TİCÂNÎ, Ahmed b. Muhammed

أحمد بن محمّد التجاني
Müellif:
TİCÂNÎ, Ahmed b. Muhammed
Müellif: KADİR ÖZKÖSE
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
Baskı Tarihi: 2012
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 11.07.2020
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/ticani-ahmed-b-muhammed
KADİR ÖZKÖSE, "TİCÂNÎ, Ahmed b. Muhammed", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/ticani-ahmed-b-muhammed (11.07.2020).
Kopyalama metni
1150’de (1737) Cezayir’in Tilimsân (Tlemsen) bölgesindeki Aynimâzî kasabasında doğdu. Bölgeye göç eden dedesi burada yaşayan Berberî Ticâne kabilesinden bir kadınla evlendiğinden ailesi Ticânî nisbesiyle tanındı. Hayatı hakkındaki bilgilerin büyük bir kısmı halifelerinden Ali Harâzim’in 1217 (1802) yılında tamamlayıp kendisine sunduğu Cevâhirü’l-meʿânî ve yine halifelerinden İbnü’l-Müşrî’nin Kitâbü’l-Câmiʿ adlı eserlerine dayanmaktadır. Kendi ifadesine göre soyu Hz. Hasan’a ulaşır. Ticânî on altı yaşında iken Aynimâzî’de müderrislik yapan babasını ve annesini veba salgınında kaybetti. Kur’an, hadis, Mâlikî fıkhı ve edebî ilimleri Tilimsân’da okuduktan sonra Fas’a gitti. Burada Kādirî, Şâzelî, Nâsırî tarikatlarının zikir halkalarına katıldı. Fas’ta Şeyh Ahmed Habîb b. Muhammed’in, Sahrâ şehirlerinden Abîd’de beş yıl süreyle Sîdî Abdülkādir b. Muhammed’in hizmetinde bulundu. Ardından Tunus’a gidip Azvâvî Zâviyesi’nde Halvetî şeyhi Mahmûd b. Abdurrahman’ın sohbetlerine devam etti. Bir yıl sonra Kahire’de Halvetî şeyhi Mahmûd el-Kürdî ile tanıştı. Şevval 1187’de (Aralık 1773) Mekke’ye ulaşıp hac görevini yerine getirdi ve iki yıl Mekke’de kaldı. Bu sırada Hindistanlı Şeyh Ahmed b. Abdullah ile tanıştı. İki aylık beraberliğin ardından vefat eden Ahmed b. Abdullah, Ticânî’yi yerine halife olarak bıraktı. Medine’de Muhammed b. Abdülkerîm es-Semmân ile görüşüp kendisinden Semmâniyye icâzeti aldı. Hac dönüşü tekrar Mısır’a uğrayan Ticânî, şeyhi Mahmûd el-Kürdî’den icâzet alıp halife sıfatıyla Cezayir’e döndü.

Tilimsân’da sohbet ve irşad hizmetleriyle dikkati çeken Ticânî, faaliyetlerinden kuşkuya kapılan Osmanlı Cezayir Beyi Muhammed b. Osman tarafından tutuklandı. Ardından Cezayir şehirlerinde ikamet etmemesi şartıyla serbest bırakıldı. 1782’de Tilimsân’dan ayrılan Ticânî, Sahrâ bölgesine gidip Sîdîebîsemgūn kasabasına yerleşti. Bu arada Tâze şehrinde Derkāviyye tarikatının pîri Ebû Hâmid Mevlâ Ahmed el-Arabî’yi ziyaret etti. Ticânî aynı yıl Sîdîebîsemgūn’da mânevî keşfe nâil olduğunu, tarikatına ait evrâd ve ezkârın rüyasında bizzat Hz. Peygamber tarafından kendisine öğretildiğini söyler. Olayın gerçekleştiği 1782 yılı Ticâniyye tarikatı mensuplarınca tarikatın kuruluş tarihi olarak kabul edilir.

