İBN ASÂKİR, Ebü’l-Kāsım

أبو القاسم ابن عساكر
İBN ASÂKİR, Ebü’l-Kāsım
Müellif: MUSTAFA SABRİ KÜÇÜKAŞCI, CENGİZ TOMAR
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
İlk Yayın Tarihi: 1999
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 19.11.2019
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/ibn-asakir-ebul-kasim
MUSTAFA SABRİ KÜÇÜKAŞCI, CENGİZ TOMAR, "İBN ASÂKİR, Ebü’l-Kāsım", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/ibn-asakir-ebul-kasim (19.11.2019).
Kopyalama metni
499 Muharreminde (Eylül 1105) Dımaşk’ta doğdu. Babası Hasan b. Hibetullah gibi Kureyş soyundan gelen anne tarafı da ilim ve mârifetiyle tanınıyordu; annesinin babası Ebü’l-Fazl Yahyâ b. Ali el-Kureşî Dımaşk kadılığı yapmıştı. Ebü’l-Kāsım Ali b. Hasan’dan önce sülâlesinde İbn Asâkir lakabıyla anılan kimse bulunmamakta, ona da ölümünden sonraki yıllarda ilk defa Ebü’l-Ferec İbnü’l-Cevzî tarafından tesbit edilen bu lakabın (el-Muntaẓam, X, 261) neden verildiği bilinmemektedir (Zehebî, Aʿlâmü’n-nübelâʾ, XX, 555); Sıbt İbnü’l-Cevzî ise lakabın İbn Asâkir’in anne tarafından geldiğini kaydeder (Mirʾâtü’z-zamân, VIII, 336). Daha sonra onun Kur’an ilimleri, nahiv ve fıkıh alanlarında yetiştirdiği âlimlerle temayüz eden, Dımaşk’ın idarî ve kültürel tarihinde, özellikle Dımaşk Şâfiî ekolünün ortaya çıkmasında önemli roller üstlenen ahfadına da Benî Asâkir denilmiştir.

İbn Asâkir ilk bilgilerini ailesinden aldı. Dedesi Ebü’l-Fazl Yahyâ’dan Arap dili ve belâgatı, Ebü’l-Hasan Ali es-Sülemî’den fıkıh okudu. İbn Asâkir’in fıkha ilgi duymasında Dımaşk kadısı olan Ebü’l-Meâlî Muhammed b. Yahyâ ile Ebü’l-Mekârim Sultan b. Yahyâ adlı dayılarının da rolü vardır. Kur’an, hadis, fıkıh ve usul dersleri aldığı hocaları arasında Ebû Tâhir Muhammed b. Hüseyin el-Hınnâî, İbn Sa‘dûn el-Kurtubî, İbn Ebû Ya‘lâ, Ebü’l-Hasan Ali b. Hasan el-Muvâzînî, Ebû Ali İbn Nebhân, Ebü’l-Kāsım Ali b. İbrâhim en-Nesîb, İbn Kīrât diye bilinen Sübey‘ b. Müsellem ile Ebû Muhammed Hibetullah İbnü’l-Ekfânî de bulunmaktadır. İbn Asâkir’in yetiştiği dönemde yeteri kadar hadis öğrenmeyen kimsenin fıkıh tahsiline başlamasına izin verilmediği için onun erken yaşlardan itibaren hadis ilmiyle uğraşmış olması gerekir. Hadis rivayet ettiği kişilerden bazıları şöyle sıralanabilir: Abdülazîz b. Ahmed el-Kettânî, Haydere b. Ali, Ebü’l-Hasan Ali b. Ahmed b. Kubeys, Ebû Muhammed Hibetullah İbnü’l-Ekfânî, Zâhir b. Tâhir ve Tâhir b. Sehl el-İsferâyînî. İbn Asâkir’in eğitim ve öğretim hayatında Emeviyye Camii’nin önemli bir yeri vardır. Hocalarının evlerine ve Şâfiî fıkhının okutulduğu Gazzâliyye Zâviyesi ile Emîniyye Medresesi dahil şehirdeki diğer eğitim müesseselerine de giden İbn Asâkir Emeviyye Camii’nde kurulan her ders halkasına devam etmeye özen gösteriyor ve burada dışarıdan gelen âlimlerle tanışarak onlardan da faydalanıyordu.

