REDDİYE

ردّيّة
REDDİYE
Müellif: MUSTAFA SİNANOĞLU
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
İlk Yayın Tarihi: 2007
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 22.10.2019
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/reddiye
MUSTAFA SİNANOĞLU, "REDDİYE", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/reddiye (22.10.2019).
Kopyalama metni
Sözlükte “kabul etmemek, geri çevirmek; karşılık vermek; vazgeçirmek” mânalarına gelen redd kökünden Osmanlı Türkçesi’nde türetilmiş bir isimdir. Red kökünün Kur’an’da ve hadislerdeki anlamlarının hepsi menfi olmayıp “bir soruyu cevaplandırmak, selâmı alıp karşılığını vermek” gibi bir muhtevası da vardır (Lisânü’l-ʿArab, “rdd” md.). Reddiyeler, özellikle II-IV. (VIII-X.) yüzyıllarda “Kitâbü’r-Redd ʿalâ ...” şeklinde adlandırılmış olmakla birlikte bir inanç ve düşünceye karşı cevap vermeyi kastederek “Kitâb ʿalâ ...” ibaresiyle başlayan isimlere de rastlanmaktadır (İbnü’n-Nedîm, Fihrist, s. 132-133). Bazı reddiyeler nakz (bozmak, çürütmek) kelimesiyle adlandırılmıştır. Reddiyelere, bir eser için yazılmışsa “Naḳżu Kitâbi İbni’r-Râvendî fî ...”, bir şahsın görüşlerine karşı yazılmışsa Kitâbü’n-Naḳż ʿale’r-Râżî fi’l-ʿilmi’l-ilâhî vb. şekilde isim verilmiştir (a.g.e., Fihrist, s. 159-160). Öte yandan Hayyât’ın Kitâbü’l-İntiṣâr ve’r-red ʿale’bni’r-Râvendî el-Mülḥid ve Eş‘arî’nin Kitâbü’l-Lümaʿ fi’r-red ʿalâ ehli’z-zeyġ ve’l-bidaʿ adlı eserlerinde görüldüğü gibi red kelimesi bir başka kelimeden sonra gelebilir. Hatta İbn Teymiyye’nin el-Cevâbü’ṣ-ṣaḥîḥ li-men beddele dîne’l-Mesîḥ, İbn Kayyim el-Cevziyye’nin Hidâyetü’l-ḥayârâ fî ecvibeti’l-yehûd ve’n-naṣârâ ve Rahmetullah el-Hindî’nin İẓhârü’l-ḥaḳ adlı kitaplarında olduğu gibi eser isminde red kelimesi geçmeyebilir. İslâm tarihinde reddiye yazma geleneği, Hz. Peygamber’in vefatından sonra müslümanlar arasında ortaya çıkan görüş ayrılıklarıyla başlamış, bu ihtilâflara dayalı mezhep ve fırkaların oluşumuyla yaygınlık kazanmıştır. Hulefâ-yi Râşidîn döneminden itibaren hızla genişleyen fetihler neticesinde çeşitli inanç ve felsefelere bağlı toplumlar İslâm dünyası içinde yer alınca her iki tarafın âlimleri birbirlerinin inançlarını eleştirmiş ve reddiyeler telif etmiştir. İslâm toplumunda ilimlerin tedvîni ve gelişmesiyle ilmî konularda da çeşitli reddiyeler kaleme alınmıştır.

İslâm Mezheplerine Yönelik Reddiyeler. Kaderiyye-Cebriyye-Cehmiyye. Ṣaḥîḥ-i Müslim’de kaydedildiğine göre (“Îmân”, 1) ashap döneminin sonlarına doğru kader konusu üzerine düşünülmeye başlanmış, Cemel ve Sıffîn savaşlarının ardından bu savaşların kaderle ilgisi etrafında tartışmalara girilmiştir. Hâkim anlayış olayları ilâhî takdire bağlarken Gaylân ed-Dımaşkī ve Ma‘bed el-Cühenî’nin öncülüğünde Kaderiyye fırkası bunu reddedip özellikle kötü fiilleri insan iradesine dayandırmıştır. Hasan-ı Basrî, insan iradesini ve dolayısıyla sorumluluğunu ortadan kaldırmaya varan kader anlayışını Emevî Halifesi Abdülmelik b. Mervân’ın sorularına cevap olarak yazdığı Risâle fi’l-ḳader’inde reddetmiştir. Bu risâle çeşitli eserler içinde yayımlanmıştır (nşr. Muhammed İmâre, Resâʾilü’l-ʿadl ve’t-tevḥîd, Kahire 1971, I, 81-93; Mâcid Fahrî, el-Fikrü’l-aḫlâḳī el-ʿArabî, Beyrut 1978, I, 17-28). Başta ashabın ileri gelenleri olmak üzere Selef yöntemini benimseyenler Kaderiyye’nin karşısında yer almış; Hz. Ali, Abdullah b. Abbas, Abdullah b. Ömer, Câbir b. Abdullah, Ebû Hüreyre, Enes b. Mâlik gibi sahâbîler bu mezhepten uzak olduklarını bildirmişlerdir. Abdullah b. Ömer, bu anlayıştaki kimselerin ilâhî kaderi kabul etmedikçe Uhud dağı kadar sadaka verseler bile Allah nezdinde kabul edilmeyeceğini belirtmiştir (Müslim, “Îmân”, 1).

Ca‘d b. Dirhem ile Cehm b. Safvân katı bir kaderciliğe dayanan görüşler ortaya koyarak cebre taraftar toplamış ve Cehmiyye fırkasının doğmasına yol açmıştır. Cebir görüşü, itikadî ve fikrî bir hareket olarak ortaya çıktığı I. (VII.) yüzyılın ilk yarısından itibaren tenkit edilmiştir. İlk defa Hz. Ömer, Hz. Ali, Abdullah b. Abbas gibi sahâbîler tarafından başlatılan, daha sonra Hasan-ı Basrî’nin sürdürdüğü eleştirilerde Allah’ın, kullarını buyruklarına karşı gelmeye zorlamadığı, yaratıcı hakkında bu tür inançları beslemenin yanlış olduğu belirtilmiştir (Risâle fi’l-ḳader, I, 83, 85). Kaynaklar, II. (VIII.) yüzyılın başlarından itibaren cebir veya kader konusunda yazılan çok sayıda eserin adını zikreder. Tesbit edilebildiği kadarıyla Hasan-ı Basrî’nin risâlesi bunların ilki olmakla beraber Ebû Hanîfe’nin, Mukātil b. Süleyman’ın ve İbrâhim b. İshak el-İbâzî’nin er-Red ʿale’l-Ḳaderiyye adlı eserleri (İbnü’n-Nedîm, s. 227, 234, 256), Şiî âlimlerinden Zürâre b. A‘yen’in el-İstiṭâʿa ve’l-cebr’i, Hişâm b. Hakem’in el-Cebr ve’l-ḳader’i (Îżâḥu’l-meknûn, II, 266, 285), Mu‘tezile’den Amr b. Ubeyd’in er-Red ʿale’l-Ḳaderiyye’si, Ebû Bekir el-Esamm’ın er-Red ʿale’l-Mücbire’si, Ebü’l-Hüzeyl el-Allâf’ın er-Red ʿale’l-Ḳaderiyye ve’l-Mücbire’si, Bişr b. Mu‘temir’in el-Vaʿîd ʿale’l-Mücbire’si kaynaklarda adı geçen (İbnü’n-Nedîm, s. 203-215), fakat günümüze ulaştığı bilinmeyen eserlerdir. Kāsım er-Ressî’nin er-Red ʿale’l-Mücbire’si, Şerîf el-Murtazâ’nın İnḳāẕü’l-beşer mine’l-cebr ve’l-ḳader’i, Hâdî-İlelhak Yahyâ b. Hüseyin’in er-Red ʿale’l-Mücbire ve’l-Ḳaderiyye’si Resâʾilü’l-ʿadl ve’t-tevḥîd adlı kitap içinde yayımlanmıştır (nşr. Muhammed İmâre, I-II, Kahire 1971). Gazzâlî’nin Risâletü’l-cebri’l-mütevassıṭ’ı (Süleymaniye Ktp., Fâtih, nr. 5391), Fahreddin er-Râzî’nin Risâle fi’l-cebr ve’l-ḳader’i (Süleymaniye Ktp., Esad Efendi, nr. 1278), Muhyiddin İbnü’l-Arabî’nin Şümûsü’l-fikeri’l-münḳıẕ min ẓulümâti’l-cebr ve’l-ḳader’i (Süleymaniye Ktp., Hamidiye, nr. 1440), Nasîrüddîn-i Tûsî’nin Risâle fi’l-cebr ve’l-ḳader’i (Süleymaniye Ktp., Esad Efendi, nr. 3570), M. Zâhid Kevserî’nin el-İstibṣâr fi’t-taḥaddüs̱ ʿani’l-cebr ve’l-iḫtiyâr’ı (Kahire 1370) ve Mustafa Sabri Efendi’nin Mevḳıfü’l-beşer taḥte sulṭâni’l-ḳader’i de (Kahire 1352) cebir ve kader görüşlerini tartışan eserlerdendir.

