CEM‘

الجمع
Müellif:
CEM‘
Müellif: HALİT ÜNAL
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
İlk Yayın Tarihi: 1993
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 16.12.2019
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/cem--namaz
HALİT ÜNAL, "CEM‘", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/cem--namaz (16.12.2019).
Kopyalama metni

Beş vakit namazdan her birinin kendine ayrılan vakit içinde kılınması farz olmakla beraber bazı özel durumlarda öğle ile ikindi ve akşam ile yatsı namazlarının birleştirilerek (cem‘) kılınması câiz görülmüştür. Birleştirilen iki namazın, öncekinin vaktinde kılınmasına cem‘-i takdîm, sonrakinin vaktinde kılınmasına da cem‘-i te’hîr adı verilir. Önceki namazın kendisine ayrılan vaktin son kısmında, sonraki namazın vaktinin ilk kısmında kılınması halinde ise cem‘-i sûrî denilen sadece dış görünüşte bir cem‘ meydana gelmiş olur.

Hac ibadeti sırasında arefe günü Arafat’ta öğle ile ikindi namazı öğle vaktinde, akşam ile yatsı namazı ise Müzdelife’de yatsı vakti içinde cem‘ ile kılınır. Buradaki cem‘in sünnet olduğunda ittifak vardır. Bunun dışında cem‘ yapılması Hanefîler’e göre câiz değildir. Diğer üç mezhep ise bazı mazeretlerin bulunması halinde cem‘i meşrû görürler (aş.bk.). Ebû Hanîfe, arefe günü Arafat’ta birleştirilerek kılınan öğle ile ikindi namazının cemaatle kılınmasını şart koştuğu halde diğer fıkıh âlimleri bu şartı aramaz. Cem‘ ile namaz kılınırken bir defa ezan okunur, ancak her namaz için ayrı ayrı kāmet getirilir. Öğle namazının farzı eda edilince arada sünnet kılınmadan ikindinin farzına geçilir. İkindi namazı öğle namazına tâbi olduğundan herhangi bir sebeple öğlenin sahih olmaması halinde ikindinin de iadesi gerekir. Müzdelife’de ise akşam ile yatsı namazı tek ezan ve tek kāmetle kılınır. Akşamın farzı ile yatsının farzı arasında sünnet kılınmaz ve ara verilmeden her iki namaz eda edilir. Bu şarta riayet edilmezse yatsı namazı için ayrıca kāmet getirilir.

Ayrıntılarda bazı görüş farklılıkları bulunmakla birlikte Şâfiî, Mâlikî ve Hanbelîler’e göre yolculuk ve yağmur, son iki mezhebe göre ayrıca hastalık cem‘i câiz kılan sebeplerdendir. Şâfiîler’le Hanbelîler, namazları cem‘ edebilmek için yolculuğun dört rek‘atlı farzları iki rek‘at kılmaya imkân verecek ölçüde olmasını (seferî hali) şart koşarken Mâlikîler bunu dahi gerekli görmezler. Yağmur, kar ve dolu yağması, hastalık vb. mazeretlerin bulunması durumunda, namazların birleştirilmesinde istismar ve lâubalilikten uzak bir değerlendirme ile müslümanın kendi zaruretini belirlemesi ve ona göre hareket etmesi esastır.

Cem‘ konusunda mükellefin zaruret ve ihtiyaçlarına diğer mezheplere nisbetle daha fazla önem veren Hanbelî fakihlerine göre özür* sahibi olma, her namaz için abdest almaktan âciz bulunma vb. sebeplerle de namazları birleştirmek câizdir. İçlerinde İbn Şübrüme ile İbn Sîrîn’in de bulunduğu bazı İslâm hukukçuları, alışkanlık haline getirmemek şartıyla, bu sebepler dışında da mutlak olarak cem‘in câiz olduğunu söylemektedirler. Ancak Arafat ve Müzdelife dışında cem‘i câiz görenlerin bunu bir ruhsat* olarak aldıklarını, her namazı vaktinde kılmanın daha faziletli olduğunu ifade ettiklerini de belirtmek gerekir.