520 (1126) yılı, yirmi bir yaşına gelen ve artık şöhreti çevresinde yavaş yavaş yayılan İbn Asâkir’in hayatında yeni bir dönemin başlangıcıdır. Bir yıl önce babasını kaybeden müellif, Dımaşk’taki Bâtınî hareketlerinin artmasından da rahatsızlık duyarak hadis âlimlerinden hadis öğrenmek, ezberlediği hadisleri kendilerine okumak ve icâzet almak amacıyla diğer ilim merkezlerini dolaşmaya karar verdi ve ilk önce ağabeyi Sâinüddin ile birlikte, VI. (XII.) yüzyılda hâlâ İslâm dünyasının önemli kültür merkezlerinden biri olan, Selçuklular’ın Büveyhî hâkimiyetine son vermelerinden (Ramazan 447 / Aralık 1055) sonra Sünnî tedrisatın tekrar yaygınlaştığı Bağdat’a gitti. Ertesi yıl da buradan ayrılarak Hicaz’a geçti ve İslâm dünyasının çeşitli bölgelerinden hacca gelen âlimlerle Mekke ve Medine’de temas kurarak bilgi alışverişinde bulundu; özellikle Gazâl diye bilinen Abdullah b. Muhammed el-Mısrî ve Abdülhallâk b. Abdülvâsi‘ el-Herevî’den hadis dinledi. Hac dönüşü Bağdat’ta Nizâmiye Medresesi başta olmak üzere eğitim ve öğretim faaliyeti yapılan yerlerde fıkıh, hadis, usul ve nahiv derslerine katıldı. Ebü’l-Hasan Ali b. Abdülvâhid ed-Dîneverî, Hibetullah b. Abdullah eş-Şürûtî, Karategin b. Es‘ad, Ebû Gālib İbnü’l-Bennâ ve Ebû Sa‘d el-Bağdâdî’den hadis, Ebû Sa‘d İsmâil b. Ahmed el-Kirmânî’den ilm-i hilâf dersleri aldı (Yâkūt, XIII, 76). Derslerde gösterdiği basiret ve konulara yaptığı katkılar Bağdat’ta kısa sürede şöhretinin yayılmasına sebep oldu. Bu sırada Irak’ın kuzeyindeki Musul, Rahbe, Cizre (Cezîretü İbn Ömer), Diyarbekir ve Mardin şehirlerine ilmî seyahatler yaptı. 525’te (1131) Dımaşk’a dönerek evlendi ve iki yıl sonra oğlu Kāsım dünyaya geldi (Târîḫu Dımaşḳ: Terâcimü’n-nisâʾ, s. 321).

İbn Asâkir, 529’da (1135) son büyük ilmî seyahatini hadisçilik açısından önemli bir merkez olan Horasan bölgesine yaptı ve İsfahan, Merv, Nîşâbur, Herat gibi ilim merkezlerini dolaştı. Bu sırada Kitâbü’l-Ensâb müellifi Abdülkerîm es-Sem‘ânî ile tanıştı ve seyahatinin bir bölümünü onunla beraber gerçekleştirdi. Sem‘ânî birlikte hadis dinlediklerini, onun vasıtasıyla icâzet aldığını ve el-Muʿcemü’l-müştemil’inden faydalandığını yazar (et-Taḥbîr, I, 291, 321, 383). İbn Asâkir, bu seyahatinde Horasan ve çevresindeki otuz dört şehri ziyaret ederek (Yâkūt, XIII, 75) İslâm dünyasının doğusundaki âlimlerle tanışmış ve bilgi alışverişinde bulunmuştu. Bu yolculuklar sırasında erkek kadın ayırımı yapmaksızın pek çok âlimden hadis aldığı ve 1300 erkek, seksen kadından hadis dinlediği rivayet edilmektedir (a.g.e., XIII, 76). Onun, Kitâbü’l-Erbaʿîne’l-büldâniyye ve el-İşrâf ʿalâ maʿrifeti’l-eṭrâf gibi bazı kitaplarını da bu günlerde tasnif veya telif ettiği görülür (el-İşrâf, vr. 2a-6b; İbn Hallikân, III, 309).

533’te (1139) Horasan seyahatini tamamlayan İbn Asâkir Bağdat’ta iki yıl daha kaldıktan sonra Dımaşk’a döndü ve ömrünün geri kalan kısmını burada eserlerini yazıp öğrencilerini yetiştirmekle geçirdi. Derslerini 566’dan (1171) itibaren, 549’da (1154) Dımaşk’ı ele geçiren Nûreddin Mahmud Zengî’nin kendisi için yaptırdığı Dârü’l-hadîsi’n-Nûriyye’de verdi (Ebû Şâme, I, 23; Makrîzî, II, 375; Nuaymî, I, 98-100). Taḳviyetü’l-münne ʿalâ inşâʾi Dâri’s-sünne adlı eseri, muhtemelen bu medresede okutmuş olduğu ders notlarının bir araya gelmiş şeklidir. Dârü’l-hadîs’in kurulması ve İbn Asâkir’in ders vermesiyle birlikte şehirde kültür hayatı yeniden canlandı ve İslâm dünyasının çeşitli bölgelerinden buraya ilim yolculukları başladı. VI (XII) ve VII. (XIII.) yüzyıllarda onun soyundan gelenler bu müessesede ders vermeyi sürdürdüler. İbn Asâkir, Selâhaddîn-i Eyyûbî’nin Dımaşk’a girişinden bir müddet sonra 11 Receb 571’de (25 Ocak 1176) vefat etti ve sultanın da katıldığı cenaze namazının ardından Bâbüssagīr Mezarlığı’nda babasının yanına defnedildi (İbn Hallikân, III, 311).

