MÜZE - TDV İslâm Ansiklopedisi

MÜZE

Müellif:
MÜZE
Müellif: ERDEM YÜCEL
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
Baskı Tarihi: 2006
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 22.09.2021
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/muze
ERDEM YÜCEL, "MÜZE", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/muze (22.09.2021).
Kopyalama metni
Aslı Grekçe mouseion (Lat. museum) olan müze kelimesi Grek mitolojisindeki Mousa denilen dokuz ilham perisinin adından türetilmiştir ve sözlük anlamı “Musalar’ın yeri/tapınağı”dır. 1956 yılından beri Türkiye’nin de üyesi olduğu International Cauncil of Museums (ICOM) adlı kuruluşun genel tanımlamasına göre müzeler, “tarihî-arkeolojik eserlerin ve tabiattan toplanmış nesnelerin teşhir edildiği mekânlar, tabii parklar, nebatat ve hayvanat bahçeleri, akvaryumlar ve halkın ziyaretine açık biçimde düzenlenmiş tarihî ören yerleri”dir.

Eski Mısır ile Mezopotamya’da değerli eşyanın dinî amaçlarla bir araya toplanmasının yanında savaşlarda galip gelen hükümdarların elde ettikleri ganimetleri bir kuvvet ve kudret gösterisi olarak sergiledikleri bilinmekteyse de bunlar müze kavramının dışındadır. Tarihte ilk müzenin Antikçağ’da Atina Akropolü’ndeki Propylai’nin bir salonunda Pinakotheka (resim deposu) adıyla kurulduğu söylenebilir (SA, IV, 1612). Mouseion adı ise ilk defa Helenistik dönemde I. Ptolemaios Soter (m.ö. 305-283) tarafından İskenderiye’de kurulan ve ünlü kütüphaneyi de içine alan akademik merkez için kullanılmıştır. O dönemde Bergama kralları da saraylarında klasik Grek heykellerinin orijinallerinden veya kopyalarından birtakım koleksiyonlar oluşturmaya başlamışlar, daha sonra Romalılar, onurlu bir uğraş olarak gördükleri bu faaliyeti sürdürerek heykelleri sarayların dışında, mâbedlerin ve bütün önemli devlet binalarının revaklarında halkın ziyaretine sunmuşlardır.

Ortaçağ Avrupası’nın kilise ve manastırlarında dinî eşyadan meydana getirilen zengin koleksiyonlar gün geçtikçe çoğalırken soylular da Antikçağ heykellerinin yanı sıra sikke, madalyon ve mücevherat gibi sanat eserlerini toplamaya başlamışlardır. Rönesans’la birlikte görülen eski eser sevgisi ve koleksiyon yapma tutkusu daha sonraki yıllarda Avrupa’da kurulacak olan müzelere can vermiştir. Eski eser toplamanın soylular arasında bir yarışa dönüştüğü Avrupa’da Medici, Este, Gonzague ve Farnese aileleri yaptıkları koleksiyonlarla ün kazanmıştır. İtalyan hekimi Ulisse Aldrovandi’nin tabiattan seçtiği ilginç nesneleri sergilemesinin ardından Toskana Grandükü I. Cosimo koleksiyonunu Uffizi Galerisi’nde halkın görüşüne sunmuş, Pompei ve Herculanum’un bulunuşu da yalnız İtalya’da değil bütün Avrupa’da arkeolojiye olan ilginin artmasına yol açmıştır. Fransa krallarının Louvre Sarayı’nda oluşturdukları koleksiyonlar sergilenmeye başlanmış, böylece daha sonra kurulacak olan Louvre Müzesi’nin temelleri atılmıştır. Londra’daki Oxford Üniversitesi’nde 1683’te açılan bir sergi tarihçi ve koleksiyoncu Elias Ashmole’nin eski Grek, Roma ve Doğu uygarlıklarından derlediği koleksiyonların ünlü Ashmolean Müzesi’ne dönüşmesini sağlarken İngiltere Parlamentosu’nun 20.000 sterline doktor Sir Hans Sloane’ndan satın aldığı para, madalyon, araç gereç, kitap, bitki ve resim koleksiyonları British Museum’un çekirdeğini teşkil etmiştir. XIX. yüzyılda müzecilik Amerika’da da önem kazanmış ve dünyanın en büyük müzelerinden Metropolitan Museum of Art başta olmak üzere pek çok müzenin kuruluşu birbirini izlemiştir.

