NECDE b. ÂMİR

نجدة بن عامر
Müellif:
NECDE b. ÂMİR
Müellif: MUSTAFA ÖZ
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
Baskı Tarihi: 2006
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 11.08.2020
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/necde-b-amir
MUSTAFA ÖZ, "NECDE b. ÂMİR", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/necde-b-amir (11.08.2020).
Kopyalama metni
Büyük ihtimalle Yemâme’de dünyaya geldi. Belâzürî doğum tarihini 36 (656) olarak kaydeder (el-Ensâb, VII, 174). Hanefî ve Harûrî nisbelerinden Benî Hanîfe’ye mensubiyeti ve ilk Hâricî hareketlerine katılmış olduğu anlaşılmaktadır. Mekke’de bulunduğu esnada arkadaşı Nâfi‘ b. Ezrak’la birlikte Abdullah b. Abbas’ın derslerine devam etti. İlk defa 61 (680) yılında Yemâme’deki isyanı ile tanınan Necde, 64’te (683) Mekke’de Emevîler tarafından kuşatılan Abdullah b. Zübeyr’e askerî destek sağladı. Kuşatmanın kaldırılmasından sonra Nâfi‘ b. Ezrak ve Abdullah b. İbâz gibi Hâricî liderleriyle Basra’ya gitti. Burada 65 (684) yılında Nâfi‘ b. Ezrak’ın kumandasında, Abdullah b. Zübeyr’in gönderdiği Mekkeli kuvvetlerin kumandanı Müslim b. Ubeys’e karşı yapılan huruç harekâtına iştirak etti. Daha sonra Ezârika’nın karargâhı Ahvaz’da bir süre kaldı. Kendilerine katılmayıp bulundukları yerde kalanlarla (kaade) ilgisini kestiği ve onları müslüman kabul etmediği, kendi saflarına katılanların ise samimiyet açısından imtihan edilmesinin gerektiğini söylediği ve kavminin bulunduğu yerde takıyyeyi reddettiği için bazı taraftarlarıyla Nâfi‘ b. Ezrak’tan ayrılarak Yemâme’ye gitti (a.g.e., VII, 173). Buradaki Hâricîler kendi aralarından Ebû Tâlût Sâlim b. Matar’ı lider seçmişlerdi. Ebû Tâlût 65 (684) yılında, daha önce Muâviye b. Ebû Süfyân tarafından ele geçirilip arazisi savaşa katılanlara paylaştırılmış olan Cevnelhadârim’i zaptetmişti. Ertesi yıl Necde, Bahreyn’den (yahut Basra) Mekke’deki Abdullah b. Zübeyr’e gönderilen büyük bir kervanı Cebele’de ele geçirerek Ebû Tâlût’un bulunduğu Cevnelhadârim’e getirdi ve mevcut malları paylaştırmalarını istedi. Orada bulunanlar Ebû Tâlût’a şartlı olarak biat ettiklerini ve Necde’nin ondan daha hayırlı olduğunu belirterek kendisine itaat edeceklerini söylediler. 66 (685) yılında Necde b. Âmir’e biat ettiler. Taraftarları hızla artmaya başlayan Necde, kısa bir süre sonra Zülmecâz’da bulunan Benî Kâ‘b b. Rebîa kabilesi üzerine yürüdü, kanlı bir çarpışmanın ardından onları mağlûp ederek arazilerini ele geçirdi. Bu hadise, Abdullah b. Zübeyr’in zaafa düşmesiyle kısa zamanda Arabistan yarımadasının neredeyse bütününe hâkim olacak Hâricîler’in kazandığı kesintisiz zaferlerin başlangıcı olmuştur. Hatta bu sırada yapılan müzakereler sonuçsuz kalsa da Abdülmelik b. Mervân’ın Necde’yi Orta Arabistan’da kendisine vekil tayin etmeyi düşündüğü bilinmektedir.