İslâm toplumunda kader ve irade konusuyla bağlantılı olarak Allah’ın zâtı ile sıfatları arasındaki münasebet tartışılmış ve reddiyelere konu olmuştur. Bu alanda ortaya çıkan fikir hareketleri Allah’a sıfat nisbet edilmesi ve tevhidin korunması biçiminde iki noktada belirginleşmiştir. Bunların birincisinde itidalin muhafaza edilememesi teşbih (Allah’ı yaratılmışlara benzetme), ikincisinde ise ta‘tîl (ilâhî zâtı sıfatlardan tecrit etme) sonucuna götürür. Bu husustaki ilk aşırı düşüncelerin, II. (VIII.) yüzyılın başlarında yabancı din ve fikir akımlarıyla mücadele eden Ca‘d b. Dirhem ile Cehm b. Safvân tarafından ta‘tîl görüşünün ileri sürülmesiyle başlamış olduğu söylenebilir. Ca‘d b. Dirhem tenzîhe dayanan tevhid ilkesine ağırlık verip Allah’ın hariçte (zihin dışında) sıfatlarının bulunmadığını, naslarda O’na nisbet edilen “yed, vech, ayn” gibi kavramların zâhirî mânalarından farklı şekilde yorumlanması gerektiğini belirtmiştir. Ca‘d’ın görüşleri Cehm b. Safvân, Vâsıl b. Atâ, Amr b. Ubeyd ve diğer bazı Mu‘tezile âlimlerince benimsenmiştir. Teşbihten kaçınmak amacıyla Allah’a vücûd sıfatı bile atfetmeyen Cehm b. Safvân ehl-i hadîs tarafından tekfir edilmiş ve bazı Mu‘tezilîler’ce sapık olarak nitelendirilmiştir (Hayyât, s. 92). Buna karşılık Selefiyye naslarda yer alan bütün sıfatları Allah’a nisbet etmiştir. Cehmiyye’nin başta ta‘tîl telakkisi olmak üzere farklı görüşleri çeşitli akaid ve kelâm kitaplarıyla “milel ve nihaI” türü eserlerde eleştirildiği gibi bu konuda müstakil reddiyeler de yazılmıştır. Ahmed b. Hanbel’in er-Red ʿale’z-zenâdıḳa ve’l-Cehmiyye, Buhârî’nin Ḫalḳu efʿâli’l-ʿibâd, Osman b. Saîd ed-Dârimî’nin er-Red ʿale’l-Cehmiyye (üç kitap: nşr. Ali Sâmî en-Neşşâr – Ammâr et-Tâlibî, ʿÂḳāʾidü’s-selef içinde, İskenderiye 1971), İbn Kuteybe’nin el-İḫtilâf fi’l-lafẓ ve’r-red ʿale’l-Cehmiyye ve’l-Müşebbihe (nşr. M. Zâhid Kevserî, Kahire 1349), İbn Ebû Hâtim er-Râzî’nin er-Red ʿale’l-Cehmiyye, İbn Kayyim el-Cevziyye’nin İctimâʿu’l-cüyûşi’l-İslâmiyye ʿalâ ġazvi’l-Muʿaṭṭıla ve’l-Cehmiyye (Beyrut 1404/1984) ve Cemâleddin el-Kāsımî’nin Târîḫu’l-Cehmiyye ve’l-Muʿtezile (Sayda 1320; Kahire 1321; Beyrut 1981) adlı çalışmaları bunlar arasında sayılabilir.

Müşebbihe-Mücessime. İlâhî sıfatları inkâra götürecek şekilde te’vile tâbi tutan Muattıla’ya karşılık O’na cismanî nitelikler izâfe eden Mücessime bazı kaynaklarda Müşebbihe ile eş anlamlı olarak kullanılmıştır. Kelâmcılar, haberî sıfatları naslardaki ulûhiyyet anlayışı çerçevesinde dil kurallarına uygun biçimde te’vile tâbi tutmuşlar, Allah’a doğrudan cismiyet izâfe eden ve haberî olarak anılan sıfatları zâhirî şekilleriyle benimseyip sonuçta tecsîme düşen grupları eleştirmişlerdir. Kaynaklarda Sümâme b. Eşres, Ebû Ca‘fer el-İskâfî, Câhiz ve İbn Kuteybe’ye er-Red ʿale’l-Müşebbihe, Ca‘fer b. Mübeşşir’e Kitâbü’t-Tevḥîd ʿalâ eṣnâfi’l-Müşebbihe ve’l-Cehmiyye ve’r-Ravâfıż adlı eserler nisbet edilmektedir (İbnü’n-Nedîm, s. 86, 206-213; ayrıca bk. MÜCESSİME).

Mu‘tezile. İtikadî meselelerin yorumunda akla ve iradeye öncelik veren Mu‘tezile mezhebi tevhid anlayışı gereği teşbihten şiddetle kaçınan, fakat ta‘tîl görüşünü de benimsemeyen orta bir yol tutmaya çalışmıştır. Mu‘tezile âlimlerinin çoğunluğu Kur’an’da yer alan ilâhî sıfatları zât-ı ilâhîye nisbet etmekte tereddüt göstermemiştir. Bu âlimlerle Sünnî kelâmcılar arasında bulunan sıfat anlaşmazlığı meselenin özünden çok şekli ve tekniği ilgilendirmektedir. Ancak ele aldıkları meselelerde mutlak hakikate ve kesin sonuçlara vardıklarına inanan Mu‘tezile âlimleri, eleştiriye ve metodik şüpheye gerektiği kadar yer vermemenin yanı sıra tevhid ilkesini zedelememek amacıyla rü’yetullah ve halku’l-Kur’ân gibi konularda farklı yaklaşımlarıyla kendilerine karşı yoğun bir muhalefetin oluşmasına yol açmıştır (Çelebi, s. 147-177, 254). III. (IX.) yüzyılda Kur’an ve Sünnet’e dayalı Selef inancına sahip çıkma gayretiyle daha çok reddiye türünde bir literatür meydana getiren ehl-i hadîs Cehmiyye’den başlayarak Mu‘tezile’ye karşı ilk reddiyeleri kaleme almıştır. Ahmed b. Hanbel er-Red ʿale’z-zenâdıḳa ve’l-Cehmiyye’sinde “zındık” olarak tanımladığı bazı kişilerin Kur’an âyetleri için yaptıkları izah ve te’villeri reddederken (s. 53-64) Cehmiyye adıyla Mu‘tezile’nin görüşlerini çürütmeye çalışmış ve onları küfürle itham etmiştir (s. 64-103). Buhârî, Ḫalḳu efʿâli’l-ʿibâd adlı eserini Muattıla’dan saydığı Cehmiyye ve Mu‘tezile’nin kelâm ve irade sıfatları hakkındaki görüşlerine karşı yazmıştır. Risâlede Mu‘tezile’nin halku’l-Kur’ân görüşü reddedilmekte (s. 7-24), ardından kulların fiilleri konusu ele alınmaktadır (s. 25-46). Osman b. Saîd ed-Dârimî’nin er-Red ʿale’l-Cehmiyye ve er-Red ʿale’l-Bişr el-Merîsî adlı eserleri de sıfatların red veya te’vil edilmesine karşı yazılmıştır. Bilindiği kadarıyla ehl-i hadîs içinde Mu‘tezile âlimlerinin görüşlerini ilk defa ayrıntılı biçimde irdeleyen âlim İbn Kuteybe’dir. el-İḫtilâf fi’l-lafẓ ve’r-red ʿale’l-Cehmiyye ve’l-Müşebbihe’den başka Teʾvîlü muḫtelifi’l-ḥadîs̱ adlı eserinde Nazzâm (s. 15-32), Ebü’l-Hüzeyl el-Allâf (s. 32-33) ve Câhiz (s. 41-42) gibi bazı Mu‘tezile âlimlerinin görüşlerini eleştirmektedir.

