MUSTAFA PAŞA, Tekirdağlı

MUSTAFA PAŞA, Tekirdağlı
Müellif: ABDÜLKADİR ÖZCAN
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
İlk Yayın Tarihi: 2016
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 09.12.2019
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/mustafa-pasa-tekirdagli
ABDÜLKADİR ÖZCAN, "MUSTAFA PAŞA, Tekirdağlı", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/mustafa-pasa-tekirdagli (09.12.2019).
Kopyalama metni
Tekirdağ’da doğdu. Bekrî Mustafa diye de anılır. Küçük yaşlarda Yeniçeri Ocağı’na girdi, burada Bektaş Ağa’nın hazinedarlığını yaptı. Ardından sırasıyla çorbacılık, muhzırbaşılık, seksoncubaşılık, zağarcıbaşılık, kethüdâ beyliği, sekbanbaşılık gibi görevlerde bulundu. 12 Cemâziyelevvel 1090’da (21 Haziran 1679) yeniçeri ağalığına getirildi. İki yıl sonra (1092/1681 yılı başları) kendisine vezirlik pâyesi verildi. Bu görevi esnasında Merzifonlu Kara Mustafa Paşa’nın Avusturya seferi için ileri sürdüğü gerekçeleri destekledi ve bu hususta yeniçerileri hazırladı, onları sefer konusunda heveslendirdi. Yeniçeriler, “Padişah bizi niye besler; oturmadan kötürüm olduk. Cenk isteriz. Sen Gotar’da kalan elbiselerimizi varıp düşmandan alalım” diyerek duygularını ifade etmeye başladılar. Seferi büyük bir hevesle arzu eden Mustafa Paşa’nın 1664 Vasvar Antlaşması’nı yenilemek için 1683 seferi öncesinde Edirne’ye gelen Avusturya elçisi Caprara’yı huzuruna çağırarak, “İşte sefer gerçekleşti, Yanıkkale teslim edilirse barış yenilenir” dediği nakledilir.

1095 Rebîülevvelinde (Şubat 1684) Halep eyaleti pâyesiyle Avusturya cephesi serdarlığına tayin edilen Mustafa Paşa’nın ilk hedefi Budin yakınlarındaki Estergon’u geri almaktı. Habsburglar sadece Estergon’u değil yine o civardaki Vişegrad’ı da almış, Tuna’nın sol tarafındaki Vaç ve Vayçen’i kuşatmış, Peşte’yi de zaptetmişti. Mustafa Paşa, Habsburg birliklerine karşı başarılı olamadı, Budin’in kuşatılması üzerine yakınındaki Hamza Bey Palankası yönüne çekildi. Orada da tutunamayarak Tuna ve Drava nehirleri arasındaki kaleleri terkedip Ösek (Osijek/Essek/Eszék) taraflarına gitti. Kendisine takviye kuvvetleri yollandı ve Budin’in kuşatmadan kurtarılması istendi, aksi takdirde katledileceği bildirildi. Bu kesin emir üzerine 6 Eylül 1684’te İstolni Belgrad’a ve Dalderesi’ne ulaştı; önce Budin Kalesi’ne asker sokarak savunma gücünü arttırmayı düşündü. Bu amaçla gönderdiği öncü kuvvetler ve bizzat kendisi bazı başarılar elde etti. Ardından kaleye asker sokabilmek için Habsburg ordusuna muhtelif cephelerde saldırmayı planladı. Ancak o sırada yağan şiddetli yağmurlar planın uygulanmasına kısmen engel oldu. Bu arada iki aydır Budin’i kuşatmakta olan Habsburg kuvvetlerine imparatorun damadı Maximilian kumandasında 30.000 kişilik yardım gücü katılmıştı. Sonunda gerek kaledekilerin direnişi, gerekse Mustafa Paşa’nın baskıları Habsburg ordusunun geri çekilmesini sağladı. Bunu öğrenen Mustafa Paşa onları takip ettirerek zayiat verdirdi, bıraktıkları askerî malzemeyi Budin Kalesi’ne taşıttı. Buna rağmen cephede başarısız sayılıp serdarlık görevinden alındı, vezirliği de kaldırılarak Kanije muhafazasına tayin edildi. 1687’de ikinci defa yeniçeri ağalığına getirilen Mustafa Paşa, Vezîriâzam Sarı Süleyman Paşa’ya karşı kapıkulunun ayaklanması üzerine Belgrad’a çekildi ve sadrazam tarafından burada bırakıldı. IV. Mehmed’in tahttan indirilmesinin düşünüldüğü bir sırada âsiler tarafından ağalıktan azledildi ve Boğazhisarı (Çanakkale/Seddülbahir) muhafızlığına tayin edildi. Yetişmiş adam yokluğunun kendini iyice hissettirdiği ve sık sık sadrazam değişikliklerinin yapıldığı bu yıllarda Mustafa Paşa, Nişancı İsmâil Paşa’nın yerine 1 Receb 1099 (2 Mayıs 1688) tarihinde vezîriâzamlığa getirildi.