Ağır başlı ve mütevazi kişiliğiyle tanınan İbn Asâkir boşa vakit geçirmez ve namazlarında da cemaatten hiç geri kalmazdı. Ailesinin zenginliği sebebiyle maddî sıkıntı çekmemiş ve ömrü boyunca ilim dışında hiçbir işle meşgul olmamıştır. Nûreddin Zengî âlimlere yakınlık gösterirken özellikle onu her meclisinde hazır bulundurmuş, o da bundan duyduğu memnuniyeti eserlerinde yer yer dile getirmiştir. Selâhaddîn-i Eyyûbî’nin de Dımaşk’a girmesinden itibaren tutumu aynı olmuş ve İbn Asâkir onun meclislerinde yine başköşeye oturtulmuştu. Her iki hükümdarın da onunla ilmî sohbetlere girdiği ve İbn Asâkir’in gerektiğinde kendilerini tenkit ettiği bilinmektedir.

İbn Asâkir keskin zekâsı, geniş hadis bilgisi, zühd ve takvâsı ile tanınır. Kültürlü ve yüksek seviyeli bir aileden gelmesinin sağladığı geniş imkânlar sebebiyle dönemin en seçkin hocalarının yanında çok iyi bir tahsil görmüş, dinî ilimlerin hemen hemen tamamına ilgi duymakla birlikte hadis ve tarih sahasında yazdıklarıyla meşhur olmuştur. Hadisleri anlama, ezberleme, rivayetlerdeki gizli kusurları (ilel) tanıma, sahih, garîb, ferd ve münker rivayetleri bilme konusunda dönemin önde gelen hadis hâfızlarından biriydi. Diğer meslektaşlarından ayrıldığı en önemli nokta ezberlediği hadisleri tasnif etmiş olmasıdır. Hadislerin hem metinlerini hem de senedlerini iyi bilen İbn Asâkir bu sahada çeşitli eserleri bir araya getirmiştir; bundan dolayı ilimde hadisçilik tarafı daima öne çıkmıştır. İbn Asâkir, eserlerinde verdiği her bilgiyi muhaddislerin metoduna uyarak senediyle birlikte nakletmiştir. Onun başlıca özelliği, faydalandığı eserleri birbirleriyle karşılaştırması ve lafızlarını tashih etmesidir. Yaptığı ilim yolculukları yetişmesinde ve ilmini geliştirmesinde etkili olmuş, bilhassa Horasan seyahati sırasında pek çok hadis âliminden icâzet almıştır. Ancak onun bu seyahatinden önce de hadis topladığı bilinmektedir; Târîḫu medîneti Dımaşḳ’ında babasından rivayet ettiği hadislere yer vermesi bu işe ne kadar erken başladığını gösterir. İbn Asâkir, Tirmizî’nin el-Câmiʿu’ṣ-ṣaḥîḥ’inin İbnü’l-Arâbî ile birlikte iki önemli râvisinden biridir. İslâm dünyasının pek çok bölgesinden hadisçiler ondan hadis almak için Dımaşk’a gelmişlerdir. Kendisinden hadis alanlar arasında oğlu Kāsım, yeğeni Ebû Mansûr İbn Asâkir, Abdülkerîm b. Muhammed es-Sem‘ânî, Ruhâvî, Tâceddin İbn Hameveyh, Mekkî b. Müsellem, Ebü’l-Mevâhib Hasan b. Hibetullah b. Sasrâ, Ebü’l-Kāsım Hüseyin b. Hibetullah b. Sasrâ, Emîr Seyfüddevle Ebû Abdullah Muhammed b. Gassân ve Ömer b. Abdülvehhâb b. Berâziî bulunmaktadır (Zehebî, Aʿlâmü’n-nübelâʾ, XX, 556-557). Hocalarından Hatîb Ebü’l-Fazl et-Tûsî hadis hâfızı lakabına ondan daha lâyık kimsenin olmadığını söyler. Bunun dışında İbn Asâkir’e ilmî şahsiyetine uygun olarak “sikatü’d-dîn, sadrü’l-huffâz” gibi pek çok lakap verilmiştir (Târîḫu Dımaşḳ, neşredenin girişi, I, 26-27).

