ÖZBEKLER - TDV İslâm Ansiklopedisi

ÖZBEKLER

Müellif:
ÖZBEKLER
Müellif: MEHMET ALPARGU
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
Baskı Tarihi: 2007
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 21.10.2020
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/ozbekler
MEHMET ALPARGU, "ÖZBEKLER", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/ozbekler (21.10.2020).
Kopyalama metni

Bugün büyük bir kısmı Özbekistan’da bulunan Özbekler’in menşei Cengiz Han’ın en büyük oğlu Cuci’nin dönemine kadar iner. Cuci’nin ulusu bozkır halkı diye isimlendirilebilecek göçer Türk boylarından oluşmaktaydı. Bunların içinde yer alan ve sayıları fazla olmayan Moğollar da Türk dilini benimseyerek bu boyların arasında eridi. Bozkırda genellikle tanınmış bir idarecinin veya kumandanın başında bulunduğu grubun zamanla onun adını taşıması geleneği uyarınca Cuci’nin haleflerinden Özbek Han’ı liderleri olarak kabul eden Cuci ulusunun dört şubesi onun ismini kendilerini tanımlamak üzere kullanmaya başlamış, böylece Özbekler denen topluluk ortaya çıkmıştır. Özbek ulusunun bağımsız bir il haline gelişi, İbrahim Ayba’nın torunu ve Tuğlu Şeyh’in (Devlet Şeyh) oğlu Ebülhayr Han zamanında (1428-1468) gerçekleşmiştir.

831’de (1428) Ebülhayr Han, Batı Sibirya’da Tura ırmağının kıyısında Özbek ulusunun hanı olarak ilân edildi. 851 (1447) yılına kadar geçen süre içinde Seyhun hattındaki Sığnak’tan Özkent’e kadar uzanan bütün müstahkem şehirler Özbekler’in eline geçti. Ebülhayr Han’ın başşehri Sığnak’tı. Onun yönetiminde önemli başarılar elde eden Özbekler bir süre sonra Moğol asıllı Oyratlar’ın saldırıları ile güç duruma düştüler ve prestij kaybına uğradılar. Ebülhayr Han’ın iç siyasetteki hataları da buna eklenince Özbekler’in bir bölümü ana kitleden ayrılıp Moğolistan Hanı İsen Buga Han’ın yanına göç etti. Bu topluluk daha sonra Kazaklar’ı oluşturdu.

Ebülhayr Han’ın ölümünün ardından meydana gelen karışık ortam Özbek boylarının çeşitli yerlere dağılmasına yol açtı. Bunları tekrar birleştirme faaliyeti Şeybânî Han’ın öncülüğünde XVI. yüzyılın başında gerçekleşti. Deştikıpçak’tan göç eden Özbekler’in farklı sülâleleri Türkistan topraklarında XVI. yüzyılda iki hanlık oluşturdu. Bunlardan biri, genellikle isimlendirildiği üzere Şeybânîler ve Astarhanlılar’ın hüküm sürdüğü Buhara Hanlığı (1500-1785), daha sonra Mangıtlar’ın yönetimi üstlendiği Buhara Emirliği (1785-1920), ikincisi Yâdigâroğulları ile Kongrat hânedanlarının yönetiminde bulunduğu Hîve Hanlığı’dır (1512-1920). Bu Özbek hanlıklarına XVIII. yüzyılda Hokand Hanlığı da eklendi (1710-1876).

