NEYLÎ - TDV İslâm Ansiklopedisi

NEYLÎ

نيلي
Müellif:
NEYLÎ
Müellif: SADIK ERDEM
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
Baskı Tarihi: 2007
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 07.03.2021
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/neyli
SADIK ERDEM, "NEYLÎ", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/neyli (07.03.2021).
Kopyalama metni
1084’te (1673) İstanbul’da doğdu. Adı Ahmed’dir. İstanbul kadılarından Mirza Mehmed Efendi’nin oğlu olup Mirzazâde lakabıyla anılmıştır. Ulemâ çocuğu olduğundan henüz beş yaşında iken mülâzım sayıldı; dokuz yaşında babasını kaybetti. Bir yandan medrese tahsiline devam ederken bir yandan da şiirle meşgul olmaya başladı. Bu arada Sultan II. Mustafa’ya bazı kasideler sundu. Müderris olma isteğine, Seyyid Feyzullah Efendi’nin ikinci defa şeyhülislâmlığa getirilmesinden sonra ona sunduğu bir kaside vesilesiyle erişti. Henüz yirmi beş yaşlarında iken hâriç pâyesiyle İstanbul’da Câfer Ağa Medresesi’ne müderris tayin edildi (1109/1697). Yine Feyzullah Efendi’nin yardımıyla İbtidâ-i dâhil, mûsıle-i Sahn, Sahn-ı Semân ve mûsıle-i Süleymâniyye derecelerini aşarak Süleymaniye müderrisliğini elde etti (1129/1717). Fakat onun asıl arzusu kadılık mesleğine geçmek ve büyük vilâyetlerden birine kadı olmaktı. Şeyhülislâm Yenişehirli Abdullah Efendi’nin himmetiyle İzmir kadılığına tayin edilerek arzusuna erişti (1130/1718). Bu tarihe kadar yazdığı manzumelerde talihinden sürekli şikâyet eden Neylî’nin bundan böyle şikâyetlerinden vazgeçtiği dikkati çekmektedir.

Lâle Devri ile birlikte ön plana çıkan Damad İbrâhim Paşa zamanında Neylî’ye de ikbal kapıları açıldı; önemli sayılabilecek birtakım görevlerle birlikte İstanbul’a geldikçe devlet büyüklerinin meclislerine katıldı. Bu arada Bedreddin el-Aynî’nin ʿİḳdü’l-cümân adlı yirmi ciltlik tarihinin Türkçe’ye çevrilmesi için kurulan heyete dahil edildi. Ancak 1131’de (1719) İzmir kadılığından azledildiği gibi 1139’da (1726) getirildiği Mısır kadılığından da bir yıl sonra azledildi. 1143’te (1730) Patrona İsyanı’nı takip eden günlerde Lâle Devri’nin nimetlerinden faydalanan birçok kişi taşraya sürülürken muhtemelen ağabeyi Mirzazâde Şeyh Mehmed Efendi’nin şeyhülislâmlık makamına getirilmiş olmasından dolayı o İstanbul’da kaldı.

Neylî 1144’te (1731) Anadolu pâyesiyle ve Haremeyn mevleviyetiyle Mekke kadılığına, arkasından Anadolu (1149/1736) ve Rumeli (1154/1741) kazaskerliğine tayin edildi. Ömrünün son yıllarında ikinci defa Rumeli kazaskeri oldu. 1161’de (1748) hastalığı sebebiyle görevinden ayrıldı ve aynı yıl vefat etti (20 Rebîülâhir 1161/19 Nisan 1748). Karacaahmet Mezarlığı’nda Mirzazâdeler Sofası diye bilinen aile kabristanında babası ile kardeşinin yanına defnedildi. Üzerinde kitâbesi bulunan mezar taşı halen kabre yakın bir yerde durmaktadır.