Ticânî, Sahrâ’da yeterince yayıldığını düşündüğü tarikatını daha geniş coğrafyalara ulaştırmak amacıyla Fas’a gitmek için Ekim 1789’da Ebîsemgūn’dan ayrıldı. Fas’a yerleştikten birkaç yıl sonra bir müridini Fas Sultanı Mevlây Süleyman’a göndererek Cezayir yönetiminden duyduğu rahatsızlıktan dolayı ülkesine sığındığını ve kendisiyle görüşmek istediğini bildirdi. Mevlây Süleyman Ticânî’ye özel konut tahsis etti ve kendisi de müridleri arasına katıldı. Sultanın Ticânî’ye duyduğu saygı ve gösterdiği itibar Fas ulemâsını rahatsız etti. Ulemâdan İbn Kîrân onun şeyhlik iddiasını yalanladı. Ulemânın bu düşmanca tutumuna rağmen Ticâniyye tarikatı Fas’ta iyice kökleşti. 1814’te Aynimâzî’yi ziyaret edip tekrar Fas’a döndü. Fas’ta ikamet ettiği yaklaşık yirmi altı yıl boyunca halifeleri vasıtasıyla tarikatını bütün Kuzey Afrika’ya yaydı ve yerine halifelerinden Sîdî Ali b. Îsâ et-Temmâsî’yi tayin etti. Tarikat şeyhliğinin Temmâsî ailesiyle kendi oğulları arasında münâvebe ile sürdürülmesini vasiyet eden Ticânî Fas’ta vefat etti ve buraya defnedildi. Ticânî erken yaşlarda evlendiği hanımından kısa bir süre sonra ayrıldı. Ardından evlendiği eşinden büyük oğlu Muhammed el-Kebîr, diğer bir eşinden küçük oğlu Muhammed (Habîb) es-Sagīr dünyaya gelmiş, bunlar tarikatın tarihinde önemli fonksiyonlar icra etmiştir.

Ahmed et-Ticânî eser sahibi olmadığı için görüşleri, başta Ali Harâzim olmak üzere halifelerinin yazdığı kitaplar aracılığıyla günümüze ulaşmıştır. Bu eserlerden onun Muhyiddin İbnü’l-Arabî’nin kutub, kutbü’l-aktâb, hâtemü’l-velâye, hakîkat-i Muhammediyye gibi fikirlerinin etkisi altında bulunduğu, kendisini bu makamların vârisi olarak gördüğü, bu sebeple ulemâ tarafından tenkit edildiği, onlara sert cevaplar verdiği öğrenilmektedir. Ticânî ile görüşen tarihçi Abdüsselâm en-Nâsırî onun çok etkili bir şahsiyet olduğunu, dinî emirlerin yerine getirilmesini ve kişinin zâhiri kadar bâtınını da temizlemesini temel ilke edindiğini belirtir. Bir müridine gönderdiği mektupta insanın üstün mânevî derecelere ulaşsa da kulluk sınırından dışarı çıkamayacağını söyler ve Allah’ın emirlerine aykırı hareket etmekten kaçınmayı, gece gündüz istiğfarda bulunmayı tavsiye eder. Hz. Peygamber’in cennete ilk gireceklerden olacağına dair kendisine güvence verdiğini, kalbinde kendisine karşı zerre kadar sevgi besleyenlerin de bu daire içinde yer aldığını, düşmanlık edenlerin bu kurtuluştan nasip alamayacağını söyler (Jamil M. Abun-Nasr, The Tijaniyya, s. 43-44). Zâhidâne bir hayat yaşamak için bütün malını tasadduk etmek isteyen zengin bir müridine hayır severlikte ifrata kaçmamasını, servetini korumasını, ancak servetin kendisini Allah’tan koparmamasına dikkat etmesini, müridlerine de bu dünyada mutlu ve zengin olmaya çalışmalarını söylemesi onun zühd anlayışını yansıtması bakımından önemlidir.