İslâm âlimleri içinde namazların birleştirilmesi konusunda en müsamahalı görüşe sahip olanlar Ca‘ferî fakihleridir. Ca‘ferî fakihleri, Arafat ve Müzdelife’deki cem‘ler konusunda Sünnî mezheplerle aynı görüşü paylaştıktan başka herhangi bir mazeret olmaksızın öğle ile ikindi ve akşamla yatsı namazlarını birleştirmeyi de câiz görürler. Onlara göre zevalden güneşin batışına kadar olan süre öğle ve ikindi namazlarının ortak vaktidir. Ancak zevalden hemen sonra dört rek‘at farz kılacak kadar süre sadece öğle namazının, güneş batımından önce dört rek‘at farz kılacak kadar süre de sadece ikindi namazının vaktidir. Aynı şekilde güneşin batışından fecre kadar olan vakit akşam ile yatsı namazlarının ortak vakti olup bu vaktin başında üç rek‘at namaz kılacak kadar süre sadece akşam namazının, sonunda dört rek‘at kılacak kadar süre de sadece yatsı namazının vaktidir. Namazın esasta beş vakit olarak farz kılındığını kabul eden Ca‘ferî fakihleri, ayrıca her namaz için Sünnî mezheplerin beş vakitle ilgili olarak tesbit ettikleri sürelere benzer şekilde fazilet ve kifayet (cevaz), olmak üzere iki vakit belirlemişlerdir. Ancak uygulamada öğle ile ikindi ve akşam ile yatsı namazları hep cem‘-i takdîm ile kılınagelmiş, bu da beş vakit namazın üç vakitte eda edilmesi gibi bir sonuç doğurmuştur. Bu durum, namazı ayrı ayrı zamanlarda kılınmak üzere beş vakit olarak farz kılan şâriin maksadına ve teşrî hikmetine ters düştüğü gibi Hz. Peygamber ve ashabı ile daha sonraki müslüman nesillerin uygulamalarına da aykırıdır.

Namazların cem‘i hususunda Hanefî âlimlerinin telakkisi ihtiyat açısından ve istismarın önlenmesi bakımından önem taşırken diğer üç Sünnî mezhep fakihlerinin görüşleri, Hz. Peygamber’in uygulamalarına ve kolaylık dini olan İslâm’ın genel prensiplerine daha uygun görünmektedir.


BİBLİYOGRAFYA

Buhârî, “Taḳṣîrü’ṣ-ṣalât”, 6, 13, 14, 15, 17, “Cihâd”, 136, “Ḥac”, 93, 96.

Müslim, “Ṣalâtü’l-müsâfirîn”, 42-48, 49, 51-54, 56.

Ebû Dâvûd, “Menâsik”, 60, 65.

Tirmizî, “Ṣalât”, 24, “Cumʿa”, 42, “Ḥac”, 56.

Nesâî, “Mevâḳīt”, 42-47, 49.

, II, 110-126.

, VI, 374-384.

Muhakkık el-Hillî, Şerâʾiʿu’l-İslâm fî mesâʾili’l-ḥelâl ve’l-ḥarâm (nşr. Abdülhüseyin Muhammed Ali), Beyrut 1403/1983, I, 60-61, 255.

, III, 206, 226.

, II, 48, 468-472, 478-479.

, I, 271-275.

İbn Usfûr el-Bahrânî, el-Ḥadâʾiḳu’n-nâżıra (nşr. Muhammed Takī el-Îrevânî), Beyrut 1405/1985, VI, 87-200; XVI, 384, 422-423.

, III, 241-248.

Muhammed Hasan en-Necefî, Cevâhirü’l-kelâm fî şerḥi Şerâʾiʿi’l-İslâm, Beyrut, ts. (Dâru ihyâi’t-türâsi’l-Arabî), VII, 71-170; XIX, 13, 16, 21, 23, 63.

Mahmûd Muhammed Şeltût – Muhammed Ali es-Sâyis, Muḳārenetü’l-meẕâhib fi’l-fıḳh, Kahire 1373/1953, s. 38-46.

Cezîrî, el-Fıḳh ʿale’l-meẕâhibi’l-erbaʿa, I, 483-488.

Muhammed Cevâd Muğniyye, Fıḳhü’l-İmâm Caʿfer eṣ-Ṣâdıḳ, Beyrut 1404/1984, I, 134-138; II, 229.

, XV, 284-292.

Bu madde ilk olarak 1993 senesinde İstanbul'da basılan TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 7. cildinde, 277-278 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde gösterilmektedir.