Kaynaklar Neylî’nin ilmî ve edebî şahsiyetinden övgüyle söz eder. Onun gerek ʿİḳdü’l-cümân’ı tercüme eden heyette yer alması gerekse Arapça ve Farsça’dan yaptığı tercümeler ilmî şahsiyetine delil olarak gösterilmektedir. Farsça ve Türkçe şiirlerden meydana gelen divanı hacim bakımından küçük bir eserdir. Divanda mesnevi tarzında manzum bir hikâye ile manzum bir mektup da bulunmaktadır. Manzum hikâyede hıristiyan bir kızın müslüman bir gence karşı beslediği aşk anlatılmıştır. XVIII. yüzyıl şairlerinin birçoğunda olduğu gibi Neylî’nin şiirlerinde de açıklık ve sadelik dikkati çeker. Yaşça Nedîm’den büyük olmasına rağmen Neylî’de duyuş ve söyleyiş tarzı itibariyle hem Nâbî hem Nedîm etkisi görülmektedir. Bu devir Türk şiirine tesir eden Sâib-i Tebrîzî’nin Neylî üzerindeki etkisi oldukça fazladır (Mîrzâ-zâde Ahmed Neylî, s. 95). Şiirlerinde bir yandan bol miktarda deyim kullanırken bir yandan da günlük hayattan tablolar çizmiştir. Gazellerinde daha çok aşk konusunu işleyen şairin orijinal mazmunlarla süslenmiş bazı manzumeleri de vardır. Öğrencileri arasında Seyyid Vehbî, Selim el-Kazî ve Altunıçokzâde Abdi Abdullah Efendi sayılabilir. Neylî’nin kıtaları Belgrad Kalesi’nin ana girişi olan İstanbul Kapısı üstüne işlenmiş, Belgrad’ın düşmesinden sonra yerinden sökülen kitâbe Viyana yakınlarında bir mâlikânenin bahçesine taşınmış olup günümüzde hâlâ orada bulunmaktadır. Neylî ile aynı dönemde yaşayan Osmanzâde Ahmed Tâib XVIII. yüzyıl şairlerini değerlendirdiği ünlü kasidesinde, Seyyid Vehbî Vekâletnâme’sinde Neylî’den övgüyle söz eder. Divanında yer alan bazı gazellerden yola çıkılarak Neylî’nin Mevlevî ve Gülşenî tarikatlarına ilgi duyduğu ileri sürülmüştür.