Ehl-i hadîsin eleştirisinden yaklaşık bir asır sonra Ehl-i sünnet literatüründe Mu‘tezile hakkındaki tenkitler makālât, fırak, milel ve nihal türü eserlerde yer almıştır. Eş‘arî, Maḳālâtü’l-İslâmiyyîn’inde Mu‘tezile mensuplarının ittifak ve ihtilâf ettikleri noktaları kaydederken (s. 155-278) Ebü’l-Hüseyin el-Malatî, bid‘at ehlini uyarmak için yazdığı et-Tenbîh ve’r-redd’inde Mu‘tezile’yi ehl-i kıblenin muhalifi olan fırkalar içinde göstermiş, kendilerini İslâm dairesinin dışına çıkaran birçok görüşlerinin bulunduğunu ileri sürmüştür (s. 35-43). Abdülkāhir el-Bağdâdî el-Farḳ beyne’l-fıraḳ’ta Mu‘tezile’nin haktan ayrıldığını söylemiş, mezhep mensuplarının yirmi iki fırkaya bölündüğünü, Hâbıtıyye ve Hımâriyye kollarının küfre düştüğünü, diğerlerinin bid‘at ve dalâlette birleştiğini kaydetmiştir (s. 114-201). Şehfûr b. Tâhir el-İsferâyînî et-Tebṣîr fi’d-dîn adlı eserinde Mu‘tezile’ye ayrı bir bölüm ayırmıştır (s. 63-95). İbn Hazm da el-Faṣl’ında onlara yönelik birçok eleştiride bulunmuş (V, 57-72), Şehristânî ve Fahreddin er-Râzî herhangi bir değerlendirme yapmadan Mu‘tezile’nin görüşlerini nakletmekle yetinmiştir (el-Milel, I, 38-72; İʿtiḳādât, s. 38-45).

Mu‘tezile’ye dair müstakil eserler de kaleme alınmıştır. Bunların içinde en etkili olanlar Dırâr b. Amr, Hafs el-Ferd, İbnü’r-Râvendî ve Ebü’l-Hasan el-Eş‘arî gibi Mu‘tezilî iken daha sonra bu mezhepten ayrılanların çalışmalarıdır. Bu kitaplarda yer alan bilgiler çok defa i‘tizâlî görüşlerin tesbiti için kaynak teşkil etmiştir. İbnü’n-Nedîm el-Fihrist’inde Ebû Hanîfe ve Mukātil b. Süleyman’ın er-Red ʿale’l-Ḳaderiyye (s. 227, 234, 256), İbn Küllâb ve Hafs el-Ferd’in er-Red ʿale’l-Muʿtezile (s. 230), Hişâm b. Hakem’in er-Red ʿale’l-Muʿtezile ve Ebû Bekir er-Râzî’nin el-İntiḳād ve’t-taḥrîr ʿale’l-Muʿtezile, er-Red ʿale’l-Câḥiẓ, er-Red ʿale’n-Nâşî ve er-Red ʿalâ Ebi’l-Ḳāsım el-Belḫî (s. 357-358) adlı eserlerini kaydetmiştir. Ayrıca Eş‘arî’nin ʿAlâ Ebi’l-Hüẕeyl fî maʿlûmâtillâh ve maḳdûrâtih, Fi’r-Red fi’l-ḥarekât ʿalâ Ebi’l-Hüẕeyl, Naḳżu kelâmi ʿAbbâd b. Süleymân, en-Naḳżü’l-laṭîf ʿale’l-İskâfî ve Naḳżu Naḳżi Teʾvîli’l-edille ʿale’l-Belḫî (DİA, XI, 447); Mâtürîdî’nin Beyânü vehmi’l-Muʿtezile, Reddü’l-Uṣûli’l-ḫamse li-Ebî ʿÖmer el-Bâhilî, Reddü Evâʾili’l-edille li’l-Kâʿbî, Reddü Tehẕîbi’l-cedel li’l-Kâʿbî, Reddü Vaʿîdi’l-füssâḳ li’l-Kâʿbî (Kitâbü’t-Tevhîd Tercümesi, s. XXVII-XXVIII) adlı eserleri bulunmaktadır. Sonraki dönemlerde de Mu‘tezile’yi eleştirmek amacıyla çalışmalar yapılmıştır. Abdülkāhir el-Bağdâdî’nin Feḍâʾiḥu’l-Muʿtezile, İbn Miksem el-Attâr’ın er-Red ʿale’l-Muʿtezile, İbn Teymiyye’nin Beyânü telbîsi’l-Cehmiyye fî teʿsîsi biḍaʿihimü’l-kelâmiyye (Taḫlîṣü’t-telbîs min Kitâbi’t-Teʾsîs), Minhâcü’l-iʿtidâl fî naḳżi kelâmi ehli’r-rafżi ve’l-iʿtizâl, Zehebî’nin, İbn Teymiyye’nin adı geçen kitabının muhtasarı olan el-Münteḳā min Minhâci’l-iʿtidâl fî nakżi kelâmi ehli’r-rafżi ve’l-iʿtizâl, İbn Kayyim el-Cevziyye’nin eṣ-Ṣavâʿiḳu’l-münezzele ʿale’l-Cehmiyye ve’l-Muʿaṭṭıla, Yâfiî’nin Merhemü’l-ʿileli’l-muʿaṭṭala fi’r-red ʿalâ eʾimmeti’l-Muʿtezile, Mekkî Mehmed Efendi’nin Îmân-ı Mücerredin Adem-i Nef‘i Hakkındaki Mu‘tezile Delillerinin Reddi (İÜ Ktp., TY, nr. 3365) adlı eserleri bunlar arasında sayılabilir.

Hâricîler. İslâm âlimlerinin çoğunluğuna göre Hâricîler sapıklığa düşmekle birlikte küfürle itham edilemeyecek bir topluluktur. Eş‘arî ve Ebü’l-Hüseyin el-Malatî’den itibaren mezhepler tarihine ait eserlerle Ehl-i sünnet’in akaid ve kelâm kitapları Hâricî fırkalarına yönelik birçok eleştiri içermektedir (EI2 [İng.], IV, 1075-1077; ayrıca bk. HÂRİCÎLER). Öte yandan kaynaklarda Mu‘tezile’den Dırâr b. Amr ve Bişr b. Mu‘temir’e er-Red ʿale’Ḫavâric adlı eserler nisbet edilmekte (İbnü’n-Nedîm, s. 185, 205, 215), Şîa’dan Kāsım er-Ressî’nin el-Kâmilü’l-münîr fî is̱bâti velâyeti emîri’l-müʾminîn ʿAlî b. Ebî Ṭâlib ve’r-reddi ʿale’l-Ḫavâric adlı eserinin dışında (nşr. Abdülvelî Yahyâ el-Hâdî, Beyrut 1423/2002) Fazl b. Şâzân’ın Yemân b. Rebâb’a karşı Kitâbü’r-Red ʿalâ Yemân b. Rebâb el-Ḫâricî (Ahmed b. Ali en-Necâşî, II, 168) ve Ahmed b. Yahyâ b. Hüseyin b. Kāsım b. İbrâhim el-Alevî’nin er-Red ʿale’l-İbâżıyye adıyla bir eser yazdığı belirtilmektedir (Abdüsselâm b. Abbas el-Vecîh, s. 203; Şîa ve Mu‘tezile’den Hâricîler’e yazılan reddiyeler için bk. Kahveci, VIII/23 [2005], s. 86). Ömer Ebû Nasr’ın el-Ḫavâric fi’l-İslâm (Beyrut 1949, 1956, 1970), Ebû Yâbis Muhammed es-Seyyid Muhammed’in Daʿvetü’l-Ḫavâric (Kahire 1982), Âmir Neccâr’ın el-Ḫavâric (Beyrut 1990) ve Adnan Demircan’ın Hâricîlerin Siyâsî Faaliyetleri (İstanbul 1996) adlı kitapları son dönemde yapılan çalışmalardan bazılarıdır.

