VASSÂF ABDULLAH EFENDİ

Müellif:
VASSÂF ABDULLAH EFENDİ
Müellif: MEHMET İPŞİRLİ
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
İlk Yayın Tarihi: 2012
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 21.09.2019
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/vassaf-abdullah-efendi
MEHMET İPŞİRLİ, "VASSÂF ABDULLAH EFENDİ", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/vassaf-abdullah-efendi (21.09.2019).
Kopyalama metni
Akhisar’da doğdu. Bayramiyye tarikatı şeyhlerinden Akhisarlı İlyas’ın ahfadından Mehmed Efendi’nin oğludur. Doğum tarihi tam bilinmemekte, ancak çok uzun yaşadığı kaydedilmektedir. İlk eğitimini çevredeki âlimlerden aldıktan sonra İstanbul’a gitti ve Kara Halil Efendi’ye intisap ederek tahsilini tamamladı. 1111’de (1699-1700) girdiği ruûs imtihanında başarılı olup müderrislik hakkını kazandı. Ardından hocası Kara Halil Efendi’nin kızıyla evlendi ve ilmiye mesleğinde tanındı. Bir süre Çatalca’da Ali Paşa Medresesi’nde müderrislik yaptı; Safer 1118’de (Mayıs-Haziran 1706) azledildi. Aynı yılın zilkadesinde (Şubat 1707) Yûnus Paşa Medresesi’ne tayin edildi. Daha sonra Beşiktaş Sinan Paşa Medresesi’ne nakledildi. Rebîülevvel 1127 (Mart 1715) tarihine kadar burada kaldı. Rebîülevvel 1128’de (Mart 1716) Kürkçübaşı Medresesi müderrisliğine getirildi. 1129’da (1717) Zal Mahmud Paşa Medresesi’ne, ardından Şehzade Medresesi’ne geçip 27 Ramazan 1135’te (1 Temmuz 1723) buradan ayrıldı. Arkasından Süleymaniye Medresesi’ne tayin edildi. Bu görevde iken kadılık mesleğine geçti; Selânik kadısı olup 1 Zilhicce 1138’de (31 Temmuz 1726) azledildi.

1140’ta (1727-28) Mısır kadılığına tayin edilen Vassâf bir yıl bu görevde kalıp İstanbul’a döndüğünde fetva eminliğine getirildi. İran’da Avşarlı hânedanının kurucusu Nadir Şah, Sünnî mezhepler karşısında Ca‘ferî mezhebinin durumunu görüşmek üzere Osmanlı Devleti’nden bir ilim heyetinin gönderilmesini isteyince Vassâf, 1736’da Anadolu kazaskerliği pâyesiyle İmrahor Mustafa Paşa’nın riyâsetinde İran’a yollanan sefâret heyetinde yer aldı. İki yıl gibi bir süre İsfahan, Kandehar ve Semerkant’ta bulundu, buralardaki âlimlerle İslâm fıkhı ve akaidi konularında yaptığı tartışmalarla dikkat çekti. Uzun süre İran’da kaldığından bazı kaynaklarda “İran kazaskeri” veya “İranî Abdullah Efendi” lakabıyla anıldı. İran’dan döndükten sonra 28 Rebîülevvel 1154’te (13 Haziran 1741) Anadolu kazaskeri oldu. Zilhicce 1159’da (Aralık 1746) Rumeli kazaskerliği pâyesini aldı ve 4 Receb 1162’de (20 Haziran 1749) Rumeli kazaskerliğine tayin edildi. 2 Şâban 1165’te (15 Haziran 1752) ikinci defa Rumeli kazaskeri oldu. Seyyid Murtaza Efendi’nin azli üzerine 28 Rebîülevvel 1168 (12 Ocak 1755) tarihinde şeyhülislâmlığa getirildi (Vâsıf, I, 46-47, 198-200).