XVI. yüzyılda İran’daki Safevî Devleti ile Mâverâünnehir’deki Buhara Özbek Hanlığı arasında çetin savaşlar meydana geldi. Safevî Devleti’ne karşı olma olgusu Osmanlı Devleti ile Buhara Özbek Hanlığı arasında iyi ilişkiler kurulmasını sağladı. İlişkiler özellikle XVI. yüzyılın ortalarına doğru daha da sıkı hale geldi. Osmanlılar’ın Özbekler’e silâh ve askerî malzeme yardımında bulunduğu bilinmektedir. 1578-1590 Osmanlı-Safevî mücadelesi esnasındaki Osmanlı-Özbek ilişkileri daha da gelişti ve siyasî bir ittifak meydana geldi. Ancak Horasan için yapılan mücadeleler hem Safevîler hem Özbekler için ekonomik sıkıntıların yaşanmasına sebep oldu. XVI. yüzyılda Türkistan ile Osmanlı Devleti arasındaki kültürel iletişim Rusya ve Safevî Devleti’nin bölgedeki varlığı ve yapılanması sonucu önemli ölçüde zedelenmişti. Buna rağmen hac kafilelerinin İstanbul’u ziyaretleri ve hacıların misafir edildiği Özbek tekkelerinin Osmanlı Devleti’ndeki faaliyetleri kültürel ve siyasal açıdan önemli sonuçlar ortaya çıkardı.

Mâverâünnehir’de Nakşibendî tarikatı mensuplarıyla hükümdarların sıkı ilişkiler kurdukları uzun dönemler yaşandı. Ubeydullah Han, Abdülaziz Han ve II. Abdullah Han politik alanda önemli ölçüde dinî çevrelerden etkilendi. Buhara, Hîve ve Hokand gibi Türkistan şehirleri tasavvufî birer merkez olma özelliklerini uzun süre devam ettirdi. XVI. yüzyılın sonlarına ait bir Osmanlı kaynağında Özbekler’in menşei ve ortaya çıkışları üzerinde bilgi verildikten sonra Abdullah Han zamanında yapılan fütuhat sonucu Semerkant, Taşkent, Belh, Bedahşan ve Horasan’ın Özbekler’in kontrolüne geçtiği belirtilir. Eserin kaleme alındığı sırada Özbek sultanlarının seksen beş yıldır Mâverâünnehir ve Türkistan’da hüküm sürmekte olduklarına temas edilir (Seyfi Çelebi, s. 123-133).

XVI. yüzyılda kara ticaret yollarının öneminin büyük ölçüde kaybolmasına rağmen Özbekler’in kontrolündeki kesimde Buhara ticaret açısından önemli bir bölgeydi ve en eski zamanlardan itibaren bir ticaret merkezi olarak tanınmıştı. Hem Buhara’nın konumu hem de Buharalılar’ın ticarete olan düşkünlükleri sebebiyle şehrin bu ileri seviyeye ulaştığı anlaşılmaktadır. Burasının Afganistan, Hindistan, İran, Hîve, Türkmen Bozkırı ve Rusya ile önemli ölçüde ticarî ilişkileri vardı.

XVII. yüzyılın başında Buhara’da sülâle değişikliği meydana geldi, Astarhanlılar sülâlesi iş başına geçti ve bu sülâle mensupları 1785 yılına kadar Buhara Hanlığı’nın başında bulundu. Buhara Özbekleri’nin Safevîler’le mücadelesindeki şiddetli çatışmalar XVII. yüzyılda yerini daha sakin ilişkilere bıraktı. Mangıt hânedanlığının resmî yönetim süreci Şah Murad ile (1785-1800) başladı. Mangıtlar, Mâverâünnehir’in Timurlular’dan beri Cengiz soyundan olmayan ilk hânedanıydı. Özbek hanlarının kabile köklerinin Cengiz soyuna uydurulmasına artık gerek duyulmuyordu. Buhara’daki Mangıt yöneticileri unvanlarını Türk-Moğol geleneğinden İslâm geleneğine dönüştürerek han yerine emîr unvanını kullandılar ve bazı alanlarda önceki yönetimden bir ölçüde daha başarılı duruma geldiler. Merkezî idare Özbek kabile reislerinin yetkilerinin bir ölçüde de olsa kısıtlanmasıyla kuruldu.