Şîa. Ehl-i sünnet âlimlerinin milel ve nihal türü eserleriyle akaid ve kelâm kitapları Şîa’ya karşı eleştiriler ihtiva etmektedir. Ehl-i sünnet yanında Mu‘tezile âlimleri de Şîa’yı eleştirmek için müstakil reddiyeler yazmışlardır. Mu‘tezile’den Ebû Bekir el-Esamm’a Kitâbü’r-Red ʿalâ Hişâm fi’t-teşbîh (İbnü’n-Nedîm, s. 214) ve Bişr b. Mu‘temir’e Kitâbü’r-Red ʿalâ Hişâm b. Ḥakem (a.g.e., s. 185) adlı eserler nisbet edilmektedir. Dırâr b. Amr’ın Kitâbü’r-Red ʿale’r-Râfıża ve’l-Ḥaşviyye, Bişr b. Mu‘temir’in (a.g.e., a.y.) ve Ali b. Ahmed b. Tâlib el-Muaddel’in Kitabü’r-Red ʿale’r-Râfıża adlı reddiyeler yazdıkları kaydedilmektedir (İbn Hacer, V, 485; ayrıca bk. Kahveci, VIII/23 [2005], s. 83). İsmâiliyye’ye karşı İbn Mâlik el-Hammâdî el-Yemânî Keşfü esrâri’l-Bâṭıniyye ve aḫbâri’l-Ḳarâmiṭa (nşr. M. Zâhid Kevserî, Kahire 1357), Gazzâlî Feḍâʾiḥu’l-Bâṭıniyye (nşr. I. Goldziher, Leiden 1916; nşr. Abdurrahman Bedevî, Kahire 1964) ve Muhammed b. Hasan ed-Deylemî Beyânü meẕhebi’l-Bâṭıniyye (nşr. R. Strothmann, İstanbul 1938) adıyla eserler yazmışlardır. İbn Teymiyye, Şîa ve Kaderiyye’nin kelâm görüşlerini reddetmek amacıyla Minhâcü’s-sünne’yi kaleme almıştır (I-IV, Bulak 1321-1322; nşr. Muhammed Reşâd Sâlim, Riyad 1986). Eseri Zehebî el-Münteḳā min Minhâci’l-iʿtidâl fî naḳżi kelâmi ehli’l-iʿtizâl (nşr. Muhibbüddin el-Hatîb, Kahire 1374/1954; Riyad 1409, 1413/1993) ve Abdullah b. Muhammed el-Guneymân Muḫtaṣaru Minhâci’s-sünne li’bn Teymiyye (I-II, Medine 1410/1990; Riyad 1415/1995) ismiyle ihtisar etmiştir. İbn Hacer el-Heytemî de eṣ-Ṣavâʿiḳu’l-muḥriḳa ʿalâ ehli’r-Rafż ve’ḍ-ḍalâl ve’z-zendeḳa adlı bir eser telif etmiştir (nşr. Abdurrahman b. Abdullah et-Türkî – Kâmil Muhammed el-Harrât, Beyrut 1417/1997).

Abdülazîz ed-Dihlevî, İsnâaşeriyye’nin itikadî görüşlerini eliştirmek için Tuḥfe-i İs̱nâʿaşeriyye adıyla Farsça bir eser kaleme almıştır (Leknev 1255, 1295; Pekin 1296/1879). Hindistan’da Sünnîler’le Şiîler arasında şiddetli tartışmalara yol açan bu esere karşı Şiî müelliflerinin çeşitli kitaplar yazdıkları bilinmektedir. Gulâm Muhammed b. Muhyiddin b. Ömer Tuḥfe’yi Arapça’ya çevirmiş, Mahmûd Şükrî el-Âlûsî de el-Minḥatü’l-ilâhiyye telḫîṣu Tercemeti’t-Tuḥfeti’l-İs̱nâʿaşeriyye adıyla ihtisar etmiştir. Eseri Muhibbüddin el-Hatîb bir mukaddime ve bazı dipnotlar ilâvesiyle yayımlamıştır (Kahire 1953). Ahmed Feyzi Çorûmî’nin (ö. 1909) Redd-i Bâṭıl diye bilinen el-Feyzü’r-rabbânî fî reddi Bâṭıli Îranî adlı iki cilt halindeki Türkçe eserinin iki yazma nüshası Çorum İl Halk Kütüphanesi’nde bulunmaktadır (Hasan Paşa, nr. 936, 937; 3931, 3932). Kitabın özeti olduğu anlaşılan bir nüshası Kâmil Şahin’in özel kütüphanesindedir. Sayın Dalkıran eser üzerinde bir çalışma yapmıştır (Ahmed Feyzi Çorûmî’nin el-Feyzü’r-Rabbânî’si Işığında Osmanlı Devleti’nde Ehl-i Sünnet’in Şiî Akîdesine Tenkitleri, İstanbul 2000). Çağdaş İslâm âlimlerinden Ali Âl-i Muhsin’in Keşfü’l-ḥaḳāʾiḳ red ʿalâ hâẕihî naṣîḥatî ilâ külli Şîʿî (Beyrut 1416/1995) ve Alâ‘ Bekir’in ʿAḳīdetü Ehli’s-sünne ve’l-cemâʿa fi’ṣ-ṣaḥâbe ve Ehli’l-beyt ve’r-red ʿale’ş-Şîʿati’l-İs̱nâʿaşeriyye (İskenderiye 1423/2002) adlı eserleri günümüzde kaleme alınan reddiyelerden bazılarıdır (diğer çalışmalar için bk. Fığlalı, İmâmiyye Şîası, tür.yer.).

Çeşitli kaynaklarda bizzat Şiî âlimleri tarafından aşırı Şiî fırkalarına reddiye yazıldığına dair bilgiler bulunmakta ve Hişâm b. Hakem’in Kitâbü’r-Red ʿalâ Hişâm el-Cevâlîḳī ve Kitâbü’r-Red ʿale’ş-Şeyṭâni’ṭ-Ṭâḳ adlı eserleri kaydedilmektedir (İbnü’n-Nedîm, s. 224). Ayrıca Yûnus b. Abdurrahman’a, Ali b. Mehziyâr el-Ahvâzî’ye, Sa‘d b. Abdullah el-Kummî’ye, Hasan b. Saîd’e ve İshak b. Hasan b. Bekrân’a er-Red ʿale’l-Ġulât (Ahmed b. Ali en-Necâşî, I, 172, 200, 403; II, 75), Ressî’ye er-Red ʿale’r-Ravâfıż min aṣhâbi’l-ġulüv (İbnü’n-Nedîm, s. 244), Fâris b. Hâtim el-Kazvînî’ye Kitâbü’r-Red ʿale’l-İsmâʿîliyye, İbn Şâzân en-Nîsâbûrî’ye Kitâbü’r-Red ʿale’l-Bâṭıniyye ve’l-Ḳarâmiṭa (Ahmed b. Ali en-Necâşî, II, 168) ve Zeydî İmamı Mansûr-Billâh Kāsım el-İyânî’ye er-Red ʿale’r-Râfiża (Abdüsselâm b. Abbas Vecih, s. 774) adlı kitaplar nisbet edilmektedir (bu tür reddiyelerin bir listesi için bk. Kahveci, VIII/23 [2005], s. 79-83).

Son Dönem Mezhep ve Ekolleri. Son dönemde dinî akım veya mezhep diye nitelendirilebilecek oluşumlar arasında İslâm’la ilişkisi tartışmalı olan Bahâîlik, ayrıca Vehhâbîlik ve Kādiyânîlik bulunmaktadır. Bahâiîlik, Bâbîlik hareketinin İran’da Mirza Hüseyin Ali Nûrî tarafından ortaya konan şeklidir. Bahâullah Mirza Hüseyin Ali’nin kendi kitapları dışında Abdürrezzâk el-Hüseynî’nin el-Bâbiyyûn ve’l-Bahâʾiyyûn fî ḥâżırihim ve mâżîhim (Sayda 1381/1962), Ethem Ruhi Fığlalı’nın Babilik ve Bahailik (Mecca 1402/1981; Ankara 1994) ve Muhsin Abdülhamîd’in Ḥaḳīḳatü’l-Bâbiyye ve’l-Bahâʾiyye (Beyrut 1405/1985) adlı eserleri bu mezheple ilgili çalışmalardan bazılarıdır. Muhammed el-Bâkır’ın el-Ḥaḳāʾiḳu’d-dîniyye fi’r-red ʿale’l-ʿaḳāʾidi’l-Bahâʾiyye (Kahire 1351), M. Zerrin Akgün’ün İslâmiyet Bakımından Bâbilik ve Bahâîlik (Ankara 1975) ve Mustafa M. el-Hadîdî’nin el-Ḳavlü’l-ḥaḳ fi’l-Bâbiyye ve’l-Bahâʾiyye ve’l-Ḳādiyâniyye ve’l-Mehdiyye (Kahire 1406/1986) isimli kitapları da burada kaydedilmelidir.