Eserleri. 1. el-Fazlü’l-vehbî fî tercemeti’l-Cânibi’l-garbî. Molla Câmî’nin talebelerinden Ebü’l-Feth Muhammed b. Hamîdüddin el-Mekkî’nin kaleme aldığı el-Cânibü’l-ġarbî fî ḥalli müşkilâti’ş-şeyḫ Muḥyiddîn İbni’l-ʿArabî adlı Farsça eserin Türkçe tercümesidir. Kitap, Muhyiddin İbnü’l-Arabî’nin Fuṣûṣü’l-ḥikem’ine karşı yapılan itirazlara cevap olmak üzere 924’te (1518) kaleme alınmıştır. Tercümenin, çoğu İstanbul kütüphanelerinde olmak üzere (Köprülü Ktp., II. Kısım, nr. 118; Süleymaniye Ktp., Uşşâkī Tekkesi, nr. 315, Hâlet Efendi, nr. 363, Esad Efendi, nr. 1347, Pertev Paşa, nr. 628/2; TSMK, Hazine, nr. 272; İÜ Ktp., TY, nr. 2214, 2332, 9784) on dört nüshası tesbit edilmiştir (Mîrzâ-zâde Ahmed Neylî, s. 166-168). 2. el-Evfâ fî tercemeti’l-Vefâ (fî fezâili’l-Mustafâ). Ebü’l-Ferec İbnü’l-Cevzî’nin el-Vefâ fî feżâʾili’l-Muṣṭafâ adlı eserinin Türkçe çevirisidir. Kitapta Hz. Muhammed’in hayatı, mûcizeleri ve diğer peygamberlere olan üstünlüğü ile ashabının faziletleri anlatılmaktadır. Eserin İstanbul kütüphanelerinde dokuz nüshası tesbit edilmiştir (Beyazıt Devlet Ktp., nr. 5266; İÜ Ktp., TY, nr. 7378; Süleymaniye Ktp., Pertev Paşa, nr. 488, Mihrişah Sultan, nr. 305, Hâlet Efendi, nr. 66, Kılıç Ali Paşa, nr. 738; TSMK, Emanet Hazinesi, nr. 1177, Bağdat Köşkü, nr. 256; Nuruosmaniye Ktp., nr. 735). 3. Mâ lâ büdde minhü li’l-edîb mine’l-meşhûri ve’l-garîb (Şerh-i Lugat-i Târîh-i Vassâf). İranlı tarihçi Vassâf’ın Târîḫ-i Vaṣṣâf adıyla meşhur olan Tecziyetü’l-emṣâr adlı beş ciltlik Farsça eserinin 1157’de (1744) yapılan şerhidir. Şerhe önce Reîsülküttâb Şirvânî Ebûbekir Efendi başlamış, ardından onun müsveddelerinden de faydalanan Neylî tercümeyi tamamlamıştır. Eserin biri Kayseri Râşid Efendi Kütüphanesi’nde (nr. 959) olmak üzere sekiz nüshası tesbit edilmiştir (İÜ Ktp., TY, nr. 974, 1516, 3969, AY, nr. 3221; Hacı Selim Ağa Ktp., nr. 815; Süleymaniye Ktp., Mihrişah Sultan, nr. 317/2, Lala İsmâil, nr. 545/2). 4. Divan. Neylî’nin mürettep divanı üzerine bir doktora tezi hazırlayan Atabey Kılıç’ın belirttiğine göre divanda biri Arapça on altı kaside, on dördü Farsça 195 gazel, bir müstezad, iki terkibibend, üçü Farsça otuz dört rubâî, iki murabba, bir şarkı, bir muhammes, biri Farsça altı tahmîs, ikisi Arapça, biri Farsça altmış dokuz tarih, biri Arapça on altı lugaz, beş muamma, otuz altı kıta, beşi Farsça doksan beş müfred, beş mesnevi bulunmaktadır. Eserin İstanbul kütüphanelerinde yirmi nüshası tesbit edilmiştir (önemlileri şunlardır: Süleymaniye Ktp., Hâlet Efendi, nr. 173, Esad Efendi, nr. 2710; İÜ Ktp., TY, nr. 1627, 2868, 2878; İbnülemin, nr. 3116, 9622; Arkeoloji Müzesi Ktp., nr. 275, 303; Âtıf Efendi Ktp., nr. 2115; TSMK, Hazine, nr. 900; Hacı Selim Ağa Ktp., nr. 936; Millet Ktp., Ali Emîrî Efendi, Manzum, nr. 483). Divan üzerinde ayrıca iki yüksek lisans çalışması yapılmıştır (Adnan Uzun, Neylî Divanı’nın Tenkitli Metni, 1991, Trakya Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü; Nurcan Bedir [Ören], Neylî, Hayatı, Eserleri, Divanı’nın Tenkitli Metni, 1993, Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü). 5. Aynî Tarihi Tercümesi. Bedreddin el-Aynî’nin ʿİḳdü’l-cümân’ı sekiz büyük cilt halinde Türkçe’ye çevrildiyse de hangi bölümlerin şair tarafından tercüme edildiği belli değildir. Çeşitli kaynaklarda Neylî’nin üç eserinden daha bahsedilmekteyse de bunlara henüz rastlanmamıştır. Yazısının güzel olduğu belirtilen Neylî’nin Birgivî’nin Vasiyetnâme adındaki ilmihalinden altmış kadar nüshayı bizzat istinsah ettiği ve yarısını Ayasofya, yarısını da Fâtih Camii’ne bağışladığı bildirilmektedir.

BİBLİYOGRAFYA
Mîrzâ-zâde Ahmed Neylî (Hayatı, Eserleri, Edebî Kişiliği) ve Divanı (haz. Atabey Kılıç), İstanbul 2004; Neylî ve Dîvân’ı (haz. Sadık Erdem), Ankara 2005; Belîğ, Nuhbetü’l-âsâr, s. 637-643; Sâlim, Tezkire, İstanbul 1315, s. 689; Fatîn, Tezkire, s. 429; Muallim Nâci, Mecmûa-i Muallim, İstanbul 1305, s. 135-136, 144; Sicill-i Osmânî, I, 250-251; Osmanlı Müellifleri, II, 457-458; a.mlf., “Neylî”, TY, IV (1329), s. 714-716; İlmiyye Salnâmesi, tür.yer.; Halûk İpekten – Mustafa İsen, “Neylî”, Büyük Türk Klâsikleri, İstanbul 1987, VI, 350-353; Ali Cânib [Yöntem], “Mirzâzâde Neylî”, HM, III/68 (1928), s. 302-304; Sadık Erdem, “Neylî’nin Hayatı, Şahsiyeti ve Eserleri”, TDA, sy. 97 (1995), s. 153-193; Abdülkadir Karahan, “Neylî”, TA, XXV, 242-243; “Neylî, Ahmed Efendi (Mirzazâde)”, TDEA, VII, 52-53.
Bu madde TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 2007 yılında İstanbul’da basılan 33. cildinde, 69-71 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde okumak ister misiniz?
BAŞKA BİR MADDE GÖSTER