ÖNERME - TDV İslâm Ansiklopedisi

ÖNERME

Müellif:
ÖNERME
Müellif: MAHMUT KAYA
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
Baskı Tarihi: 2007
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 20.10.2020
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/onerme
MAHMUT KAYA, "ÖNERME", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/onerme (20.10.2020).
Kopyalama metni
İnsan zihni herhangi bir şey hakkında bilgi edinirken iki aşamalı bir süreçten geçer. Önce düşüncenin yapı taşları durumundaki kavramlara başvurur, ardından bu kavramları kullanarak hükümlere yani önermelere ulaşır. Bu açıdan mantığa dair eserler kavram ve önerme mantığı diye iki kısım halinde değerlendirilir. İlk kısımda terimler (elfâz), tarifi meydana getiren temel elemanlar ve kategoriler incelenir; ikinci kısımda önermeler, kıyas ve çeşitleriyle ispat şekilleri söz konusu edilir. Fârâbî’den itibaren kavramlar, tarif ve kategoriler “tasavvurât”, bu kavramlardan en az ikisinin oluşturduğu yargı ifade eden cümleler ve bunların tahlillerini içeren çalışmalar ise “tasdîkât” başlığı altında incelenmiştir. İslâm mantıkçıları bu kısımdaki çalışmaları bazan “kazıyye mantığı” ve “ibare mantığı” adıyla anmıştır.

Aristo önermeyi, “Kendisiyle bir şey hakkında bir başka şeyin tasdik veya inkâr edildiği sözdür” diye tanımlar (Organon, III, 1). Buna göre önerme, iki veya daha fazla terimle yapılmış olumlu ya da olumsuz yargı bildiren cümledir. Bir önermede konu (mevzû), yüklem (mahmûl) ve yüklemi konuya bağlayan bağlaç (râbıta) olmak üzere üç terim bulunur. Meselâ, “Hava açıktır” ve “Yağmur yağarsa yerler ıslanır” önermelerinin ilkinde “hava” konu, “açık” yüklem, “-tır” bağlaçtır. İkinci önermede “yağmur yağar” konu, “yerler ıslanır” yüklem, “-sa” bağlaçtır. Ancak her önerme bir cümle olmakla birlikte her cümle bir önerme değildir. Meselâ, “Dersinize çalışın”; “Hava yağışlı mı?”; “Keşke başarabilseydim”; “Allahım, sana şükürler olsun” gibi emir, soru, dilek ve dua cümleleri önerme sayılmaz. Zira bunlar yargı içermez. Öte yandan, her önermenin bir yargı bildirmesine karşılık her yargı bir önerme olmayabilir. Meselâ “ne güzel”, “evet”, “hayır” gibi ifadeler bir yargı bildiriyorsa da önermenin temel elemanları olan konu, yüklem ve bağlaçtan yoksun olduklarından önerme sayılmazlar. Önermeler doğru veya yanlış olabilen yargılardır. Fakat mantık bir önermenin doğru veya yanlış oluşunun tesbitiyle ilgilenmez; bu konu başka bilimlerin uyguladığı çeşitli yöntemlerle ispatlanır. Meselâ, “İki kere iki dört eder” önermesinin doğruluğunu sağlamak için birtakım matematik işlemlere başvurulur. Mantıkçının görevi, verilen bir önermeden mantıkî çıkarım kuralları yardımıyla bu önermeye eşdeğer olan önermeleri tesbit etmektir (Ural, s. 49-50).

Klasik mantıkta önermeler yüklemli ve şartlı olmak üzere iki kısma ayrılır; ilkine basit, ikincisine birleşik önerme de denir. Yüklemli önermeler basit olup konu, yüklem ve bağlaçtan oluşur. Bu önermede bağlaç kaldırılınca konu ve yüklem yalın birer terim olarak kalıyorsa önerme yüklemlidir. Yüklemli önermeler niceliklerine göre tümel (küllî) ve tikel (cüz’î), niteliklerine göre olumlu (mûcibe) ve olumsuz (sâlibe) şeklinde dört gruba ayrılır. Nitelik ilişkisi açısından önermeler tümel olumlu, tümel olumsuz, tikel olumlu ve tikel olumsuz diye ayrılır. Konunun ve yüklemin niceliği öne çıkarılarak da çeşitli önerme türleri elde edilmiştir. Aristo’dan itibaren mantıkçılar konunun niceliği üzerinde yoğunlaşmış, bir yarar sağlamadığı gerekçesiyle yüklemin niceliği üzerinde durmayıp bu tür önermeleri kural dışı olarak değerlendirmiştir. Fakat XIX. yüzyıl İngiliz mantıkçılarından George Bentham ile Hamilton, “Bütün insanlar ölümlüdür” önermesinde yüklemin niceliğine dikkat çekerek bunun, “Bütün insanlar bazı ölümlülerdir” anlamını içerdiğini, çünkü insandan başka ölümlü varlıkların da bulunduğunu söylemişlerdir. Buna göre önceden yalnız konunun niceliğini belirleyen tümel-tikel şeklindeki ikili ayırım dörde çıkmış olmaktadır (Öner, Klasik Mantık, s. 47-48).