İtikadî ve siyasî karakterli Selefî bir mezhep niteliği taşıyan Vehhâbîliğin kurucusu Muhammed b. Abdülvehhâb, Kitâbü’t-Tevḥîd adlı eserinde tevhid ve şirk kavramlarına getirdiği yeni yorum, bid‘at ve hurafelere karşı açtığı savaş dolayısıyla geniş yankılar uyandırmış ve eseri reddiyelere konu olmuştur. Bunlardan ilki kardeşi Süleyman’ın kaleme aldığı eṣ-Ṣavâʿiḳu’l-ilâhiyye fi’r-red ʿale’l-Vehhâbiyye’dir. Süleyman bu eserinde Muhammed b. Abdülvehhâb’ı Hâricîliğe meyletmekle, İbn Teymiyye ve İbn Kayyim’in şefaat, vesîle, kabir ziyareti vb. konulardaki düşüncelerini yanlış aktarmakla suçlamıştır (s. 30-33). Vehhâbîliğe karşı yazılmış reddiyeler arasında Ahmed b. Ali el-Basrî el-Kabbânî’nin Faṣlü’l-ḫiṭâb fî reddi ḍalâlâti İbn ʿAbdilvehhâb (Îżâḥu’l-meknûn, II, 190), Ahmed b. Zeynî Dahlân’ın ed-Dürerü’s-seniyye fi’r-red ʿale’l-Vehhâbiyye (Kahire 1991), Mâlik b. Şeyh Dâvûd’un el-Ḥaḳāʾiḳu’l-İslâmiyye fi’r-red ʿale’l-mezâʿimi’l-Vehhâbiyye bi-edilleti’l-Kitâb ve’s-Sünneti’n-nebeviyye (İstanbul 1984), Dâvûd b. Süleyman el-Bağdâdî’nin el-Minhâtü’l-vehbiyye fî reddi’l-Vehhâbiyye (İstanbul, ts.) ve İbrâhim Rifâî’nin Münâẓara ʿilmiyye beyne Seyyidî Aḥmed b. İdrîs ve Vehhâbiyyeti Necd (Kahire, ts.) adlı eserleri sayılabilir. Muhammed Hüseyin Kâşifülgıtâ’nın Naḳżu fetâva’l-Vehhâbiyye (nşr. Seyyid Gıyâs Tu‘me, Kum 1416/1995), Muhammed Cevâd el-Belâgī’nin er-Red ʿale’l-Vehhâbiyye (nşr. Muhammed Ali el-Hakîm, Kum 1416), Ca‘fer es-Sübhânî’nin Maʿa’l-Vehhâbiyyîn fî ḫuṭûṭihim ve ʿaḳāʾidihim (nşr. İbrâhim Erguvâzî, Tahran 1986) ve el-Vehhâbiyye fi’l-mîzân (Beyrut 1408/1988) isimli kitapları ise Şiî âlimlerinin kaleme aldığı reddiyelerden bazılarıdır. Vehhâbîler’den bu reddiyelere karşı cevap olarak yazılan eserlerden ikisi Muhammed Halîl Herrâs ile (el-Ḥareketü’l-Vehhâbiyye: Reddün ʿalâ maḳālin li-duktûr Muḥammed el-Bahâ fî naḳżi’l-Vehhâbiyye, Medine 1396) Nâsır b. Abdülkerîm el-Akl’a (İslâmiyye lâ Vehhâbiyye, Riyad 1425/2004) aittir.

Hint alt kıtasında teşekkül eden Kādiyânîlik hakkında zengin bir literatür bulunmaktadır (Fığlalı, Kādiyânîlik, s. 203-220). Ebü’l-Hasan en-Nedvî’nin el-Ḳādiyânî ve’l-Ḳādiyâniyye (Beyrut 1387/1967), Ebü’l-A‘lâ el-Mevdûdî’nin Mâ hiye’l-Ḳādiyâniyye (trc. Halîl Ahmed el-Hâmidî, Küveyt 1389/1969), İhsan İlâhî Zahîr’in Qadiyaniat (Lahore 1975), Muhammed İkbal’in Islam and Ahmadism (Meerut, ts.; Lahore 1980) ve Hasan Îsâ Abdüzzâhir’in el-Ḳādiyâniyye: Neşʾetühâ ve teṭavvürühâ (Küveyt 1980) adlı kitapları bu mezhepe yönelik reddiyelerden bazılarıdır.

Diğer Dinlere ve İnanç Sistemlerine Yönelik Reddiyeler. İlk kelâmcıların özellikle Allah’ın varlığı ve birliğiyle nübüvvet konularında diğer din mensuplarının görüşlerini eleştirdikleri bilinmektedir. Allah’ın varlığını ve yeniden dirilişi inkâr eden, âlemin ezelîliğini ve tabiatın bizzat fâil olduğunu ileri süren dehriyye kelâmcıların öncelikle hedefi olan inanç grubunu oluşturmuş, bu konudaki çalışmaları Mu‘tezile âlimleri başlatmıştır. III. (IX.) yüzyılda Nazzâm’ın dehriyyenin ve çok tanrılı inançların reddiyle ilgili olarak ortaya koyduğu görüşler günümüze ulaşmıştır (Hayyât, s. 17-23, 40-42, 97). Mâtürîdî Kitâbü’t-Tevḥîd’inin yaklaşık dörtte birini İslâm dışı dinlere ve düşüncelere ayırmış olup burada eski Yunan düşüncesinin ulûhiyyetle ilgili bazı görüşlerini eleştirdikten başka sofistlerin, dehriyyenin, Seneviyye’nin, hıristiyanların vb. din mensuplarının Allah’ın varlığı, birliği, kâinatın yaratılmışlığı konusundaki inançlarını ele almıştır (s. 51-69, 93-99, 162-163, 170-183, 216-268). Ebü’l-Hüseyin el-Malatî ehl-i bid‘atın reddi için kaleme aldığı eserinde gayri İslâmî inançların bir kısmını söz konusu etmiştir (et-Tenbîh ve’r-red, s. 91-95). Bâkıllânî et-Temhîd’inde diğer dinlere Mâtürîdî’den daha fazla yer ayırmış, burada tabiatçıları, Müneccime’yi reddettikten sonra Seneviyye, Mecûsîler, hıristiyanlar, Brahmanlar ve yahudilerin görüşlerini eleştirmiştir. Kādî Abdülcebbâr’a ait el-Muġnî’nin V. cildi genelde diğer dinlerle ilgilidir. İbn Hazm’ın el-Faṣl ve Şehristânî’nin el-Milel ve’n-niḥal adlı eserlerinde diğer dinler İslâm akîdesi açısından tenkit edilmiştir.

İslâm kaynaklarında Berâhime, Berhemiyye adlarıyla zikredilen Brahmanizm, İslâm âlimleri tarafından nübüvveti inkâr etmesi ve politeist bir tanrı inancına sahip olması yüzünden eleştirilmiştir. Tesbit edilebildiği kadarıyla Brahmanizm’e dair ilk reddiyeyi Taṣḥîḥu’n-nübüvve ve’r-red ʿale’l-Berâhime ismiyle İmam Şâfiî yazmıştır (Bağdâdî, s. 363). Kādî Abdülcebbâr, Ebû Ali el-Cübbâî’nin Naḳżü’z-Zümürrüd (Naḳżü’z-Zümürrüde) adlı eserinde Berâhime’nin nübüvvetle ilgili felsefî itirazlarını reddettiğini bildirmekte ve bunlardan iktibaslarda bulunmaktadır (el-Muġnî, XV, 109). Mâtürîdî, nübüvveti inkâr edenlere temas ederken Berâhime adını kullanmamakla birlikte kelâm kitaplarında bunlara atfedilen görüşleri zikrederek cevaplandırmıştır (Kitâbü’t-Tevḥîd, s. 271-285). Bâkıllânî, Kādî Abdülcebbâr, Abdülkāhir el-Bağdâdî, İbn Hazm ve Cüveynî Berâhime’nin bilgi problemi ve nübüvvete ilişkin görüşlerini ele almakla birlikte eserlerinde inançları hakkında tatminkâr bilgi yoktur. Brahmanizm’e ait ayrıntılı bilgiler, Bîrûnî’nin Taḥḳīḳu mâ li’l-Hind adlı eseri yanında kısmen Şehristânî’de bulunmaktadır. Zerdüştîliğin İran’ın eski inanç ve gelenekleriyle karışmasından oluşan Mecûsîlik, monoteizmden düalizme ve politeizme kadar varan farklı inanç özellikleri açısından kelâmcılar tarafından eleştirilmiştir. Şehristânî Keyûmertiyye (Keyûmersiyye), Zürvâniyye, Zerâdeştiyye ve Seneviyye gibi Mecûsî ekollerinden bahsetmekte ve onlara bazı eleştiriler yöneltmektedir (el-Milel, II, 257-267).