Bu dönemde batıda başta Avusturya olmak üzere Venedik ve Lehistan’la çok cepheli savaşlar sürüyordu. Kendisine paşalık verilen zorba başı Yeğen Osman, Belgrad’da bulunan Hazinedar Hasan Paşa’ya gelen serdarlık beratını gasbetmiş, hükümet de bu oldubittiyi kabullenmek zorunda kalmıştı. Belgrad’ı Habsburg birlikleri kuşatınca herhangi bir çaba göstermeyen Yeğen Osman Paşa Niş’e çekildi. Böylece Belgrad düştü (12 Zilkade 1099 / 8 Eylül 1688), bunu civardaki Pançova Palankası takip etti. Habsburg birlikleri Balkanlar’da güneye doğru ilerlemeye başladı. O sırada elçi Zülfikar Efendi aracılığıyla müttefiklere yapılan barış teklifi onların aşırı istekleri yüzünden olumsuz sonuçlandı. Belgrad’ın düşmesinden sonra gerekli asker ihtiyacını karşılamak için “nefîr-i âm” (eli silâh tutanların asker yazılması) kararlaştırıldı ve bu hususta fetva çıkarıldı. O sırada Kırım Hanı Selim Giray gönderdiği mektupta Eflak, Boğdan ve Erdel hıristiyanlarının ayakta olduğunu, İslâmiyet gayretiyle Kırım’dan çıkıp Bucak’ta kışlamak için hareket ettiğini, ardından da padişahın çağrısıyla Edirne’ye gitmek istediğini bildiriyordu. Bu mektup başta Vezîriâzam Mustafa Paşa olmak üzere devlet erkânı tarafından sevinçle karşılandı. Bir ay kadar sonra Edirne’ye gelen Selim Giray’ın katıldığı toplantıda Niş’e çekilmiş bulunan Yeğen Osman Paşa aleyhindeki sözleri üzerine serdarlığa Arap Receb Paşa getirildi. Ancak o da cephede başarı kazanamadı ve Niş düştü. Ardından Sofya’da Mustafa Paşa’nın serdâr-ı ekrem sıfatıyla ordunun başına geçmesi kararlaştırıldı. Başta II. Süleyman olmak üzere maiyetinde bulunan Şeyh Atpazarî Osman Fazlı Efendi, Dârüssaâde Ağası Mustafa Ağa ve Anadolu Kazaskeri Hekim Yahyâ Efendi’nin ısrarıyla bu görevi kabul etmek zorunda kaldı. Önce başarısızlığından dolayı Arap Receb Paşa’yı idam ettirdi ve yerine Mora muhafızı Koca Halil Paşa’yı getirdi. Ancak uygulamaları rahatsızlığa yol açtı. II. Süleyman Tatarpazarı’nda iken Şeyhülislâm Debbağzâde Mehmed Efendi, Dârüssaâde ağası, Anadolu ve Rumeli kazaskerleri Sadrazam Mustafa Paşa’nın azli hususunda kendisine baskı yapmaya başladılar. Gerekçeleri son başarısızlıkların onun kötü idaresinden kaynaklanmış olduğu yönündeydi. Onlara padişah hocası Abdülvehhâb Efendi de katıldı.