Hîve Hanlığı ise Buhara’dan farklı bir şekilde varlığını sürdürdü. Hârizm bölgesini denetimleri altına alan Yâdigâroğulları özellikle bu topraklarda yaşayan Türkmenler’le iç mücadelelere giriştiler. Ticaret yollarında güvenliğin sağlanamaması, bölgede meydana gelen üretimle ilgili sıkıntılar Buhara’ya göre daha güçsüz bir hanlığın ortaya çıkmasına sebep oldu. Bu zayıflık siyasî ve askerî alanda da kendini gösterdi. Ancak önemli bir tarih kitabı olan Şecere-i Türk’ü bizzat kaleme alacak kadar kültürel alanda mühim bir isim olan Ebülgazi Bahadır Han ile Anuşa (Enûşe) Han zamanında Buhara ile savaşlarda Hîve Hanlığı başarılar elde etti. Hârizm’de Özbekler askerî ve siyasî güç olarak iktidarlarını sürdürdüler. Ziraatta ve hayvancılıkta Türkmenler ön plandaydı. Bunların dışında Özbekler’in Deştikıpçak’a göç etmesinden çok önce Türkleşmiş, Türkmenler’in dışında kalabalık bir Türk unsuru daha varlığını sürdürmekteydi; bunlar Sart olarak adlandırılıyordu. İran medeniyeti etkisi altında bulunan bu şehirli ahali iktisadî ve medenî hayata tesir eder konumdaydı ve Buhara’da bulunuyordu. Ayrıca Aral denizi civarında Karakalpaklar vardı. Hîve’nin nüfusu XIX. yüzyılda 700.000 olarak tahmin edilir. Bunun 40.000’ini Özbekler oluşturuyordu. Rus istilâsı öncesi Kongratlar’ın yönetimindeki Hîve’de XIX. yüzyılın ilk yarısında sulama sisteminin yaygınlaşmış olması, Özbekler’in giderek daha geniş ölçüde yerleşik konuma geçmeleri sonucunu ortaya çıkardı. Bunlara rağmen hanlık hâlâ insan ve maddî kaynak sıkıntısı çekmekteydi. Bu arada Hîve Hanlığı Mâverâünnehir’e, Horasan’a, Kazaklar’a ve Türkmen kabilelerine akınlar düzenliyordu. 1855’te Hîve ordusu Horasan’da Serahs yakınındaki Teke Türkmenleri’ne yenildi ve Muhammed Emin Han savaşta öldürüldü. Bu Türkmen isyanı Hârizm’de 1867 yılına kadar sürdü. Hanlık ekonomik ve siyasal açıdan zayıfladı, yüzyılın başında sulanan arazilerin çoğu harap oldu ve hanlık güneyde Türkmen kabileleri üzerindeki denetimini kaybetti. Bu durum Rusya ile fiilî olarak savaşın başlaması olayı ile çakıştı.

Hokand Hanlığı, Özbekler’in Ming boyundan Şâhruh Bey tarafından kuruldu. Önemli şehirlerinin bulunduğu alan tahminen 750.000 nüfusa sahip olan ve Mergilân, Endican, Hokand, Namangan şehirlerinin bulunduğu Fergana vadisiydi. Hokand şehri de o sırada kalabalık nüfusa sahip olup 600 camisi, on beş medresesi ve mekteplerinde öğrenim gören çok sayıda öğrencisi vardı. Şehirde Sartlar’ın yanında Kıpçak, Kırgız ve Karakalpaklar da yaşamaktaydı. XIX. yüzyıldaki hükümdarlarının yayılma hedefleri olarak Ura-Tepe, Hucend, Uş, Taşkent ve Türkistan’ın diğer vilâyetleri görülmekteydi. Hanlığın Ura-Tepe ve Hucend vilâyetleri üzerindeki emelleri Buhara Emirliği’nin menfaatleriyle çatışmıştır.

