan / Sakın daha sonra sol eline koyma beni) beytinde saygın ve itibarlı konumda bulunmanın sağ el içinde, hakir vaziyette bulunmanın sol el içinde olmakla temsil edildiğini belirtmiştir (a.g.e., s. 159-160; Bedevî Tabâne, II, 816-817). Kudâme b. Ca‘fer Cevâhirü’l-elfâẓ’ında da aynı tanıma yer vermiş, örnekleriyle belki de ilk defa temsilî anlatımın etkisi ve yararından söz etmiştir. Ebû Hilâl el-Askerî “mümâselet” adıyla temsile yer vermiş, temsili Kudâme’den yaptığı iktibasla tanımlamıştır. Ancak verdiği örneklerin bir kısmı temsil, bir kısmı teşbih, bir kısmı istiareyle ilgilidir (Kitâbü’ṣ-Ṣınâʿateyn, s. 389-392). İbn Ebü’l-İsba‘ temsilin kinaye ve irdâf ifade eden sözlerden farklı lafızlarla gerçekleştiğini söylemiş, Kudâme’nin örnek verdiği Remmâh b. Meyyâde’nin beyti hakkında ayrıntılı açıklamalar yapmıştır (Taḥrîrü’t-Taḥbîr, s. 216). Bakara sûresinde (2/7) “düşünme, işitme ve görmenin engellenmesi ya da bunlardan imtina edilmesi” olgusunun kulak ve kalplerin mühürlenmesi, gözlerin perdelenmesiyle temsilî şekilde anlatımının incelikleri üzerinde durmuştur (Bedîʿu’l-Ḳurʾân, s. 86).

Sekkâkî’ye göre temsil veya temsil teşbihinde şart olan, benzeşme noktasının soyut teşbihin bir veya iki tarafında da hakikaten mevcut bulunmaması, gayri hakiki olması ve birçok benzeme noktasının oluşturduğu bir bütün teşkil etmesidir. Bakara sûresindeki âyette (2/17) münafıkların halinin yaktığı ateşin sönüvermesiyle karanlıklar içinde kalan kimseye teşbihinde anılan şartlar gerçekleşmiştir (Miftâḥu’l-ʿulûm, s. 346-349). Hatîb el-Kazvînî ile belâgat âlimlerinin çoğunluğuna göre temsil veya temsil teşbihinde tek şart benzeme noktasının benzerlik cihetlerinin bir bütünlük arzetmesidir. Şu halde vech-i şebehin duyularla veya akılla algılanması, taraflarda gerçekten bulunması veya bulunmaması temsil sayılmasına engel değildir. Bu sebeple Beşşâr b. Bürd’ün ”كأن مثار النقع فوق رؤوسنا / وأسيافنا ليل تهاوى كواكبه“ (Savaş meydanında ellerimizde şakırdayan kılıçlarla başlarımız üzerinde kalmış toz bulutu sanki yıldızları ardarda kayan bir gecedir) dizesindeki teşbihte benzeme noktası karanlık bir şeyin içinde âhenkli, ayrık ve parlak cisimlerin ardarda kaymasından meydana gelen bir bütün olduğundan Kazvînî ile belâgat âlimlerinin çoğunluğuna göre temsil sayılırken Abdülkāhir el-Cürcânî ve Sekkâkî’ye göre temsil değildir. Çünkü benzeme noktası somut ve her iki tarafta da hakikaten mevcuttur, halbuki onlara göre vech-i şebehin soyut ve gayri hakiki olması şarttır.