İbn Asâkir hadisin yanı sıra fıkıh, tarih, ahbâr ve edebiyat konularını da ele almış, fakat genel anlamda rivayet vermeyi tercih ederek şahsî görüşlerini az açıklamıştır; zaman zaman kendi mezhebinin dışından görüş belirttiği de olmuştur. Onun en seçkin sıfatı tarihçiliğinde güvenilir, hadisçiliğinde doğru olmasıdır. İbn Asâkir mahallî tarihçilik alanında temayüz etmiş bir şahsiyettir ve bu şöhretini Târîḫu medîneti Dımaşḳ adlı eseriyle kazanmıştır. Bu alanda yapılmış en kapsamlı çalışmalardan olan ve kendi dönemine kadar yazılmış ensâb, tabakat ve tarih kitaplarındaki bilgileri bir araya getiren bu eserde Dımaşk şehrinin coğrafî ve topografik özelliklerinin yanında şehirle doğrudan veya dolaylı ilgisi olan 9000 civarında kişinin biyografisini kaydetmiştir. Nazım ve şiir müellifin yaşadığı çağda popüler edebiyat türlerinin başında geliyordu. İbn Asâkir’in ilmî seyahatlerinde faydalandığı âlimlerin kırk altısının edebî yönünün bulunduğu kaydedilir. Eserlerinde gerek kendisine gerekse başkalarına ait şiirlere yer vermesi onun şiir zevkini ve Arap edebiyatına vukufunu göstermektedir. İmâdüddin el-İsfahânî Ḫarîdetü’l-ḳaṣr’da İbn Asâkir’i Dımaşk şairleri arasına almıştır (I, 274). Döneminde revaç bulan bu tarza uyması müellifin tenkit edilmesine de sebep olmuş, Yâkūt onun şiirde zayıf olduğunu belirtirken Sem‘ânî bu konuyla ilgilenmesini gereksiz görmüştür; Ebü’l-Yümn el-Kindî ise onun şairliğiyle alay etmiştir (Yâkūt, XIII, 86).

İlmî şahsiyetinde hadisçiliği ağır basmakla birlikte İbn Asâkir kelâma dair Tebyînü keẕibi’l-müfterî, eṣ-Ṣıfât, Ẕemmü’r-Râfıża, Nefyü’t-teşbîh adlı eserleri de telif etmiş ve Eş‘ariyye’yi hararetle savunmuştur. Ona göre Allah peygamberleri ve onların sonuncusu olan Hz. Muhammed’i dünyaya hidayet önderi, Sünnî âlimleri de İslâm dinini isabetli bir şekilde anlayıp açıklayan imamlar olarak göndermiştir. Bu âlimler sayesinde müslümanlar arasında ortaya çıkan teşbih ve ta‘tîl görüşlerinin yayılması önlenmiş, böylece taraftarlarının sayıları azalmıştır. Eş‘arî bu âlimlerin başında gelir; çünkü Eş‘arî hem Kur’an ve Sünnet’e bağlı kalmış, hem de kelâm yöntemini kullanarak İslâm akaidini aklî delillerle kanıtlamayı başarmıştır. Eş‘arî, Müşebbihe ve Mücessime’yi eleştirip inkıraza uğrattığından bu zümrelerin mensuplarınca çeşitli iftira ve tenkitlere mâruz bırakılmıştır (Tebyînü keẕibi’l-müfterî, s. 25-28). Onun kendi zamanına kadar gelen Eş‘ariyye’ye mensup âlimler hakkında verdiği bilgiler kelâm tarihi açısından çok önemlidir; zira bu konuda başka kaynak yoktur. Bununla birlikte İbn Asâkir, Eş‘arî âlimlerini savunması sebebiyle İbnü’l-Cevzî ve Sem‘ânî tarafından eleştirilmiştir (el-Muntaẓam, XIII, 224-225). İbn Asâkir’in en önemli vasfı derlemeciliği olup Eş‘arîliği savunmak amacıyla yazdıklarının dışındaki bütün eserleri kendi görüşlerinden ziyade, zamanımıza ulaşmayan ve döneminde müellifi bilinmeyen bazı kitaplardan da istifade ederek o güne kadar topladığı rivayetlerin bir araya getirilmiş şeklidir (Târîḫu Dımaşḳ, neşredenin girişi, I, 30).

