ABDÜLKĀDİR-i BELHÎ

عبد القادر بلخي
Müellif:
ABDÜLKĀDİR-i BELHÎ
Müellif: NİHAT AZAMAT
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
İlk Yayın Tarihi: 1988
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 27.02.2020
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/abdulkadir-i-belhi
NİHAT AZAMAT, "ABDÜLKĀDİR-i BELHÎ", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/abdulkadir-i-belhi (27.02.2020).
Kopyalama metni
Belh yakınlarındaki Kunduz’da doğdu. Özkent Hükümdarı Burhâneddin Kılıç’ın soyundan gelen Nakşibendî-Müceddidî şeyhi Seyyid Süleyman Efendi’nin oğludur. 1855’te Belh’te meydana gelen karışıklıklar yüzünden, üç yüz kadar müridiyle ülkesinden hicret etmek zorunda kalan babasıyla birlikte İran ve Irak yoluyla Anadolu’ya geçip Konya’ya geldi (1859). Dinî ilimleri, Arapça ve Farsça’yı babasından öğrendi. Konya’da yirmi yaşlarında iken İbnü’l-Arabî’nin el-Fütûḥâtü’l-Mekkiyye’sini okuyup bitirdi. Dört yıl kadar Konya’da kaldıktan sonra Bursa’ya giden aile, Sultan Abdülaziz’in Şeyh Süleyman Efendi’yi davet etmesi üzerine İstanbul’a ulaştı. Şeyh Süleyman Efendi 1867’de Eyüp Nişancası’ndaki Şeyh Murad Buhârî Dergâhı meşihatına tayin edildi. Abdülkādir, babasının ölümünden sonra bu tekkenin şeyhliğine getirildi (1887). Kırk altı yıl bu görevde kaldı. 17 Mart 1923’te vefat etti. Cenaze namazı Eyüp Camii’nde kılındı ve Şeyh Murad Dergâhı’nın hazîresinde babasının yanına defnedildi.

Seyyid Abdülkādir-i Belhî, Nakşibendî-Müceddidî icâzetini babasından aldı. İstanbul’a geldiği ilk yıllarda, Hamza Bâlî’nin ölümünden sonra Hamzaviyye adını alan Bayramî Melâmîliği’ni temsil eden Bekir Reşad Efendi’ye (ö. 1875) intisap etti. Zâhiren Nakşibendî-Müceddidî olarak görünmekle birlikte Hamzavîliğin prensiplerine sıkı sıkıya bağlı kaldı. Bekir Reşad Efendi’den sonra uzun yıllar İstanbul’da Hamzavî kutb*u olarak tanındı. Üçüncü devre Melâmîliği adı verilen Nakşibendî Melâmîliği’nin kurucusu Muhammed Nûrü’l-Arabî İstanbul’a geldiğinde kendisini sık sık ziyaret ederek tarikatını Abdülkādir-i Belhî’ye tasdik ettirmek istediyse de münasebetleri dostluk çerçevesinde kaldı. Hamzavîlik Cumhuriyet döneminde oğlu Ahmed Muhtar’da (ö. 1933) kesintiye uğradı. Aralarında Bahariye Mevlevîhânesi şeyhi Hüseyin Fahreddin Dede, Ferruh Çelebi ve çelebilik makamını temsil eden Abdülhalim Çelebi gibi ileri gelen kişiler bulunmasına rağmen, Mevlevîler’in çoğu Abdülkādir-i Belhî’yi kutub kabul etmişlerdir.

Eserleri. 1. Esrârü’t-tevḥîd. Mesnevi tarzında yazılmış 223 beyitlik Farsça bir eserdir. İhvan*ından Selânik Valisi Mehmed Nâzım Paşa tarafından nazmen tercüme edilmiştir (İstanbul 1331). Müellif hattı nüsha Sefînetü’l-evliyâ’nın içinde yer almaktadır. 2. Divan. Şiirlerinde Gulâm-ı Kādir ve Belhî mahlaslarını kullanan Abdülkādir-i Belhî’nin Farsça, Çağatayca ve Anadolu Türkçesi’yle yazdığı şiirlerden meydana gelen büyük bir divanı vardır. Ancak bu şiirler edebiyat açısından değil, daha çok tasavvuf bakımından önemlidir. Divanı dışındaki eserlerinde bulunan beyit sayısı ise otuz beş binin üzerindedir. 3. Yenâbîʿu’l-ḥikem. On bir bin beyitten meydana gelen bu tasavvufî eserin yazılışı 1902’de tamamlanmıştır. 4. Künûzü’l-ʿârifîn. Tasavvufî hal ve makamları açıklayan 5453 beyitlik Farsça mesnevi tarzında bir eser olup 1905’te yazılmıştır. 5. Gülşen-i Esrâr. 6876 beyitlik bir eserdir. A. Gölpınarlı’nın, Abdülkādir-i Belhî’nin oğlu Ahmed Muhtar’da gördüğünü söylediği yukarıda adı geçen dört eserin bugün nerede olduğu bilinmemektedir (bu eserler için bk. A. Gölpınarlı, s. 183-187). 6. Sünûḥât-ı İlâhiyye ve İlhâmât-ı Rabbâniyye. 2260 beyitten meydana gelen eserin Abdülkādir-i Belhî’nin kendi hattıyla olan nüshası İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi’ndedir (İbnülemin, nr. 3360). İbnülemin, adı geçen bu eserlerin dışında Şems-i Raḫşân ve Şümûs-i Esrâr adlı iki eseri daha olduğunu söyler. Abdülkādir-i Belhî’nin eserlerinin hepsi manzumdur.

BİBLİYOGRAFYA
Hüseyin Vassâf, Sefîne, II, 227-230; İbnülemin, Son Asır Türk Şairleri, s. 7-8; Abdülbâki Gölpınarlı, Melâmîlik ve Melâmîler, İstanbul 1931, s. 182-187; S. Nüzhet Ergun, Türk Şairleri, İstanbul 1936-45, I, 229-233; Muharrem Hilmi Şenalp, “Eyüpsultan’da Şeyh Murad Külliyesi”, Lâle, sy. 1, İstanbul 1982, s. 22-26; T. Yazıcı, “ʿAbdal-Qāder Balk̠ī”, EIr., I, 131-132.
Bu madde ilk olarak 1988 senesinde İstanbul'da basılan TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 1. cildinde, 231-232 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde gösterilmektedir.