Ticâniyye Tarikatı. Ahmed et-Ticânî, şeyhi Mahmûd el-Kürdî’den Halvetiyye hilâfeti alıp Cezayir’e döndüğünde bir Halvetî şeyhi sıfatıyla irşad faaliyetine başlamış, Ebîsemgūn’da mânevî keşfe nâil olup Hz. Peygamber tarafından kendisine irşad yetkisi verildiğini söyledikten sonra hiçbir tarikatla ilgisi bulunmadığını bildirip tarikatına Tarîkat-ı Ahmediyye/Muhammediyye adını vermiştir. Bu sebeple Ticânî kaynaklarında tarikatın bir silsilesi olduğu kabul edilmez, silsile Hz. Peygamber ve Ahmed et-Ticânî ile başlatılır. Bu sebeple mensupları Ticâniyye diye anılmaya başlanmış ve bu ad yaygınlık kazanmıştır. Osmanlı tasavvuf kaynaklarında Mahmûd el-Kürdî’nin silsilesi Şeyh Hifnî, Kutbüddin el-Bekrî, Karabaş Velî, Şâbân-ı Velî vasıtasıyla Halvetiyye’ye ulaştığından Ticâniyye Halvetiyye’nin bir kolu olarak gösterilmektedir (Tomar-Halvetiyye, s. 85). Bu silsileyi Ali Harâzim, Ahmed et-Ticânî’nin teberrüken aldığı Halvetî silsilesi diye kaydeder (Cevâhirü’l-meʿânî, I, 43-44). Ömer b. Saîd el-Fûtî de Ahmed et-Ticânî’nin önceleri bir Halvetî şeyhi iken bizzat Hz. Peygamber tarafından irşad görevi verildikten sonra tarikatını kurduğunu ve adının Tarîkatü’l-Ahmediyye Muhammediyye-İbrâhîmiyye/Hanîfiyye/Ticâniyye olduğunu söyler (Rimâḥu ḥizbi’r-raḥîm, I, 190-191). Sağ veya ölü diğer tarikatlara mensup herhangi bir velînin ziyaret edilmesinin yasak olması Ticâniyye’nin kayda değer bir özelliğidir.

Ticâniyye tarikatında âdâb ve erkânın temelini Ahmed et-Ticânî’nin Hz. Peygamber’den aldığı kabul edilen “Salâtü’l-fâtih” ve “Cevheretü’l-kemâl” adlı iki kısa salavat oluşturur. Ticânî dervişlerinin uygulamakla yükümlü oldukları üç evrâd türü vardır. Bunların ilkine vird, ikincisine vazife, üçüncüsüne hadra (hazret) adı verilir. Vird sabah ve akşam günde 100 istiğfar, 100 salavât-ı şerîfe, 100 kelime-i tevhid okumaktan ibarettir. Herhangi bir salavatı okumak câiz olmakla birlikte Salâtü’l-fâtih’i okumak daha faziletlidir. Otuz defa “estağfirullāhi’l-azîm ellezî lâ ilâhe illâ hüve’l-hayyü’l-kayyûm”, elli Salâtü’l-fâtih, 100 kelime-i tevhid ve on iki Salâtü cevhereti’l-kemâl okumaya vazife denir. Vazife günde bir veya iki defa okunur. Ahmed et-Ticânî, Cevheretü’l-kemâl’in günde yetmiş defa tekrarlandığında Hz. Peygamber ve dört halifenin orada mânen hazır bulunup evrâdın okunuşuna katıldıklarını söyler. Hadra cuma günleri ikindi namazı cemaatle kılındıktan sonra gerçekleştirilir; bu sırada 1000 veya 1500 defa kelime-i tevhid yüksek sesle zikredilir. Hz. Peygamber’in öğrettiği Salâtü’l-fâtih ve Cevheretü’l-kemâl’in diğer tarikatların mensuplarınca okunan virdlerden daha faziletli sayıldığına ve Ticânî olmayanların bunları okusalar dahi faydalanamayacaklarına inanılır.

