İSFERÂYÎNÎ, Nûreddin - TDV İslâm Ansiklopedisi

İSFERÂYÎNÎ, Nûreddin

نور الدين الإسفراييني
İSFERÂYÎNÎ, Nûreddin
Müellif: KÜBRA ZÜMRÜT ORHAN
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
Baskı Tarihi: 2016
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 20.10.2020
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/isferayini-nureddin
KÜBRA ZÜMRÜT ORHAN, "İSFERÂYÎNÎ, Nûreddin", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/isferayini-nureddin (20.10.2020).
Kopyalama metni
4 Şevval 639 (7 Nisan 1242) tarihinde bugün Nîşâbur’a bağlı bir bölge olan İsferâyin’in Kesirk köyünde Ebû Bekir el-Kettânî’ye ait bir hankahta dünyaya geldi. Kaynaklarda hayatıyla ilgili bilgiler çok sınırlı olup hakkında bilinenler daha ziyade eserlerindeki kayıtlara dayanmaktadır. Buna göre İsferâyînî gençlik döneminde bazı kötü kişilerle arkadaşlık etmiş, bir gün evine dönerken yaşadığı olağan üstü bazı haller tövbe etmesine vesile olmuş, ancak tövbesinde sebat etmeyip bu tür insanlarla görüşmeyi sürdürmüş, bir süre sonra yine böyle bir mecliste ayağı kırılınca bunu ilâhî bir ikram kabul ederek şükretmiştir. Bir müddet bazan kendisi nefsine, bazan da nefsi kendisine galip gelmiş, rüyasında Hz. Peygamber’i gördükten sonra nefsini itaat altına almış ve çeşitli şeyhlerden istifade etmiştir. Faydalandığı kişileri Şeyh Radıyyüddin Ali Lala’nın ve Reşîdüddîn-i Tûsî’nin müridlerinden Şeyh Abdullah, Ebû Saîd-i Ebü’l-Hayr’ın müridlerinden ismini zikretmediği bir zat ve nihayet zamanın kutbu olarak gördüğü asıl mürşidi Kübrevî şeyhi Cemâleddin Ahmed Cürfânî olarak zikreder. Tarikat silsilesi Cürfânî, Radıyyüddin Ali Lâlâ, Mecdüddin Bağdâdî yoluyla Kübreviyye’nin pîri Necmeddîn-i Kübrâ’ya ulaşır.

Ahmed Cürfânî’ye mürid oluşunu ayrıntılı biçimde anlatan İsferâyînî onun hem kekeme hem de ümmî olması sebebiyle başlangıçta bu intisabın nefsine ağır geldiğini, ardından Pûr Hasan isimli müridiyle tanıştığını, onunla konuştuktan sonra gönlünde Cürfânî’ye karşı muhabbet hissettiğini, bir öğle namazı vakti, İsferâyin’in Kesirk köyünün kuzeyinde bulunan Ebû Bekir Kettânî’ye ait halvethânede onunla görüşüp cemaatle namaz kıldığını ve orada kendisine mürid olmak istediğini söyler. Daha sonra gönlünde tarif edilmez bir zevk bulup gafletten tamamen kurtulduğunu, birkaç gün yanında kaldığını, şeyhinin nazar ve himmetinin bereketiyle büyük mutluluğa kavuştuğunu belirtir. Günümüz araştırmacılarından Abdürrefî‘ Hakīkat, kaynak belirtmeden İsferâyînî’nin şeyhinin vefatına kadar on yıl süreyle hizmetinde bulunduğunu, vefatının ardından halka vaaz etmeye başladığını, daha sonra mânevî bir işaretle sessizliği tercih ederek müridlerinin terbiyesiyle meşgul olduğunu ifade eder (Abdürrefî‘ Hakīkat, s. 65).

İsferâyînî, Cürfânî’nin vefatından sonra bir grup müridiyle birlikte ziyaret ve hac niyetiyle yola çıkar. Yolda rastladığı türbeleri ziyaret ederek nihayet Bağdat’a ulaşır. Hacca gitmeyi bir süre erteleyip 10 Şâban 675 (17 Ocak 1277) tarihinde Derece Ribâtı’nda halvete girer. Bağdat’taki çeşitli hankahlarda irşad faaliyetinde bulunduktan sonra Bağdat’ın doğusunda bir hankah kurarak irşad faaliyetini burada sürdürür. İsferâyînî’nin Bağdat’ta üç hankah kurduğu, bunlardan birinin Ribât-ı Sekîne’de, diğerinin Şûnîziyye’de yer aldığı belirtilir. İsferâyînî’nin bu faaliyetleriyle Kübreviyye Bağdat’ta yaygınlık kazanmıştır. Kendisinin İlhanlı yöneticileriyle olan münasebetleri sırasında Argun Han gibi müslüman olmayan hükümdarlar müslüman devlet adamlarıyla olan ilişkileri dolayısıyla İsferâyînî’ye karşı tavır aldılar. Onun başta Argun Han’ın yahudi veziri Cemâleddin olmak üzere vezirlerle irtibat kurduğu, Vezir Sa‘deddîn-i Sâvecî’nin kendisine mürid olduğu, Gāzân Han ve Olcaytu Han’a hitaben risâleler kaleme aldığı, Müslümanlığı kabul eden Gāzân Han’ın kendisine karşı hürmetkâr davrandığı kaydedilmektedir. 3 Cemâziyelevvel 717 (14 Temmuz 1317) tarihinde vefat eden İsferâyînî’nin kabri Bağdat’tadır.