Eserleri. İbn Asâkir İslâm dünyasında tasnif ve telifinin çokluğu ile tanınmış bir şahsiyettir. Babasının hayatı ve eserleri hakkında Cüzʾ fî aḫbâri’l-Ḥâfıẓ İbn ʿAsâkir’i (nşr. Selâhaddin el-Müneccid, Beyrut 1980) kaleme alan oğlu Kāsım babasının altmış adet kitap yazdığını kaydederken Yâkūt bunların sayısını 134 olarak vermekte, bu sayıyı 200’e kadar çıkaranlara da rastlanmaktadır (et-Tevbe ve siʿatü raḥmetillâh, neşredenin girişi, s. 38). Bu fark, bir arada bulunan çalışmalarının ayrı ayrı düşünülmesinden ve kaynaklarda 400’ün üzerinde olduğu kaydedilen emâlîlerinden kaynaklanmaktadır. 1. Târîḫu medîneti Dımaşḳ*. Müellifin en hacimli eseridir. Hatîb el-Bağdâdî’nin Târîḫu Baġdâd’ı örnek alınarak yazılan kitap Dımaşk’a dair en geniş kaynaktır; ayrıca Halep, Ba‘lebek, Sayda gibi Suriye şehirlerinde yaşamış bazı önemli şahsiyetler hakkında da bilgi ihtiva eder. Hadisçi metoduyla kaleme alınan eserin son cildi kadın muhaddis ve şairlere ayrılmıştır. Dımaşk Zâhiriyye nüshalarının Kahire, Merakeş ve İstanbul’dakilerle eksikleri giderilerek eserin tıpkıbasımı yapılmıştır (I-XIX, Amman 1407/1987; yazmaları için bk. Selâhaddin el-Müneccid, Muʿcemü’l-müʾerriḫîne’d-Dımaşḳıyyîn, s. 38-51). Pek çok muhtasarı, zeyli ve kısmî neşirleri olan eser yayımlanmıştır (I-LXX, Beyrut 1979-1998). 2. Kitâbü’l-Erbaʿîne’l-büldâniyye (Erbaʿûne ḥadîs̱en li-erbaʿîne şeyḫan min erbaʿîne beldeten ʿan erbaʿîn min erbaʿîn li-erbaʿîn fî erbaʿîn). Abdullah b. Mübârek ile (ö. 181/797) başlayan kırk hadis (erbaîniyyât) geleneği, İbn Asâkir’in hocalarından Ebû Tâhir es-Silefî tarafından kırk ayrı yere mensup kırk hocadan rivayet edilen kırk hadis şeklinde geliştirilmiş, İbn Asâkir de buna kırk sahâbîden kırk ayrı konuda rivayet edilme durumunu ekleyerek bu eserini meydana getirmiştir. Müellif çalışmasında gezdiği coğrafyayı ve hadis aldığı hocalarını da tanıtır. Rivayetlerine Mekke’den başlar ve kırkıncı şehir olarak el-Cezîre bölgesindeki Rakka’da bitirir; bu şehirlere gidiş tarihlerini ve hadisleri ne zaman aldığını da ayrıca kaydeder. Eseri yayımlayan Selâhaddin el-Müneccid de İbn Asâkir’in hadisleri aldığı hocalarıyla dolaştığı şehirlerin adlarını ve buralarda bulunduğu tarihleri bir liste halinde kitaba eklemiştir (ed-Dirâsâtü’l-ʿArabiyye, VI/3-4 [1965], s. 209-233). Eser Mustafa Âşûr (Kahire 1409/1989) ve Muhammed Mutî‘ el-Hâfız (Beyrut-Dımaşk 1413/1992) tarafından da neşredilmiştir. 3. el-Erbaʿûn fi’l-ḥas̱s̱i ʿale’l-cihâd. Müslümanları Haçlılar’a karşı savaşa teşvik amacıyla derlenmiş cihadın faziletiyle ilgili kırk hadisi içerir. Abdullah b. Yûsuf tarafından tahkikli neşri yapılmış (Küveyt 1404/1984), ayrıca Ahmed Abdülkerîm Halevânî de eseri bir çalışmasıyla birlikte yayımlamıştır (İbn ʿAsâkir ve devrühû fi’l-cihâd żıdde’ṣ-Ṣalîbiyyîn, Dımaşk 1991). 4. Tebyînü keẕibi’l-müfterî* fîmâ nüsibe ile’l-İmâm Ebi’l-Ḥasan el-Eşʿarî. Hasan Ali b. Ahvâzî’nin (ö. 446/1055) Mesâlibü İbn Ebî Bişr el-Eşʿarî’sine karşı Eş‘arî’yi savunmak ve hakkında ileri sürülen iddiaları reddetmek için kaleme alınmıştır. Eserin Hüsâmeddin el-Kudsî (Dımaşk 1347/1928), Zâhid Kevserî (Kahire 1399/1979; Beyrut 1984, 1991) ve Abdülbâkī el-Kudsî (Beyrut 1983) tarafından yapılmış üç ayrı neşri mevcuttur. 