SÂHİB ATA

صاحب آتا
Müellif:
SÂHİB ATA
Müellif: ERDOĞAN MERÇİL
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
İlk Yayın Tarihi: 2008
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 16.12.2019
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/sahib-ata
ERDOĞAN MERÇİL, "SÂHİB ATA", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/sahib-ata (16.12.2019).
Kopyalama metni
Konya’ya yerleşmiş köklü bir aileye mensup olan Hüseyin el-Konevî’nin oğludur. Sâhib Ata Fahreddin Ali’nin Anadolu Selçuklu Devleti’nde tesbit edilen ilk görevi emîr-i dâdlıktır. Sâhib Ata, II. Keyhusrev’in ölümünün ardından oğulları İzzeddin Keykâvus, Rükneddin Kılıcarslan ve Alâeddin Keykubad arasında başlayan mücadelede II. Keykâvus’un yanında yer aldı. II. Keykâvus’un müstakil saltanatı sırasında (1246-1249), İlhanlı kumandanlarının Anadolu’ya sık sık elçiler gönderip antlaşmalar dışında para istemelerini önlemek için Selçuklu devlet adamları tarafından elçi olarak Batu Han’a gönderilen Sâhib Ata bu görevinde başarılı oldu. Batu Han, İlhanlı kumandanlarının elçilerinin Anadolu’ya gitmesini yasaklayan bir yarlığ çıkardı. Sultan II. Keykâvus, Hülâgû’nun huzuruna gitmek için Konya’dan ayrılırken Sâhib Ata’yı nâib-i saltanat tayin etti (657/1259). Ertesi yıl vezir Mahmud Tuğrâî’nin ölümü üzerine vezir oldu. II. Keykâvus tarafından kardeşinin niyetini anlamak veya münasebetleri düzeltmek amacıyla Aksaray’a gönderildiğinde IV. Kılıcarslan’ın vezirlik teklifini kabul edip onun tarafına geçti.

Sâhib Ata, küçük yaşta tahta geçirilen III. Keyhusrev zamanında Muînüddin Süleyman Pervâne ile dayanışma içinde devlet işlerini yürüttü. Ancak II. İzzeddin Keykâvus’un Kırım’da gurbette yaşadığı sırada kendisine bir mektup yazarak düştüğü sıkıntıyı bildirmesi üzerine Muînüddin Süleyman’dan izin alıp bir miktar altın ve kıymetli hediyeyi Sultan İzzeddin’e göndermesi Sâhib Ata’nın yerine göz dikenlerin dedikodularına ve onu tasfiye etmek için fırsat kollayan Muînüddin Pervâne’nin harekete geçmesine yol açtı. Sâhib Ata görevinden azledilerek Osmancık Kalesi’nde hapsedildi (670/1271-72). İlhanlı Sultanı Abaka Han’ın huzuruna çıkmayı başaran küçük oğlu Nusretüddin Hasan handan aldığı bir yarlığ ile babasını kısa bir süre içinde hapisten kurtardı. Sâhib Ata kıymetli hediyelerle Abaka Han’ın yanına giderek hakkında söylenenlerin asılsız olduğunu ispat etti (671/1272-73). Konya’ya dönünce birkaç yıl sıkıntı içinde yaşadıktan sonra tekrar Abaka Han’ın huzuruna çıktı ve yeniden vezir tayin edildi (674/1275-76). Sâhib Ata ve oğulları Abaka Han’a her yıl 2000 baliş para ödeyecek, ayrıca Anadolu’dan gönderilecek vergi ve malların nakli için 700 at verecekti. Sâhib Ata vezir olunca Muînüddîn Pervâne ile birlikte çalışmaya devam etti.