Şartlı önermelerde birden çok önerme bazı eklerle birbirine eklenmiş durumdadır; bağlaç kaldırıldığında konu ile yüklem birer cümlecik halinde kalır. “Yağmur yağarsa yerler ıslanır” önermesi bağlaçsız olarak, “Yağmur yağar, yerler ıslanır” şeklini alır. Bir kıyas işleminde iki öncül önermeye mukaddemeteyn, bu öncüller vasıtasıyla elde edilen sonuç önermeye netice, dâva, matlab adı verildiği gibi yüklemli önermelerde konu ile yüklem tarafeyn, şartlı önermelerde ise konu mukaddem, yüklem tâlî adıyla anılır. İslâm mantıkçıları şartlı önermeleri bitişik (muttasıl) ve ayrık (munfasıl) olmak üzere iki kısımda değerlendirir. Bu tür önermeler kendi içinde bitişik şartlı ve ayrık şartlı diye ikiye ayrıldığı gibi mukaddem ve tâlî arasındaki nitelik ve nicelik ilişkilerine göre de gruplar oluşturur (İbn Sînâ, s. 37-44). Klasik mantıkta önermeler arası ilişkiler konusu da önem arzetmektedir. Bu ilişki karşı olma (tekabül) ve döndürme (aks) terimleriyle ifade edilir. Buna göre aynı terimlerle yapılan iki önerme ya nicelik ya nitelik ya da hem nicelik hem nitelik açısından birbirinden farklıysa bu iki önerme arasında karşı olma söz konusudur. Bu nitelikteki iki önerme birbirine ya karşıttır ya alt karşıttır ya çelişiktir ya da altıktır. Döndürme şeklindeki ilişki ise bir önermenin niteliğini bozmadan yüklemini konu, konusunu yüklem yapmakla olur (bk. AKİS).

Önerme çeşitlerinden bir diğeri modal önermelerdir. Yüklemli önermelerin tanımının nicelik ve nitelik bakımından taşıdığı özelliklere dayanılarak yapılmasına karşılık modal önermelerin tanımı önermenin tamamına ait özelliklerin değerlendirilmesiyle elde edilir. İslâm mantıkçılarının “cihet” terimiyle ifade ettikleri modalite, İbn Sînâ’ya göre bir önermede konu ile yüklem arasındaki ilişki türünü gösteren bir terimdir (a.g.e., s. 212). Bu terime önermenin modalitesi denilmektedir. Meselâ, “Ahmet çok çalışıyor” önermesi, “Ahmet çalışıyor”dan daha güçlü bir yargıyı dile getirmektedir. Bu husus yüklemi niteleyen “çok” terimiyle ifade edilmiştir. “Zorunlu olarak güneş aydınlatıcıdır” modal önermesinin de iki yargı içerdiği görülmektedir. Biri, “Güneş aydınlatıcıdır”, diğeri “zorunludur.” Burada “zorunludur” kaydı, “Güneş aydınlatıcıdır” yargısına katılmış bir diğer yargıdır. Şu halde bu önermede güneşin aydınlatıcı niteliğinin ötesinde aynı zamanda bu olayın niçin zorunlu olduğu ilâve gözlemle bilinir. Bu durum Aristo mantığının ontolojiye açık olduğunu göstermektedir. Aristo modalite terimini kullanmamakla birlikte zorunlu ve mümkin önermelerden başka bir de basit önermeden söz eder (Organon, III, 140). Aristo’dan sonra gelen İskender Afrodisî ve Ammonius gibi mantıkçılar yüklemin niceliği konusu üzerinde daha çok durmuşlardır. Fârâbî ise modal önermeleri zorunlu, mümkin ve mutlak diye üç grupta değerlendirir. Filozofun mutlak dediği önerme zorunlu ile mümkin arasında mutavassıt bir durum arzeden yüklemli önermedir (el-Manṭıḳ, I, 157-159). Bir bakıma bu, Aristo’nun görüşünü yansıtır mahiyette olup her iki filozofun anlayışına göre de modal önerme olarak zorunlu ve mümkin diye iki önerme türü kalmaktadır. Buna karşılık İbn Sînâ konuyu bütün yönleriyle inceleyerek bu tür önermelerdeki ilişkiyi zorunlu, mümkin ve imkânsız diye üçe ayırdıktan sonra mümkini de imkân-ı âm ve imkân-ı hâs şeklinde iki kısımda değerlendirir (Bolay, s. 89-92). Nihayet bu iki İslâm filozofu zorunlu (vâcibü’l-vücûd) ve mümkin (mümkinü’l-vücûd) kavramlarından hareketle metafizik sistemlerini kurmuş, ayrıca bu kavramları Allah’ın varlığını ispat sadedinde ilk defa onlar kullanmış ve bu yöntem müteahhirin kelâmcılarınca benimsenerek yaygın hale gelmiştir.

BİBLİYOGRAFYA
Aristo, Organon III: Birinci Analitikler (trc. Hamdi Râgıp Atademir), Ankara 1974, III, 1, 140; Fârâbî, el-Manṭıḳ ʿinde’l-Fârâbî (nşr. Refîk el-Acem), Beyrut 1985, I, 157-159; İbn Sînâ, eş-Şifâʾ el-Manṭıḳ (I), s. 37-44, 212; Gazzâlî, Miʿyârü’l-ʿilm, Beyrut, ts. (Dârü’l-Endelüs), s. 88-90; Necati Öner, Klasik Mantık, Ankara 1974, s. 47-48; a.mlf., “Klasik Mantıkta Modalite”, AÜİFD, XV/69 (1967), s. 69-85; Naci Bolay, İbni Sina Mantığında Önermeler, İstanbul 1994, s. 89-92; Şafak Ural, Temel Mantık, İstanbul 1995, s. 49-50.
Bu madde TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 2007 yılında İstanbul'da basılan 34. cildinde, 84-85 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde okumak ister misiniz?
BAŞKA BİR MADDE GÖSTER