Ancak padişah bu teklifi kabul etmedi. Aslında Sadrazam Mustafa Paşa gerek yeniçeri ağalıkları gerek Macaristan serdarlığı gerekse vezîriâzamlığı esnasında önemli bir başarı elde edememişti, eğlence ve safahat düşkünlüğü ile de tanınıyordu. Macar Prensi İmre Tököli’yi Sofya’ya getirtip öldürme planı başarısızlıkla sonuçlandı. Bu arada barış aramak için Viyana’da bulunan elçi Zülfikar Efendi’ye 1689 sonlarında yeni barış şartlarını ihtiva eden bir tâlimat göndermişti. O sırada 20.000 kişilik bir Habsburg ordusu Vidin’e geldi ve zorlanmadan şehri zaptetti. Mustafa Paşa’nın sadrazamlığı dönemindeki bir başka icraatı, Venedik işgaline karşı Mora Rumları’nı ayaklandırmak için yirmi yıldan beri Galata zindanında mahpus tutulan Rum beylerinden Limbraki’yi (Libarius Geratschari) serbest bırakıp Mora beyi yapmasıdır. Fakat bundan da bir netice çıkmayacaktır. Eğlenceye düşkünlüğü sebebiyle çağdaşı olan tarihçi Fındıklılı Silâhdar Mehmed Ağa tarafından “Bekrî” sıfatıyla anılan Mustafa Paşa’nın önemli icraatlarından bir başkası malî sıkıntıları gidermek amacıyla hamr (şarap) eminliği ihdas etmesidir. Ayrıca yine devlete gelir sağlamak amacıyla resm-i duhân ve imdâdiyye adıyla bilinen vergiler de onun sadrazamlığı döneminde devreye sokuldu. 1 vakıye hâlis bakırdan önce ikisi 1 akçe, sonra 1’er akçe itibar edilen 800 adet mangır para kesimi ve kullanımı da onun zamanında başladı ve Tavşantaşı semtinde bir darphâne yaptırıldı. Çok cepheli savaşlar için yeni asker kaynakları aranırken İstanbul’dan da hâne başına bir levent alınmasına dair ferman çıkarılması, Yeğen Osman örneği dikkate alınarak Anadolu’da sarıca-sekban adıyla türedi alınmasının yasaklanması da yine bu dönemde olmuştur. Mustafa Paşa 11 Muharrem 1101 (25 Ekim 1689) tarihinde sadâretten alındı ve emekliye sevkedilerek Malkara’da oturmaya memur edildi; kısa bir süre sonra da yetmiş yaşını aşmış bir halde burada vefat etti (Ocak 1690). Metrûkâtından 700 kese kadar parası ile eşyasına devletçe el konuldu. Kaynaklarda yumuşak huylu, lâubalimeşrep, kalenderîmeşrep, dünya ve âhiretten gafil, fakat cömert biri olarak nitelenir. İstanbul’da Küçükhamam denilen çarşı civarında Seyyid Ömer Camii bahçesinde bir zâviye yaptırdığından söz edilir (Ayvansarâyî, s. 96).

BİBLİYOGRAFYA :

BA, MD, nr. 97-99, tür.yer.; Anonim Osmanlı Tarihi: 1099-1116/1688-1704 (haz. Abdülkadir Özcan), Ankara 2000, s. 1, 8, 9-11; Defterdar Sarı Mehmed Paşa, Zübde-i Vekayiât (haz. Abdülkadir Özcan), Ankara 1995, s. 109, 121, 167, 168 vd., 191, 219, 233, 245, 288-341, 343-344, 346, 357, 428, 576, 587; Silâhdar Mehmed Ağa, Zeyl-i Fezleke (haz. Nazire Karaçay Türkal, doktora tezi, 2012), MÜ Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü, tür.yer.; Hadîkatü’l-vüzerâ, s. 114-116; D. Kantemir, Osmanlı İmparatorluğunun Yükseliş ve Çöküş Tarihi (trc. Özdemir Çobanoğlu), Ankara 1980, III, 170-187, 420; Şeyhî, Vekāyiu’l-fuzalâ, IV, 48; Râşid Mehmed Efendi – Çelebizâde Âsım Efendi, Târîh-i Râşid ve Zeyli (haz. Abdülkadir Özcan v.dğr.), İstanbul 2013, I, 210, 220, 257, 259, 273, 295, 306, 309, 312-313, 330, 340, 368-382, 407, 427, 517, 522; Îsâzâde Târihi (haz. Ziya Yılmazer), İstanbul 1996, s. 170, 213, 218; Ayvansarâyî, Vefeyât-ı Selâtîn, s. 95-96; J. von. Hammer-Purgstall, Büyük Osmanlı Tarihi (trc. Erol Kılıç – Mümin Çevik), İstanbul 1992, VI, 469 vd.; J. W. Zinkeisen, Osmanlı İmparatorluğu Tarihi (trc. Nilüfer Epçeli), İstanbul 2011, V, 81, 198-199; Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, III/1, s. 437, 439, 458, 459, 460-462, 465, 466, 472, 489, 490, 510-522, 540; III/2, s. 430-431; Danişmend, Kronoloji2, III, 452, 457-459, 465-466, 468; V, 46.
Bu madde ilk olarak 2016 senesinde İstanbul'da basılan TDV İslâm Ansiklopedisi’nin EK-2. cildinde, 329-331 numaralı sayfalarda yer almıştır.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde gösterilmektedir.