Ehl-i Kitap. İslâm âlimleri kelâm kitaplarında Yahudilik ve Hıristiyanlık hakkında doğrudan bilgi vermemiş, muhaliflerin ileri sürdüğü itirazlara karşı dinî akîdeleri ispat ederken onların bazı inançlarını eleştirmiştir. Ayrıca “er-Red ale’l-yehûd” ve “er-Red ale’n-nasârâ” başlıklı reddiyeler kaleme alınmıştır. Eleştiri noktaları ise daha çok ulûhiyyet ve nübüvvetle ilgilidir. Yahudilik söz konusu olduğunda Hz. Muhammed’in nübüvvetinin ispatı gibi hususlar ele alınmıştır. Bâkıllânî Temhîdü’l-evâʾil’de (s. 156-164, 204-212), Kādî Abdülcebbâr Şerḥu’l-Uṣûli’l-ḫamse’de (s. 576-584) ve İbn Hazm el-Faṣl’da (I, 98-217) Yahudiliğe tenkitler yöneltmiştir. Öte yandan Ali b. Rabben et-Taberî’nin ed-Dîn ve’d-devle’si, İbn Cerîr et-Taberî’nin tefsiriyle Târîḫu’l-ümem ve’l-mülûk’ü, Bîrûnî’nin el-Âs̱ârü’l-bâḳıye’si Yahudilik’le ilgili eleştiriler ihtiva etmektedir. Hıristiyanlığa nisbetle Yahudilik için daha az reddiye yazılmıştır. Câhiz’in er-Red ʿale’n-naṣârâ ve’l-yehûd (nşr. Abdüsselâm Muhammed Hârûn, Resâʾilü’l-Câḥiẓ içinde, Kahire 1399/1979, III, 303-351), İbn Hazm’ın er-Red ʿalâ İbni’n-Naġrîle el-Yehûdî ve resâʾilü uḫrâ li’bn Ḥazm (nşr. İhsan Abbas, Kahire 1380/1960), Abdülhak el-İslâmî el-Mağribî’nin el-Ḥüsâmü’l-memdûd fi’r-red ʿale’l-yehûd (nşr. Ömer Vefîk Dâûk, Beyrut 1422/2001), Semev’el el-Mağribî’nin İfḥâmü’l-yehûd ve kıṣṣatü İslâmi’s-Samuel ve rüʾyâhü’n-nebî ṣallallāhu ʿaleyhi ve sellem (nşr. ve trc. Muhammed Abdullah Şerkāvî, Kahire 1986), İbn Kayyim el-Cevziyye’nin Hidâyetü’l-ḥayârâ fî ecvibeti’l-yehûd ve’n-naṣârâ (Kahire 1407/1987) adlı eserleri bunlardan bazılarıdır. Öte yandan Ebû Bekir el-Esam, Bişr b. Mu‘temir, Ebû Îsâ el-Verrâk, Muhammed b. Abdurrahman el-Basrî, Samuel el-Mağribî ve Alâeddin Ali b. Muhammed el-Bâcî’ye er-Red ʿale’l-yehûd adlı reddiyeler nisbet edilmiştir (İbnü’n-Nedîm, s. 185, 211, 214; Keşfü’ẓ-ẓunûn, I, 839; Îżâḥu’l-meknûn, III, 556).

Kelâm âlimlerinin Hıristiyanlığa karşı eleştirileri teslîs inancı, Hz. Îsâ’nın Tanrı’nın oğlu ve rab olduğu iddiası, çarmıh hadisesi, İncil’in tahrifi ve Hz. Muhammed’in nübüvvetinin Hz. Îsâ tarafından müjdelenmesi gibi konular etrafında yoğunlaşmıştır. Bu konulara yönelik çalışmalar bilhassa Kur’an âyetleriyle temellendirildiği için tefsir literatürü ve kısmen hadis külliyatı birinci derecede kaynak teşkil etmektedir. Mâtürîdî’nin Kitâbü’t-Tevḥîd’inde Hıristiyanlık hakkında ayrı bölüm yoksa da tevhid bahsinde hıristiyanların teslîs anlayışı (s. 185), Hz. Îsâ’nın rab ve Tanrı’nın oğlu olduğu inancının yanlışlığı (s. 332-340) belirtilmiştir. Mâtürîdî’nin Hıristiyanlığa yönelttiği eleştiriler, Hz. Îsâ’nın beşeriyyeti/rubûbiyetiyle ilgili belli başlı hususları ortaya koyup mantıkî tutarlılık açısından irdeleme şeklinde olmuştur. Mâtürîdî geleneğinden Ebü’l-Yüsr el-Pezdevî, Ebü’l-Muîn en-Nesefî ve Nûreddin es-Sâbûnî de aynı konulara temas etmiştir. Kādî Abdülcebbâr’a ait el-Muġnî’nin V. cildinde Hıristiyanlık hakkında oldukça geniş bir bölüm yer almakta, burada farklı hıristiyan mezheplerinin teslîs ve ittihat anlayışları eleştirilmektedir. Müellif ayrıca Şerḥu’l-Uṣûli’l-ḫamse’sinde bu konulara kısaca temas etmiştir (s. 291-297). Bâkıllânî, el-İnṣâf’ında Allah’ın sıfatlarıyla ilgili bölümde hıristiyanların hulûl anlayışının yanlışlığını belirtmekle yetinmiş (s. 192), et-Temhîd’in ilâhiyyât bahsinde Allah’ın cevher olduğu şeklindeki iddialarını, teslîs, ittihat ve hulûl anlayışlarını (s. 78-92), Hz. Îsâ’nın çarmıha gerildiği yolundaki telakkilerini (s. 93-96) tenkit etmiştir. İbn Fûrek, Cüveynî ve Sa‘deddin et-Teftâzânî de eserlerinde Hıristiyanlığa benzer eleştiriler yöneltmişlerdir. İbn Hazm’ın el-Faṣl adlı eserinin Hıristiyanlığa dair bölümleri (I, 48-65, 116-217; II, 2-69) teslîs ve tahrif konularında diğer eserlere nisbetle daha bol malzeme ihtiva etmektedir. İnciller’le diğer kitapların içerdiği çelişkileri tesbit edip ilk defa sistematik biçimde ortaya koyan âlim İbn Hazm olmuştur (geniş bilgi için bk. Thomas, s. 31-50).

Hıristiyanlık’la ilgili müstakil reddiyelerin ilk örnekleri arasında yer alan Bişr b. Mu‘temir’in Kitâbü’r-Red ʿale’n-naṣârâ, Kahtabî’nin er-Red ʿale’n-naṣârâ (İbnü’n-Nedîm, s. 162, 342; Sezgin, I, 387), Kādî Abdülcebbâr’ın Reddü’n-naṣârâ (Keşfü’ẓ-ẓunûn, I, 838) ve İbn Cezle’nin er-Red ʿale’n-naṣârâ (Hediyyetü’l-ʿârifîn, II, 220) adlı eserleri günümüze ulaşmamıştır (ayrıca bk. Keşfü’ẓ-ẓunûn, I, 838; Aydın, s. 41-43). Abdullah b. İsmâil el-Hâşimî’nin (ö. 205/820) Risâle ilâ ʿAbdi’l-Mesîḥ b. İsḥâḳ el-Kindî adlı kitabının (London 1880) zamanımıza ulaşan ilk müstakil reddiye olduğu anlaşılmaktadır. Hâşimî, Halife Me’mûn’un sarayında önemli bir âlim olan hıristiyan Abdülmesîh’ten müslüman olmasını istemiş ve bu vesile ile eserinde Hıristiyanlığın tutarsız yönlerine işaret etmiştir (Aydın, s. 43-44). Hıristiyanlık’la ilgili pek çok konuyu ele alan ilk dönem reddiyelerinin en önemli örneği, Hıristiyanlık’tan ayrılıp İslâmiyet’e giren Ali b. Rabben et-Taberî’nin er-Red ʿale’n-naṣârâ adlı eseridir (nşr. I. A. Khalife – W. Kutsch, Mélanges de l’université Saint Joseph, XXXVI, Beyrut 1959, s. 114-148). Aynı müellif, Hz. Muhammed’in nübüvvetini ispat için ed-Dîn ve’d-devle adlı bir eser daha kaleme almıştır (nşr. Âdil Nüveyhiz, Beyrut 1393/1973). İlk döneme ait reddiyeler arasında Câhiz’in er-Red ʿale’n-naṣârâ ve’l-yehûd’u da önemlidir (nşr. Abdüsselâm Muhammed Hârûn, Resâʾilü’l-Câḥiẓ içinde, Kahire 1399/1979, III, 303-351).

İbn Teymiyye’nin el-Cevâbü’ṣ-ṣaḥîḥ (nşr. Ali b. Hasan b. Nâsır v.dğr., I-VI, Riyad 1414), İbn Kayyim el-Cevziyye’nin Hidâyetü’l-ḥayârâ (nşr. Ahmed Hicâzî es-Sekkā, Kahire 1407) ve Abdullah b. Abdullah et-Tercümân’ın Tuḥfetü’l-erîb (nşr. Ömer Vefîk ed-Dâûk, Beyrut 1408/1988) adlı eserleri İbn Hazm’ın el-Faṣl’ındaki bölümü aşacak nitelikte değildir. Rahmetullah el-Hindî’nin İẓhârü’l-ḥaḳḳ’ı (nşr. Muhammed Ahmed Muhammed Abdülkādir, I-IV, Riyad 1414/1994) daha sonraki çalışmaları etkilemiş önemli bir reddiyedir. Son dönemdeki reddiye yazarları içinde Kitâb-ı Mukaddes’in tahrifi konusunu en sistematik biçimde işleyen Rahmetullah eserinde önceki peygamberlere gönderilen kitapların tahrifi, nesih, teslîs, Kur’ân-ı Kerîm ve Hz. Muhammed’in nübüvvetiyle ilgili konuları ele almıştır.