5. Keşfü’l-muġaṭṭâ fî fażli’l-Muvaṭṭaʾ. Mâlik b. Enes’in el-Muvaṭṭaʾ adlı eserinin kıymetini ortaya koymak amacıyla yazılmış, İzzet Attâr Hüseynî (Kahire 1373/1954) ve Muhammed Mutî‘ el-Hâfız (Beyrut-Dımaşk 1992) tarafından yayımlanmıştır. 6. el-Muʿcemü’l-müştemil ʿalâ ẕikri esmâʾi şüyûḫi’l-eʾimmeti’n-nübel. İbn Asâkir bu çalışmasında kendilerinden hadis almış olduğu hocalarını bir araya toplamış ve bunlara günümüze ulaşmayan pek çok eserden faydalanarak Buhârî ve Müslim’in hocalarını da ilâve etmiştir. Zehebî kitabı özetlerken bazı eklemeler de yapmıştır. Eser Sekîne eş-Şihâbî tarafından neşredilmiştir (Dımaşk 1981). 7. Tertîbü esmâʾi’ṣ-ṣaḥâbe elleẕîne aḫrece ḥadîs̱ehüm Aḥmed b. Ḥanbel fi’l-Müsned. Kitapta Ahmed b. Hanbel’in el-Müsned’inin ilmî kıymeti, tertip ve tanzimi hakkında bilgi verildikten sonra sahâbî râviler alfabetik düzenle sıralanmakta ve rivayetlerinin el-Müsned’in hangi bölümlerinde geçtiği kaydedilmektedir. Eseri Âmir Hasan Sabrî yayımlamış (Beyrut 1409/1989) ve bu bölümlerin el-Müsned’in altı ciltlik baskısının (Kahire 1313) nerelerinde bulunduğunu belirtmiştir. 8. el-İşrâf ʿalâ maʿrifeti’l-eṭrâf. Ebû Dâvûd, Tirmizî, Nesâî ve İbn Mâce’nin sünenleri üzerine yapılmış ve sahâbî râvilere göre alfabetik sırayla düzenlenmiş bir etrâf* kitabıdır. Mukaddimesinde kısaca sünenler, etrâf kitaplarının tarihi ve yazılış sebepleriyle eserin özelliklerinden bahsedilir. Müellif, Horasan seyahati sırasında yazdığı müsveddeyi Dımaşk’a döndükten sonra İbn Mâce’yi de ekleyerek temize çekmiştir. Eserin iki ciltlik bir nüshası Süleymaniye Kütüphanesi’nde kayıtlıdır (Ayasofya, nr. 455, 456). 9. Emâlî. İbn Asâkir’in Dımaşk Emeviyye Camii’ndeki meclislerinde okuttuğu hadislerin bir araya toplanmasından meydana gelmiştir. 408 adet olduğu rivayet edilen bu meclislerin her biri ayrı bir konuya ayrılmıştı ve sadece hadisle sınırlı değildi; aralarında yahudilerin zemmine, halife ve sahâbîlerin faziletlerine dair olanlar da vardı (Yâkūt, XIII, 81, 83). Müellifin Ẕemmü men lâ yaʿmelü bi-ʿilmihî ve Ẕemmü ḳurenâʾi’s-sûʾ adlı meclisleri, Meclisân min mecâlisi’l-Ḥâfıẓ İbn ʿAsâkir fî mescidi Dımaşḳ adıyla Muhammed Mutî‘ el-Hâfız tarafından bir arada (Dımaşk 1403/1983) ve bunlardan Ẕemmü men lâ yaʿmelü bi-ʿilmihî Ali Hasan Ali Abdülhamîd (Amman 1988) ve Ahmed el-Bezre tarafından (Dımaşk 1410/1990) yayımlanmıştır. Fażlü ʿAbdillâh b. Mesʿûd’u Sekîne eş-Şihâbî (MMLADm., LVIII/4 [1983], s. 753-771), Ẕemmü ẕi’l-vecheyn ve lisâneyn’i Vefâ Takıyyüddin (a.g.e., LXI/3 [1986], s. 554-577), Fażlü Saʿd b. Ebî Vaḳḳās’ı Sekîne eş-Şihâbî (Mecelletü’t-Türâs̱i’l-ʿArabî, sy. 11-12 [1403/1983], s. 187-196), Medḥu’t-tevâżuʿ ve ẕemmü’l-kibr’i Abdurrahman en-Nablusî (Dımaşk 1413) ve et-Tevbe ve siʿatü raḥmeti’llâh’ı A. Muhammed Mansûr (Beyrut 1417/1996) yayımlamıştır (meclislerin yazma nüshaları için bk. Târîḫu Dımaşḳ: Terâcimü’n-nisâʾ, neşredenin girişi, s. 5-53; et-Tevbe ve siʿatü raḥmeti’llâh, neşredenin girişi, s. 39-44). 10. Tebyînü’l-imtinân bi’l-emr bi’l-iḫtitân. M. Fethî es-Seyyid tarafından yayımlanmıştır (Tanta 1410/1989). 11. Aḫbâr li-ḥıfẓi’l-Ḳurʾân. Mahmûd b. Muhammed el-Haddâd tarafından el-Câmiʿ fi’l-ḥas̱s̱i ʿalâ ḥıfẓi’l-ʿilm adlı eser içerisinde neşredilmiştir (Kahire 1412, s. 209 vd.). 12. el-Erbaʿûne’l-ebdâl. Zâhiriyye Kütüphanesi’ndeki (nr. 17) mecmua içerisinde bir nüshası mevcuttur.

