SEBZEVÂRÎ, Muhammed Bâkır - TDV İslâm Ansiklopedisi

SEBZEVÂRÎ, Muhammed Bâkır

محمّد باقر السبزوارى
SEBZEVÂRÎ, Muhammed Bâkır
Müellif: ALİ HAKAN ÇAVUŞOĞLU
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
Baskı Tarihi: 2009
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 04.12.2021
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/sebzevari-muhammed-bakir
ALİ HAKAN ÇAVUŞOĞLU, "SEBZEVÂRÎ, Muhammed Bâkır", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/sebzevari-muhammed-bakir (04.12.2021).
Kopyalama metni
1017’de (1608-1609) İran’ın Horasan eyaletine bağlı Sebzevâr’ın (Beyhak) Nâmin köyünde doğdu. Temel eğitimini memleketinde aldı. Babasının ölümü üzerine ilk gençlik yıllarında Sebzevâr’dan ayrılarak önce Irak’a, ardından Safevîler döneminde Şiî düşüncesinin merkezi haline gelen İsfahan’a gitti. Dinî ilimlerde Bahâeddin Âmilî, Muhammed Takī el-Meclisî, Hasan Ali b. Abdullah et-Tüsterî (eş-Şüşterî) ve Haydar Ali el-İsfahânî gibi âlimlerin öğrencisi oldu. Aklî ilimlerde daha ziyade Kādî Muizzüddin Muhammed b. Ca‘fer ve Findiriskî’den yararlandı; kısa zamanda İsfahan’ın tanınmış âlimleri arasına girdi. Elde ettiği ilmî otoritenin yanında Safevî yönetimiyle yakın ilişkileri sayesinde önemli dinî makamlara getirildi. Küçük yaşta tahta çıkan Safevî Sultanı Şah II. Abbas döneminin (1642-1666) nüfuzlu veziri Hüseyin b. Refîüddin el-Mar‘aşî’nin İsfahan ulemâsı içinde en çok itibar ettiği kişi olan Sebzevârî, Şiî ulemâsı ile iyi ilişkiler kurmaya çalışan şahın en yakınındaki âlimlerden biri oldu. Usûliyye ekolü mensubu bir âlim olan ve “sultânülulemâ, halife sultan” lakaplarıyla tanınan vezir, İsfahan’daki en önemli Şiî eğitim kurumu Abdullah et-Tüsterî Medresesi’nin müderrisliğini Hasan Ali b. Abdullah et-Tüsterî’den alarak onun öğrencisi Sebzevârî’ye verdi. Yine bu dönemde kendisine İsfahan cuma ve cemaat imamlığı yanında İsfahan şeyhülislâmı unvanı verilen Sebzevârî muhtemelen Ali Nakī el-Kemereî’den (ö. 1060/1650) sonra şeyhülislâmlık makamına getirildi ve bu makam yaklaşık üç yüz yıl boyunca onun ailesinden gelenlerin elinde kaldı (Hânsârî, II, 68). 1062’de (1652) hacca gitti ve bir yıl Mekke’de kaldı. Hastalandıktan sonra Damgan’a yerleşip orada vefat eden Şah II. Abbas’ın son günlerinde yanında bulundu (Kemal Seyyid, s. 226). Onun ardından tahta geçen oğlu Safî için iki yıl sonra İsfahan’da düzenlenen, isminin Şah Süleyman olarak değiştirildiği ikinci cülûs merasimine başkanlık etti (Said Amir Arjomand, s. 311; EI2 [İng.], VIII, 779). 1090’da (1679) ölen ve kabri Meşhed’de bulunan Sebzevârî’nin son on yılını nerede geçirdiği ve nerede vefat ettiği konusunda kaynaklarda farklı bilgiler bulunmaktadır. Öğrencisi Abdullah Efendi el-İsfahânî (Riyâżü’l-ʿulemâʾ, V, 45) ve diğer bazı tabakat yazarları İsfahan’da öldüğünü ve naaşının Meşhed’e taşındığını belirtir (Hânsârî, II, 70; Tebrizî, V, 244; Abbas el-Kummî, III, 160). Bazı kaynaklarda ise hayatının son döneminde İmam Rızâ’ya yakın olma arzusuyla Meşhed’e yerleştiği, el-Medresetü’s-semîiyye adlı eski bir medreseyi tamir ettirerek orada dersler verdiği ve bu medresenin el-Medresetü’l-Bâkırıyye veya Medresetü Molla Muhammed Bâkır es-Sebzevârî adıyla anıldığı kaydedilir (M. Hasan Han, I-II, 678; Mirza Abdurrahman eş-Şîrâzî, s. 33-34; Âgā Büzürg-i Tahrânî, XIII, 318; XX, 110). Mirza Abdurrahman eş-Şîrâzî ayrıca medresenin kitâbesinde yer alan 1083 (1672) yılında tamir edildiğine dair kayda dikkat çeker.