Sadece teslîs konusunu işleyen önemli reddiyelerden biri Ebû Îsâ el-Verrâk’ın er-Red ʿale’t-tes̱lîs̱ adlı eseri olup kitapta Melkâîler, Ya‘kūbîler ve Nestûrîler’in teslîs inancı eleştirilmiştir (s. 66-68, 72-76, 80-82, 88-90, 110-112). David Thomas bu eseri Anti-Christian Polemic in Early Islam Abu ‘Isa al-Warraq’s “Against the Trinity” içinde İngilizce tercümesiyle birlikte yayımlamıştır (Cambridge 1992). Teslîsle ilgili bir başka çalışma da Ya‘kūb b. İshak el-Kindî’nin Maḳāle fi’r-Red ʿale’n-naṣârâ’sıdır. Bu reddiye, Augustin Périer tarafından Yahyâ b. Adî’nin ona verdiği cevap ve Fransızca tercümesiyle birlikte neşredilmiştir (Revue de l’orient chrétien, III, 22 [Paris 1920-1921], s. 4-14).

İmâmü’l-Haremeyn el-Cüveynî’nin Şifâʾü’l-ġalîl’i yalnızca Kitâb-ı Mukaddes’in tahrifini konu edinmiştir. İncil yazarlarının ortaya koyduğu metinlerde hataların bulunduğunu belirten Cüveynî (s. 39-41) eserinde tahrif konusuna örnek teşkil edecek çelişkilere dikkat çekmiştir (s. 41-57). Şifâʾü’l-ġalîl, önce Michel Allard tarafından Textes apologétiques de Guwainī adlı çalışma içinde Fransızca tercümesiyle birlikte yayımlanmış (Beyrut 1968, s. 38-83), daha sonra Ahmed Hicâzî es-Sekkā aynı nüshayı esas alarak eseri ikinci defa neşretmiştir (Kahire 1399/1979). Hz. Peygamber’in nübüvvetinin önceki kutsal metinlerde müjdelendiği hususuyla ilgili eserlere İskenderiyeli bir yahudi iken sonradan müslüman olan Saîd b. Hasan el-İskenderânî’nin Mesâlikü’n-naẓar fî nübüvveti seyyidi’l-beşer’i örnek verilebilir. Bu risâle I. Goldziher tarafından neşredilmiştir (Saîd b. Hasan, Gesammelte Schriften, III, Hildesheim 1969, s. 397-419; daha geniş bilgi için bk. Aydın, s. 77-78).

Türkçe Reddiyeler. Son dönem Osmanlı ulemâsından Harputlu Hoca İshak Efendi, Şemsü’l-hakīka adlı eserinde (İstanbul 1278) hıristiyan mezheplerinin birbirinden farklı teslîs ve ittihat anlayışları, Hz. Îsâ’nın tanrı olmadığı hususu, çarmıh hadisesi ve tahrif konusu üzerinde durmuş, Nûrü’l-hüdâ limeni’stehdâ isimli reddiyesinde (Diyarbekir 1310) Sırrı Paşa teslîs inancını ve kutsal metinlerin tahrifini ele almıştır. Mühtedi Abdülahad Dâvûd’un İncîl ve Salîb’i (İstanbul 1329 r./1913) özellikle tahrif meselesine ayrılmış olup ayrıca Hz. Peygamber’in nübüvvetinin müjdelenmesine temas edilmiştir. Bu ikinci konuda yazılan önemli reddiyelerden biri de İbrâhim Müteferrika’nın Risâle-i İslâmiyye’si olup eserin tenkitli neşri gerçekleştirilmiştir (Halil Necatioğlu, Matbaacı İbrâhîm-i Müteferrika ve Risâle-i İslâmiyye içinde, Ankara 1982, s. 53-139). Aynı konuyu ele alan bir başka eser Ahmed Midhat Efendi’nin Beşâir-i Sıdk-ı Nübüvvet-i Muhammediyye’sidir (İstanbul 1317; diğer reddiyeler için bk. Aydın, bibl.; Hıristiyanlık ve misyonerlik faaliyetleri hakkında yazılan eserler için bk. Rahmetullah el-Hindî, yayınevinin önsözü, s. X-XVI; bazı Türkçe reddiyeler için bk. Osmanlı Müellifleri, I, 339, 350; tebşîrat hakkında yazılan eserler için bk. Necatioğlu, s. 41-46; Ernest Renan’a karşı yazılan reddiyeler için bk. Cündioğlu, sy. 2 [1996], s. 1-94).

II. (VIII.) yüzyıldan itibaren hıristiyan müelliflerin Hz. Muhammed’in sahte peygamber olduğu, Ariusçu bir rahip (Bahîra) vasıtasıyla Eski ve Yeni Ahid’i tanıdığı ve gerçek dışı (Râfizî-heretik) bir görüş ortaya koyduğu şeklindeki iddiaları sonraki dönemlerde de sürekli tekrarlanmıştır. Teslîs anlayışının tevhid inancına aykırılığı, Hz. Îsâ’nın ilâh, rab ve Tanrı’nın oğlu değil bir peygamber olduğu ve çarmıha gerilmediği gibi Kur’ânî bilgilerin kendi inançlarıyla çelişmesi yüzünden hıristiyan apolojetik yazarların ilk dönemlerden itibaren Kur’an’ın vahiy mahsulü ilâhî bir kelâm değil Hz. Muhammed’in vahiy dışı kaynaklardan derlediği bir metin olduğu şeklindeki ön yargılı hükümleri müsteşrikler tarafından da benimsenmiştir. Kur’an’daki kıssalar başta olmak üzere ortak olay ve konulara yahudi veya hıristiyan dinî literatürünün ağırlıklı olarak kaynaklık ettiği şeklinde farklı iddialar ileri sürülmüştür. Buna mukabil müslüman âlimler bu iddiaları reddeden birçok eser yazmışlardır. Ancak Batı’da XVIII. yüzyıldan itibaren İslâm dünyasını ilmî olarak tanımayı hedefleyen sosyal, siyasî, askerî ve kültürel alanlardaki çalışmalar din konusunda da ilmî, nisbeten ön yargısız çalışmaları teşvik etmiştir. Özellikle II. Vatikan Konsili’nden (1962-1965) sonra Hıristiyanlığın Hz. Muhammed ve Kur’an’a bakışında nisbeten olumlu bir sürece girildiği gözlenmektedir (Hz. Muhammed ve Kur’ân-ı Kerîm’le ilgili olarak müsteşriklerin yaptığı çalışmalar ve reddiyeler için bk. KUR’AN [Kur’an ve Kitâb-ı Mukaddes; Literatür]; MUHAMMED [Literatür]; ORYANTALİZM).

Günümüzde gerek müslüman âlimler gerekse şarkiyatçılar tarafından İslâmiyet-Hıristiyanlık münasebetleri ve müslümanların Hıristiyanlığa yazdıkları reddiyeler üzerine bazı çalışmalar yapılmıştır. Mehmet Aydın’ın literatür niteliği taşıyan eserinden başka Muhammed Ebû Zehre’nin Muḥâḍarât fi’n-Naṣrâniyye (Kahire 1385/1966; trc. Âkif Nuri, Hıristiyanlık Üzerine Konferanslar, İstanbul 1978), M. Abdülkādir Halîl’in Beşeriyyetü’l-Mesîḥ ve nübüvvetü Muḥammed fî nuṣûṣi kütübi’l-ʿahdeyn (Riyad 1413/1993), Vezîrüddin’in el-Baḥs̱ü’ş-şerîf fî is̱bâti’n-nesḫ ve’t-taḥrîf (Delhi 1270/1854), Yahyâ Muhammed Ali Rebî‘in el-Kütübü’l-muḳaddese beyne’ṣ-ṣıḥḥa ve’t-taḥrîf (Kahire 1415/1994) ve Şaban Kuzgun’un Dört İncil-Farklılıkları ve Çelişkileri (Ankara 1996) adlı kitapları zikredilebilir.