Seyrüsülûk, zikir, halvet, nefs ve mertebeleri, kalp ve tavırları, havâtır ve çeşitleri, insanın yaratılışı ve faziletleri, makamlar, tecellî, vahdet gibi çeşitli konular üzerinde duran İsferâyînî, müridlerine ve muhiplerine farz amellerden sonra öncelikle halveti tercih etmelerini tavsiye eder, eserlerinde şeriata uymayı özellikle vurgular. İsferâyînî’nin asıl ön plana çıktığı husus ise “vâkıa” tabiridir. Abdürrezzâk el-Kâşânî onun sohbetine eriştiğini söyleyerek şu sözünü nakleder: “Bana Hak Teâlâ vâkıaların tabiri ve rüyaların tevili ilmini bağışlamıştır. Bundan daha ileri bir makama da ulaşamıyorum.” Öte yandan, “Her şey O’dur, O’ndan başkası yoktur” ifadesini kullanması onun ilk planda vahdet-i vücûd düşüncesini benimsediğini akla getirse de burada çerağın ışığının var olduğunu, ancak güneşin ışığı karşısında yok mesabesinde bulunduğunu söylemesi vahdet-i şühûd anlayışını benimsemiş olabileceğini düşündürmektedir. Bâyezîd-i Bistâmî’nin, “Cübbemin içinde Allah’tan başkası yoktur” sözünü, “Allah’ın varlığı kulun varlığını öyle hükmü altına alır ki kul kendi varlığını göremez” şeklinde açıklaması ve diğer bazı ifadeleri de bu kanaati güçlendirmektedir.

İsferâyînî ve eserleriyle ilgili araştırmalar yapan Hermann Landolt’a göre Cürfânî’nin nefy u isbat şartına uyarak dört vuruşlu (lâ / ilâhe / illâ / Allah) zikir yaptığı bilinmekte, hatta bu şekildeki zikri onun başlattığı kabul edilmektedir, ancak İsferâyînî bu zikirden hiç bahsetmemektedir. Yine ona göre İsferâyînî dört vuruşlu değil Nakşibendiyye’de olduğu gibi üç vuruşlu (lâ / ilâhe / illallah) zikir yapmaktadır. Landolt, İsferâyînî’nin müridlerinden birinin de onun zikrini bu şekilde tarif ettiğini, hatta İsferâyînî’nin üç vuruşlu zikrin müessisi kabul edildiğini söylemektedir. Kendisine nisbet edilen Nûriyye, Emînüddin Abdüsselâm Huncî, Fahreddin Kâzerûnî, Şehâbeddin ed-Dımaşkī tarafından sürdürülmüş, Hemedâniyye, Nurbahşiyye, Rükniyye şubelerine ayrılmış ve X. (XVI.) yüzyılın sonlarına kadar devam etmiştir (DİA, XXXII, 503).