Şiî-İmâmî ulemâsı arasında Usûliyye ekolünün hâkim olduğu ve Şiî ulemâsının siyasî otoritesinin giderek güç kazandığı Safevîler döneminde yetişen Sebzevârî, bu ekol içerisinde haber-i vâhide ve geçmiş ulemânın ictihadlarına karşı tenkitçi yaklaşımıyla ve aşırı re’yci, mutlak ictihad yanlısı fıkıh anlayışıyla tanınan Mukaddes (Muhakkik) el-Erdebîlî çizgisindedir (Hossein Modarressi Tabâtabâî, s. 51-52; M. Ali el-Ensârî, I, 51). Öte yandan XI. (XVII.) yüzyılda İsfahan’da ortaya çıkan ilk nesil İranlı Şiî ulemâsından sayılır. Bahâeddin Âmilî’nin öğrencisi olan bu âlimler, bir önceki yüzyılda Usûliyye ekolünden Muhakkık el-Kerekî tarafından savunulan Safevî Devleti’yle uyumlu ilişkiler kurma anlayışını devam ettirmişlerdir. Şiî ulemâsı arasında yoğun tartışmalara sebep olan, Kerekî ile İbrâhim b. Süleyman el-Katîfî’nin iki aşırı ucu temsil ettiği bu konuda Sebzevârî orta yolu benimseyenlerdendir (Calder, XXV [1987], s. 96). Gaybet döneminde kamu otoritesini ilgilendiren dinî vecîbelerin yerine getirilmesinin meşrû olduğu ve gāib imamın bu konudaki yetkilerinin müctehid fakihler tarafından onun adına kullanılabileceği kanaatinde olan Sebzevârî’ye göre devletin görevlendirdiği fakihler tarafından davalara bakılması, had cezalarının uygulanması, humus ve zekâtın toplanması meşrûdur. Gāib imamın cihad ilân etme yetkisi ise ancak İslâm ülkesinin ciddi bir savaş tehdidi altında bulunması halinde fakihlere devredilebilir. Gaybette cuma namazının farziyyeti düşmediği ve bu ibadetin yerine getirilmesi tercihe bırakılmış değil mutlaka yerine getirilmesi gereken bir vecîbe (vâcib-i aynî) olduğu gibi namazın geçerliliği için fakihin varlığı da şart olmayıp ehil ve âdil bir imamın kıldırması yeterlidir (a.g.e., XXV [1987], s. 92-102; cuma namazı konusundaki görüşleri için bk. Ẕaḫîretü’l-meʿâd, II, 307-310; İbn Usfûr el-Bahrânî, IX, 372, 404; Hânsârî, II, 72-74). Cuma namazı dışındaki dinî vecîbelerin yerine getirilmesinde gāib imamın yetkilerinin ancak müctehid (mutlak ya da mütecezzî) fakihler tarafından kullanılabileceğini düşünen Sebzevârî, bu yetkiyi fakih olmayan devlet görevlilerinin kullanmasına kesinlikle cevaz vermez. Fakih olmadıkları halde devlet tarafından tayin edilmiş kadılar (kudâtü’l-cevr) âdil olamazlar ve bir müminin onlara başvurması câiz değildir. Fıkıh eserlerinde velâyet-i fakīh otoritesini siyasî otoriteyle paylaşmama konusunda açık bir tavır sergileyen Sebzevârî, Şah II. Abbas’a ithafen kaleme aldığı ve bir fıkıh kitabı niteliği taşımayan Ravżatü’l-envâr-ı ʿAbbâsî adlı eserinde âdil ve hikmet sahibi bir sultanın iktidarda olması ve dünyevî işleri idare etmesine duyulan ihtiyacı dile getirir ve âdeta siyasî iktidarın meşruiyeti konusunda bir fıkıh kitabı kalıpları içerisinde ifade edilemeyecek yeni ve uzlaşmacı bir yaklaşım ortaya koyar (Hamid Enayat, s. 173; Calder, XXV [1987], s. 102-103). Sebzevârî’nin bunun dışındaki altı eserini daha Şah II. Abbas’a ithafen yazmış olması da onun bu uzlaşmacı yaklaşımının ve şahın Safevî Devleti’ni şer‘î esaslara oturtma yolundaki gayretlerine verdiği desteğin bir ifadesidir.