Bu konuda şarkiyatçıların gerçekleştirdiği çalışmalardan bazıları şunlardır: I. S. Allouche, Un traité de polémique chritiano-musulmane au IXem siècle (Hesperis 1939, s. 123-155); Thomas Michel, A Muslim Theologian’s Response to Christianity (New York 1984); Jean-Marie Gaudeul, Encounters & Clashes Islam and Christianity in History (I-II, Roma 2000); David Thomas, Anti-Christian Polemic in Early Islam: Abu’lsa al-Warraq’s “Against the Trinity” (Cambridge 1992) ve Early Muslim Polemic against Christianity: Abū Īsā al-Warrāq’s “Against the Incarnation” (Cambridge 2002); The Early Christian-Muslim Dialogue, A Collection of Documents from the First Three Islamic Centuries (632-900 A.D.) Translations with Commentary (ed. N. A. Newman, Hatfield 1993); Seppo Rissanen, Theological Encounter of Oriental Christians with Islam during Early Abbasid Rule (Abo 1993); Christian Arabic Apologeties during the Abbasid Period (750-1258) (ed. Samir Khalil Samir – Jørgen S. Nielsen, Leiden 1994). Müslümanlık-Hıristiyanlık polemiğiyle ilgili olarak süreli yayınlarda yer alan çok sayıda makaleden bazıları şöylece sıralanabilir: Ignaz Goldziher, “Über muhammedanische Polemik gegen Ahl al-Kitāb” (ZDMG, XXXII [1878], s. 341-387); a.mlf., “Über die Eulogien der Muhammedaner” (a.g.e., L [1896], s. 97-128); Joshua Finket, “A Risāla of Al-Jāhiz” (JAOS [1927], s. 311-334); R. Caspar, “Bibliographie sur le dialogue islamo-chretien” (Proche Orient Chretien, XVI [Jerusalem 1966], s. 179-182); Roger Arnaldez, “Dialogue Islamo-Chretien et sensibilites religieuses” (lslamochristiana, III [Rome 1977], s. 107-175) (bu konuda yapılmış diğer çalışmalar için bk. HIRİSTİYANLIK [Literatür]).

BİBLİYOGRAFYA
Hasan-ı Basrî, Risâle fi’l-ḳader (nşr. Muhammed İmâre, Resâʾilü’l-ʿadl ve’t-tevḥîd içinde), Kahire 1971, I, 83-87; Ahmed b. Hanbel, er-Red ʿale’z-zenâdıḳa ve’l-Cehmiyye (ʿAḳāʾidü’s-selef içinde), s. 53-103; Ebû Îsâ el-Verrâk, er-Red ʿale’t-tes̱lîs̱ (nşr. D. Thomas, Anti-Christian Polemic in Early Islam içinde), Cambridge 1992, s. 66-68, 72-76, 80-82, 88-90, 110-112; Buhârî, Ḫalḳu efʿâli’l-ʿibâd, Beyrut 1404/1984, s. 7-46; İbn Kuteybe, el-İḫtilâf fi’l-lafẓ (nşr. M. Zâhid Kevserî), Kahire 1349; a.mlf., Teʾvîlü muḫtelifi’l-ḥadîs̱, Beyrut, ts., s. 15-33, 41-42; Hayyât, el-İntiṣâr, s. 17-23, 40-42, 92, 97; Eş‘arî, Maḳālât (Ritter), s. 155-278; Mâtürîdî, Kitâbü’t-Tevḥîd (nşr. Bekir Topaloğlu – Muhammed Aruçi), Ankara 1423/2003, s. 51-69, 93-99, 162-163, 170-183, 185, 216-268, 271-285, 332-340; a.mlf., Kitâbü’t-Tevhîd Tercümesi (trc. Bekir Topaloğlu), Ankara 2002, tercüme edenin girişi, s. XXVII-XXVIII; Ebü’l-Hüseyin el-Malatî, et-Tenbîh ve’r-red (nşr. M. Zâhid Kevserî), Bağdad-Beyrut 1388/1968, s. 35-43, 91-95; İbnü’n-Nedîm, el-Fihrist (Teceddüd), s. 86, 162, 185, 203-215, 224, 227, 230, 234, 244, 256, 342, 357-358; ayrıca bk. Fihrist, s. 132-133, 159-160; Bâkıllânî, el-İnṣâf (nşr. İmâdüddin Ahmed Haydar), Beyrut 1407/1986, s. 192; a.mlf., et-Temhîd (Ebû Rîde), s. 78-96, 113-117; a.mlf., a.e. (İmâdüddin), s. 156-164, 204-212; Kādî AbdüIcebbâr, el-Muġnî, V, 10-159; XV, 109; a.mlf., Şerḥu’l-Uṣûli’l-ḫamse, s. 291-297, 576-584; Bağdâdî, el-Farḳ (Abdülhamîd), s. 114-201, 363; Ahmed b. Ali en-Necâşî, er-Ricâl (nşr. M. Cevâd en-Nâînî), Beyrut 1408/1988, I, 172, 200, 403; II, 75, 168; Bîrûnî, Taḥḳīḳu mâ li’l-Hind (nşr. E. Sachau), Haydarâbâd 1958; İbn Hazm, el-Faṣl, I, 48-65, 98-217; II, 2-69; V, 57-72; İsferâyînî, et-Tebṣîr (Hût), s. 63-95; İmâmü’l-Haremeyn el-Cüveynî, Şifâʾü’l-ġalîl (nşr. Ahmed Hicâzî es-Sekkā), Kahire 1399/1979, s. 39-57; Şehristânî, el-Milel (nşr. Ahmed Fehmî Muhammed), Beyrut, ts. (Dârü’l-kütübi’l-ilmiyye), I, 38-72, 145; II, 257-267; Fahreddin er-Râzî, İʿtiḳādât (Sa‘d), s. 38-45; İbn Hacer, Lisânü’l-Mîzân (nşr. Abdülfettâh Ebû Gudde), Beyrut 1423/2002, V, 485; Keşfü’ẓ-ẓunûn, I, 838-839; Süleyman b. Abdülvehhâb en-Necdî, eṣ-Ṣavâʿiḳu’l-ilâhiyye fi’r-red ʿale’l-Vehhâbiyye (nşr. İbrâhim M. el-Batâvî), Kahire 1407/1987, s. 30-33; Rahmetullah el-Hindî, İẓhârü’l-ḥaḳ (nşr. M. Ahmed M. Abdülkādir Halîl Melkâvî), Riyad 1414/1994, III, 736-750; IV, 1185-1198; a.mlf., İzhârü’l-hak Tercümesi (trc. Ömer Fehmi – Nüzhet Efendi), İstanbul 1304/1886, yayınevinin önsözü, s. X-XVI; Harputlu İshak Hoca, Şemsü’l-hakīka, İstanbul 1278, s. 91-96, 122-123, 132-135; Osmanlı Müellifleri, I, 339, 350; Brockelmann, GAL, I, 197-198; Îżâḥu’l-meknûn, II, 190, 266, 285; III, 556; Hediyyetü’l-ʿârifîn, II, 220; Sezgin, GAS, I, 387, 561; Halil Necatioğlu, Matbaacı İbrahîm-i Müteferrika ve Risâle-i İslâmiyye: Tenkidli Metin, Ankara 1982, s. 41-46; E. Ruhi Fığlalı, İmâmiyye Şîası, İstanbul 1984, tür.yer.; a.mlf., Kādiyânîlik: Ahmediyye Mezhebi, İzmir 1986, s. 203-220; Mehmet Aydın, Müslümanların Hıristiyanlığa Karşı Yazdığı Reddiyeler ve Tartışma Konuları, Konya 1989, tür.yer.; D. Thomas, Anti-Christian Polemic in Early Islam, Cambridge 1992, s. 31-50; C. Adang, Muslim Writers on Judaism and the Hebrew Bible: From Ibn Rabban to Ibn Hazm, Leiden 1996; Abdüsselâm b. Abbas el-Vecîh, Aʿlâmü’l-müʾellifîne’z-Zeydiyye, Amman 1420/1999, s. 203, 774; İlyas Çelebi, İslâm İnanç Sisteminde Akılcılık ve Kadı Abdülcebbar, İstanbul 2002, s. 147-177, 254; Dücane Cündioğlu, “Ernest Renan ve Reddiyeler Bağlamında İslam-Bilim Tartışmalarına Bibliyografik Bir Katkı”, Dîvân: İlmî Araştırmalar, sy. 2, İstanbul 1996, s. 1-94; Niyazi Kahveci, “Şia ve Mutezile’nin Reddiye Literatürü Üzerine Çalışma”, Dinî Araştırmalar, VIII/23, Ankara 2005, s. 69-91; G. Levi Della Vida, “K̲h̲ārid̲j̲ites”, EI2 (İng.), IV, 1075-1077; D. Gimaret, “Radd”, a.e., VIII, 362-363.
Bu madde ilk olarak 2007 senesinde İstanbul'da basılan TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 34. cildinde, 516-521 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde gösterilmektedir.