HÂDÎ-İLELHAK, Yahyâ b. Hüseyin

يحيى بن الحسين الهادي الى الحق
Müellif:
HÂDÎ-İLELHAK, Yahyâ b. Hüseyin
Müellif: SAFFET KÖSE
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
Baskı Tarihi: 1997
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 10.07.2020
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/hadi-ilelhak-yahya-b-huseyin
SAFFET KÖSE, "HÂDÎ-İLELHAK, Yahyâ b. Hüseyin", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/hadi-ilelhak-yahya-b-huseyin (10.07.2020).
Kopyalama metni
245 (859) yılında Medine’de doğdu. Hz. Hasan’ın soyundan gelmektedir. Babasından, amcası Hasan b. Kāsım’dan ve diğer bazı hocalardan ders alarak İslâmî ilimler konusunda kendini yetiştirdi. On yedi yaşında ictihad edecek seviyeye ulaştı ve eser vermeye başladı. 270-275 (884-889) yılları arasında ailesiyle beraber Muhammed b. Zeyd’in hâkimiyetinde bulunan Taberistan’ın Âmül şehrinde ikamet etti. Faaliyetleri yüzünden Muhammed onu Âmül’ü terketmeye zorladı. Daha sonra Sa‘de bölgesindeki kabilelerin daveti üzerine Yemen’e gitti; halk orada kendisine biat etti (280/893-94). Bir süre San‘a yakınlarındaki Şerefe’de kaldı ve tâbileri arasında itaatsizliğin baş göstermesi üzerine Hicaz’a döndü. Ancak Yemenliler kendisine elçi göndererek bid‘atları kaldırması ve Karmatî mezhebiyle mücadele etmesi için onu tekrar davet ettiler. Bunun üzerine 6 Safer 284’te (15 Mart 897), dâimî faaliyet merkezi ve başşehir olarak kullanacağı Sa‘de’ye gitti ve halktan biat aldı. Bundan sonra “emîrü’l-mü’minîn” unvanı ile birlikte Hâdî-İlelhak lakabını kullandı, adına hutbe okundu ve para basıldı. Böylece Yemen’de Zeydîler Devleti’ni kurmuş oldu. Sa‘de’ye yerleşip hâkimiyeti ele geçirdikten sonra Yemen’i ve komşularını bir buyruk altında toplamayı ve sosyal adaleti gerçekleştirmeyi hedef aldı. Necran’ı fethetti, orada bulunan zimmîlerle antlaşma yaptı. 285 (898) yılında Sa‘de’nin güneyindeki Hayvân ve Asâfit şehirlerini hâkimiyeti altına aldı. Beytülmâli düzene sokarak zekât ve cizyeyi ehline dağıttı. 288’de (901) Abbâsîler’in San‘a valisi Ebü’l-Atâhiye şehri kendisine bıraktı. Aynı yıl Zemâr ve Ceyşân’ı ele geçirdi. Ancak bir yıl sonra San‘a’yı, bölgede güçlü bir muhalefet oluşturan Âl-i Yu‘fir ve Âl-i Tarîf’e terketmek zorunda kaldı. 293 (906) yılında Ali b. Fazl kumandasındaki Karmatîler San‘a’yı zaptedince Hâdî-İlelhak ertesi yıl halkın daveti üzerine San‘a’ya girdi ve bu tarihten sonra şehir birkaç defa el değiştirdi. Hâdî-İlelhak 19 Zilhicce 298 (18 Ağustos 911) tarihinde vefat etti; yerine oğlu Ahmed b. Yahyâ geçti. Sa‘de’deki kabri Zeydîler’in önemli bir ziyaretgâhıdır.

Hâdî-İlelhak âdil bir devlet adamı olup Yemen’de Karmatîler’e ve Bâtınîler’e karşı mücadele vermiş, yönetimi sırasında İslâmî ölçüleri uygulamaya gayret sarf etmiş, adaleti ve takvâsı sayesinde Yemen kabilelerini hükmü altında toplamıştır. Fıkhî görüşleri ve fetvaları Yemen’de yayılmış, halkın büyük bir kısmı ona tâbi olmuştur. Yemen’de Zeydiyye’yi kurarak devletin resmî mezhebi haline getirmesi, fıkıh ve kelâm konularında kendine has görüşler ortaya koyması sebebiyle bu mezhep ona nisbetle Hâdeviyye diye de anılmıştır.