Bunun dışında İbn Asâkir’e nisbet edilen çok sayıda eserden bazıları şunlardır: Taḳviyetü’l-münne ʿalâ inşâʾi Dâri’s-sünne, el-Muvâfaḳāt ʿalâ şüyûḫi’l-eʾimmeti’s̱-s̱iḳāt, Tehẕîbü’l-mütelemmis min ʿavâlî Mâlik b. Enes, et-Tâlî li-ḥadîs̱i Mâliki’l-ʿâlî, Mecmûʿu’r-reġāʾib mimmâ vaḳaʿa min eḥâdîs̱i Mâliki’l-ġarâʾib, el-Muʿcem li-men semiʿa minhü ev ecâze lehû, Men semiʿa minhü mine’n-nisvân, Fażlü aṣḥâbi’l-ḥadîs̱, Kitâbü’l-Müs̱els̱elât, el-Müstefîd fi’l-eḥâdîs̱i’s-sübâʿiyyeti’l-esânîd, Men vâfaḳat künyetühû künyete zevcetih, Kitâbü’l-Erbaʿîne’ṭ-ṭıvâl, Kitâbü’l-Cevâhir ve’l-leʾâlî fî ebdâli’l-ʿavâlî, Kitâbü’l-Maḳāleti’l-fâẓıḥâ li’r-risâleti’l vâziḥa, el-Ḳavlü fî cümleti’l-esânîd fî ḥâdis̱i’l-müʾeyyed, Ẕikrü’l-beyân ʿan fażli kitâbeti’l-Ḳurʾân, el-İnẕâr bi-ḥudûs̱i’z-zelâzil (İbn Asâkir’e nisbet edilen diğer eserler için bk. Yâkūt, XIII, 76-83; Zehebî, Aʿlâmü’n-nübelâʾ, XX, 558-562; Târîḫu Dımaşḳ: Terâcimü’n-nisâʾ, neşredenin girişi, s. 25-27).

BİBLİYOGRAFYA
İbn Asâkir, Târîḫu Dımaşḳ (Müneccid), neşredenin girişi, I, 4-41; a.e.: Terâcimü’n-nisâʾ (nşr. Sekîne eş-Şihâbî), Dımaşk 1986, s. 321; ayrıca bk. neşredenin girişi, s. 5-53; a.e.: es-Sîretü’n-nebeviyye (nşr. Neşât Gazzâvî), Beyrut 1404/1984, neşredenin girişi; a.mlf., et-Tevbe ve siʿatü raḥmeti’llâh (nşr. Abdülhâdî M. Mansûr), Beyrut 1417/1996, neşredenin girişi, s. 5-44; a.mlf., La description de Damas d’Ibn Asakir (trc. N. Elisséeff), Damas 1959, s. XV-XXIX; a.mlf., Tebyînü keẕibi’l-müfterî, s. 25-28; a.mlf., eş-İşrâf ʿalâ maʿrifeti’l-eṭrâf, Süleymaniye Ktp., Ayasofya, nr. 455, vr. 2a-6b; Sem‘ânî, et-Taḥbîr, I, 259, 262, 291, 321, 383; II, 34; ayrıca bk. İndeks; İmâdüddin el-İsfahânî, Ḫarîdetü’l-ḳaṣr (nşr. Şükrî Faysal), Dımaşk 1955, I, 274-280; İbnü’l-Cevzî, el-Muntaẓam, X, 261; XIII, 224-225; Yâkūt, Muʿcemü’l-üdebâʾ, XIII, 73-87; Sıbt İbnü’l-Cevzî, Mirʾâtü’z-zamân, VIII, 336-337; Ebû Şâme, er-Ravżateyn, I, 23; İbn Hallikân, Vefeyât, III, 309-311; Ebü’l-Fidâ, el-Muḫtaṣar (nşr. Mahmûd Deyyûb), Beyrut 1417/1997, II, 139; Zehebî, Aʿlâmü’n-nübelâʾ, XX, 554-571; a.mlf., Teẕkiretü’l-ḥuffâẓ, IV, 1328-1334; Ahmed b. Aybek ed-Dimyâtî, el-Müstefâd min Ẕeyli Târîḫi Baġdâd (nşr. Kayser Ebû Ferah), Haydarâbâd 1399/1978, s. 186-189; Yâfiî, Mirʾâtü’l-cenân, III, 393-396; Sübkî, Ṭabaḳāt (Tanâhî), VI, 215-223; İsnevî, Ṭabaḳātü’ş-Şâfiʿiyye, II, 216; Makrîzî, el-Ḫıṭaṭ, II, 375; İbn Tağrîberdî, en-Nücûmü’z-zâhire (nşr. M. Hüseyin Şemseddin), Beyrut 1992, VI, 70; Nuaymî, ed-Dâris