MÜEYYED-BİLLÂH, Yahyâ b. Hamza

المؤيّد بالله يحيى بن حمزة
Müellif:
MÜEYYED-BİLLÂH, Yahyâ b. Hamza
Müellif: MUSTAFA ÖZ
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
İlk Yayın Tarihi: 2006
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 08.12.2019
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/mueyyed-billah-yahya-b-hamza
MUSTAFA ÖZ, "MÜEYYED-BİLLÂH, Yahyâ b. Hamza", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/mueyyed-billah-yahya-b-hamza (08.12.2019).
Kopyalama metni
27 Safer 669 (15 Ekim 1270) tarihinde San‘a’da doğdu. Babası tarafından soyu Muhammed el-Cevâd vasıtasıyla Hz. Ali’ye ulaşır. Kur’ân-ı Kerîm’i ezberledikten sonra İslâmî ilimleri öğrenmeye başladı. İmam Yahyâ b. Muhammed es-Sirâcî, fakih Âmir b. Zeyd eş-Şemmâh ve İbrâhim b. Muhammed et-Taberî en çok faydalandığı hocalarıdır. İmam Mütevekkil-Alellah Muhammed b. Mutahhar’ın 689’da (1290) Cebelüllevz ve Havlân’ın dağlık bölgelerinde İsmâilîler’e karşı yürüttüğü savaşlara katıldı. Muhammed b. Mutahhar genç yaştaki Yahyâ’yı geniş bilgisi, güzel yazısı ve üstün ahlâkı dolayısıyla övgüye lâyık görmüştür. Yahyâ b. Hamza, 729 (1329) veya 730 (1330) yılında el-Müeyyed-Billâh (el-Müeyyed-Birabbilizze) lakabıyla imâmetini ilân etti. Faaliyetlerini yoğunlaştırdığı yerler Sa‘de, Zâhir Şeref ve çevresiydi. Buralarda nüfuzunu sağlamlaştırdıktan sonra kendisini imam seçen kişilerle San‘a’ya intikal etti. Ardından San‘a yakınlarındaki Vâdizzuhr mevkiinde İsmâilî dâîsi Ali b. İbrâhim el-Hemedânî liderliğindeki kuvvetlere karşı savaşa girişti. Çok sayıda insanın öldüğü bu uzun savaş esnasında Müeyyed-Billâh, Zafâr ve Sa‘de şehirlerindeki Zeydîler’den büyük ölçüde yardım gördü. Savaşın uzaması yüzünden her iki taraf barışa razı olmak zorunda kaldı. Daha sonra Zemâr yakınlarındaki Hısnühirrân’a giden imam tedris ve telif faaliyetiyle meşgul oldu. Muhammed b. Süleyman el-Evzerî, Hasan b. Muhammed en-Nahvî ve Muhammed b. Murtazâ b. Mufaddal öğrencileri arasında en çok tanınan şahsiyetlerdir. Müeyyed-Billâh, imâmetle ilgili görevlerini ve ilmî faaliyetlerini sürdürdüğü Hısnühirrân’da vefat etti, cenazesi Zemâr’a getirilerek el-Câmiu’l-Kebîr civarında defnedildi. Şevkânî’nin ifadesine göre kabri meşhur bir ziyaretgâhtır. İmam Yahyâ b. Hamza’nın üstün kişiliğinden ve ilmî gayretinden bahseden Şevkânî onun âdil ve dürüst, insanları küfür vb. vasıflarla suçlamayan, sahâbeyi savunan zâhid imamlardan biri olarak nitelemektedir (el-Bedrü’ṭ-ṭâliʿ, II, 332).