Zeydiyye mezhebinde ictihadın her zaman gerekli ve mümkün görülmesinin de etkisiyle Hâdî-İlelhak, İmam Zeyd b. Ali’yi taklide yönelmeyerek birçok konuda ona muhalefet etmiş ve yeni bir mezhep oluşturmuştur. Halkın hak yolda itaat etmediği ve yardımcı olmadığı devlet başkanının onları terketmesi gerektiği, harbî bir gayri müslimin İslâmiyet’i kabul etmesine vesile olan kimsenin, başka bir müslüman mirasçısı yoksa harbîye mirasçı olacağı, atalarından kendilerine kalanlar dışında gayri müslimlerin toprak satın alamayacakları, Ehl-i kitabın kadınları ile evlenmenin haram olduğu, zekâtın dörtte birinin, imkânı varsa yarısının ve hatta tamamının toplandığı bölgede harcanması gerektiği, iftitah tekbiri dahil olmak üzere namazda tekbir alınırken el kaldırılmayacağı, namazda el bağlamanın namazı bozacağı ve Fâtiha’dan sonra “âmin” demenin bid‘at olduğu onun ictihadlarından bazılarıdır.

Hâdî-İlelhak, itikadî meselelerde mezhebin genel çizgisine uygun olarak Mu‘tezilî anlayışı benimsemekle beraber imâmet konusunda hem mezhebin kurucusu kabul edilen Zeyd b. Ali’nin, hem de Zeydîliğin resmî anlayışından farklı görüşler ileri sürmüştür. Mu‘tezile’nin tevhid ve adl telakkisi çerçevesinde Allah’ın sıfatlarının zâtının aynı olduğunu, rü’yetullahın imkân dahilinde bulunmadığını ve kişinin kendi ihtiyarî fiillerini kendisinin yarattığını kabul eden Hâdî, hilâfet konusunda yer yer İmâmiyye’ye yakın görüşler benimsemiştir. Zeyd b. Ali’nin Hz. Ebû Bekir ve Ömer hakkında hayırdan başka bir şey düşünmediğini, ceddinden de onlar aleyhinde bir şey duymadığını belirtmesine (Taberî, Târîḫ [Ebü’l-Fazl], VII, 180) ve mezhebin resmî anlayışının bu ikisinin hilâfetinin meşrû sayılması yönünde olmasına rağmen Hâdî-İlelhak bunu kabul etmez. Ona göre Ali b. Ebû Tâlib Hz. Muhammed’in vasîsidir ve ondan sonra makamına geçmeye en lâyık olan kişidir. Allah Hz. Ali’ye kıyamete kadar vuku bulacak her şeyi bildirmiştir. Sahâbîler Ebû Bekir’i halife seçmekle hata etmişlerdir. Zira hilâfet biat ve seçimle değil ilâhî tayinle gerçekleşir. Ayrıca Ebû Bekir’in Ali b. Ebû Tâlib varken Ömer’i halef bırakması da başka bir hatadır. İmâmet Ali’den sonra Hasan’ın ve ardından Hüseyin’in, onlardan sonra da bu ikisinin çocuklarından ilim, takvâ, zühd ve yiğitlik gibi faziletlerde en üstün olan kimselerin hakkıdır. İmam büyük günah işler ve tövbe etmezse hemen azledilir. Hâdî, zamanın imamını tanımayan kişinin Câhiliye ölümüyle öleceğini bildiren hadisi göz önünde bulundurarak imama biatın peygambere biat gibi olduğunu ileri sürer (daha geniş bilgi için bk. A. Mahmûd Subhî, s. 145-187).