Kur’an’da yer alan mesellerin çoğunda, özellikle “meselü ... ke-meseli ...” kalıbıyla başlayanların hemen hepsinde vech-i şebeh birçok benzerlik noktasının teşkil ettiği bir bütün konumunda bulunduğundan mürekkep teşbih, temsil teşbihi formundadır. Kur’ân-ı Kerîm’de bilhassa iman-mümin ve ameli, küfür-kâfir ve ameli, şirk-müşrik ve ameli, nifak-münafık ve ameli, cennet ve nimetleri, cehennem ve azabı ile dünya hayatının fâniliği gibi soyut gerçekler doğadan ve çevreden alınmış somut olgu ve gerçeklerle temsil edilerek canlı birer tablo halinde gözler önüne serilir. Ayrıca Kur’an’da temsil istiaresi formunda yalnız müşebbehün bih (müsteâr minh) tarafının zikredildiği, putlar ile putperest için ve Allah ile mümin için temsil getirilen, efendisi çok köle - efendisi tek köle (ez-Zümer 39/29), âciz köle - hür/güçlü insan (en-Nahl 16/75) temsilleri, yüreklerin gırtlağa gelmesiyle (el-Ahzâb 33/10) korku şiddetinin temsili, el ısırma ile (el-Furkān 25/27) üzüntü ve pişmanlığın temsili, ölü eti yemekle (el-Hucurât 49/12) gıybet etmenin temsili gibi çok sayıda sembolik anlatım örneği yer alır (bu konunun elli yedi örneği için bk. Durmuş, s. 364-372). Bu tür Kur’an temsillerinin bir kısmı insanlar arasında da yaygın biçimde kullanılarak mesel haline gelmiştir. Azlık, küçüklük ve önemsizlik için “fetîl” (en-Nisâ 4/49, 77), “kıtmîr” (Fâtır 35/13), “zerre” (ez-Zilzâl 99/7-8), yergi için “eşek sesi” (Lokmân 31/19) gibi temsiller bu türdendir (a.g.e., s. 380-381).

Zemahşerî, Ebüssuûd ve Âlûsî gibi müfessirler Kur’ân-ı Kerîm’de yer alan bazı hitap ve muhâverelerin edebî ve belâgī maksatlarının bulunduğunu, bunların gerçekliğinin kastedilmiş olmasından ziyade soyut gerçekleri diyalog üslûbuyla ve çarpıcı tablolar halinde idraklere sunma amacı taşıdığını belirtmiştir. Kur’an’ın yüce belâgatının icabı olarak görülen bu tür sembolik anlatımlar temsil, temsil istiaresi, tahyîl ve kinaye sanatlarıyla ilgili görülmüştür; cehennemin genişliğinin sembolik anlatımı bağlamında Allah’ın cehennemle muhâveresi (Kāf 50/30), O’nun yaratmadaki sonsuz kudretinin sembolik anlatımı konumunda gökler ve yerle muhâveresi (Fussılet 41/11) gibi (el-Keşşâf, III, 445-446; İrşâdü’l-ʿaḳli’s-selîm, VIII, 5; diğer örnekler için bk. Durmuş, s. 373-376). Ferrâ el-Begavî, Zemahşerî, Fahreddin er-Râzî, Ebû Hayyân el-Endelüsî ve Ebüssuûd, tarihî gerçekliği söz konusu olmaksızın ya da tarihî gerçekliğinden ziyade edebî ve belâgī bir maksatla konuyu soyut, daha canlı ve etkili bir anlatımla sunma amacına yönelik olarak Kur’an’da sembolik değerde kıssaların yer aldığını belirtmişlerdir. Ashâbü’l-karye (Yâsîn 36/13-27), Hz. Dâvûd ve iki hasım kıssası (Sâd 38/21-25), İblîs ve Âdem kıssası (el-Bakara 2/30-39), mâide kıssası (el-Mâide 5/112-115) bu kategoride değerlendirilmiştir (a.g.e., s. 377-378).

