HADÎDÎ - TDV İslâm Ansiklopedisi

HADÎDÎ

حديدي
Müellif:
HADÎDÎ
Müellif: NECDET ÖZTÜRK
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
Baskı Tarihi: 1997
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 12.08.2022
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/hadidi
NECDET ÖZTÜRK, "HADÎDÎ", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/hadidi (12.08.2022).
Kopyalama metni

Asıl adı belli olmayıp Hadîdî mahlası ile şöhret kazanmıştır. Hakkında bilgi veren şuarâ tezkireleriyle öteki kaynakların yanı sıra kendisi de eserinde sadece Hadîdî mahlasını zikreder. Hadîdî’nin bu mahlası bazı kaynaklara göre baba mesleğinin, bazılarına göre ise kendi sanatının demircilik olmasına dayanır. Hayatıyla ilgili bilgiler az ve yetersizdir. Eserindeki bir ifadeden II. Bayezid devrini (1481-1512) idrak ettiği anlaşılmaktadır. Yine kendi ifadesine göre ataları, Süleyman Paşa’nın maiyetinde Rumeli’ye ilk geçenler arasında bulunmuş, Keşan ve Ferecik’in fethine katılmışlardır. Kendisi de Ferecik’te doğmuştur.

Hadîdî’nin 906’da (1500-1501) Süleyman Paşa Camii’nin minaresindeki kitâbeyi kaleme aldığı ve 1516’da Süleyman Paşa vakıflarının nâzırı olduğu bilinmektedir (, nr. 77, s. 442). Ölüm tarihi ise belli değildir. Kafzâde Fâizî’ye (Zübdetü’l-eş‘âr, vr. 36b) ve muhtemelen ondan nakilde bulunan Riyâzî’ye göre (Tezkire, vr. 137b) Kanûnî Sultan Süleyman devrinin başlarında ölmüştür. Şairin, eserinin son taraflarında Sultan Süleyman’ın henüz çok genç, kendisinin ise çok yaşlı olduğunu belirtmesi bu müelliflerin verdiği bilgiyi doğrular mahiyettedir. Sicill-i Osmânî’de (II, 110) Hadîdî’nin 940’ta (1533-34) öldüğü kaydedilirse de nereden alındığı belli olmayan bu tarih ihtiyatla karşılanmalıdır. Osmanlı Müellifleri ile (III, 45) ondan naklen Babinger’in eserinde ([Üçok], s. 67) 967’de (1559-60) Tırhala kadısı iken vefat ettiğinin belirtilmesi de yanlıştır. Çünkü bu tarihte Tırhala’da kadı olarak Pârepârezâde Ahmed Efendi bulunmaktaydı. Ahmet Efendi’ye de manzum bir Osmanlı tarihi izâfe edilmektedir (Atâî, s. 20-21; , I, 284).

Hadîdî’nin günümüze ulaşan tek eseri manzum Osmanlı tarihidir. Kitabının sonlarında gazellerinin bulunduğu bir divanından bahsederse de zamanımızda bunun varlığını gösterebilecek bir kayıt mevcut değildir. Ancak bazı tezkirelerden başka bir şiir mecmuası ile (TSMK, Hazine, nr. 1073, vr. 53b-54a) Edirneli Nazmî’nin XVI. yüzyılın ilk yarısı içinde tertip ettiği Mecmau’n-nezâir’inde (Nuruosmaniye Ktp., nr. 4222) muhtelif şiirlerinin yer alması, söz konusu divanın varlığına delâlet edecek mahiyettedir. Hadîdî’nin özel bir ad vermediği tarihini Sehî Bey ve Latîfî Tevârîh-i Âl-i Osmân şeklinde kaydettikleri gibi Mehmed Zaîm de Câmiu’t-tevârîh’ini yazarken kaynak olarak kullandığı eseri aynı adla zikreder. Hadîdî’den faydalanan Matrakçı Nasûh, Hoca Sâdeddin, Peçuylu İbrâhim ve vak‘anüvis Ahmed Vâsıf, eserin adını kayda gerek görmeden sadece yazarının ismini anmakla yetinirler. Kâtib Çelebi eseri Târîh-i Âl-i Osmân olarak kaydetmiştir. Hammer ise bu manzum tarihin adını, yazılış tarzını göz önünde tutarak Şehnâme-i Âl-i Osmân şeklinde vermekte ([Atâ Bey], I, 30), Bursalı Mehmed Tâhir de eseri, muhtemelen Türkçe tercümesini gördüğü Hammer gibi adlandırmaktadır. Osmanlı Devleti’nin kuruluş döneminden şairin yaşadığı zamana kadarki devreyi içine alan ve müelliflerince özel bir ad konulmamış olan Osmanlı tarihlerinin genellikle “Tevârîh-i Âl-i Osmân” adıyla anıldığı göz önünde tutulursa Hadîdî’nin eserinin de böyle umumi bir isim taşıdığını kabul etmek yanlış olmaz.

Hezec bahrinde yazılmış olan Tevârîh-i Âl-i Osmân 6646 beyittir. Esas tarih kısmına girmeden önce geleneğe uyarak eserine tevhid, münâcât ve na‘tla başlayan müellif daha sonra kitabın telif sebebine geçer; ardından Kanûnî Sultan Süleyman’ın methine dair iki uzun manzume yer alır. Bu hükümdara sunmak istediği eserini ona takdim etmeye Latîfî’ye göre fırsat veya imkân bulamamıştır.