Eserleri. Hâdî-İlelhakk’ın tefsirle ilgili bir eseri dışında çalışmalarının hemen tamamı kelâm ve fıkha dairdir. Sayıları yetmişi aşan bu eserlerin büyük kısmını küçük hacimli risâleler oluşturur (bunların bir listesi ve yazma nüshaları için bk. Sezgin, I, 564-566; Habeşî, el-Fikrü’l-İslâmî fi’l-Yemen, s. 565-574; a.mlf., Müʾellefât, s. 3-14). Zeydî fıkhına dair Câmiʿu’l-aḥkâm fi’l-ḥelâl ve’l-ḥarâm (el-Aḥkâm fî beyâni’l-ḥelâl ve’l-ḥarâm) adlı eseri basılmıştır (I-II, San‘a 1990). Burada geçen hadisler, İbn Ebü’n-Necm es-Sa‘dî (ö. 646/1248) tarafından Dürerü’l-eḥâdîs̱i’n-nebeviyye bi’l-esânîdi’l-Yaḥyâviyye adlı bir eserde toplanmıştır (nşr. Yahyâ Abdülkerîm el-Fudayl, Beyrut 1399/1979, 1402/1982). Fıkhî görüşlerinin yer aldığı bir diğer eseri de Kitâbü’l-Münteḫab’dır (yazma nüshaları için bk. Sezgin, I, 565). Muhammed İmâre, Resâʾilü’l-ʿadl ve’t-tevḥîd’in (I-II, Kahire 1971) II. cildinde Hâdî-İlelhakk’ın er-Red ʿale’l-Mücebbireti’l-Ḳaderiyye, Kitâb fîhi maʿrifetullah mine’l-ʿadl ve’t-tevḥîd, Kitâbü’r-Red ve’l-iḥticâc ʿale’l-Ḥasan b. Muḥammed b. el-Ḥanefiyye, Kitâbü’l-Cümle (Cümletü’t-tevḥîd) ve er-Red ʿalâ ehli’z-zeyġ mine’l-müşebbihîn adlı risâlelerini neşretmiştir.

BİBLİYOGRAFYA
Hâdî-İlelhak Yahyâ b. Hüseyin, Dürerü’l-eḥâdîs̱i’n-nebeviyye (nşr. Yahyâ Abdülkerîm el-Fudayl), Beyrut 1402/1982, s. 191-205; a.mlf., Resâʾilü’l-ʿadl ve’t-tevḥîd (nşr. Muhammed İmâre), Kahire 1971, nâşirin mukaddimesi, II, 5-27; Taberî, Târîḫ (Ebü’l-Fazl), VII, 180; Ali b. Muhammed el-Alevî, Sîretü’l-Hâdî (nşr. Süheyl Zekkâr), Beyrut 1972; Hemdânî, el-İklîl, Kahire 1368, X, 118, 181, 220; İbnü’n-Nedîm, el-Fihrist, s. 244; Yahyâ b. Hüseyin b. Müeyyed-Billâh, Ġāyetü’l-emânî fî aḫbâri’l-ḳuṭri’l-Yemânî (nşr. Saîd Abdülfettâh Âşûr), Kahire 1388/1968, I, 166-201; Ali b. Abdülkerîm b. el-Fudayl, ez-Zeydiyye: naẓariyye ve’t-taṭbîḳ, Amman 1405/1985, s. 13-17, 155-157; Abdülvâsi‘ el-Vâsiî, Târîḫu’l-Yemen, Kahire 1346, s. 21-23; Abdullah b. Abdülkerîm el-Cürâfî, el-Müḳteṭaf min târîḫi’l-Yemen, Kahire 1370/1951, s. 104-106; Brockelmann, GAL, I, 198; Suppl., I, 315-316; A. K. Kazi, “Notes on the Development of Zaidi Law”, Abrnahrain, Leiden 1960-61, II, 36-40; Sezgin, GAS, I, 563-566; Habeşî, el-Fikrü’l-İslâmî fi’l-Yemen, s. 563-575; a.mlf., Müʾellefâtü ḥükkâmi’l-Yemen (nşr. E. Niewöhner-Eberhard), Wiesbaden 1979, s. 1-14; Süheyl Zekkâr, Aḫbârü’l-Ḳarâmiṭa, Dımaşk 1402/1982, s. 85-110; Ahmed Mahmûd Subhî, ez-Zeydiyye, Kahire 1404/1984, s. 139-187; Ziriklî, el-Aʿlâm (Fethullah), VIII, 141; Kehhâle, Muʿcemü’l-müʾellifîn, XIII, 191-192; M. Ebû Zehre, el-İmâm Zeyd, Kahire, ts. (Dârü’l-fikri’l-Arabî), s. 509-516; R. Strothmann, “Die Literatur der Zaiditen”, Isl., I (1910), s. 358 vd.; II (1911), s. 51 vd.; a.mlf., “Zeydîye”, İA, XIII, 550; İsa Doğan, “Zeydiyye Mezhebi”, Ondokuz Mayıs Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi Dergisi, sy. 3, Samsun 1989, s. 91-92; W. Madelung, “al-Ḥādī ila’l-ḥaḳḳ”, EI2 Suppl. (İng.), s. 334-335.
Bu madde TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 1997 yılında İstanbul'da basılan 15. cildinde, 17-18 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde okumak ister misiniz?
BAŞKA BİR MADDE GÖSTER