BİBLİYOGRAFYA
Ma‘mer b. Müsennâ, Mecâzü’l-Ḳurʾân (nşr. Fuat Sezgin), Kahire 1374/1954, I, 269; Kudâme b. Ca‘fer, Naḳdü’ş-şiʿr (nşr. M. Abdülmün‘im Hafâcî), Beyrut, ts. (Dârü’l-kütübi’l-ilmiyye), s. 159-162; a.mlf., Cevâhirü’l-elfâẓ (nşr. M. Muhyiddin Abdülhamîd), Kahire 1350/1932, s. 7-8; Ebû Hilâl el-Askerî, Kitâbü’ṣ-Ṣınâʿateyn (nşr. Müfîd M. Kumeyha), Beyrut 1404/1984, s. 389-392; Bâkıllânî, İʿcâzü’l-Ḳurʾân (nşr. Seyyid Ahmed Sakr), Kahire 1374/1954, s. 119; Kudâî, Müsnedü’ş-şihâb (nşr. Hamdî Abdülmecîd es-Selefî), Beyrut 1407/1986, II, 96; İbn Reşîḳ el-Kayrevânî, el-ʿUmde (nşr. M. Muhyiddin Abdülhamîd), Kahire 1353/1934, I, 247-250; İbn Sinân el-Hafâcî, Sırrü’l-feṣâḥa, Beyrut 1402/1982, s. 275-277; Abdülkāhir el-Cürcânî, Esrârü’l-belâġa (nşr. H. Ritter), İstanbul 1954, s. 26-31, 64-67, 84-89, 96-137, 207-223, 236-241; a.mlf., Delâʾilü’l-iʿcâz (nşr. Mahmûd M. Şâkir), Kahire 1404/1984, s. 66-75, 262-263, 393-395, 430-431; Zemahşerî, el-Keşşâf, Kahire 1354, III, 445-446; Ebû Ya‘kūb es-Sekkâkî, Miftâḥu’l-ʿulûm (nşr. Naîm Zerzûr), Beyrut 1403/1983, s. 346-349; Ziyâeddin İbnü’l-Esîr, Kifâyetü’ṭ-ṭâlib fî naḳdi kelâmi’ş-şâʿir ve’l-kâtib (nşr. Nûrî Hammûdî el-Kaysî v.dğr.), Musul 1982, s. 160; İbn Ebü’l-İsba‘, Taḥrîrü’t-Taḥbîr (nşr. Hifnî M. Şeref), Kahire 1383, s. 214-220; a.mlf., Bedîʿu’l-Ḳurʾân (nşr. Hifnî M. Şeref), Kahire 1377/1957, s. 81-86; Ebû Muhammed Kāsım es-Sicilmâsî, el-Menzeʿu’l-bedîʿ fî tecnîsi esâlîbi’l-bedîʿ (nşr. Allâl el-Gāzî), Rabat 1401/1980, s. 244-252; Hatîb el-Kazvînî, el-Îżâḥ (nşr. M. Abdülmün‘im Hafâcî), Kahire 1400/1980, s. 271-273; Şürûḥu’t-Telḫîṣ, Kahire 1937, III, 420-425; Safiyyüddin el-Hillî, Şerḥu’l-Kâfiyeti’l-bedîʿiyye (nşr. Nesîb Neşâvî), Dımaşk 1403/1983, s. 115-116; Ebüssuûd Efendi, İrşâdü’l-ʿaḳli’s-selîm, Bulak 1275, VIII, 5; İzzeddin Ali es-Seyyid, el-Ḥadîs̱ü’n-nebevî mine’l-vicheti’l-belâġıyye, Kahire 1393/1973, s. 293-294; Bedevî Tabâne, Muʿcemü’l-belâġati’l-ʿArabiyye, Riyad 1402/1982, II, 816-824; Besyûnî Abdülfettâh Besyûnî, ʿİlmü’l-beyân, Kahire 1408/1987, s. 76-82; İsmail Durmuş, Cahiliye Şiirinde ve Kur’an’da Teşbih (doktora tezi, 1988), Dokuz Eylül Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, s. 171-206, 363-381.
Bu bölüm ilk olarak 2011 senesinde İstanbul'da basılan TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 40. cildinde, 434-435 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
2/2
Müellif:
TEMSİL
Müellif: MUSTAFA UZUN
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
İlk Yayın Tarihi: 2011
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 26.08.2019
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/temsil--edebiyat#2-turk-edebiyati
MUSTAFA UZUN, "TEMSİL", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/temsil--edebiyat#2-turk-edebiyati (26.08.2019).
