ŞÜKRÎ-i BİTLİSÎ

شكرئ بدليسي
ŞÜKRÎ-i BİTLİSÎ
Müellif: ABDÜLKADİR ÖZCAN
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
İlk Yayın Tarihi: 2010
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 08.12.2019
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/sukri-i-bitlisi
ABDÜLKADİR ÖZCAN, "ŞÜKRÎ-i BİTLİSÎ", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/sukri-i-bitlisi (08.12.2019).
Kopyalama metni
XV. yüzyılın ikinci yarısında Bitlis’te doğdu. İlk eğitimini gençliğinde bir süre dolaştığı Gîlân ve Herat’ta aldı. Önceleri Bitlis hâkimi (beyi) Şeref Han’ın hizmetinde bulundu ve bir süre Bitlis’te emirlik yaptı. Yavuz Sultan Selim tahta çıkınca İstanbul’a giderek padişahın huzuruna kabul edildi ve ona bir kaside sundu. Aldığı câize dışında Diyarbekir yöresinde zeâmet tasarrufuyla taltif edildi. Daha sonra bir süre Dulkadırlı Beyi Şehsuvaroğlu Ali Bey ile onun halefi Koçi Bey’in maiyetinde bulundu. Yavuz Sultan Selim’in İran ve Mısır seferleriyle Kanûnî Sultan Süleyman’ın Belgrad ve Rodos seferlerine katıldı. Çeşitli yerlerde müderrislik, müftülük ve kadılık yaptı. Eserinin sonunda verdiği biyografisinde aklî ve naklî ilimlerden anladığını, mûsikiyle ilgilendiğini, tambur çaldığını belirten Şükrî, Çağatay Türkçesi ile Farsça, Ermenice, Arapça, Kürtçe ve Hintçe bildiğini, inşâda söz sahibi olduğunu, yüzme, binicilik ve okçuluk sporlarıyla uğraştığını ifade eder. Ayrıca kendini dönemin en iyi hatip ve vâizleri arasında sayar. Muhtemelen 937 (1531) yılında ölmüştür. Oğlu Molla Şihâbî’nin manzum bir Târîh-i Yemen yazdığından söz edilir (Osmanlı Müellifleri, III, 72).

İyi bir şair olan Şükrî-i Bitlisî Yavuz Sultan Selim dönemini konu alan Selimnâme’siyle ün yapmıştır. Selîmînâme, Fütûhât-ı Selîmiye, Fütûhât-ı Selîm Hân adlarıyla da anılan, Türkçe olarak mesnevi tarzında yazılmış 5829 beyitlik eserdir. Müellif, bir süre hizmetinde bulunduğu ve hocalık yaptığı Şehsuvaroğlu Ali Bey’in, Sultan Selim’in İskender’den daha büyük olduğunu, bu sebeple kendisine Ahmedî’nin İskendernâme’si tarzında bir eser yazmasını tavsiye ettiğini, bunun üzerine eseri kaleme aldığını belirtir. Klasik bir girişten sonra dönemin padişahı Kanûnî Sultan Süleyman’a övgüyle başlar. 927 (1521) yılında tamamlandığı anlaşılan eserin bazı nüshaları 1521’de Canbirdi Gazâlî isyanının bastırılmasına, bazıları da 1523 yılına kadar gelir. Bu arada Selim’in Trabzon valisi iken Gürcistan’a yaptığı seferler ve kardeşleri arasında cereyan eden taht mücadeleleriyle İran ve Mısır’a yönelik seferleri ve zaferleri hakkında orijinal ve ayrıntılı bilgiler verilir. Diyarbekir’in ilhakında önemli hizmeti geçen Şükrî, Mercidâbık ve Ridâniye savaşlarına katılarak Tomanbay’ın idamında görev almıştır. 1519’da Celâlî ve iki yıl sonra Canbirdi Gazâlî ayaklanmalarını bizzat bu isyanları bastıran Şehsuvaroğlu Ali Bey’den nakletmiştir. Daha sonra eksik ve yanlışlarını, maktul Şehsuvaroğlu’nun yerine getirilen Yavuz Sultan Selim’in kapıcıbaşılarından Halil oğlu Koçi Bey’den aldığı bilgilerle tamamlayan Şükrî, bir rivayete göre Şehsuvaroğlu’nun anlattıklarına dayanan Selimnâme’sini imha etmiş ve ağırlıklı olarak Koçi Bey’den naklen yeni bir eser meydana getirmiştir (930/1524). Ancak günümüze ulaşan bazı nüshaların (Viyana ve Erzurum yazmaları gibi) ilk telife dayandığı anlaşılmaktadır. Eserini 936 (1530) yılında Sadrazam Makbul İbrâhim Paşa vasıtasıyla Kanûnî Sultan Süleyman’a sunmuştur. Eseri beğendiği anlaşılan Sultan Süleyman, kendi şehzadelik dönemi için bir Süleymannâme yazdığı takdirde kendisinin sancak beyliğiyle taltif edileceğini söylemiş, fakat Şükrî’nin ömrü buna yetmemiştir. Âlî’ye göre Bitlisî bu eserinin bazı bölümlerini yazmış, ancak tamamlayamamıştır.