Fıkhın yanında felsefeyle de meşgul olan ve İsfahan ekolünden sayılan Sebzevârî, sûfîlerin bid‘atları aleyhinde fetvaları bulunmakla birlikte (Âgā Büzürg-i Tahrânî, X, 209; XII, 224; XVI, 122) hocaları Bahâeddin Âmilî, Muhammed Takī el-Meclisî ve Mîr Findiriskî gibi tasavvufa ılımlı yaklaşanlardandı (EI2 [İng.], VIII, 780-781). Sûfîmeşrep âlim Feyz-i Kâşânî ile yakın münasebetleri ve mûsiki konusundaki görüşleri Sebzevârî’nin bu yaklaşımıyla irtibatlıdır. Döneminde mûsikinin dinî ve dünyevî her türlüsü haram kabul edilirken yazdığı bir risâlede, günah işlenen eğlence meclislerinde söylenen şarkılarla Kur’an’ın, dua ve zikirlerin, insana âhireti hatırlatan şiirlerin ve Hz. Hüseyin için okunan mersiyelerin makamlı olarak okunması arasında bir ayırım yapılması gerektiği ve günaha teşvik etmeyen mûsiki türlerinin haram sayılamayacağı görüşünü ortaya atmıştır. Bu risâle Şiî ulemâsı arasında yoğun bir tartışma başlatmış, benzer bir risâle kaleme alan Feyz-i Kâşânî’ye ve Sebzevârî’ye yönelik reddiyeler yazılmış, bir Sünnî olan Gazzâlî’nin izinden gitmekle itham edilmişlerdir (Hânsârî, II, 71-77; Kemal Seyyid, s. 240-244).

Bu eleştirilerde sûfîlere yakın oldukları bilinen Şah II. Abbas ve Vezir Halife Sultan ile (Momen, s. 113) ilişkilerinin önemli bir payı vardır. Nitekim Sebzevârî’ye yönelik eleştiriler mûsiki konusuyla sınırlı olmayıp temelde Safevî yönetimine karşı uzlaşmacı tavrına ve müteahhirîn Şiî ulemâsına muhalif fıkhî görüşlerine yöneliktir. Usûliyye ve Ahbâriyye ekollerine mensup âlimlerin eleştirilerine muhatap olmakla birlikte yine her iki ekole mensup pek çok âlim ve tabakat yazarı kendisinden görüşlerine itibar edilen iyi bir fakih ve müctehid, ricâl tenkidi konusunda muteber bir muhaddis, aklî ilimlerde söz sahibi bir kelâmcı ve filozof olarak söz eder. Müteahhirü’l-müteahhirîn Şiî-İmâmî ulemâsından sayılan Sebzevârî (İbn Usfûr el-Bahrânî, II, 87), genellikle Muhakkık es-Sebzevârî diye meşhur olmakla birlikte bazı kaynaklarda kendisine Fâzıl el-Horasânî lakabıyla da atıfta bulunulur. Hayatı boyunca naklî ve aklî ilimlerde ders veren Sebzevârî’nin meşhur öğrencileri Muhammed Sâdık b. Muhammed es-Serâb et-Tünükâbünî, Muhammed Saîd b. Atâullah er-Rûdesrî, aynı zamanda kız kardeşinin kocası olan ve birçok eserine reddiyesi bulunan Âgā Hüseyin Muhakkık el-Hânsârî, Ni‘metullah el-Cezâirî ve Muhammed Şefî‘ b. Ferec el-Cîlânî el-Meşhedî’dir. Şair ruhlu bir kişiliğe ve yüksek bir edebî zevke sahip olan Sebzevârî’nin pek çok şiiri ve bazı âyetleri nazma döktüğü rubâîleri bulunmaktadır. Şiirlerinin toplandığı bir divandan söz edilir (Âgā Büzürg-i Tahrânî, IX, 120). Sebzevârî’nin siyasî görüşleri N. Calder (bk. bibl.) ve Necef Lekzâyî (Enîşe-i Siyâsî-i Muḥaḳḳıḳ Sebzevârî, Kum 1380; Ar. trc. Muhammed Abdürrezzâk, Âfâḳu’l-fikri’s-siyâsî ʿinde’l-Muḥaḳḳıḳ es-Sebzevârî, Kum 2005) tarafından incelenmiş, Henry Corbin de felsefeciliği ve Ḥâşiye ʿalâ İlâhiyyâti’ş-Şifâʾ adlı eseri üzerine bir değerlendirme yazısı yazmıştır (bk. bibl.).