Kopyalama metni
TÜRK EDEBİYATI. Temsil Türkçe’de “misal getirme, misal verme, teşbih, benzetme; kişileri veya kurumları temsil etme” karşılığında kullanılır. Osmanlı Türkçesi’nde “piyes, tiyatro oyunu; oyun sergileme” mânalarına gelmekte, baskı kelimesinin eş anlamlısı olarak -tab‘ ile birlikte- “temsîl-i evvel, hüsn-i temsîl” gibi tamlamalarda geçmektedir. Terim olarak Türk edebiyatında daha çok teşbih, istiare, mezheb-i kelâmî ve irsâl-i mesel / îrâd-ı mesel konularıyla ilişki içinde bu konuların alt başlığı halinde ele alınmıştır. Osmanlı belâgatında Mutavvel Tercümesi’nden başlayarak Teshîlü’l-arûz ve’l-kavâfî ve’l-bedâyi‘, Arûz-ı Türkî (Sanâyi-i Şi‘riyye ve İlm-i Bedî‘), Belâgat-ı Lisân-ı Osmânî ve Mebâni’l-inşâ gibi eserlerde yer alan istiare ve teşbih bahislerindeki bilgiler arasında istiâre-i temsîliyye üzerinde Muğni’l-küttâb ile Belâgat-ı Lisân-ı Osmânî’de kısaca durulmuş, Belâgat-ı Osmâniyye’de ise konu daha geniş biçimde işlenmiştir.

Konuya önceki müelliflerden daha çok önem veren Recâizâde Mahmud Ekrem, Ta‘lîm-i Edebiyyât’ta teşbih ve istiarenin bütün çeşitlerine yer vermeyerek sadece istiâre-i temsîliyyeyi ele almış, özellikle istiare ile teşbihi mukayese edip bu sanatı incelemiştir. Ona göre Türkçe bu konuda diğer dillerden daha elverişlidir. Doğrudan doğruya anlatılmasında sakınca bulunan, hoş karşılanmayacak gerçekler istiâre-i temsîliyye yoluyla ifade edilir. Mânevî hallere canlı bir varlık hüviyeti vererek onlara birtakım söz ve fiiller isnat etmek istiâre-i temsîliyyenin özelliklerindendir. Temsilin teşbihle alâkası şu tarifte daha iyi görülebilir: “Bir teşbihte benzetme yönü (vech-i şebeh) birbirinden ayırt edilemeyecek şekilde ise ve birden fazla unsurdan meydana gelmişse buna temsilî teşbih adı verilir.” Bu durumda benzetme yönü aklî ve hayalî olduğundan te’vile ve yoruma dayanır ve vehmî özellik gösterir. Ayrıca müşebbeh ve müşebbehün bih birden fazla unsurdan teşekkül ettiği için bir tasavvurdan ibaret olup açıkça değil bir yorumla belirlenebiliyorsa temsilî teşbih ortaya çıkar.

Kaya Bilgegil temsilî teşbihi, “unsurları arasındaki karşılığın ilk bakışta göze çarpmayacak şekilde ve biri diğerini teyit edecek iki tasavvur grubu halinde kurulduğu yapılar” diye tanımlar. Tafsilî ve teksifî olmak üzere iki çeşit temsilî teşbih vardır. Bir şeye ait çeşitli vasıflar diğerine ait olanlarla silsile halinde karşılaştırılarak yapılan teşbihe tafsilî denilir. Tevfik Fikret “Gayyâ-yı Vücûd” şiirinin ilk dört kıtasında solucanlarla, sülüklerle, yılanlarla dolu bir kuyuyu tasvir ettikten sonra, “İşte gayyâ-yı vücûd işte o zulmet o batak / Beşerin işte pür ümmîd ü heves müstağrak” diyerek insan hayatını kirli bir batağın içindeki çırpınışlara benzetmesi bu tür temsile bir örnektir. Teksifî temsil ise, “birbirini temsil yoluyla teyit eden birer birleşik teşbih halinde bulunan ve muhtevaları teksifî olan yapılar” şeklinde tanımlanır. Bu tür teşbih bedî‘ konuları arasında “irsâl-i mesel” (isnâd-ı mesel) adıyla anılmakta ve aşağıdaki örnekte olduğu gibi okuyucuyu daha kolay ve etkili biçimde ikna etme amacına bağlanmaktadır: Ziyâ Paşa’nın, “Erbâb-ı kemâli çekemez nâkıs olanlar / Rencîde olur dîde-i huffâş ziyâdan” beytinde kâmil insanları çekemeyen eksik/cahil kişiler ışıktan rahatsız olan yarasalara benzetilmiştir. Vech-i şebeh, ışık/nur/aydınlık gibi birçok noktadan açıklanabilecek unsurlardan rahatsız olma biçiminde yorumlanmaya uygun olduğundan burada hem temsilî teşbih ortaya çıkmakta hem de mânayı kuvvetlendirmek için ikinci mısraa, “Yarasalar ışıktan rahatsız olur” sözü yerleştirilerek beyitte irsâl-i mesel sanatı yapılmaktadır. Nâmık Kemal’in, “Muîni zâlimin dünyâda erbâb-ı denâattir / Köpektir zevk alan sayyâd-ı bî-insafa hizmetten” beyti de hem temsil-i tafsîlîye hem irsâl-i mesele örnektir.