Ahmed et-Ticânî’nin vefatından sonra vasiyeti üzerine yerine geçen Sîdî Ali b. Îsâ et-Temmâsî, Ticânî’nin oğulları Muhammed el-Kebîr ve Muhammed es-Sagīr’in Fas’tan Aynimâzî’ye gitmelerini istemiş, kendisi, doğum yeri olan Güney Cezayir’in Sûf bölgesinde Temmâsîn şehrindeki Tamalhat Zâviyesi’ne gidip irşad faaliyetine başlamıştır. Onun şeyhliği döneminde gönderdiği halifeler vasıtasıyla Ticâniyye Tunus’un Cerîd bölgesinde, Tevârik vasıtasıyla Sahrâ kabileleri arasında yayılmıştır. Öte yandan Aynimâzî’de Ticânî’nin oğulları çevresinde geniş bir Ticânî dervişleri grubu oluşmuş ve Aynimâzî, Ali b. Îsâ et-Temmâsî’nin başında yer aldığı Tamalhat Zâviyesi’nden sonra tarikatın bölgedeki ikinci merkezi haline gelmiştir. Bu sırada Cezayir’e hâkim olan Osmanlı idarecileri Ticânîler’in güvenini kazanmak için Muhammed el-Kebîr’i görüşmeye davet etmiş, ancak Muhammed’e Türkler’in kendisini öldürmeyi planlandığının bildirilmesi üzerine, daha önce babasının Osmanlı yöneticileri tarafından Cezayir’den çıkarıldığını hatırlayan Muhammed el-Kebîr bu davete uymamıştır. Aynimâzî 1820 ve 1822 yıllarında Osmanlı kuvvetleri tarafından kuşatılmış ve şehir Osmanlılar’ın kontrolü altına girmiştir. Bu durum Ticânîler’le Osmanlı yetkilileri arasındaki gerginliğin artmasına yol açmıştır. Osmanlı yetkililerinin vergilerini düzenli biçimde ödemeyi sürdürdükleri müddetçe Ticânîler’e birtakım imtiyazlar vermesine rağmen gerginlik giderek tırmanmıştır. Muhammed el-Kebîr, 1826’da Osmanlılar’a karşı askerî bir harekât başlatmak amacıyla Mashara’ya gitmiş, burada Emîr Abdülkādir el-Cezâirî’nin babası, Kādirî şeyhi Muhyiddin’e bağlı Benî Hâşim kabilesi reisleriyle Cezayir valisine karşı isyan için anlaşmıştır. Benî Hâşim ile Ticânîler arasındaki ittifakı öğrenen Cezayir Valisi Hasan Paşa, Garis vahasına gelmiş ve Benî Hâşim kabilesinin bir kısmını isyandan vazgeçmeye ikna etmiştir. Kendisini destekleyen Benî Erba kabilesinden 300 kişiyle yalnız kalan Muhammed el-Kebîr ve birkaç müridi savaşa girmekten çekinmemiştir. Muhammed el-Kebîr yakalanıp bir süre hapsedildikten sonra idam edilmiş, kılıcı İstanbul’a II. Mahmud’a gönderilmiştir (1827).

Kardeşinin ölümü üzerine Muhammed es-Sagīr, Ticâniyye’nin Aynimâzî kolu şeyhi olmuştur. 1830 yılından itibaren Cezayir’in Osmanlılar’ın kontrolünden çıkması, ülkenin güneyinde bir Ticânî devleti kurmak isteyen Aynimâzî Ticânîleri’ni memnun etmiştir. 1832’de Emîr Abdülkādir, Fransız işgaline karşı yürütülecek savaşta Cezayir’deki kabileler tarafından lider seçilmiştir. Fakat Muhammed el-Kebîr’in Abdülkādir’in mensup olduğu Benî Hâşim’in kendisini terketmesinden dolayı öldüğünü düşünen Aynimâzî Ticânîleri, Emîr Abdülkādir’in otoritesi altına girmeyi kabul etmemiştir. Emîr Abdülkādir, Muhammed es-Sagīr’den Aynimâzî’ye vekil olarak tayin ettiği el-Hâc el-Arabî’ye itaat etmesini istemiş, Muhammed es-Sagīr bunu kabul etmeyince Aynimâzî, Emîr Abdülkādir’e bağlı kuvvetler tarafından kuşatılmıştır. Altı ay süren kuşatma sonunda taraflar arasında anlaşma sağlanmıştır (1838). Şehri terkeden Muhammed es-Sagīr ertesi yıl tekrar direniş başlatmış ve Emîr Abdülkādir’e karşı Fransızlar’ın desteğini almaya çalışmıştır. Muhammed es-Sagīr, babasının kendi yerine tayin ettiği Tamalhat Zâviyesi şeyhi Sîdî Ali et-Temmâsî’nin 1844 yılında vefatının ardından Ticâniyye tarikatının ikinci postnişini olmuş ve aynı yıl Tamalhat’ı ziyaret etmiştir. Muhammed es-Sagīr’in bu sırada Mağrib sultanının oğluna gönderdiği, Fransız işgal güçlerinden duyduğu rahatsızlığı dile getiren mektupların Fransızlar’ın eline geçmesi, onun Cezayir halklarını kendilerine karşı kışkırtmasından çekinen Fransızlar’ı tedirgin etmiştir. Fransız sömürge idaresi başkanı 1847’de Aynimâzî’yi ziyaret etmiş ve Muhammed es-Sagīr tarafından ağırlanmıştır. Muhammed es-Sagīr’in ölümünden (Receb 1270 / Nisan 1854) sonra Sîdî Ali et-Temmâsî’nin büyük oğlu Sîdî Muhammed el-Îd tarikatın liderliğine seçilmesiyle Ticâniyye şeyhliği tekrar Temmâsî ailesine geçmiştir. Sîdî Muhammed el-Îd de babası gibi Fransız işgal güçleriyle çatışmaya girmek yerine iyi ilişkiler sürdürmeyi tercih etmiştir.

