KARA MURAD PAŞA

KARA MURAD PAŞA
Müellif: ABDÜLKADİR ÖZCAN
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
İlk Yayın Tarihi: 2001
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 19.01.2020
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/kara-murad-pasa
ABDÜLKADİR ÖZCAN, "KARA MURAD PAŞA", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/kara-murad-pasa (19.01.2020).
Kopyalama metni
1004 (1596) yılı civarında doğdu. Arnavut asıllı olup babasının adı Mustafa’dır. I. Ahmed döneminde Yeniçeri Ocağı’na girdi ve saksoncu ortasında yetişti. Ardından odabaşılığa, çok geçmeden de yayabaşılığa terfi etti. Saksoncubaşı olduktan sonra 1048’de (1638) IV. Murad’ın Bağdat seferine katıldı. Bağdat’ın İran işgalinden kurtarılmasının ardından zağarcıbaşı unvanıyla bir süre orada kaldı.

1055’te (1645) kul kethüdâlığına yükseltilen Murad Ağa, uzunca bir süredir ocak içinde terkedilmiş bazı âdet ve törenleri ihya etti (Naîmâ, IV, 111). Bu sıfatla yeniçeri ağasına vekâleten bir kısım yeniçerilerle birlikte Girit’e gitti ve Venedikliler’le savaştı. Bazı kalelerin alınmasında ve özellikle Hanya’nın zaptında önemli rol oynadı (Karaçelebizâde Abdülaziz Efendi, Ravzatü’l-ebrâr, s. 630), bir süre sonra sekbanbaşılığa getirildi. Girit adasının kuzeybatı ucundaki Kisamo Kalesi’nin de zaptını sağlayan Murad Ağa, Deli Hüseyin Paşa’nın Girit serdarlığı döneminde bir süre Hanya muhafızlığı yaptı (Kâtib Çelebi, Fezleke, II, 282, 283). Bu arada sekbanbaşılıktan alınmıştı.

İstanbul’a döndükten sonra Sultan İbrâhim’in hal‘i olayına karıştı. Ocakta resmî görevi olmamasına rağmen nüfuzu büyüktü. Vezîriâzam Hezarpâre Ahmed Paşa’nın devlet adamlarından talep ettiği kürk ve amber bedelini vermek istemeyen ocak ağaları Kara Murad Ağa’nın etrafında birleşmişti. Ahmed Paşa ocak ağalarını topluca öldürtmek isteyince Murad Ağa’nın evinde toplanan ağalar Ahmed Paşa’yı ortadan kaldırmaya karar verdiler ve isyan hazırlığına başladılar (a.g.e., II, 327). Fâtih Camii’nde toplanan âsiler önce Ahmed Paşa’yı parçalayarak öldürdüler, ardından Sultan İbrâhim’i tahttan indirip yerine yedi yaşındaki oğlu IV. Mehmed’i tahta geçirdiler. Murad Ağa, cülûsu müteakip 29 Zilhicce 1058’de (14 Ocak 1649) yeniçeri ağalığına getirildi (a.g.e., II, 329). Yeni sadrazam Sofu Mehmed Paşa’nın ocak ağalarından Sarı Hüseyin Kethüdâ’yı öldürtmesi ve Kösem Sultan’ı ortadan kaldırmak istemesi üzerine vezîriâzama kin bağlayan Murad Ağa durumdan büyük vâlide sultanı haberdar etti ve buna karşılık ondan sadrazamlık sözü aldı.

Osmanlı donanmasının Foça önlerinde Venedikliler’e yenilmesi bahanesiyle azledilen Sofu Mehmed Paşa’nın yerine 9 Cemâziyelevvel 1059’da (21 Mayıs 1649) sadrazamlığa getirilen Murad Paşa, konağı olmadığından hükümet işlerini bir süre Ağakapısı’ndan yönetti. Daha sonra Dâvud Paşa Sarayı’na taşındı, bu arada Cigalazâde Mahmud Paşa’nın sarayını kiraladı (Naîmâ, IV, 406). Sadâretinin ilk haftalarında Üsküdar’a yakın Bulgurlu’ya kadar gelen Celâlî elebaşısı Gürcü Nebî isyanıyla uğraştı ve onu bertaraf etti (Mehmed Halîfe, s. 57). Bu hizmetine karşılık samur kürk ve hil‘atle taltif edildi.