Taraflarından biri kaldırılmış beliğ teşbihin adı olan istiare, “teşbihte karîne-i mânia denilen bir engel sebebiyle bir sözü kendi hakiki mânasının dışında kullanmak” demektir. Bunun bir çeşidi olan temsilî istiare ise zihinde tek bir tasavvur meydana getirmek amacıyla istiarelerin ardarda sıralanmasından meydana gelir; gizli gizli iş yapan bir kişi hakkında, “Saman altından su yürütüyor” demek gibi. Çocuğunu kaybeden bir anne babayı teselli için söylenmiş, “Sukūt ettiyse bir kevkeb sipihri ber-karâr olsun / Yere düştüyse bir meyve dırahtı pâyidâr olsun” beyti bu tarz istiareye bir örnektir. Temsilî istiareye mesel de denilmektedir. Doğruluğu herkesçe kabul edilmiş meseller ise darbımesel, emsâl, durûb-ı emsâl gibi adlarla anılan atasözleri haline gelir. Temsilî istiare soyut yerine somutu koyma esasına dayanır. Bilgegil bu tür istiarenin Fransızca’da “allégorie métaphorique” tabiriyle karşılandığını söylemekte ve bazan birkaç mısra, bazan küçük bir manzume, bazan da bütün bir mesnevinin temsilî istiare şeklinde ortaya konabileceğini söyledikten sonra Faruk Nafiz Çamlıbel’in Türkler’in Millî Mücadele’deki şahlanışını temsilî surette dile getiren “At” şiirini nakletmektedir. Ancak temsilî istiare ile sembolü birbirine karıştırmamak gerekir. Temsilî istiare Kutadgu Bilig’den Şeyhî’nin Harnâme’sine, Şeyh Galib’in Hüsn ü Aşk’ındaki muhtelif parçalardan konuşma dilindeki örneklere kadar pek çok metinde yer almış ve sıkça kullanılmış bir edebî sanattır. Mevlânâ’nın Mes̱nevî’sinde pek çok örneği bulunan, hayvanlarla insan karakterini belirtme yolunda kaleme alınmış hikâye ve masalların anlatımında da bu sanattan sıkça faydalanıldığı görülmektedir.

BİBLİYOGRAFYA
Muallim Nâci, Lugat-ı Nâcî, İstanbul, ts., s. 250; İlhan Ayverdi – Ahmet Topaloğlu, Misalli Büyük Türkçe Sözlük, İstanbul 2005, III, 3109-3110; Ahmed Cevdet Paşa, Belâgat-ı Osmâniyye, İstanbul 1299, s. 176; Recâizâde Mahmud Ekrem, Ta’lîm-i Edebiyyât, İstanbul 1330, s. 233-246; M. Kaya Bilgegil, Edebiyat Bilgi ve Teorileri-Belâgat, İstanbul 1989, s.162-164; Kâzım Yetiş, Talîm-i Edebiyat’ın Retorik ve Edebiyat Nazariyâtı Sahasında Getirdiği Yenilikler, Ankara 1996, s. 247-250; M. A. Yekta Saraç, Klâsik Edebiyat Bilgisi Belâgat, İstanbul 2000, s. 111-112, 121-122, 216-217, 249-250; Menderes Coşkun, Sözün Büyüsü Edebî Sanatlar, İstanbul 2007, s. 140-142; “Temsil”, TDEA, VIII, 305; “Temsilî İstiâre”, a.e., VIII, 306.
Bu bölüm ilk olarak 2011 senesinde İstanbul'da basılan TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 40. cildinde, 435-436 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde gösterilmektedir.