Eserleri. A) Fıkıh ve Fıkıh Usulü. 1. Ẕaḫîretü’l-meʿâd fî şerḥi’l-İrşâd. İbnü’l-Mutahhar el-Hillî’nin Şiî-İmâmî fıkhına dair İrşâdü’l-eẕhân adlı eserinin ibadet bölümlerine dair geniş bir şerh olup (Âgā Büzürg-i Tahrânî, XVIII, 99) müellifin ilk eserlerinden biridir (Kum, ts.; Tahran 1273-1274). İlmî değeri hakkında olumlu, olumsuz farklı değerlendirmelerin yapıldığı eser üzerine müellifin öğrencileri Muhammed es-Serâb ve Âgā Hüseyin el-Hânsârî’nin yanı sıra Vahîd el-Bihbehânî tarafından hâşiyeler kaleme alınmıştır (a.g.e., VI, 85-86; X, 19; XIII, 277). 2. el-Kifâye. Kifâyetü’l-fıḳh, Kifâyetü’l-aḥkâm, Kifâyetü’l-muʿteḳıd ve Kifâyetü’l-muḳteṣıd gibi farklı adlarla anılan kapsamlı ve muhtasar bir fıkıh kitabıdır. Ẕaḫîre’den sonra ve âdeta onu tamamlamak amacıyla yazılmış olup Ẕaḫîre’de genişçe ele alınan ibadet bölümleri özetlenmiş, muâmelât konularına ise daha fazla yer ayrılmıştır. Bununla birlikte hacim olarak onun yaklaşık üçte biri kadardır. Mevcut iki baskısı da eksiktir (İsfahan, ts.; Tahran 1269; bk. Hânsârî, II, 69; Âgā Büzürg-i Tahrânî, IV, 35; XVIII, 88, 96, 99). 3. Şerḥu’z-Zübde. Hocası Bahâeddin Âmilî’nin Zübdetü’l-uṣûl adlı eserinin şerhi olan kitap Sebzevârî’nin fıkıh usulü alanındaki yetkinliğini ortaya koyan bir çalışmadır (Hânsârî, II, 69; Âgā Büzürg-i Tahrânî, XIII, 298). 4. Risâle fî ṣalâti’l-cumʿa (ve’l-ḳavl bi’l-vücûbi’l-ʿaynî). Sebzevârî, gaybet döneminde cuma namazının vâcib-i aynî olduğu konusunda Arapça ve Farsça iki risâle yazmıştır. Farklı adlarla anılan ve cuma imamı olması sebebiyle önem atfedilen bu risâlelere Muhakkık el-Hânsârî’nin öğrencisi Şeyh Ali Rızâ el-Erdekânî et-Tecellî ve Seyyid Abdullah el-Hüseynî tarafından reddiyeler yazılmış, Sebzevârî’nin öğrencisi Muhammed es-Serâb da Şeyh Ali’nin reddiyesine karşılık vermiştir (Hânsârî, II, 69, 72-74, 76; Âgā Büzürg-i Tahrânî, XV, 74, 77, 80). Ẕaḫîretü’l-meʿâd’da aynı konu ele alınırken (II, 307-310) bu risâlelere ve Şeyh Ali’nin reddiyesine atıf yapılmış olması daha önce yazıldıklarını gösterir. 5. Risâle fî muḳaddimeti’l-vâcib. Vâcibi yerine getirebilmek için gerekli olan şeylerin de vâcip olup olmadığı konusundaki velâyet-i fakīh teorisine de zemin teşkil eden tartışmayla ilgili bir risâledir. Muhakkık el-Hânsârî buna bir reddiye yazmıştır (Hamid Enayat, s. 170-171; Âgā Büzürg-i Tahrânî, XXII, 105, 106). 