Önceleri hükümet işlerini ocak ağalarıyla birlikte yürüten Murad Paşa zamanla bunların, özellikle de küçük vâlide Turhan Sultan’ın adamı Kethüdâ Bey’in müdahalelerinden rahatsız olmaya başladı. Kendisi büyük vâlide Kösem Sultan tarafından destekleniyordu. Ocak ağaları da büyük ve küçük vâlide taraftarları diye ikiye ayrılmıştı. Bazan vezîriâzama sert ve tehdit edici hatt-ı hümâyunlar geliyordu. Sonunda ocak ağalarının baskısına dayanamayan Murad Paşa 7 Şâban 1060’ta (5 Ağustos 1650) sadrazamlıktan istifa etti ve kendi arzusu üzerine Budin beylerbeyiliğine gönderildi. Üç buçuk yıl kadar burada kaldıktan sonra 5 Muharrem 1064’te (26 Kasım 1653) kaptan-ı deryâ oldu (Kâtib Çelebi, Fezleke, II, 392). Vezîriâzam Derviş Mehmed Paşa ile arası açık olduğundan hazineden gerekli tahsisatı alamamakla birlikte kendi kesesinden de harcayarak hazırladığı ve içinde yedi adet Trablusgarp gemisinin de bulunduğu donanma ile Gelibolu’ya hareket etti. Bozcaada’da Mısır’dan gelen gemilerle buluştu ve Çanakkale Boğazı’nı tutan Venedik donanması ile karşılaştı. Midilli ve Sakız’dan gelen bey gemileriyle Tunus’tan gelen gemilerin de iltihakının ardından Osmanlılar’ın hücumuyla başlayan deniz savaşı altı saat kadar sürdü ve Osmanlılar’ın galibiyetiyle sonuçlandı. Kaynaklarda zaferin kazanılması, Murad Paşa’nın baştarda yerine levend kıyafetiyle bir firkateyne binerek sürekli donanma gemileri arasında dolaşıp gazileri teşvik etmesine bağlanır. Bunun ardından Ege’de dolaşan Osmanlı donanması Eğriboz’a ve Mora sahillerine uğramış, yenilenen Venedik donanmasıyla Değirmenlik adası önlerinde karşılaşmış ve onları geri çekilmeye mecbur bırakmıştı. Murad Paşa, bazı gemilerle bir süre Rumeli kıyısında dolaştıktan sonra Girit’e hareket etti. 1065 Muharreminde (Kasım 1654) altı düşman aktarması ve yüzlerce esirle İstanbul’a döndü; üst üste üç samur kürkle taltif edilerek kaptan-ı deryâlıkta bırakıldı (a.g.e., II, 394-395).

Felç olmasından dolayı görevinden alınan Derviş Mehmed Paşa’nın yerine Halep Valisi İpşir Mustafa Paşa sadrazam tayin edilmişti. Ancak onun Anadolu’daki karışıklıkları düzeltme bahanesiyle bir türlü İstanbul’a gelmemesi, hakkında bazı dedikoduların çıkmasına ve saraydaki rakiplerinden Defterdar Moralı Mustafa Paşa’nın alenen sadâret mührünü istemesine sebep oldu. İpşir’i sevmemesine rağmen padişahın huzuruna çıkan Kara Murad Paşa büyük fitneye sebep olacağını söyleyerek bu tayini engelledi. Bu arada durumu mektupla İpşir Mustafa Paşa’ya bildirdi. Ancak vezîriâzamın bir türlü gelmemesi üzerine faaliyetlerini arttıran rakipleri sarayda yapılan toplantıda mührün Moralı Mustafa Paşa’ya verilmesini yeniden gündeme getirdiler ve bu hususta padişahı ikna ettiler. Tekrar devreye giren Kara Murad Paşa, bunun Anadolu’yu karışıklıklar içine sokacağını söyleyerek padişahı fikrinden döndürdü. Toplantı sonunda Murad Paşa’ya saldıran saray ağaları onu öldürmek istedilerse de başarılı olamadılar. Hayatını tehlikede gören Murad Paşa, İpşir Mustafa Paşa gelinceye kadar divan toplantılarına katılmadı.