Rükneddin Kılıcarslan’ın Abaka Han’ın oğlu ile evlenecek olan kızını ve çeyizini Tebriz’e götüren heyette yer alan Sâhib Ata, Beylerbeyi Hatîroğlu Şerefeddin’in Kayseri’de isyan etmesi üzerine beraberindeki heyetle ve 30.000 İlhanlı askeriyle Anadolu’ya döndü. İsyan bastırıldı ve Hatîroğlu bazı beylerle birlikte idam edildi (675/1276-77). Aynı yıl Memlük Sultanı Baybars, Elbistan ovasında Moğol askerlerini mağlûp etti. Moğollar’ın bu yenilgisinin ardından Muînüddin Pervâne, Kayseri’ye giderek burada bulunan III. Gıyâseddin Keyhusrev ile Sâhib Ata’yı yanına aldı ve Tokat’a çekildi. İlhanlılar’ın Türkler’den intikam almasından korkan III. Gıyâseddin Keyhusrev, Sâhib Ata ve Muînüddin Pervâne durumu bildirmek üzere İlhanlı hükümdarına bir haberci gönderdiler. Abaka Han intikam duygularıyla Anadolu’ya geldiğinde de ona katıldılar. Abaka Han, Anadolu’nun idaresini kardeşi Kongurtay Noyan’a bırakıp Azerbaycan’a dönerken Sâhib Ata ile Muînüddin Pervâne’yi de yanında götürdü.

Ahmed Teküder, İlhanlı tahtına çıkınca (680/1282) Selçuklu topraklarını III. Keyhusrev ile II. Mesud arasında paylaştırdı. Bu durumdan memnun olmayan Keyhusrev, Ahmed Teküder ile görüşmek için Sâhib Ata ile birlikte yola çıktı. Ancak İlhanlı hânedanı içindeki taht mücadeleleri yüzünden bir süre Erzurum’da beklemek zorunda kaldı. Argun Han tahta geçince Tebriz’de bulunan II. Mesud’u sultan ilân etti (683/1284). Sâhib Ata, Sultan Mesud devrinde de vezirlik görevini sürdürdü. Anadolu’da bulunan Moğol emîrleri ve askerlerinin ihtiyaçları Selçuklu hazinesinden karşılanmaktaydı. Bu sırada Selçuklu hazinesinde para kalmadığından Sâhib Ata, Moğollar’ın masraflarını kendi hazinesinden karşılamak zorunda kaldı. Bunun için 400.000 dirhemlik bir meblağ Erzincan’a getirildi. Böylece Sâhib Ata elli yıllık nakit birikimini Moğollar’ın ihtiyaçları için harcamış oldu.

III. Keyhusrev’in öldürülmesi üzerine annesi ülkenin onun iki oğlu ile II. Mesud arasında paylaştırılmasını istedi. Bu sırada başlayan ve Karamanoğulları ile Eşrefoğulları’nın katıldığı olaylara Sâhib Ata da karıştı. Adamlarından Has Balaban yaklaşık bir ay sonra Konya’da duruma hâkim oldu (684/1285). Yönetim kadrosunda Sâhib Ata’nın da bulunduğu müttefik Selçuklu-Moğol ordusu Karamanoğulları’na karşı harekete geçerek Karaman bölgesini tahrip etti (686 sonu / 1288 yılı başı). İlhanlılar’ın harcamaları dolayısıyla Sâhib Ata ile İlhanlılar’ın malî işlerinden ve vergilerden sorumlu olan Mücîrüddin Emîrşah’ın arası açıldı. Argun Han her ikisini de Tebriz’e huzuruna çağırdı. İlhanlı hükümdarının ağır vergi isteklerinin devam etmesi karşısında sıkıntı çeken Sâhib Ata, Tebriz’den Konya’ya hasta olarak döndü. Kısa bir süre sonra Akşehir’e bağlı Nâdir köyünde vefat etti (25 Şevval 687 / 22 Kasım 1288) ve Konya’daki türbesine defnedildi.