6. Risâle fi’l-ġınâʾ. Mûsiki ve dinî metinlerin nağmeli olarak okunması konusunda müteahhirîn Şîa ulemâsının görüşüne muhalif bir yaklaşım getiren ve büyük tartışmalara yol açan risâlesidir. İsmâil b. Muhammed el-Mâzenderânî el-Hâcûî ve Şehîd-i Sânî’nin torunu Şeyh Ali b. Muhammed tarafından hakkında reddiyeler yazılmıştır (Âgā Büzürg-i Tahrânî, X, 229; XI, 138; XVI, 60-61; Kemal Seyyid, s. 240-244. Şeyh Ali’nin eleştirilerinin özeti için bk. Hânsârî, II, 71-77). 7. Câmiʿu’z-ziyârât-ı ʿAbbâsî. Hz. Peygamber, Ehl-i beyt ve on iki imamın kabirlerine yapılacak ziyaretlerle ilgili hükümler ve âdâb hakkında yazılan “kitâbü’l-mezâr” türü Farsça bir eser olup Şah II. Abbas’a ithaf edilmiştir (Âgā Büzürg-i Tahrânî, V, 57; XV, 282; XX, 317). 8. er-Risâletü’l-ʿameliyye. Şiî-İmâmî fakihlerinin merci-i taklîd olduklarını ilân amacıyla kaleme aldıkları ve özellikle ibadet konularına dair fetvalarını bir araya getirdikleri bir telif türü olup Sebzevârî’nin birden fazla risâle-i ameliyyesi vardır. Hepsi Farsça olan bu risâlelerden Risâle fi’l-fıḳh, el-Ḫilâfiyye ve el-Ḫulâṣa’yı Şah II. Abbas için yazmıştır. er-Risâletü’l-ʿameliyye adlı risâlesi üzerine Seyyid Mehdî Bahrülulûm’un hâşiyesi vardır (a.g.e., VII, 239; XI, 213; XVI, 280; XXVI, 288). Sebzevârî’nin fıkhî meseleler hakkındaki diğer risâleleri şunlardır: Risâle fî fażîleti’l-mütʿa, Risâle fi’l-ġusl, Risâle fi’ṣ-ṣalât ve’ṣ-ṣavm, Risâle fî taḥdîdi’n-nehâr şerʿan, Risâle fî iḫtiyâri’s-sâʿât, Risâle fî semti’l-ḳıble, Menâsikü’l-ḥac.

B) Kelâm. 1. Şerḥu’t-Tevḥîd. Şeyh Sadûk’un İmâmiyye kelâmına dair eseri üzerine yazılmış Farsça bir şerhtir (a.g.e., XIII, 153). 2. Risâletü’l-ʿaḳāʾidi’l-câmiʿa. Şah II. Abbas’a ithaf edilen Farsça bir risâledir (a.g.e., XV, 282). 3. Defʿu şübheti’l-istilzâm. Yahudi filozofu İbn Kemmûne’nin birden fazla vâcibü’l-vücûd olup olmayacağı konusunda şüphe uyandıran ve İmâmiyye kelâmcıları arasında tartışılan “şübhetü’l-istilzâm” konusunda bir risâledir. Muhakkık el-Hânsârî esere bir reddiye yazmış, Sebzevârî de er-Red ʿalâ Risâleti şübheti’l-istilzâm adlı ikinci bir risâleyle ona cevap vermiştir (a.g.e., VIII, 229; X, 195, 198).