Hayatından endişe ettiği için İzmit’ten ileriye geçmekte tereddüt gösteren İpşir Mustafa Paşa’ya vâlide sultanın güvenilir adamı Reyhan Ağa vasıtasıyla haber gönderildi ve sadrazam sonunda ikna edildi. Kalabalık maiyetiyle Üsküdar’a gelen İpşir Paşa ilk iş olarak görev yerlerinde bazı değişiklikler yaptı ve kendisine rakip gördüğü kişileri birer bahane ile bertaraf etti, bunlardan Defterdar Moralı Mustafa Paşa’yı öldürttü. Bu arada Kara Murad Paşa ile de uğraşmaya başladı. Zira onun padişaha yakınlığını biliyordu ve bir an önce İstanbul’dan uzaklaştırılmasını istiyordu.

Venedikliler’e karşı kazandığı son deniz zaferleriyle ünü artmış olan Murad Paşa, bir bakıma makama gelmesine yol açtığı sadrazama yakınlaşmayı denedi ve ona bazı uyarılarda bulundu. Ancak sadrazamın kendisine karşı tutumu değişmedi. Görünürdeki tartışma konusu donanmanın Akdeniz’e hareketi için gerekli nakit idi. Tersane tahsisatını kestiren İpşir Paşa, Murad Paşa’ya donanma giderlerini kendi kesesinden karşılamasını emretmişti. Vezîriâzamın uzlaşmaz tavrı karşısında Murad Paşa kendi kesesinden harcama yapmayı kabul etti, fakat bu arada İpşir Mustafa Paşa’yı ortadan kaldırmanın yollarını aramaya başladı. Daha önce büyük vâlide Kösem Sultan’ın himayesinde olduğundan sarayda birçok casusu ve ihsanına nâil olmuş kimseler vardı; böylece gelişmelerden haberdar oluyordu.

Kara Murad Paşa’nın hedefi büyük bir isyan çıkararak İpşir Mustafa Paşa’yı ortadan kaldırmaktı. Bunun için işe önce, İpşir Paşa ile birlikte Üsküdar’a gelen, fakat umduklarını bulamayan, bu yüzden vezîriâzamla araları açılmış olan sipahi elebaşılarını elde etmekle başladı. Bunların en nüfuzlusu olan Kürt Mehmed’i bir gece Tersane’ye çağırdı ve onu ikna etti. Kaptan-ı deryâ ile görüşmesinden sonra İpşir’in kendileri hakkındaki tasavvurlarından daha da kuşkulanan Kürt Mehmed bütün sipahilerle birlikte Murad Paşa’nın yanında olacağına dair söz verdi ve o gece Tersane’den ayrıldı. Murad Paşa, ertesi gece devletten alacaklı olan veya malları kalan diğer mağdurlarla görüştü, kendisini destekledikleri takdirde zayiatlarını telâfi edeceği hususunda vaatte bulundu. Bu arada Yeniçeri Ocağı’nda etkili olan Kara Hüseyin Ağa’nın da desteğini aldı. Bu görüşmelerden sonra büyük vâlideye haber göndererek denize açılıncaya kadar üzerinden himayesini çekmemesini istedi. Yeniçerilere gerekli taktikleri verip güya sefere çıkacakmış gibi donanma işleriyle meşgul olmaya başladı.