fî târîḫi’l-medâris (nşr. Ca‘fer el-Hasenî), Kahire 1988, I, 98-100; Keşfü’ẓ-ẓunûn, I, 54, 55, 57, 103, 162, 294, 340, 342, 526, 574; II, 974, 1736, 1737, 1836; İbnü’l-İmâd, Şeẕerât, IV, 239-240; Îżâḥu’l-meknûn, I, 224; Brockelmann, GAL, I, 403-404; Suppl., I, 566-567; a.mlf., “İbn Asâkir”, İA, V/2, s. 701-702; Kehhâle, Muʿcemü’l-müʾellifîn, II, 427-428; Historians of the Middle East (ed. B. Lewis - P. M. Holt), London 1962, s.114-115; N. Elisséeff, Nūr ad-Dīn, Damas 1967, III, 762-765; a.mlf., “Ibn ʿAsākir”, EI2 (İng.), III, 713-715; Selâhaddin el-Müneccid, Muʿcemü’l-müʾerriḫîne’d-Dımaşḳıyyîn, Beyrut 1398/1978, s. 38-51; a.mlf., “Erbaʿîniyyâtü İbn ʿAsâkir ve riḥletühû ilâ bilâdi Fâris ve Ḫorasân ve Mâverâʾünnehr”, ed-Dirâsâtü’l-ʿArabiyye, VI/3-4, Beyrut 1965, s. 209-233; Şâkir Mustafa, et-Târîḫu’l-ʿArabî ve’l-müʾerriḫûn, Beyrut 1979, II, 240-243; Melike Ebyaz, et-Terbiye ve’s̱-s̱eḳāfetü’l-ʿArabiyyetü’l-İslâmiyye fi’ş-Şâm ve’l-Cezîre, Beyrut 1980, s. 40-49; Muhammed Kürd Ali, Künûzü’l-ecdâd, Dımaşk 1404/1984, s. 293-300; Ziriklî, el-Aʿlâm (Fethullah), IV, 273-274; Coşkun Alptekin, Dimaşk Atabegliği (Tog-teginliler), İstanbul 1985, s. 158-160, 177; Ömer Ferruh, Târîḫu’l-edeb, III, 355-358; Hasan Şümeysânî, el-Ḥâfıẓ İbn ʿAsâkir ʿAlî İbn Ḥasan İbn Hibetillâh eş-Şâfiʿî ed-Dımaşḳī, Beyrut 1411/1990; Bahattin Kök, Nûruddin Mahmud bin Zengî ve İslam Kurumlar Tarihindeki Yeri, İstanbul 1992, s. 187-188; James E. Lindsay, Professors, Prophets and Politicians: ‘Ali Ibn ‘Asakir’s Ta’rikh Madinat Dımaşq (doktora tezi, 1994), University of Wisconsin-Madison, s. 8-45; a.mlf., “Damascene Scholars During the Fatimid Period: An Examination of Ali b. Asākir’s Tarikh Madinat Dımaşk”, al-Masāq, VII, Leeds 1994, s. 35-75; Ramazan Şeşen, Müslümanlarda Tarih-Coğrafya Yazıcılığı, İstanbul 1998, 117-118; Recep Şentürk, Narrative Social Structure-Anatomy of the Hadith Transmission Network CE 610-1515 (doktora tezi, 1998), Columbia University, s. 421-424; Louis Pouzet, “La descendance de l’historien ‘Alī Ibn ‘Asākir et ses alliances à Damas au VIe/XIIIe siècle”, MUSJ, L/2 (1984), s. 517-524; Mahmûd Mâzî, “el-İmâm el-Ḥâfıẓ İbn ʿAsâkir”, ʿÂlemü’l-kütüb, XV/4, Riyad 1994, s. 369-372; Nûrullah Kisâî, “İbn ʿAsâkir”, DMBİ, IV, 291-294.
Bu madde ilk olarak 1999 senesinde İstanbul'da basılan TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 19. cildinde, 321-324 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde gösterilmektedir.