C) Felsefe, Ahlâk ve Siyaset. 1. Ḥâşiye ʿalâ İlâhiyyâti’ş-Şifâʾ. İbn Sînâ’nın eş-Şifâʾ adlı eserinin “İlâhiyyât” bölümü üzerine bir hâşiyedir. Daha ziyade Molla Sadrâ ve Muhakkık el-Hânsârî’nin hâşiyelerinden yapılmış nakillerden oluşan eser üzerine Hânsârî’nin reddiyesi vardır (a.g.e., VI, 141, 142). Bazı bölümleri Seyyid Celâleddin el-Âştiyânî tarafından neşredilmiştir (bk. bibl.). 2. Ḥâşiye ʿalâ Şerḥi’l-İşârât. Nasîrüddîn-i Tûsî’nin Şerḥu’l-İşârât ve’t-tenbîhât’ına dair bir hâşiye olup yine Hânsârî ile aralarında reddiye konusu olmuştur (a.g.e., VI, 110, 111). 3. Ravżatü’l-envâr-ı ʿAbbâsî (Ravżatü’l-envâr fî âdâbi’l-mülûk). Safevîler döneminde yaygın olan mesnevi tarzı Farsça siyasetnâme türünün en güzel örneklerinden biri olup Şah II. Abbas’a ithaf edilmiştir. 1073’te (1662-63) yazılan eser müellifin son çalışmasıdır. Ahlâk ve siyaset olmak üzere iki bölümden oluşan kitap dönemin ahlâk ve felsefe literatürü içinde sade ve anlaşılır üslûbuyla dikkat çeker. Sebzevârî, İran nasihatnâme ve siyasetnâme kültürünü Şiî-İmâmî fıkhıyla uyumlu hale getirerek Şiî siyasî düşüncesine yeni bir açılım getirir (a.g.e., XI, 289; Abstracta Iranica, XXII [1999], s. 188, 218). İsmâil Cengizî Erdehâî (Tahran 1377/1998) ve Necef Lekzâyî (Kum 1381) tarafından eserin tenkitli neşirleri yapılmıştır. 4. Mefâtîḥu’n-necât-ı ʿAbbâsî. Dualar, âdâb-ı muâşeret ve bazı sünnetler hakkında Şah II. Abbas’ın isteği üzerine Farsça kaleme alınmış hacimli bir eserdir (Âgā Büzürg-i Tahrânî, XXI, 308). Müellifin ayrıca Batlamyus’un astronomiyle ilgili el-Mecisṭî (Almagest) adlı eseri üzerine tamamlayamadığı bir şerh çalışmasından söz edilir (Abdullah Efendi el-İsfahânî, Riyâżü’l-ʿulemâʾ, V, 45; bütün eserlerinin yazma nüshaları için bk. Brockelmann, II, 578; Hossein Modarressi Tabâtabâî, s. 248 [İndeks]; Ali Fâzıl el-Kāînî en-Necefî, Türâs̱ünâ, XIII/49 [1418], s. 155; XIII/50-51 [1418], s. 340, 367).

BİBLİYOGRAFYA
Muhammed Bâkır es-Sebzevârî, Ẕaḫîretü’l-meʿâd fî şerḥi’l-İrşâd, Kum, ts. (Müessesetü Âli’l-beyt), I, 180; II, 307-310, 415; III, 543; a.mlf., Ḥâşiye ʿalâ İlâhiyyâti’ş-Şifâʾ (nşr. Seyyid Celâleddin Âştiyânî, Münteḫabâtî ez Âs̱âr-ı Ḥükemâ-yi İlâhî-yi Îrân içinde), Tahran 1354 hş./1975, II, 489-556; ayrıca bk. H. Corbin’in girişi, II, 138-150; M. Tâhir Nasrâbâdî, Teẕkire-i Naṣrâbâdî (nşr. Vahîd-i Destgirdî), Tahran 1361 hş., s. 152; Muhammed b. Ali el-Erdebîlî, Câmiʿu’r-ruvât, Beyrut 1403/1983, II, 79; Hür el-Âmilî, Emelü’l-âmil (nşr. Ahmed el-Hüseynî), Necef-Bağdad 1385/1965, II, 250; Meclisî, Biḥârü’l-envâr, Beyrut 1403/1983, CVI, 134; Abdullah Efendi el-İsfahânî, Riyâżü’l-ʿulemâʾ ve ḥiyâżü’l-fużalâʾ (nşr. Ahmed