Zeydî düşünce sisteminin zirvesi olarak kabul edilen Yahyâ b. Hamza’nın (Ahmed Mahmûd Subhî, ez-Zeydiyye, s. 255) mezhep içinde birçok konuda kendine has görüşleri olduğu bilinmektedir. Allah’ın birliğini ele alırken tevhidin çeşitli mânalarını belirtmekte ve Selef metodu paralelinde âyetlerden deliller getirmek suretiyle daha çok burhân-ı temânu‘ çerçevesinde ispatlar yapmaktadır. Allah’ın çirkini (kabih) işlemekten berî olması ve gerekli şeyleri (vâcip) yaratması şeklindeki telakkiyi adl diye nitelendiren İmam Yahyâ bu telakkiyi benimseyenlerin adl ehli olduğunu ifade eder. İnsanların ihtiyarî fiillerinin meydana gelişinde ilâhî müdahalenin bulunmadığı yolundaki Mu‘tezile düşüncesini benimsemiştir. Yahyâ b. Hamza, Zeydiyye’ye muhalif olan fırkaların tekfir edilip edilmeyeceği hususunda öncekilere nisbetle oldukça müsamahalı bir yol takip eder. Nitekim Zeydiyye ve Mu‘tezile ulemâsının çoğunluğu kesb, halku’l-Kur’ân vb. konularda Eş‘ariyye’yi tekfir ederken Yahyâ b. Hamza bunun doğru olmadığını söylemiş ve delile dayanılarak ileri sürülen görüşlerde daima bir hakikat ihtimali bulunduğunu belirtmiştir. Ona göre tekfir ihtimale dayanan meselelerde değil kati olan hususlarda geçerlidir.

Yahyâ b. Hamza, kişinin teorik olarak imâmet vasıflarını taşımasıyla imam kabul edilemeyeceğini söyler. Buna göre Hz. Ali, Hasan ve Hüseyin’in imâmeti için gerekli olan şey nastır. Sonrakiler ise emir bi’l-ma‘rûf nehiy ani’l-münker faaliyetini başlatmaları, zalimlere karşı çıkıp halkı kendi imâmetlerine davet etmeleri ve davet edilen kişilerin onları imam seçip aralarında akid oluşturmalarıyla imâmeti hak ederler. Bir imamın imâmetini hükümsüz kılan sebepler onun görevini yapamayacak derecede hastalık, cinnet gibi illetlere müptelâ olması, kâfir veya fâsık derecesinde dinden uzaklaşması gibi hususlardır. Yahyâ b. Hamza sahâbeyi ve özellikle Ebû Bekir ile Ömer’i Zeydiyye dışındaki Şiî gruplara karşı bütün gücüyle savunmuştur. Hatta bu amaçla er-Risâletü’l-vâżıʿa adlı bir eser kaleme almıştır. Diğer taraftan Fâtımîler devrinde Yemen’de faaliyetlerini yoğunlaştırmış olan İsmâiliyye’yi reddetmiş, onlarla savaşmaktan geri kalmadığı gibi inanç ve düşüncelerine de karşı çıkmıştır (geniş bilgi için bk. a.g.e., s. 258-337).

Eserleri. 1. el-Envârü’l-muḍîʾe. Kırk hadis şerhidir. 2. Nihâyetü’l-vüṣûl ilâ ʿilmi’l-uṣûl. 3. el-Ḥâvî fî uṣûli’l-fıḳh. 4. el-Kevkebü’l-veḳḳād fî aḥkâmi’l-ictihâd. Cebelümesver’de bulunan fakih Muhammed b. Merzûk’un ictihadla ilgili soruları üzerine kaleme alınmıştır. 5. el-İntiṣâr el-câmiʿ li-meẕâhibi ʿulemâʾi’l-emṣâr. Zeydî fıkhı konusunda yazılmış hacimli bir kitaptır. İbnü’l-Murtazâ’nın, el-Baḥrü’z-zeḫḫâr adlı eserini telif ederken el-İntiṣâr’dan geniş ölçüde istifade ettiği belirtilmektedir (a.g.e., s. 256). 6. el-Meʿâlimü’d-dîniyye fi’l-ʿaḳāʾidi’l-ilâhiyye (nşr. Seyyid Muhtâr Muhammed Ahmed Haşşâd, Beyrut 1408/1988). 7. el-Cevâbü’r-râʾiḳ (er-Râʾiḳ) fî tenzîhi’l-ḫâliḳ (nşr. İmam Hanefî Abdullah, Kahire 1420/2000). 8. et-Taḥḳīḳ fî edilleti’l-ikfâr ve’t-tefsîḳ. 9. el-Cevâbü’n-nâṭıḳ bi’ṣ-ṣavâbi’l-ḳāṭıʿ. İnançlar konusunda şüphelerin izâlesi için yazılmış bir risâledir. 10. eş-Şâmil li-ḥaḳāʾiḳi’l-edilleti’l-ʿaḳliyye ve uṣûli’l-mesâʾili’d-dîniyye. İki ciltten oluşan önemli bir kelâm çalışmasıdır. 11. el-İfḥâm li-efʾideti’l-Bâṭıniyyeti’ṭ-ṭaġām (nşr. Ali Sâmî e-Neşşâr – Faysal Avn, İskenderiye 1971). 12. Mişkâtü’l-envâr el-hâdime li-ḳavâʿidi’l-Bâṭıniyyeti’l-eşrâr (nşr. Muhammed Seyyid el-Celyend, Kahire 1973; Cidde 1403/1983). 13. ʿİḳdü’l-leʾâlî fi’r-red ʿalâ Ebî Ḥâmid el-Ġazzâlî. Gazzâlî’nin, Mu‘tezile’nin Allah’ın kullar için en uygun olan şeyi (aslah) yaratmasının gerekli olduğu konusundaki düşüncelerine yönelttiği eleştirilere cevaptır (eserden alınan bir bölüm için bk. a.g.e., s. 338-339). 14. er-Risâletü’l-vâziʿa li’l-muʿteddîn ʿan sebbi ṣaḥâbeti seyyidi’l-mürselîn (Kahire 1409/1989). 15. Taṣfiyetü’l-ḳulûb min edrâni’l-evzâr ve’ẕ-ẕünûb (nşr. İsmâil b. Ahmed el-Gurâfî, San‘a 1408/1988; nşr. Hasan Muhammed Makbûlî el-Ehdel, Beyrut 1412/1991). 16. eṭ-Ṭırâzü’l-müteżammin li-esrâri’l-belâġa (Kahire 1332/1914; Beyrut 1402/1982). 17. el-Minhâc fî şerḥi Cümeli’z-Zeccâcî (San‘a el-Câmiu’l-Kebîr Ktp., Nahiv, nr. 66; Yahyâ b. Hamza’nın eserleri hakkında geniş bilgi için bk. Abdullah Muhammed el-Habeşî, Müʾellefâtü ḥükkâmi’l-Yemen, s. 70-78; Meṣâdirü’l-fikri’l-İslâmî fi’l-Yemen, s. 617-623).