Eserleri. 1. Mükâtebât. İsferâyînî’ye ait mektupların iki ayrı derlemesi vardır. Kitâbü’l-mektûbât adını taşıyan, 12 Zilhicce 717 (15 Şubat 1318) tarihli ilk derleme yirmi altı mektup içermekte olup muhtemelen müridi Simnânî tarafından bir araya getirilmiştir. Yine Simnânî tarafından derlenen Resâʾilü’n-nûr fî şemâʾili ehli’s-sürûr adlı ikinci kitapta 150 mektup bulunmaktadır. Bunların çoğu “Cevap” başlığı altında yazılmış olup bazıları birkaç satırdan ibarettir. Simnânî kitabın mukaddimesinde mektupların derlenmesi yönünde şeyhinin de bir işarette bulunduğunu söylemektedir. Sekiz bölümden oluşan derlemenin ikinci bölümü İsferâyînî’nin devlet adamlarına yolladığı mektuplara ayrılmıştır ve 717 (1317) yılının hac mevsiminde Bağdat’ta derlenmiştir. Her iki derleme bugün Leiden’de bulunmaktadır (nr. 1227). Mektupların çoğu Farsça, bir kısmı Arapça’dır. Landolt, Leiden nüshasında derlemenin sekizinci bölümünün eksik olduğunu, eserin 894 (1489) tarihli oldukça eksik başka bir nüshasının da British Museum’da kayıtlı (Or., nr. 9725) Mecmûʿa adlı bir yazmanın 116b-143b varakları arasında yer aldığını kaydetmektedir. Ayrıca bu iki mecmuanın bütün mektupları ihtiva etmediğini, kendisinin farklı üç mektuba rastladığını, bunlardan ikisini Mükâtebât içerisinde neşrettiğini, birinin de Hüseyn-i Kerbelâî’nin Ravżâtü’l-cinân adlı eserinde yayımlandığını belirtmektedir. Brockelmann da Fâtih Kütüphanesi’nde kayıtlı (nr. 2553, vr. 58a-60b) bir mektubu zikretmekte, Landolt ise bu mektubun hem Resâʾil hem de Kitâbü’l-Mektûbât içinde bulunduğunu söylemektedir. Beyazıt Devlet Kütüphanesi’nde de bir mektubu vardır (nr. 1796, vr. 49b-51a). Ayrıca Gāzân Han’a yazdığı bir mektup Muzaffer Sadr’ın Şerḥ-i Aḥvâl u Efkâr ü Âs̱âr-ı Şeyḫ ʿAlâʾüddevle-i Simnânî adlı eserinde yer almaktadır (s. 36-40). Landolt’un yayımladığı Mükâtebât-ı ʿAbdurraḥmân İsferâyînî bâ ʿAlâʾüddevle-i Simnânî’nin ilk bölümünde Resâʾilü’n-nûr’dan seçilen sekiz mektup, ikinci bölümünde karşılıklı mektup ve cevaplardan oluşmak üzere İsferâyînî’nin üç, Simnânî’nin iki mektubu mevcuttur. 2. Kâşifü’l-esrâr. Üç kitaptan meydana gelen eserin ilk kitabı başlıkla aynı adı taşımakta olup kul ile rabbi arasında yetmiş bin perdenin bulunduğuna dair hadisle ilgili sorulan sorulara cevap niteliğindedir. İsferâyînî bu soruları cevaplandırırken başta seyrüsülûk olmak üzere tasavvufun çeşitli konuları hakkında görüşlerini ortaya koymakta, ayrıca hayatına dair ipuçları vermektedir. Landolt’un Pâsoh be Çend Porsiş adını verdiği ikinci kitap kendisine sorulan sorulara cevap olarak yazdığı ve bizzat seçtiği altı risâleyi ihtiva etmektedir. Fî Keyfiyeti’t-teslîk ve’l-iclâs fi’l-ḫalve başlığını taşıyan üçüncü kitap sekiz bölümden oluşmaktadır (Kâşifü’l-esrâr, nşr. Hermann Landolt, Tahran 1980). Landolt eseri Fransızca’ya da çevirmiştir (Le révelateur des mysteres, Paris 1986).

BİBLİYOGRAFYA :

Nûreddin el-İsferâyînî, Kâşifü’l-esrâr (nşr. H. Landolt), Tahran 1980, tür.yer., ayrıca bk. neşredenin girişi; a.mlf., Mükâtebât-ı ʿAbdurraḥmân İsferâyînî bâ ʿAlâʾüddevle-i Simnânî (nşr. H. Landolt), Tahran 1351hş./1972; Alâüddevle-i Simnânî, Fażlü’ş-şerîʿa, Süleymaniye Ktp., Feyzullah Efendi, nr. 2135, vr. 102b-103a; a.mlf., Risâle fî ẕikri esâmî meşâyiḫî (Resâʾil içinde, nşr. W. M. Thackston), Cambridge 1988, s. 5; a.mlf., Teẕkiretü’l-meşâyiḫ (nşr. Necîb Mâyil-i Herevî), Tahran 1990, s. 315-316; Abdurrahman-ı Câmî, Nefeḥâtü’l-üns (nşr. Mahmûd Âbidî), Tahran 1386 hş., s. 440-441; Hüseyin-i Kerbelâî, Ravżâtü’l-cinân (nşr. Ca‘fer Sultân el-Kurrâî), Tahran 1349 hş., II, 96-97, 297-300, 591; Dârâ Şükûh, Sefînetü’l-evliyâʾ, İstanbul 1326, s. 107; Zeynelâbidîn-i Şirvânî, Riyâżü’s-siyâḥa (nşr. Asgar Hâmid Rabbânî), Tahran 1341, s. 147; Harîrîzâde, Tibyân, I, vr. 210b-212a; Seyyid Muzaffer Sadr, Şerḥ-i Aḥvâl ü Efkâr ü Âs̱âr-ı Şeyḫ ʿAlâʾüddevle-i Simnânî, Tahran, ts. (Çâp-ı Dâniş), s. 36-40; Brockelmann, GAL Suppl., II, 282; Abdürrefî‘ Hakīkat, Ḫumḫâne-i Vaḥdet Şeyḫ ʿAlâʾüddevle-i Simnânî, Tahran 1362 hş./1983, s. 65; Süleyman Gökbulut, Necmeddîn-i Kübrâ: Hayatı-Eserleri-Görüşleri, İstanbul 2010, s. 171-172; Hamid Algar, “Necmeddîn-i Kübrâ”, DİA, XXXII, 503; a.mlf., “Kobrawiya”, EIr., http://www.iranicaonline.org/articles/kobrawiya-i-the-eponym (30.03.2015).
Bu madde TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 2016 yılında İstanbul'da basılan EK-1. cildinde, 647-649 numaralı sayfalarda yer almıştır.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde okumak ister misiniz?
BAŞKA BİR MADDE GÖSTER