Yaklaşık kırk yıl süren devlet hizmeti sırasında Moğollar ile başa çıkılamayacağını anladığından onlarla iyi geçinmeye çalışan Sâhib Ata idare ve divan işlerinde isabetli kararlarıyla tanınmıştı. Servetini hayır işleri ve halk için harcadığından “ata” unvanıyla anılmıştır. İyilik severliği sebebiyle “ebü’l-hayrât” lakabıyla da bilinen Sâhib Ata’nın Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî’nin çevresinde yer aldığı belirtilmektedir (Eflâkî, I, 192, 195). Aksarayî, onun emri üzerine o güne kadar Arapça yazılan divan defterlerinin Farsça’ya çevrildiğini kaydeder. Kendi adıyla anılan külliyesiyle (bk. SÂHİB ATA KÜLLİYESİ) Konya’da İnce Minareli Medrese ve Türbesi, Kayseri’de Sâhibiye Medresesi ve Çeşmesi, yine Kayseri’de bir çeşme, Sivas’ta Gökmedrese ve bir çeşme, Akşehir’de Taşmedrese ve Mescidi ile İshaklı (Sâhib Ata) Kervansarayı yaptırdığı on sekiz mimari eserin en önemlileridir. Afyonkarahisar’ın eski adı Karahisarısâhib, Fahreddin Ali’nin Sâhib unvanıyla ilgili olduğu gibi oğulları ve torunları tarafından Afyonkarahisar ve çevresinde kurulan beylik de Sâhib Ataoğulları adıyla anılır.

BİBLİYOGRAFYA
İbn Bîbî, el-Evâmirü’l-Alâiyye: Selçukname (trc. Mürsel Öztürk), Ankara 1996, II, 123, 143, 156, 159, 170, 171-176, 196, 210-211, 215-216, 236-238; İzzeddin İbn Şeddâd, Baypars Tarihi (trc. M. Şerefeddin Yaltkaya), Ankara 2002, s. 23-24; Aksarâyî, Müsâmeretü’l-aḫbâr (trc. Mürsel Öztürk), Ankara 2000, s. 45, 47, 51, 64, 71, 72-74, 77, 103-104, 108, 115-116; Eflâkî, Âriflerin Menkıbeleri (trc. Tahsin Yazıcı), İstanbul 1973, I, 192, 195, 486; Müneccimbaşı, Câmiu’d-düvel: Selçuklular Tarihi (nşr. ve trc. Ali Öngül), İzmir 2001, II, 114-127; Târîh-i Âl-i Selçuk (nşr. ve trc. Feridun Nafiz Uzluk), Ankara 1952, tercüme: III, 44-49; M. Ferit - M. Mesut, Selçuk Veziri Sahip Ata ile Oğullarının Hayatı ve Eserleri, İstanbul 1934; Nejat Kaymaz, Pervâne Muînüddîn Süleyman, Ankara 1970, s. 75-76, 80-81, 85, 132, 173; Osman Turan, Selçuklular Zamanında Türkiye, İstanbul 1971, s. 476, 479, 492-493, 495, 533-535, 537-538, 541, 546, 567-569, 587, 589-591; Oktay Aslanapa, Türk Sanatı, İstanbul 1973, s. 164; Mustafa Çetin Varlık, Germiyanoğulları Tarihi (1300-1429), Ankara 1974, s. 28-29; Cl. Cahen, Osmanlılardan Önce Anadoluda Türkler (trc. Yıldız Moran), İstanbul 1984, s. 258-259, 278, 282, 336; Orhan Cezmi Tuncer, Anadolu Selçuklu Mimarisi ve Moğollar, Ankara 1986, s. 42-43; Refik Turan, Türkiye Selçuklularında Hükümet Mekanizması, İstanbul 1995, bk. İndeks; Faruk Sümer, “Anadolu’da Moğollar”, Selçuklu Araştırmaları Dergisi, I, Ankara 1970, s. 28, 35, 40, 54, 59, 61; Erdoğan Merçil, “Selçuklular’da Emîr-i Dâd Müessesesi”, TTK Belleten, LIX/225 (1995), s. 335-336; Aynur Durukan, “Anadolu Selçuklu Dönemi Kaynakları Çerçevesinde Baniler”, Sanat Tarihi Defterleri, sy. 5, İstanbul 2001, s. 74-75.
Bu madde ilk olarak 2008 senesinde İstanbul'da basılan TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 35. cildinde, 515-516 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde gösterilmektedir.