BİBLİYOGRAFYA
Yahyâ b. Hamza el-Müeyyed-Billâh, Taṣfiyetü’l-ḳulûb (nşr. Hasan M. Makbûlî el-Ehdel), Beyrut 1412/1991, neşredenin girişi, s. 11-17; Yahyâ b. Hüseyin es-San‘ânî, Ġāyetü’l-emânî fî aḫbâri’l-ḳuṭri’l-Yemânî (nşr. Saîd Abdülfettâh Âşûr), Kahire 1388/1968, II, 511-514; Abdullah b. Ali el-Vezîr, Târîḫu’l-Yemen (nşr. M. Abdürrahîm Câzim), Beyrut 1405/1985, s. 155, 247, 254, 303; Şevkânî, el-Bedrü’ṭ-ṭâliʿ, II, 331-333; Brockelmann, GAL, II, 237; Suppl., II, 234, 242; Hediyyetü’l-ʿârifîn, II, 526; Ahmed Hüseyin Şerefeddin, Târîḫu’l-Yemeni’s̱-s̱eḳāfî, Kahire 1387/1967, IV, 73, 144, 166, 177, 186, 209, 282; Abdullah Muhammed el-Habeşî, Müʾellefâtü ḥükkâmi’l-Yemen (nşr. E. N. Eberhard), Wiesbaden 1979, s. 67-78; a.mlf., Meṣâdirü’l-fikri’l-İslâmî fi’l-Yemen, Beyrut 1408/1988, s. 616-623; Ziriklî, el-Aʿlâm (Fethullah), VIII, 143-144; Ahmed Mahmûd Subhî, ez-Zeydiyye, Kahire 1404/1984, s. 255-339; a.mlf., el-İmâmü’l-müctehid Yaḥyâ b. Ḥamza ve ârâʾühü’l-kelâmiyye, [baskı yeri yok] 1990 (Menşûrâtü’l-asri’l-hadîs), tür.yer.; Abdullah b. Abdülkerîm el-Cürâfî, el-Muḳteṭaf min târîḫi’l-Yemen, Beyrut 1407/1987, s. 193-194; Hüseyin Abdullah el-Ömerî, “Yaḥyâ b. Ḥamza b. ʿAli”, el-Mevsûʿatü’l-Yemeniyye, Beyrut 1412/1992, II, 1019; G. J. H. van Gelder, “Yaḥyā b. Ḥamza al-ʿAlawī”, EI2 (İng.), XI, 246-247.
Bu madde ilk olarak 2006 senesinde İstanbul'da basılan TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 31. cildinde, 483-484 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde gösterilmektedir.