Necde, Yemâme’ye döndüğünde halk arasında ihtilâf çıkmasından endişe ettiği için yerine Umâre b. Selmâ’yı bırakıp 3000 civarındaki askeriyle birlikte Bahreyn’e gitti (67/686). Burada Ezd kabilesi, kendi idarecilerinin halka zulmettiğini ve Necde’nin zulme karşı olduğunu söyleyerek onun hâkimiyetini benimsedi; ancak Abdülkays kabilesi Hz. Ali’ye ilk karşı çıkanlardan biri (Harûrî) olduğu için ona cephe aldı. Katîf’te cereyan eden savaşta Abdülkays kabilesi ileri gelenlerinden çoğu öldürüldü ve Katîf Necde’nin hâkimiyetine girdi. 69 (688) yılında Basra’ya gelen Mus‘ab b. Zübeyr (diğer bir rivayette Hamza b. Abdullah b. Zübeyr), Abdullah b. Umeyr el-Leysî kumandasında, sayısı 14.000 ile 20.000 arasında değişen bir orduyu Bahreyn’de bulunan Necde’nin üzerine sevketti. Katîf’te meydana gelen savaşta çok fazla zayiat veren Mus‘ab’ın ordusu Abdullah b. Umeyr’in savaştan kaçması üzerine mağlûp oldu. Bu şekilde Necde bölgedeki hâkimiyetini pekiştirdi. Hemen ardından Atıyye b. Esved el-Hanefî’yi Abbâd b. Abdullah’ın hâkim olduğu Uman’a sevketti. Burayı ele geçiren Atıyye birkaç ay sonra Ebü’l-Kāsım adlı bir kişiyi vekil bırakarak Uman’dan ayrıldı. Çok geçmeden Abbâd b. Abdullah’ın oğulları ve Umanlılar isyan edip vekili öldürdüler. Tekrar Uman’a dönen Atıyye bu defa başarı sağlayamayıp deniz yoluyla Kirman’a gitti. Atıyye’nin mensupları Kirman ve daha sonra Sicistan’da Ataviyye ismini alarak Necde ile ilgilerini kestiler. Bu sırada hâkimiyet alanını Bahreyn’in kuzeyindeki Kâzıme’ye kadar genişleten Necde, Benî Temîm’i kendisine zekât ödemeye mecbur etti. Aynı yıl yardımcısı Ebû Füdeyk ile San‘a dahil Yemen’in bir kısmını ele geçirerek ahalisinden biat aldı ve zekâtlarını topladı. Bir süre sonra Ebû Füdeyk’i Hadramut’a gönderip oradaki halkı da kendisine bağladı. 68 (687) veya 70 (689) yılında çok sayıdaki mensubu ile birlikte hacca gitti ve bazı şartlar ileri sürerek Abdullah b. Zübeyr ile barış yaptı. Medine’ye yöneldiğinde başta Abdullah b. Ömer olmak üzere halkın silâhlandığını öğrenince Tâif’e dönüp Tebâle’ye kadar olan yerleri ele geçirdi. Böylece Arabistan yarımadasının büyük kısmına hâkim oldu. Necde’nin iktidarının zirvesine ulaştığı bu devrede bölgedeki nüfuzunun Abdullah b. Zübeyr’inkinden daha fazla olduğu görülmektedir. Bu arada Necde’nin görevlendirdiği ikinci derecedeki idareciler arasında Atıyye b. Esved örneğinde olduğu gibi itikadî ve siyasî anlamda tartışmalar ve anlaşmazlıklar ortaya çıktı. Sonunda Necde, yardımcılarından Bahreyn Valisi Ebû Füdeyk’in planladığı bir suikast neticesinde Hacr’da öldürüldü. Nâfi‘ b. Ezrak’ın liderliğindeki Ezârika’ya mensup olan Necde bu fırkanın, Hâricî olup hicret etmeyenleri kâfir sayması üzerine Hâricîlik içinde yeni bir oluşuma öncülük etmiştir. Temel Hâricî anlayışları korumakla birlikte daha mutedil düşüncelere sahip olan bu oluşum Necdiyye ve Necedât diye anılmıştır (bk. NECEDÂT).

BİBLİYOGRAFYA
Belâzürî, Ensâb (Zekkâr), VII, 173-187; Eş‘arî, Maḳālât (Ritter), s. 89-92; Bağdâdî, el-Farḳ (Abdülhamîd), s. 87; Şehristânî, el-Milel (Kîlânî), I, 122-123; Nüveyrî, Nihâyetü’l-ereb, XXI, 54-57; Zehebî, el-ʿİber, I, 74, 77; Makrîzî, el-Ḫıṭaṭ, II, 354; Ahmed Zekî Safvet, Cemheretü resâʾili’l-ʿArab fî ʿuṣûri’l-ʿArabiyyeti’z-zâhire, Beyrut, ts. (el-Mektebetü’l-ilmiyye), II, 90-93; W. Montgomery Watt, İslâm Düşüncesinin Teşekkül Devri (trc. Ethem Ruhi Fığlalı), Ankara 1981, s. 27-30; R. Rubinacci, “Nad̲j̲adāt”, EI2 (İng.), VII, 858-859.
Bu madde TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 2006 yılında İstanbul'da basılan 32. cildinde, 484-485 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde okumak ister misiniz?
BAŞKA BİR MADDE GÖSTER