İsyan Üsküdar’da patlak verdi. Kul kethüdâsının kışla kapılarını kapattırması durumu daha vahim hale getirdi. 2 Receb 1065’te (8 Mayıs 1655) 500 kadar sipahi Kürt Mehmed önderliğinde Atmeydanı’na geldi. Âsi lideri burada yaptığı konuşmada yeniçerileri de davet ederek birleşme teklifinde bulundu. Esasen hazır vaziyette olan yeniçerilerin katılmasıyla isyancıların mevcudu iyice arttı (Naîmâ, VI, 83-84). Şeyhülislâm Ebûsaid Mehmed Efendi’yi yanlarına çağıran âsiler, asıl hedefleri olan Vezîriâzam İpşir Mustafa Paşa’yı da getirtmek istedilerse de âkıbetini tahmin eden İpşir Paşa bunu kabul etmedi. Öte yandan isyanın gerçek tertipçisi olan Kara Murad Paşa hiçbir şeyle ilgisi yokmuş gibi donanma işleriyle meşgul görünüyordu. Vezîriâzam sonunun iyi olmadığını anlayınca Üsküdar’a geçmek istedi, fakat bütün iskeleler tutulmuş olduğundan bunu gerçekleştiremedi. Bunun üzerine şeyhülislâmla birlikte saraya gitti. Bu arada vezîriâzam ve şeyhülislâmın konaklarını yağmalayan âsiler, özellikle Hasan Can’ın oğlu Hoca Sâdeddin Efendi’nin ahfadından Şeyhülislâm Ebû Said Efendi’nin 150 yıldan beri birikip kendisine intikal eden nefis eşya ve kitaplarını da telef etmişlerdi (a.g.e., VI, 91). Sarayda yapılan toplantı sırasında hayatından ümidini kesen İpşir Mustafa Paşa sadâret mührünü padişaha teslim etmek zorunda kaldı. IV. Mehmed de hemen mührü Kara Murad Paşa’ya vererek onu vezîriâzam yaptı (Abdurrahman Abdi Paşa, s. 30).

Tertiplediği isyan sonunda 5 Receb 1065’te (11 Mayıs 1655) ikinci defa sadrazam olan Murad Paşa çok zor durumda kalmıştı. Çünkü bir yandan devlette parası kalanların alacaklarını geri vermeye söz verdiğinden hazineyi tüketmiş, öte yandan daha önce kayıtları silinenlerle “veledeş” denilen sipahi oğullarını ocağa almakla devlet giderlerini en az bir misli arttırmıştı. Bu kadar masrafa para yetiştirmekte zorlanan Murad Paşa, tayinler için saraydan sık sık tezkireler gelmesi ve zorba ileri gelenlerinin tayin işlerine karışmaları, taşrada Abaza Hasan önderliğinde Anadolu’da bir isyan çıkması karşısında çareyi kendi isteğiyle görevden ayrılmakta buldu (16 Şevval 1065 / 19 Ağustos 1655). Karaçelebizâde, onun “hal‘ u iclâî fikr-i fâsidi belâsına giriftar” olduğunu söyleyerek kendisinin buna karşı sert sözlerle mukabele ettiğini ve görevden ayrıldığını yazar (Zeyl-i Ravzatü’l-ebrâr, s. 268). Bazı kaynaklarda ise istifaya mecbur edildiği rivayetine yer verilir (Naîmâ, VI, 110-112). Hacca gitme isteği sebebiyle Şam beylerbeyiliğine getirildi. Birkaç gemiyle Şam’a hareket eden Murad Paşa Payas’ta karaya çıktı, fakat burada rahatsızlandı. Yolda hastalığı artınca Hama’da bir süre Arnavut Mehmed Paşa’nın konağında kaldı ve orada sıtmadan öldü (Zilhicce 1065 / Ekim 1655), Mehmed Paşa’nın kendisi için hazırlattığı türbeye gömüldü (Evliya Çelebi, III, 78).