Öte yandan Aynimâzî Zâviyesi’nin şeyhliğine Muhammed es-Sagīr’in oğlu Sîdî Ahmed geçmiş, onun Aynimâzî Zâviyesi postuna oturmasıyla Muhammed es-Sagīr’in Fransızlar’la kurduğu bir anlamda zoraki temaslar gerginleşmeye başlamıştır. Evlâd-ı Sîdî eş-Şeyh kabilesinin Fransızlar’a karşı başlattığı direnişi Ticânîler de desteklemiştir. Bunun üzerine Şubat 1869’da Aynimâzî’ye hücum eden Fransızlar, Sîdî Ahmed ve kardeşi Beşîr’i almıştır. Sîdî Ahmed, 1870’te Fransız makamlarının kendisi hakkında duyduğu kuşkuları gidermek amacıyla Paris’e gitmiş, Aurel Picard adlı bir kadınla evlenip ertesi yıl Cezayir’e dönmüştür. 1876’da Tamalhat Zâviyesi şeyhi Muhammed el-Îd’in ölümünden sonra Aynimâzî Zâviyesi mensupları Sîdî Ahmed’i Ticâniyye’nin tek lideri olarak ilân etmiş, bu girişim karşısında Temmâsîn Ticânîleri, Muhammed el-Îd’in küçük oğlu Muhammed es-Sagīr’i şeyhlik makamına getirmiştir. Sîdî Ahmed, tarikatın tek merkezden yönetilmesini sağlamak amacıyla görüşmeler yapmak üzere kardeşi Beşîr’i 1884’te Temmâsîn’e göndermiştir. Ticânî ailesiyle Sîdî Ali et-Temmâsî ailesi arasında şeyhlik konusunda münâvebe yoluyla süregelen iyi ilişkiler, Tamalhat Zâviyesi mensuplarının Sîdî Ahmed’in tek liderliğini kabul etmemeleri üzerine bozulmuştur. Sîdî Ahmed vefat edince (Nisan 1897) Aynimâzî Ticânîleri kardeşi Sîdî Beşîr’i tarikatın yeni şeyhi seçmiş, Sîdî Beşir ağabeyinin ölümünden sonra Madame Aurel ile evlenmiştir. 1933’te ölen Aurel’in hayatının son yıllarında müslüman olduğu bildirilmektedir. 1870’li yıllarda Tamalhat Zâviyesi Ticânîleri ile Aynimâzî Zâviyesi Ticânîleri arasında meydana gelen ihtilâf XX. yüzyılda da devam etmiştir. Ancak bu ihtilâfa rağmen Ticâniyye zayıflamayıp bu iki zâviyeden bağımsız şeyhler vasıtasıyla Afrika’da çok geniş bir coğrafyaya yayılma imkânı bulmuştur.

Ticâniyye, Tunus’ta Ahmed et-Ticânî’nin halifelerinden Mahmûd el-Menâî ile âlim ve şair İbrâhim er-Riyâhî tarafından yayılmıştır. Riyâhî 1828’de Tunus başmüftüsü, daha sonra Zeytûne Medresesi başmüderrisi olmuştur. Başta Mehmed Sâdık Paşa olmak üzere Tunus beyleri tarikatına intisap ederek onu desteklemiştir. XIX. yüzyılın sonunda bütün Mağrib şehirlerinde Ticânî zâviyeleri kurulmuş, Merakeş, Ticâniyye’nin Mağrib’deki en önemli merkezi haline gelmiştir. Ancak tarikat daha çok Berberîler’in meskûn bulunduğu Sûs’ta Muhammed b. Ahmed el-Kansûsî’nin gayretleriyle yayılmıştır. Mağrib Ticânîleri, Aynimâzî ve Temmâsîn zâviyeleri arasında gerginliğin oluştuğu dönemde bağımsız hareket etmeye çalışmıştır. Öte yandan Ahmed et-Ticânî’nin Tilimsân Zâviyesi’ne tayin ettiği Sîdî Tâhir, Ticânî’nin ölümünün ardından şeyhliğin kendisine geçtiğini söylemiş, Ahmed et-Ticânî’nin soyuna mensup Aynimâzî şeyhlerinin Fransızlar’la iyi ilişkiler içinde bulunmasına ve izlediği siyasî çizgiye karşı çıkmış, yazdığı risâleleri Fas bölgesindeki Ticânîler’e göndererek onları bu duruma tepki göstermeye çağırmıştır.

