SÛZİDİL - TDV İslâm Ansiklopedisi

SÛZİDİL

سوزدل
SÛZİDİL
Müellif: İSMAİL HAKKI ÖZKAN
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
Baskı Tarihi: 2010
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 29.11.2020
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/suzidil
İSMAİL HAKKI ÖZKAN, "SÛZİDİL", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/suzidil (29.11.2020).
Kopyalama metni
Klasik dönem bestekârlarından Abdülhalim Ağa’nın buluşu olup Türk mûsikisi makam sınıflamasında şed (göçürülmüş) makamlar sınıfına dahil olan ve hüseynî-aşiran perdesinde karar eden bir makamdır. İnici bir seyir karakterine sahip makamın dizisi, zirgüleli hicaz makamı dizisinin, hüseynî-aşiran perdesine göçürülmesiyle elde edilmiştir. Bu duruma göre makamın dizisi; hüseynî-aşiran perdesinde yer alan bir hicaz beşlisine beşinci derece bûselik perdesinde bir hicaz dörtlüsünün eklenmesiyle meydana gelir (bk. ZİRGÜLELİ HİCAZ).


Sûzidil inici bir makam olduğundan birinci mertebe güçlü tiz durak hüseynî perdesi olup bu perdede yarım karar yapılacaktır. Bu kararı yapabilmek için, hüseynî perdesi üzerinde bir seyir alanına ihtiyaç vardır. Bu da durak perdesi üzerinde bulunan hicaz beşlisinin veya dizinin tamamının tiz durak hüseynî perdesi üzerine göçürülmesiyle elde edilir. Böylece makam hem tiz taraftan genişletilmiş hem de geniş bir seyir alanı elde edilmiş olur. Ancak bu tiz taraftaki simetrik genişleme yerine hüseynîde hümâyun dizisinin veya aynı perdede acemli uzzâl dizisinin getirilmesiyle de yapılabilir ki bu takdirde makam birleşik bir makam olur. Burada her iki genişleme şekliyle, yani hüseynî üzerine sekiz sesli bir dizi getirmekle on beşli sesli bir seyir alanının meydana geldiğini, bu durumun saz eserleri için uygun olmakla beraber sözlü eserler için pek uygun olmadığını ifade etmek gerekir. Zira her sazda on beş ses bulunabilmesine rağmen her ses icracısında bu kadar perde genellikle yoktur. Bu sebeple sözlü eserler için sadece hüseynî-aşirandaki hicaz beşlisi veya bunun bir, iki ses fazlasının göçürülmesi teknik açıdan daha uygundur.


Makamın birinci mertebe güçlüsü tiz durak hüseynî perdesi olup bu perdede hicaz çeşnisiyle yarım karar yapılır. Ana dizinin ek yerindeki bûselik perdesi ise ikinci mertebe güçlüdür ve bu perdede yine hicaz çeşnisiyle asma karar yapılacak, dügâh perdesi de önem kazanmış olacaktır.

Makamın eski tariflerinde, “Hisar-bûselik makamının icrasından sonra hüseynî-aşiran perdesinde zirgüleli hicaz çeşnisi ile karar vermektir” ifadesi kullanılmıştır. Bu tarif de doğrudur. Çünkü seyir sırasında inici nağmelerde nîm-hisar perdesi atılıp yerine nevâ perdesi getirilerek dügâh perdesine bûselik çeşnisiyle düşülür ve bu perdede bûselikli bir asma karar yapılır. Bu şekilde dügâh perdesinde ikinci çeşit bir bûselik dizisi meydana gelir. Güçlü hüseynî perdesindeki hicazlı yarım karardan sonra dügâh perdesinde bûselikli asma kararın yapılması hisar-bûselik makamına bir geçkidir. Bu arada hüseynî-aşiran perdesinde de bir hicaz dörtlüsü bulunduğuna göre hüseynî-aşiran ile hüseynî perdeleri arasında bir hümâyun dizisi meydana gelmiş olur. Fakat hüseynî-aşirandaki hicazın yedeni zirgüleli olduğundan bu diziye zirgüleli hümâyun dizisi demek doğru olur. Gerek dügâhtaki bûselik gerekse hüseynî-aşirandaki zirgüleli hümâyunun iç içe girmesi, sûzidil makamının gerçekte birleşik bir makam olduğunu gösterirse de makamın çıkış noktası şed yoluyla olduğu için Arel-Ezgi nazariyatında şed makamlar sınıfına konulmuştur. Ancak gerçek şudur ki bu makamdaki hemen bütün eserler hüseynî-aşiranda yedeni zirgüleli olan bir hümâyun dizisiyle karar eder (bu açıdan bakıldığında, bütün şed ve hatta basit makamlarda sürekli olarak karşılaşılan bu köklü değişiklikler Arel-Ezgi nazariyatındaki basit makamlar, şed makamlar, birleşik makamlar sınıflamasının ne derece doğru bir tasnif olduğu ve istisnasız bütün makamların birleşik olup olmadığı konusu düşünülmeye değer bir husustur).