Kaynaklarda ümmî, fakat zeki, cesur, soğukkanlı, gayretli, cömert, etkili konuşmasıyla çevresini yönlendirebilen bir kişi olarak nitelenen Kara Murad Paşa iri yapılı idi ve bu yüzden “dev” lakabıyla da anılırdı. Girit savaşlarında Hanya’nın ve bazı küçük kalelerin fethinde rol oynamış, kul kethüdâlığında ocakta bir süredir yürürlükten kalkmış merasimleri ihya etmiş, kaptan-ı deryâlığı sırasında Venedikliler’e karşı zaferler kazanmıştır. Ancak İpşir Mustafa Paşa’ya karşı tertiplediği isyan devlete çok pahalıya mal olmuş, Tarhuncu Ahmed Paşa zamanında nisbeten düzelen maliye tekrar bozulmuş, giderler gelirlerin çok üstüne çıkmıştır.

BİBLİYOGRAFYA
Kâtib Çelebi, Fezleke, II, 239, 242, 247, 282, 283, 327, 329, 339, 344, 346, 347, 348, 349, 357, 358, 360, 361, 392, 393-395; a.mlf., Tuhfetü’l-kibâr, s. 130-132; Karaçelebizâde Abdülaziz Efendi, Ravzatü’l-ebrâr, Bulak 1248, s. 630, 635; a.mlf., Zeyl-i Ravzatü’l-ebrâr (haz. Nevzat Kaya, doktora tezi, 1990), İÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü, s. 27, 32, 41, 59, 60, 211, 223, 226, 228, 250-251, 253, 255, 264, 268; Mehmed Halîfe, Târîh-i Gılmânî (haz. Ömer Karayumak), İstanbul, ts. (Tercüman 1001 Temel Eser), s. 57-58, 82-83; Vecîhî Hüseyin, Târih, Süleymaniye Ktp., Hamidiye, nr. 917, vr. 35a, 36b; Evliya Çelebi, Seyahatnâme, I, 274; III, 78-81; Abdurrahman Abdi Paşa, Vekāyi‘nâme (haz. Fahri Çetin Derin, doktora tezi, 1993), İÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü, s. 10, 30, 45, 53-58, 61, 64-69; Naîmâ, Târih, IV, 111-205, 253, 295-301, 318, 322, 331, 380-406, 411 vd., 451, 456; V, 16-18, 21, 362, 373-374, 390 vd., 396-407, 444 vd.; VI, 17-19, 31, 33 vd., 72, 74 vd., 83-84, 91, 107-112; Hadîkatü’l-vüzerâ, s. 89-91; Silâhdar, Târih, I, 7, 9-11, 12, 15-16, 19-20, 168; Şeyhî, Vekāyiu’l-fuzalâ, I, 585, 588, 599-600, 601, 657, 659; Ayvansarâyî, Vefeyât-ı Selâtîn, s. 121; Sefînetü’l-vüzerâ, s. 35; Râmizpaşazâde Mehmed İzzet, Harîta-i Kapûdânân-ı Deryâ, İstanbul 1258, s. 62-64; Hammer (Atâ Bey), X, 67, 108, 109 vd., 143, 144-145, 160-164, 220-221, 225-227, 233, 234, 238, 239, 244-249; Sicill-i Osmânî, IV, 356; Ahmed Refik, Ocak Ağaları, İstanbul 1931, s. 3-75; a.mlf., “Kara Murad”, İkdam, sy. 7787, 17 Ekim 1918; sy. 7803, 2 Kasım 1918; Danişmend, Kronoloji, III, 400, 408, 412, 413, 414, 415, 419, 420, 509, 511, 554; Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, III/1, s. 218, 222, 233-235, 240-248, 267, 268-269, 272-276, 279-288, 313, 314, 316, 328, 336; III/2, s. 276, 282, 397-398, 409, 410; Ersen Bulam, Kara Murad Paşa (lisans tezi, 1961), İÜ Ed. Fak., Tarih Seminer Kitaplığı, nr. 122; Cavid Baysun, “Kösem Sultan”, İA, VI, 918, 919; İsmet Parmaksızoğlu, “Murad Paşa (Kara, Dev)”, TA, XXIV, 440-441.
Bu madde ilk olarak 2001 senesinde İstanbul'da basılan TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 24. cildinde, 363-365 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde gösterilmektedir.