Rus-İngiliz rekabeti Rusya’nın Orta Asya’daki yayılışının ana çizgilerini ortaya koydu. Rusya’nın jeostratejik öncelikleri Orta Asya’daki politikasının askerî yönünü de belirledi. Orta Asya’nın işgali 1860-1884 yılları arasındaki seferlerin sonucunda tamamlandı. 1860 yılından itibaren Ruslar, Hazar’ın doğusundaki bozkır ve yarı çöl alanları istilâ ederek Seyhun, Çu nehri ve Isık Göl’ü ele geçirip Aral denizine kadar bölgeleri elde etmişlerdi. Hanlıklara karşı resmî bir tavırla Rus ilerlemesi 1865’te başladı. General Çernayev kumandasındaki ordunun hücumu ile başlayan faaliyetler neticesinde Hokand Hanlığı’nın elinde Fergana vadisiyle sınırlı topraklar kaldı. Bu arada Taşkent Ruslar tarafından ele geçirildi. 1868’de Buhara Emirliği’nin Rusya himayesine girmesi gerçekleşti. 1873’te Hîve Rus birlikleri tarafından zaptedildi. 1876’da Hokand Ruslar’ın eline geçti. 1879’da Göktepe’de Ruslar, Türkmenler önünde başarısızlığa uğradılarsa da 1884’te Türkmenler de kontrol altına alındı. Türk hanlıklarının kendi aralarındaki çıkar çatışmaları, eğitim ve teknolojide geri durumda olmaları yanında dış siyasette etkilerinin bulunmaması sebebiyle Türkistan’ın işgali milletlerarası alanda tepki uyandırmadı.

XIX. yüzyılda Ruslar bölgede yeni şehirler kurdular. Bu şehirlerin kuruluşu Ruslar’ın koloni idaresini kolaylaştırma amacını güdüyordu. Demiryolu politikası da bölgede Ruslar’ın güç dengesini koruyucu bir rol oynadı. Rusya, Hokand Hanlığı’nın varlığına 1876’da son vermiş olmasına rağmen Buhara ve Hîve’nin küçük bir toprak parçası olarak kalmasına müsaade etti. Hîve’de 1920’de hanlığın kaldırılmasından sonra 1924 yılına kadar sürecek olan Hârizm Halk Cumhuriyeti kuruldu.

XX. yüzyılın başında Türkistan halkının içinden çıkan ve onu çağdaşlaştırmayı hedef alan Cedîdcilik bu dönemin önemli bir akımıdır. Münevver Kārî, Mahmud Hoca Behbûdî, Sadreddin Aynî gibi isimlerin önderliğinde faaliyetlerini sürdüren Cedîdciler, Gaspıralı İsmâil’den etkilenmişlerdi. Rusya’nın bölgedeki hâkimiyetine karşı çeşitli ayaklanmalar düzenleyen halk meşhur Basmacı Hareketi’ni de gerçekleştirdi. Enver Paşa’nın 1922’de ölümü Buhara’daki kurtuluş hareketine önemli bir darbe vurdu. Basmacı Hareketi’ne Buhara ve Fergana bölgelerinden büyük oranda katılımlar oldu. Bu oluşuma aşiret liderleri, aksakallar, din adamları, rahzenler, Cedîd önderleri ve Enver Paşa’yı izleyen bazı Türk subayları liderlik yapmıştı. Bolşevik İhtilâli’nin ve Rus iç savaşının ihtiraslı yıllarında Taşkent, Türkistan’daki siyasî hareketliliğin odak noktası oldu. 1924’te Taşkent, Özbek Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti’nin başşehri olarak Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri Birliği’nin bir parçası haline geldi. 1924-1926 yılları arasında Türkistan’da sınırları yapay bir şekilde oluşturulan Özbek ve Türkmen cumhuriyetleri, Tacik ve Kırgız Özerk cumhuriyetleri ile Karakalpak özerk vilâyeti meydana getirildi. Amuderya, Siriderya, eski Türkistan topraklarından Semerkant ve Fergana ile Buhara ve Hîve’nin bir kısmını ihtiva eden Özbek Cumhuriyeti 27 Ekim 1924’te kurulmuştu. Bu cumhuriyet 1929’a kadar Tacikistan’ı da içinde bulundurdu. Aynı yıl Tacikistan, Sovyet Cumhuriyeti statüsü elde etti; Karakalpakistan da 1936 yılında Özbek Cumhuriyeti ile birleştirildi. Sovyetler Birliği’nin dağılma sürecinde ise Özbekistan 1991 yılında bağımsızlığını ilân etti.