el-Hüseynî), Kum 1401, V, 45; a.mlf., Taʿlîḳātü Emeli’l-âmil (nşr. Ahmed el-Hüseynî), Kum 1410, s. 253-254; İbn Usfûr el-Bahrânî, el-Ḥadâʾiḳu’n-nâżıra (nşr. Muhammed Takī el-Îrevânî), Beyrut 1405/1985, II, 87; IX, 372, 404; Mirza Muhammed b. Süleyman et-Tünükâbünî, Ḳıṣaṣü’l-ʿulemâʾ, Tahran 1396, s. 386; Hânsârî, Ravżâtü’l-cennât, II, 68-78; Muhammed Hasan Han, Maṭlaʿu’ş-şems (nşr. Teymûr Burhân Lîmûdihî), Tahran 1362 hş., I-II, 677-678; Brockelmann, GAL Suppl., II, 578; Tebrîzî, Reyḥânetü’l-edeb, V, 242-244; Mirza Abdurrahman eş-Şîrâzî, Târîḫ-i ʿUlemâ-i Ḫorâsân (nşr. M. Bâkır Saîdî), Meşhed 1341 hş., s. 33-34; Hamid Enayat, Modern Islamic Political Thought, London 1982, s. 169-173; Abbas el-Kummî, el-Künâ ve’l-elḳāb, Beyrut 1403/1983, III, 159-160; Âgā Büzürg-i Tahrânî, eẕ-Ẕerîʿa ilâ teṣânîfi’ş-Şîʿa, Beyrut 1403/1983, III, 295; IV, 35, 494; V, 57; VI, 85-86, 110, 111, 141, 142, 189; VII, 239; VIII, 229; X, 19, 98, 195, 198, 209; IX, 120, 421, 757, 870; X, 19, 98, 229; XI, 138, 213, 289; XII, 224; XIII, 153, 190, 277, 298, 318; XIV, 66; XV, 74, 77, 80, 282; XVI, 54, 60-61, 122, 276, 280; XVIII, 88, 96, 99; XX, 110, 317; XXI, 212, 308; XXII, 105-106; XXV, 56, 128; XXVI, 288; Aʿyânü’ş-Şîʿa, IX, 188; Said Amir Arjomand, The Shadow of God and the Hidden Imam, Chicago 1984, s. 311; Hossein Modarressi Tabātabā‘ī, An Introduction to Shī‘ī Law, London 1984, s. 50-52, 248 [İndeks]; Moojan Momen, An Introduction to Shi‘i Islam: The History and Doctrines of Twelver Shi‘ism, New Haven 1985, s. 112-118; Kays Âl-i Kays, el-Îrâniyyûn, III, 465-470; Ali Fâzıl el-Kāînî en-Necefî, Muʿcemü müʾellifi’ş-Şîʿa, Kum 1405, s. 209; a.mlf., “Fihrisü maḫṭûṭâti Mektebeti’l-Ḳāʾînî-I”, Türâs̱ünâ, XIII/49, Kum 1418, s. 155; XIII/50-51 (1418), s. 340, 367; Ahmed el-Hüseynî, Telâmiẕetü’l-ʿAllâme el-Meclisî, Kum 1410, s. 15, 35, 56, 66, 128, 139; M. Ali el-Ensârî, el-Mevsûʿatü’l-fıḳhiyyetü’l-müyessere, Kum 1415, I, 50-52; W. Floor, Safavid Government Institutions, California 2001, s. 34, 37; Mazlum Uyar, Şiî Ulemânın Otoritesinin Temelleri, İstanbul 2004, s. 107-178; Kemâl Seyyid, Nüşûʾ ve suḳūṭü’d-devleti’ṣ-Ṣafeviyye, Kum 1426/2005, s. 208, 226-227, 237-248; N. Calder, “Legitimacy and Accomodation in Safavid Iran: The Juristic Theory of Muhammad Baqir al-Sabzavarï (d. 1090/1679)”, Iran, XXV, London 1987, s. 91-105; Abstracta Iranica, XXII, Téhéran 1999, s. 188, 218; A. J. Newman, “Ṣafawids”, EI2 (İng.), VIII, 777-782.
Bu madde TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 2009 yılında İstanbul’da basılan 36. cildinde, 263-266 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde okumak ister misiniz?
BAŞKA BİR MADDE GÖSTER