Hadîdî, 937’de (1530-31) tamamladığı tarihine Osmanlı hânedanının ceddi Süleyman Şah’a dair klasik rivayetle başlamakta ve eserini 1523’te Makbul İbrâhim Paşa’nın sadârete gelişi bahsiyle sona erdirmektedir. Kendi çağından önceki zamanların olaylarını daha evvel yazılmış Osmanlı tarihlerinden faydalanarak kaleme almıştır. Fakat Âşıkpaşazâde Târihi dışında faydalandığı kaynakları açıkça belirtmemektedir. Bununla birlikte onun, Neşrî ile Oruç Bey tarihleri kadar anonim “Tevârîh-i Âl-i Osmân”ları kaynak olarak kullandığı anlaşılmaktadır. Hadîdî, kendisinin içinde yaşadığı II. Bayezid devri hususunda başka bir esere başvurmaya gerek kalmadığını ifade etmekteyse de bu padişah döneminin büyük bir kısmını yine Âşıkpaşazâde’den istifade etmek suretiyle yazmıştır. Yavuz Sultan Selim ve Kanûnî dönemlerini ise doğrudan doğruya kendi duyduklarına ve gözlemlerine dayanarak yazdığı söylenebilir.

Hadîdî’nin eserinde Osmanlı para tarihine ve Osmanlı Türkleri’nin Rumeli’de gerçekleştirdikleri ilk fetihlere dair orijinal sayılabilecek bilgiler bulunmaktadır. Meselâ ilk Osmanlı akçesinin Orhan Gazi döneminde değil Osman Gazi zamanında basılmış olduğunu ve günümüzde Yunanistan sınırları içinde kalan Ferecik’in Orhan Bey devrinde Rumeli fâtihi Süleyman Paşa tarafından fethedildiğini Hadîdî’den öğrenmekteyiz. Ayrıca eserinin mevcut nüshalarının çoğunun harekeli oluşu, Osmanlı tarihinin ilk devirlerine ait bazı yer adlarının doğru olarak tesbitinde araştırmacılara kolaylık sağlamaktadır.

Bazı tasvirlerde daha sanatlı bir üslûp kullanmaya özenen tarihçinin edebî zevkinin yüksek olduğu söylenebilir. Tevârîh-i Âl-i Osmân, devrinin konuşma dilinden zengin unsurlar taşıyan bir Türkçe ile yazılmıştır. Hadîdî’nin, Âşık Çelebi ve Kınalızâde Hasan Çelebi tarafından beğenilmeyen şairlik yönünü Sehî ve Latîfî takdir etmektedir. Hoca Sâdeddin Efendi eseri ağır bir dille eleştirmekle beraber yine de ondan faydalanmaktan geri kalmamıştır.

Beşi Türkiye’de olmak üzere toplam yedi nüshası bilinen Tevârîh-i Âl-i Osmân (Süleymaniye Ktp., Esad Efendi, nr. 2081; İÜ Ktp., TY, nr. 1268; Beyazıt Devlet Ktp., Veliyyüddin Efendi, nr. 3449/152; Millet Ktp., Ali Emîrî, Manzum, nr. 1317; Tercüman Gazetesi Ktp., nr. Y-162; British Museum, Or., nr. 12896; Berlin Devlet Ktp., nr. 206) Necdet Öztürk tarafından neşredilmiştir (bk. bibl.).


BİBLİYOGRAFYA

, nr. 77, s. 442.

Hadîdî, Tevârîh-i Âl-i Osman: 1299-1523 (haz. Necdet Öztürk), İstanbul 1992, hazırlayanın önsöz ve girişi, s. XVI-LII, ayrıca bk. tür.yer.

, vr. 93a.

, s. 127-129.

, vr. 86a.

, I, 281.

Beyânî, Tezkire, İÜ Ktp., TY, nr. 2568, vr. 23b.

Kafzâde Fâizî, Zübdetü’l-eş‘âr, İÜ Ktp., TY, nr. 1646, vr. 36b.

Riyâzî, Tezkire, İÜ Ktp., TY, nr. 4098, vr. 137b.

, I, 217 vd.

, I, 3.

, s. 20-21.

, I, 284.

, s. XLV.

, I, 30.

a.mlf., , II, 403.

, II, 110.

, III, 45-46.

, s. 59-60.

, s. 67.

, I, 148-149.

Abdülkadir Özcan, “Historiography in the Reign of Süleyman the Magnificent”, The Ottoman Empire in the Reign of Süleyman the Magnificent (ed. Tülay Duran), İstanbul 1988, s. 176-177.

Günay Kut, Tercüman Gazetesi Türkçe Yazmalar Kataloğu, İstanbul 1989, s. 170-171.

Ludwig Forrer, “Handschriften osmanischer Historiker in Istanbul”, , XXVI (1942), s. 183.

Necdet Öztürk, “Ferecek’in Süleyman Paşa Tarafından Fethine Dair”, , sy. 4 (1989), s. 141.

“Hadîdî Çelebi”, , XVIII, 297.

V. L. Ménage, “Ḥadīdī”, , III, 22-23.

“Hadîdî Çelebi”, , IV, 4.

Bu madde TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 1997 yılında İstanbul’da basılan 15. cildinde, 14-16 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde okumak ister misiniz?
BAŞKA BİR MADDE GÖSTER