Senegal’in güneyindeki Halvar’da doğan el-Hâc Ömer el-Fûtî, Ticâniyye tarihinin en önemli isimlerinden biridir. 1825’te hac sırasında Mekke’de Ahmed et-Ticânî’nin Hicaz bölgesi halifesi Şeyh Muhammed el-Gālî’ye intisap ederek üç yıl hizmetinde bulunduktan sonra Batı Afrika’ya halife sıfatıyla gönderilen Ömer el-Fûtî etkili bir irşad faaliyeti sonunda müridlerinden oluşturduğu 30.000 kişilik ordusuyla 1852 yılında Fransızlar’a karşı cihad hareketi başlatmış, cihad ve fetih seferleri neticesinde binlerce putperestin müslüman olmasını sağlamıştır. Ticâniyye’yi Senegal’den Tinbüktü ve Sierra Leone’ye kadar yayan el-Hâc Ömer, Tekrûr Devleti diye anılan bağımsız siyasî bir birlik meydana getirmiş ve 1864 yılında Mâsînâ’da cephede savaşırken şehid düşmüştür. el-Hâc Ömer’in Rimâḥu ḥizbi’r-raḥîm ʿalâ nüḥûri ḥizbi’r-racîm adlı eseri Ticâniyye’nin temel kitaplarından biridir. Kurduğu devlet oğulları tarafından Fransızlar’ın bölgede hâkimiyeti ele geçirdiği 1893-1894 yıllarına kadar varlığını sürdürmüştür.

Ticâniyye, Moritanya’ya bu bölgede doğan Muhammed el-Hâfız el-Muhtâr tarafından götürülmüştür. Mekke’den dönüşünde Fas’ta Ahmed et-Ticânî’ye intisap eden Muhammed el-Hâfız (ö. 1830), irşad faaliyeti için gönderildiği ülkesinde Ticâniyye’yi Hz. Ali soyundan geldiğini iddia eden İdev Ali kabilesi mensupları arasında yaymıştır. Ticâniyye tamamen Ticânî olan bu kabilenin yanı sıra diğer kabileler arasında da yayılarak Moritanya’nın millî tarikatı haline gelmiştir. İdev Ali kabilesi Ticâniyye’nin Batı Sudan ve Senegal’de yayılmasında önemli rol oynamıştır. İdev Ali Ticânîleri, tarikatın diğer ülkelerdeki temsilcileriyle temas kurmak amacıyla Mısır ve Mağrib şehirlerine seyahatler düzenlemiştir. Ahmed b. Emîn eş-Şinkītî (ö. 1913) Moritanyalı önemli Ticânî âlim ve müelliflerindendir.

el-Hâc Ömer el-Fûtî’nin yanı sıra el-Hâc Mâlik Siy ve Muhammed Hâfız’ın halifesi Mevlûd Fâl, Ticâniyye’nin Senegal’de yayılmasını sağlayan önemli isimlerdir. el-Hâc Mâlik Siy, Fransız hâkimiyeti altında bulunan ülkesinde eğitimini üstlendiği modern eğitim kurumları tesis etmeye çalışmış, halifelerinin faaliyetleriyle Ticâniyye XX. yüzyılda Senegal’de güçlü bir siyasî akım haline gelmiştir. Moritanya, Nijer, Nijerya, Gambia, Gine Bissau, Fildişi Sahili, Gana ve Togo’da geniş bir mürid kitlesi bulunan İbrâhim Niyâs da Senegalli önemli bir Ticânî şeyhidir. Batı Afrika’da etkili olan Ticânî şeyhlerinden Şeyh Hamallah, Fransızlar’a karşı mücadeleye girişen Ticâniyye’ye diğer müslüman grupların katılması için çalışmıştır. 1935 yılında gözaltına alınıp Fransa’ya götürülen Şeyh Hamallah’ın iki yıl sonra ülkesine dönmesine izin verilmiştir. 1940’ta Cezayir’de tutuklanıp on yıl hapse mahkûm edilmiş, 1942’de Cezayir’den Fransa’ya götürülmüş ve ertesi yıl burada kaldırıldığı hastahanede vefat etmiştir. Şeyh Hamallah, mensuplarınca Ticâniyye’nin Hamâliyye kolunun kurucusu kabul edilir (bk. HAMÂLİYYE).