Sûzidil makamının donanımına fa için koma, sol ve re için bakiye diyezleri konulur ve gerekli değişiklikler eser içinde gösterilir. Portenin altındaki bakiye diyezli re (kaba nîm-hisar) perdesini yeden olarak kullanan makamın dizisini meydana getiren seslerin isimleri pestten tize doğru hüseynî-aşiran, dik acem-aşiran, nîm-zirgüle, bûselik, çârgâh, nîm-hisar veya nevâ ve hüseynîdir. Genişlemiş kısımda ise dik-acem, nîm-şehnaz, muhayyer ve tiz bûselik perdeleri yer alır.

Makamın seyrine tiz durak hüseynî perdesi civarından başlanır. Bu perde eksen olmak üzere bütün dizide ve genişlemiş bölgede karışık gezinilip hüseynî perdesinde zirgüleli hicaz çeşnisiyle yarım karar yapılır. Bu arada gerekli yerlerde diğer asma kararlar da gösterilerek dügâh perdesine bûselik çeşnisiyle düşülür, bu perdede yapılan asma kararla hisar-bûselik makamı sona erdirilir. Nihayet hüseynî-aşiran perdesine hicaz dörtlüsü ile düşülüp bu perdede kaba nîm-hisar perdesi yeden olarak kullanılarak tam karar yapılır.

Abdülhalim Ağa’nın ağır düyek, Tanbûrî Ali Efendi’nin devr-i kebîr peşrevleri; Abdülhalim Ağa’nın saz semâisi; Hacı Sâdullah Ağa’nın, “Beni ey gonca-fem bülbül-sıfat nâlân eden sensin” mısraıyla başlayan ağır semâisi; Tanbûrî Ali Efendi’nin, “Ceyhûn arayan dîde-i giryânımı görsün” mısraıyla başlayan yürük semâisi; Şemseddin Ziyâ Bey’in sengîn semâi usulünde, “Ey gonca açıl zevkini sür fasl-ı bahârın”, Leon Hancıyan’ın curcuna usulünde, “Cânâ gam-ı aşkınla perîşan gezer oldum”, Tanbûrî Ali Efendi’nin aksak usulünde, “Her bir bakışınla neşe buldum”, Leylâ Saz’ın ağır aksak usulünde, “Âsuman ağlar hem inler girye-bâr oldukça ben” mısralarıyla başlayan şarkıları; Zekâi Dede’nin Mevlevî âyiniyle düyek usulünde, “Yüce sultanım derde dermânım”, Hamâmîzade İsmâil Dede Efendi’nin düyek usulünde, “Ey derde derman dermânım Allah” ve Selahattin Demirtaş’ın, “Ey pâdişâh-ı lem-yezel v’ey kādir ü hayyü’l-ezel” mısralarıyla başlayan ilâhileri bu makamın örnekleri arasındadır.

BİBLİYOGRAFYA
Abdülbâki Nâsır Dede, Tedkîk ü Tahkîk (nşr. Yalçın Tura), İstanbul 2006, s. 50-51; Hâşim Bey, Mûsikî Mecmuası, İstanbul 1280, s. 41-42; Tanbûrî Cemil Bey, Rehber-i Mûsikî, İstanbul 1321, s. 61-62; Suphi Ezgi, Nazarî-Amelî Türk Musikisi, İstanbul 1933-40, I, 246-247; IV, 267; Hüseyin Sâdeddin Arel, Türk Mûsıkîsi Nazariyatı Dersleri (haz. Onur Akdoğu), Ankara 1991, s. 349; İsmail Hakkı Özkan, Türk Mûsikîsi Nazariyatı ve Usûlleri Kudüm Velveleleri, İstanbul 2006, s. 273-275.
Bu madde TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 2010 yılında İstanbul'da basılan 38. cildinde, 5-7 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde okumak ister misiniz?
BAŞKA BİR MADDE GÖSTER