Bugün Özbekler, Özbekistan nüfusunun % 80’ini oluşturur. Bunun dışında Kazakistan, Kırgızistan, Türkmenistan ile Afganistan’ın kuzeyi, Çin toprakları ve Rusya Federasyonu içinde de Özbekler yaşamaktadır. Özbek Türkçesi içinde çeşitli farklılıklara rastlanırsa da edebî olarak Taşkent ağzı esas alınmıştır. Özbekistan topraklarında 1929 yılına kadar Arap alfabesi, daha sonra Latin alfabesi, 1940 yılından itibaren ise Kiril harflerinin kullanılmasına devam edilmiştir. Özbekistan Cumhuriyeti Yüksek Meclisi 1993’te Latin harflerine dayanan alfabenin temel kurallarını onaylayarak bu konuda önemli bir adım atmıştır.

BİBLİYOGRAFYA
Seyfi Çelebi, L’ouvrage de Seyfī Çelebī: Historien ottoman du XVIe siècle (nşr. ve trc. J. Matuz), Paris 1968, s. 123-133; A. A. Semenov, “Şeybani Han i Zavoevanie im İmperii Timuridov”, Materiali Po İstorii Tacikov i Uzbekov Sredney Azii, Stalinabad 1954, XII, 39-83; a.mlf. v.dğr., Istoriya Uzbekskoy SSR, Taşkent 1955; M. Holdsworth, Turkestan in the Nineteenth Century, Oxford 1959; Mustafa Kafalı, “Şiban Han Sülalesi ve Özbek Ulusu”, Atsız Armağanı, İstanbul 1976, s. 295-306; a.mlf., “Cuci Sülalesi ve Şu’beleri”, TED, sy. 1 (1970), s. 194-205; M. Broxup, Basmacılar (trc. Yuluğ Tekin Kurat), Ankara 1984; A. Burton, Bukharan Trade: 1558-1718, Bloomington 1993; İsmail Aka, Mirza Şahruh ve Zamanı, Ankara 1994; Baymirza Hayit, Türkistan Devletlerinin Millî Mücadeleleri Tarihi, Ankara 1995, tür.yer.; Shirin Akiner, Sovyet Müslümanları (trc. Tufan Buzpınar – Ahmet Mutu), İstanbul 1995, tür.yer.; Mehmet Alpargu, Onaltıncı Yüzyılda Özbek Hanlıkları, Ankara 1995; a.mlf., “Türkistan Hanlıkları”, Türkler (nşr. Hasan Celal Güzel v.dğr.), Ankara 2002, VIII, 557-605; Abdullah Gündoğdu, Hive Hanlığı Tarihi, Yadigar Şîbanîleri Devri: 1512-1740 (doktora tezi, 1995), AÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü; S. Soucek, A History of Inner Asia, Cambridge 2000, tür.yer.; C. Poujol, Dictionnaire de l’Asie Centrale, Paris 2001, tür.yer.; Abuseyitova v.dğr., Istoria Kazahstana i Sentralnoy Azii, Almatı 2001; Mansura Haidar, Central Asia in the Sixteenth Century, New Delhi 2002; Istoriya Sredney Azii, Moskva 2003; Rafis Abazov, Historical Dictionary of Kyrgyzstan, Oxford 2004; Mustafa Budak, “Osmanlı-Özbek Siyasi Münasebetlerinin Başlaması”, Avrasya Etüdleri, II/4, Ankara 1995, s. 79-86; Remzi Kılıç, “Osmanlı-Özbek Siyasi İlişkileri (1530-1555)”, TK, XXXVII/437 (1999), s. 523-534.

Bu madde TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 2007 yılında İstanbul'da basılan 34. cildinde, 119-121 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde okumak ister misiniz?
BAŞKA BİR MADDE GÖSTER