ESAD EFENDİ, Uryânîzâde

Müellif:
ESAD EFENDİ, Uryânîzâde
Müellif: Ş. TUFAN BUZPINAR
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
İlk Yayın Tarihi: 1995
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 24.08.2019
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/esad-efendi-uryanizade
Ş. TUFAN BUZPINAR, "ESAD EFENDİ, Uryânîzâde", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/esad-efendi-uryanizade (24.08.2019).
Kopyalama metni

İstanbul’da doğdu. II. Mahmud dönemi kadılarından Mehmed Said Efendi’nin oğludur. XVII. yüzyılda İstanbul’a gelip yerleşen Kilisli meşhur âlim Osman el-Uryânî’nin soyundan geldiği için Uryânîzâde lakabıyla anılır. Reîsülkurrâ Hoca Abdullah Efendi, Abdülkadir Bey ve Hoca İsmâil Efendi’den dinî, edebî ve aklî ilimleri tahsil eden, ayrıca hat dersleri de alan Ahmed Esad Efendi 1246’da (1830) Fetvahâne yazıcıları arasına katıldı. Serez, Halep, Kastamonu, Manastır ve Şam kadılıkları sırasında beraberinde bulunduğu ve nâibliğini yaptığı babasının 1264’te (1848) Şam’da vefat etmesinden sonra İstanbul’a döndü. 1853’te Eyüp, bir yıl sonra Üsküdar ve 1855’te tekrar Eyüp kadılıklarında bulundu. Ertesi yıl bilâd-ı hamse pâyesiyle Edirne kadısı ve 1858’de Medine kadısı oldu. Daha sonra Harem-i şerif tamirat müdürlüğünü de üstlendi ve o sırada devam etmekte olan tamir işlerinin 1861’de tamamlanmasını sağladı. Bu başarısından dolayı kendisine İstanbul pâyesi verildi. 1862’de İstanbul’a döndükten sonra Meclis-i Tedkîkāt-ı Şer‘iyye üyesi, 1863’te kassâm-ı askerî, 1864’te sadreyn (Anadolu ve Rumeli kazaskerliği) müsteşarı ve 1866’da İstanbul kadısı oldu. Bu görevleri sırasında Meclis-i Tedkîkāt-ı Şer‘iyye üyeliği de devam etti. İstanbul kadılığından sonra Bursa müfettiş hükkâmlığına getirildi ve bu görevi sırasında 1870’te Anadolu kazaskerliği pâyesini aldı. Aynı yıl İstanbul’da Meclis-i İntihâb-ı Hükkâmü’ş-şer‘ başkanlığına ve buna ilâve olarak Meclis-i Tedkîkāt-ı Şer‘iyye başkan vekilliğine tayin edildi. Bu görevlerinden istifasından bir yıl önce 1875’te Rumeli kazaskerliği pâyesini almıştı. 1876’da bütün görevlerinden istifa ederek sakin bir hayat yaşamak istediyse de çok geçmeden Âyan Meclisi üyeliğine seçildi. Şeyhülislâm Ahmed Muhtar Beyefendi’nin görevinden ayrılması üzerine de 4 Aralık 1878’de şeyhülislâm tayin edildi. 17 Ocak 1889’da bu görevde iken vefat etti ve Eyüp’te Ebüssuûd Efendi hazîresi karşısındaki özel kabrine defnedildi. Daha sonra da üzerine bir türbe yapıldı. Tek oğlu olan Muhammed Hâlid de babasından bir buçuk yıl sonra ölmüştür.

Murassa‘ Osmânî, Murassa‘ Mecîdî, murassa‘ imtiyaz nişanları sahibi olan Esad Efendi mûnis, çalışkan ve bulunduğu görevde kendisinden bekleneni veren bir kişiydi. Saltanat makamı ile ilişkilerinde oldukça dikkatli davranırdı. Harem-i şerif’in onarımı sırasındaki titiz çalışmaları ile hem Sultan Abdülmecid’in hem de Abdülaziz’in teveccühünü kazandığı gibi şeyhülislâmlığı döneminde de II. Abdülhamid’in güvenini kazanmıştı. Özellikle aynı gün göreve başladığı Sadrazam Tunuslu Hayreddin Paşa’nın Mes’ûliyyet-i Vükelâ Kanunu’nu çıkararak saray ve hükümdar karşısında Bâbıâli’yi güçlendirme çabalarına hararetle karşı çıkışı II. Abdülhamid tarafından takdirle karşılanmıştı. 28 Temmuz 1879’da Esad Efendi ile aralarında bu konuda çıkan sert tartışma sonucunda Tunuslu Hayreddin Paşa istifa etti. Şeyhülislâmlığı süresince saltanat ve hilâfet haklarının savunuculuğunu yapan Esad Efendi vekiller heyetinde her işe karışmaz, ancak karıştığı işlerde sözünü dinletirdi. Şüphenin yaygın olduğu bir dönemde ulemâ sınıfı hakkında padişahın güvenini kazanması ve jurnalcileri mümkün olduğu kadar meşihattan uzak tutması itibarını arttırdı. Ancak onun döneminde teşkilât bakımından meşihatta önemli gelişmeler sağlandığı söylenemez. Meşihat teşkilâtının etkinliğinin arttırılması, şer‘iyye görevlilerinin kalitesinin yükseltilmesi, dinin korunması ve yayılması gibi konularda çeşitli teklifler yapılmışsa da bu dönemde herhangi bir yeniliğe gidilmemiştir. Onun tavrı, mevcut teşkilâtla yapılabileni yapmaya çalışmak şeklinde kendini göstermiştir. Esad Efendi’nin fetvalarının bir kısmı İlaveli Mecmûa-i Cedîde’de bulunmaktadır (s. 4, 9-10).


BİBLİYOGRAFYA

Ali el-Murtazâ, İlâveli Mecmûa-i Cedîde, İstanbul 1326-29, s. 4, 9-10, ayrıca bk. tür.yer.

, s. 609-612.

, I, 344.

Abdurrahman Şeref, Tarih Musâhabeleri (İstanbul 1339), Ankara 1985, s. 249-250.

Ali Rıza – Mehmet Galip, XII. Asr-ı Hicrî’de Osmanlı Ricâli, İstanbul 1977, II, 60-65.

, IV, 555.

, s. 692, 910, 1016.

Abdülkadir Altunsu, Osmanlı Şeyhülislâmları, Ankara 1972, s. 212-215.

İhsan Süreyya Sırma, L’Institution et les biographies des Šayḫ al-Islam sous le règne du Sultan Abdülhamid II: 1876-1909 (doktora tezi, 1973), Université des Sciences Humaines de Strasburg, s. 97-113.

Atillâ Çetin, Tunuslu Hayreddin Paşa, Ankara 1988, s. 222, 260-261.

Bu madde ilk olarak 1995 senesinde İstanbul'da basılan TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 11. cildinde, 346 numaralı sayfada yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde gösterilmektedir.