Ticâniyye, II. Abdülhamid’i ziyaret eden bazı Ticânî şeyhleri vasıtasıyla İstanbul’da çok sınırlı da olsa tanınma imkânı bulmuştur. Ticâniyye’nin Sudan’da yayılmasını sağlayan Şeyh Muhammed Muhtâr, Dârfûr Sultanı Ali Dînâr’ın elçisi olarak İstanbul’a gelmiştir. II. Abdülhamid’in Ticâniyye’nin bütün Afrika’daki yaygınlığından İslâm birliği siyaset bağlamında yararlanmak istediği, 1897’de İstanbul’a gelen Sîdî Muhammed el-Ubeydî ile görüştüğü ve İstanbul’da bir Ticânî zâviyesi açıldığı kaydedilmektedir. Ancak son dönemlerde hazırlanan İstanbul tekkelerine dair listelerde Ticâniyye tarikatına ait bir tekke görünmemektedir. Bununla birlikte 1342 (1923) yılında İstanbul’da basılan Risâle-i Evrâd-ı Ticâniyye’nin kapağında, risâlenin Eyüp Baba Haydar mahallesindeki Ticânî dergâhı postnişini, Fetvâhâne-i Âlî müsevvidlerinden Mehmed Can Zeki Efendi tarafından hazırlandığı kaydedilmektedir. Bu bilgiye dayanılarak adı geçen dergâhın İstanbul’da faaliyet gösteren ilk ve tek Ticânî dergâhı olduğu söylenebilir. İstanbul’a gelen diğer Ticânî şeyhi Muhammed b. Fâzıh, Abdülhamid tarafından karşılanmış, padişah kendisine bütün Osmanlı eyaletlerinde seyahat etme hakkı tanıyan bir belge vermiştir. Ticâniyye Türkiye’de, 1906’da Ankara’da doğup hukuk tahsili yapan Kemal Pilavoğlu’nun Ticânî şeyhi olduğu iddiasıyla 1940’lı yıllarda ortaya çıkmasından sonra gündeme gelmiştir. Müridlerinin giriştiği bazı siyasal ve provokatif eylemler sebebiyle 1952’de yargılanıp mahkûm edilen Kemal Pilavoğlu mecburi ikamete tâbi tutulduğu Bozcaada’da vefat etmiştir (1977). Ticâniyye üzerine Batı’da çok sayıda çalışma yapılmıştır (önemlileri için bk. bibl.).