Yaşlılığı sebebiyle meşihat işlerini gerektiği gibi yürütememesi, tarihçi Şem‘dânîzâde’nin belirttiğine göre maiyetindekilerin dürüst davranmayıp eskiden beri devam eden sefahatlerini arttırmaları ve rüşvet almaları yüzünden 27 Şâban 1168’de (8 Haziran 1755) azledildi (Mür’i’t-tevârîh, I, 181). Şeyhülislâmlığı III. Osman zamanında beş ay kadar sürmüştür. İstanbul’dan ayrılarak Bursa’da ikamet etmesi istendi. Bir süre sonra İstanbul’a dönmesine izin verilince mülkü olan Emîrgûneoğlu (Emîrgân) Yalısı’nda ikamet etti. Bu yalıda kendisinden sonra oğlu Şeyhülislâm Vassâfzâde Esad Efendi oturmuş, ardından burası I. Abdülhamid zamanında devlete intikal etmiştir. Abdullah Efendi Zilkade 1174’te (Haziran 1761) vefat etti; Eyüp’te Siyavuş Paşa Türbesi civarında hocası ve kayınpederi Kara Halil Efendi’nin yanına defnedildi (Vâsıf, I, 198-200). Tarihçi Hâkim, “Etti Abdullah Efendi cennet-i adni makar” mısraıyla ölümüne tarih düşürmüştür. Bazı kaynaklarda vefatında 100 yaşını aştığı belirtilirse de (Şem‘dânîzâde, II/A, s. 38) bu bilgi doğru olmamalıdır. Vassâf Abdullah Efendi bazı eserler telif etmiş, üç dilde şiir yazmış, şiirlerinde “Abdî” ve “Vassâf” mahlaslarını kullanmıştır. Ayrıca Siyâhî Ahmed Efendi’den ta‘lik hattı meşkederek icâzet almıştır. İlmiyye Salnâmesi’nde özgün bir fetvası bulunmamaktadır.

Eserleri. 1. Hayâl-i Behcetâbâd. Vassâf Efendi’nin en önemli eseri olup 1105 beyitten oluşan nasihatnâme türünde bir mesnevidir. 236. beyitte eserin adı zikredilir: “Kim görse sutûrun oldu dilşâd / Nâm oldu Hayâl-i Behcetâbâd.” Eserin III. Ahmed’in saltanatına dair giriş kısmından sonra Cemcah, Hâkan, Çasar gibi sembolik isimler ve bazı ülke adları kaydedilerek bu ülke hükümdarlarının çocukları arasındaki aşk hikâyesi anlatılır. Vassâf, bu aşkı ve sonunda gerçekleşen evlilik hikâyesini esas itibariyle devlet başkanlarının ve etrafındakilerin ülkeyi adaletle idare etmesinin, vergilendirmenin âdil yapılmasının gereğine vurgu yapmak için sembol olarak seçmiş, iyi huylu, halkını düşünen, adalet ve insaf sahibi hükümdarların sevileceğini, her zaman hayırla anılacağını, zalimlerin ise sonunda yok olacağını hikâye tarzında anlatmıştır. Eser üzerine bir yüksek lisans tezi hazırlanmıştır (Banu Mumcuoğlu, 2006, Celal Bayar Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü). Şeyh Galib’in Hüsn ü Aşk adlı mesnevisinin Hayâl-i Behcetâbâd’dan esinlenerek yazıldığı söylenmiştir (Uzunçarşılı, II, 483). 2. Nazîre-i Unvânü’ş-şeref. İbnü’l-Mukrî el-Yemenî’nin (ö. 837/1433) kasidesine yazdığı nazîredir. Kelâm, nahiv, felsefe ve mantık konularını, ayrıca Türkçe ve Farsça hikâyeleri içeren eser Vassâf’ın Arap edebiyatına vukufunu göstermektedir (İstanbul 1279). 3. İrşâd-ı Ezkiyâ. İbnü’l-Hâcib’in el-Kâfiye’sinin manzum tercümesi olup Vassâf’ın Arapça bilgisini ortaya koymaktadır (Burdur İl Halk Ktp., nr. 490). 4. Zemzeme. Kelâm ilmine dair bir eserdir (Hediyyetü’l-ʿârifîn, I, 474). Bazı kaynaklarda Şeyhülislâm Vassâf Efendi’nin fetvalarının ölümünden sonra derlendiği kaydedilirse de bugüne kadar herhangi bir nüshasına rastlanmamıştır.

BİBLİYOGRAFYA
Şeyhî, Vekāyiu’l-fuzalâ, II, 363, 367, 380, 403, 539, 641, 726; İzzî, Târih, İstanbul 1199, s. 204a, 273a; Şem‘dânîzâde, Müri’t-tevârîh (Aktepe), I, 62, 63, 89, 105, 109, 181; II/A, s. 38; Vâsıf, Târih, I, 46-47, 198-200; Devhatü’l-meşâyih, s. 98-99; Sicill-i Osmânî, III, 383; Osmanlı Müellifleri, II, 481-483; İlmiyye Salnâmesi, s. 527; Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, II, 481-484; Hediyyetü’l-ʿârifîn, I, 474; Abdülkadir Altunsu, Osmanlı Şeyhülislamları, Ankara 1972, s. 136-137.
Bu madde ilk olarak 2012 senesinde İstanbul'da basılan TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 42. cildinde, 559-560 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde gösterilmektedir.