Şairin gözlemlerine ve birinci elden duyduklarına dayanarak kaleme aldığı Selimnâme’nin Yavuz Sultan Selim dönemi için çok önemli bir kaynak olduğunda şüphe yoktur. II. Bayezid’in cenaze törenini anlatırken verdiği bilgilerden bazı eski Türk geleneklerinin o dönemde hâlâ yaşamakta olduğu anlaşılmaktadır. Aynı zamanda Yavuz Sultan Selim’in seferleri dolayısıyla Doğu Anadolu bölgesinin toponimisi hakkında önemli bir kaynak olan eserin Çağatay ve Âzerî Türkçeleri’nin bazı özelliklerini yansıtması filolojik değerini ortaya koyar. Selimnâme’nin günümüze birçok yazma nüshası ulaşmıştır (Selimnâme, neşredenin girişi, s. 20-25). Eserin birbirinin tamamlayıcısı gibi görülen Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi’ndeki nüshaları (Hazine, nr. 1597-1598) minyatürlüdür.

Selimnâme, başta Gelibolulu Mustafa Âlî ve Hoca Sâdeddin Efendi olmak üzere birçok tarihçi tarafından kaynak olarak kullanılmıştır. Çerkezler Kâtibi Yûsuf 1030 (1621) yılında eseri kısmen özetleyerek ve yer yer genişleterek nesre çevirmiş (TSMK, Hazine, nr. 1422), ancak Cevrî İbrâhim Çelebi hatalı bulduğu bu çalışmayı yaptığı düzeltmelerle tekrar nazma çevirmiştir (Millet Ktp., Ali Emîrî Efendi, Manzum, nr. 1310). Selimnâme üzerinde önce Alfons Leopold Steidl bir doktora tezi hazırlamış ve eseri Die Wiener Handschrift des Selīmī-nāme adıyla Almanca’ya çevirmiştir (Viyana 1938). Ahmet Uğur, Mustafa Çuhadar ve Ahmet Gül tarafından hazırlanan çalışma ise (İstanbul 1995) ihtiva ettiği bazı hatalar yüzünden rağbet görmemiştir. Mustafa Argunşah’ın yüksek lisans tezinde ise (Kayseri 1995) daha ziyade eserin dil özellikleri üzerinde durulmuş ve Selimnâme’nin üç yazma nüshasından tenkitli neşri yapılmıştır (Kayseri 1997). Türkçe şiirlerinde Ali Şîr Nevâî’nin tesirinde kalan Şükrî’nin Yavuz Sultan Selim’e kasidesi ve onun ölümü dolayısıyla mersiyesiyle Kanûnî’yi İran seferine teşvik eden bir kasidesi vardır.

BİBLİYOGRAFYA
Şükrî-i Bitlisî, Selimnâme, TSMK, Hazine, nr. 1597-1598; Âşık Çelebi, Meşâirü’ş-şuarâ, vr. 249a-250a; Latîfî, Tezkiretü’ş-şu‘arâ ve tabsıratü’n-nuzamâ (haz. Rıdvan Canım), Ankara 2000, s. 325; Künhü’l-Ahbâr’ın Tezkire Kısmı (haz. Mustafa İsen), Ankara 1994, s. 233-235; Kınalızâde, Tezkire, I, 519; Keşfü’ẓ-ẓunûn, II, 1237; Sicill-i Osmânî, III, 155; Osmanlı Müellifleri, III, 72; Levend, Gazavatnâmeler, s. 22-24; Karatay, Türkçe Yazmalar, I, 210; Babinger (Üçok), s. 58-59; Zeynep Tarım Ertuğ, Onaltıncı Yüzyıl Osmanlı Devleti’nde Cülûs ve Cenaze Törenleri, Ankara 1999, s. 92-93, 153; Abdülkadir Özcan, “Historiography in the Reign of Suleyman the Magnificent”, The Magnificent Ottoman Empire in the Reign of Suleyman the Magnificent (ed. Tülay Duran), İstanbul 1988, II, 180-181; Mustafa Argunşah, “Şükrî-i Bitlisî, Selim-nâmesi ve Eserin Dili”, TDA, sy. 55 (1988), s. 51-72; a.mlf., “Bitlisli Şükrî’nin Yavuz Sultan Selim Mersiyesi”, EÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, sy. 5, Kayseri 1994, s. 211-218; H. Jansky, “Die Chronik des Ibn Tulun als Geschichtquelle über den Feldzug Sultan Selim’s I, Gegen die Mamluken”, Isl., XVIII (1929), s. 24-33; A. Leopold Steidl, “Die Wiener Handschrift des Selîmî-nâme, von Şükri”, WZKM, sy. 49 (1942), s. 180-233; Şehabeddin Tekindağ, “Selim-nâmeler”, TED, sy. 1 (1970), s. 215-216; Ahmet Uğur, “Şükrî-i Bitlisî ve Selim-nâmesi”, AÜİFD, sy. 25 (1981), s. 325-347; İsmail E. Erünsal, “Kanunî Sultan Süleyman Devrine Ait Bir İn’âmât Defteri”, Osm.Ar., IV (1984), s. 9.
Bu madde ilk olarak 2010 senesinde İstanbul'da basılan TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 39. cildinde, 254-256 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde gösterilmektedir.