BİBLİYOGRAFYA
M. Tayyib b. M. el-Hasenî, el-İfâdetü’l-Aḥmediyye li-mürîdi’s-saʿâdeti’l-ebediyye, Kahire 1971; Ali Harâzim el-Mağribî, Cevâhirü’l-meʿânî ve bulûġu’l-emânî fî feyżi seyyidî Ebi’l-ʿAbbâs et-Ticânî, Kahire 1397-99/1977-79, I-II; Ömer b. Saîd et-Fûtî, Rimâḥu ḥizbi’r-raḥîm (Ali Harâzim el-Mağribî, Cevâhirü’l-meʿânî içinde); Harîrîzâde, Tibyân, I, vr. 210b; M. Rinn, Marabouts et Khouan: Etude sur l’Islam en Algérie, Alger 1884, s. 416-452; M. el-Arabî es-Sâih, Buġyetü’l-müstefîd li-şerḥi Münyeti’l-mürîd, Kahire 1393/1973; Tomar-Halvetiyye, s. 85; Mehmed Can Zeki, Risâle-i Evrâd-ı Ticâniyye, İstanbul 1342; Hüseyin Vassâf, Sefîne, IV, 207-212; Ahmed b. Muhyiddin et-Ticânî eş-Şinkītî, el-Fütûḥâtü’r-rabbâniyye fi’t-terbiyeti’t-Ticâniyye, Kahire 1952; J. S. Trimingham, A History of Islam in West Africa, Oxford 1970; a.mlf., The Sufi Orders in Islam, Oxford 1971, tür.yer.; a.mlf., The Influence of Islam upon Africa, London 1980; Ahmed el-Ayâşî Sükeyrec, Refʿu’n-niḳāb baʿde keşfi’l-ḥicâb ʿammen telâḳā maʿa’ş-Şeyḫ et-Ticânî mine’l-aṣḥâb, Rabat 1971; Seyyid Muhammed eş-Şinkītî, Mevlidü’t-Ticânî, Kahire, ts.; B. G. Martin, “A Short History of the Khalwati order of Dervishes”, Scholars, Saint and Sufis (ed. N. R. Keddie), Berkeley-Los Angeles 1972, s. 275-305; a.mlf., Sömürgeciliğe Karşı Afrikada Sufi Direniş (trc. Fatih Tatlılıoğlu), İstanbul 1988, s. 65-67, 91-129; a.mlf., “Ticânîler ve Muhalifleri: Gana ve Togo’daki İslamla İlgili Yeni Gelişmeler”, İslâm Dünyasında Tarikatlar (nşr. A. Popovic-G. Veinstein, trc. Osman Türer), İstanbul 2004, s. 541-558; Mervyn Hiskett, The Development of Islam in West Africa, London 1984, s. 250-254; L. Brenner, West African Sufi, London 1984, s. 35-45; Amadou Makhtar Samb, Introduction à la Tariqah tidjaniyya, ou voie sprituelle de Cheikh Ahmad Tidjani, Dakar 1994; Abdülazîz el-Âyidî et-Ticânî, el-Beyân ve’t-tebyîn ʿalâ enne’ş-şeyḫe’t-Ticânî min ekâbiri’l-ʿârifîn (nşr. Ahmed M. Hâfız et-Ticânî), Kahire 1996; Abdelaziz Benabdellah, la Tijânia: Une voie spirituelle et social, Marrakech 1999; la Tijâniyya: Un confrérie musulmane à la conquête de l’Afrique (ed. J.-L. Triaud-D. Robinson), Paris 2000; Ahmed el-Ezmî, eṭ-Ṭarîḳatü’t-Ticâniyye fi’l-Maġrib ve’s-Sûdâni’l-ġarbî, Muhammediye 1421/2000, I-III; Jamil M. Abun-Nasr, The Tijaniyya, London 1965; a.e.: Son Dönem Tasavvuf Akımlarından Ticâniyye ve Tekrûr Hareketi (trc. Kadir Özköse), Ankara 2000; a.mlf., “al-Tid̲j̲ānī”, EI2 (İng.), X, 463-464; a.mlf., “Tid̲j̲āniyya”, a.e., X, 464-466; Mustafa Tekin, “Ticanîlik”, Modern Türkiye’de Siyasî Düşünce: İslâmcılık (haz. Yasin Aktay), İstanbul 2004, s. 260-263; Abdurrahman Kân, el-Ḥâc ʿÖmer el-Fûtî ve ḥareketühû fî ġarbi İfrîḳa: 1797-1864, Dakar-Senegal, ts.; Ubeyde b. Muhammed et-Tîşîtî, Mizâbü’r-raḥmeti’r-rabbâniyye fi’t-terbiye bi’t-tarîḳati’t-Ticâniyye, Beyrut 2008; W. M. Johnson, “The Tijaniyya Sufi Brotherhood Amongst the Idaw ‘Ali of the Western Sahara”, The American Journal of Islamic Studies, I, Plainfield 1984, s. 79-81; S. M. Lliteras, “The Tijaniyya Tariqa in Cape Town”, Journal for Islamic Studies, XXVI, South Africa 2006, s. 71-91; R. Seeseman, “Three Ibrāhīms: Literary Production and Remarking of the Tijaniyya Sofi Order in Twentieth-Century Sudanic Africa”, WI, XLIX (2009), s. 299-333; Pervâne Urûcniyâ, “Ticâniyye”, Dânişnâme-i Cihân-ı İslâm, Tahran 1380/2002, VI, 557-560; Ali Rızâ İbrâhim, “Tîcâniyye”, DMBİ, XVI, 616-620.
Bu madde TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 2012 yılında İstanbul'da basılan 41. cildinde, 130-133 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde okumak ister misiniz?
BAŞKA BİR MADDE GÖSTER