Türkiye’de müzecilik çalışmalarına ilk defa XIX. yüzyılın ikinci yarısında başlanmışsa da eski eser toplama faaliyetlerinin tarihçesinin Selçuklular’a kadar gittiği ve Konya’da Alâeddin tepesindeki surlar üzerine antik dönemlere tarihlenen mimari parçalarla kabartma ve heykellerin yerleştirildiği Fransız gezginlerinden Leon de Laborde’un gravürlerinden öğrenilmektedir. Osmanlı döneminde de Fâtih Sultan Mehmed zamanından beri cebehâne olarak kullanılan Aya İrini Kilisesi’nde savaşlarda ganimet olarak alınan silâhlarla artık çağdışı kalan savaş araç ve gereçleri toplanmıştır. Yine Fâtih Sultan Mehmed’in Topkapı Sarayı’nın iç avlusunda Bizans dönemine ait lahit, sütun, sütun kaide ve başlıklarını bir araya getirttiği bilinmektedir. Sultan Abdülmecid, Yalova çevresine yaptığı bir gezide dikkatini çeken bazı Bizans yazıtlarını İstanbul’a yollamış, onun döneminde Tophâne-i Âmire müşiri olan Rodosîzâde Damad Fethi Ahmed Paşa da imparatorluğun çeşitli yörelerinden İstanbul’a eski eser gönderilmesini istemiştir. O yıllarda Aya İrini’deki savaş araç ve gereçlerinin yanında toplanan bu eserler Mecma-ı Esliha-i Atîka (bk. ASKERÎ MÜZE) ve Mecma-ı Âsâr-ı Atîka adlarıyla iki bölüm halinde düzenlenmiş, Sadrazam Âli Paşa zamanında Maarif Nâzırı Saffet Paşa’nın emriyle ziyarete açılmıştır (1869). Müze-i Hümâyun ismi verilen bu müzenin müdürlüğüne Mekteb-i Sultânî öğretmenlerinden Edward Goold getirilmiş, bu arada belli başlı eserlerin tanıtıldığı taş basması Fransızca bir katalog yayımlanmıştır. Fakat iki yıl sonra Sadrazam Âlî Paşa’nın ölümü üzerine yerine getirilen Mahmud Nedim Paşa anlaşılmayan bir sebeple E. Goold’u görevinden alarak bu ilk Türk müzesini kapatmış ve o sırada müzede bulunan eserleri Avusturya sefiri Freiherr von Prokesch-Osten’ın ısrarıyla İstanbul’daki Lyod Autrichien vapur acentası sahibinin oğlu ressam ve koleksiyoncu Terenzio’nun muhafızlığına bırakmıştır. Mahmud Nedim Paşa’nın 1872’de azli üzerine Maarif nâzırı olan Ahmed Vefik Paşa müzeyi yeniden açmış ve müdürlüğüne Alman asıllı doktor Philipp Anton Dethier’i tayin etmiştir. Dethier, Anadolu’daki kültür varlıklarının yağmalanmasını önlemeye çalışmış, bu arada Heinrich Schliemann’ın Atina’ya kaçırdığı Truva hazinelerini geri almak için Atina’ya gidip mahkemeye başvurmuşsa da Osmanlı hükümetinin yüklü bir tazminat alarak isteğinden vazgeçmesiyle dava düşmüştür. Dethier ayrıca ilk Âsâr-ı Atîka Nizamnâmesi’ni de yürürlüğe koydurmuştur. Bu nizamnâmeye göre yabancıların yaptıkları kazılardan çıkan eserlerin üçte biri kazıyı yapana, üçte biri arazi sahibine, üçte biri devlete bırakılıyor, kazıyı yapana ayrıca eserlerden dilediğini seçme hakkı tanınıyordu. Bu nizamnâme ile kazıların kontrol altına alındığı iddia edilirse de gerçekte kazı yapana dilediği eserleri yurt dışına götürme serbestîsi verilmek suretiyle bir bakıma Anadolu’dan eski eser kaçırma işi yasallaştırılmıştır.

1870’li yıllarda, Aya İrini’nin müzeye elverişli olmaması ve çeşitli yollarla sağlanan yeni eserlere dar gelmesi sebebiyle Maarif Nâzırı Cevdet Paşa’nın teklifiyle Çinili Köşk bazı değişiklikler yapılarak müzeye dönüştürülmüş ve buraya taşınan Mecma-ı Âsâr-ı Atîka koleksiyonu ile yeni Müze-i Hümâyun (bugünkü Arkeoloji Müzesi, Eski Şark Eserleri Müzesi ve Türk Çini ve Seramikleri Müzesi’nden oluşan İstanbul Arkeoloji Müzeleri Müdürlüğü) 3 Ağustos 1881’de törenle açılmıştır. Müdür Dethier müzenin açılışından çok kısa bir süre sonra ölünce yerine Sadrazam İbrâhim Edhem Paşa’nın oğlu Ressam Osman Hamdi Bey getirilmiş ve Türk müzeciliğinin bu ünlü ismi, ölümüne kadar yaklaşık otuz yıl başında kaldığı müzenin bütün koleksiyonlarını bilimsel yöntemlerle sınıflandırmış, A. Joubin ile G. Mendel’e eserlerin bilimsel kataloglarını hazırlatmıştır. Ayrıca 1883-1895 yılları arasında Nemrut dağı ve Sayda kral mezarları başta olmak üzere çeşitli arkeolojik kazılar yaparak ünlü İskender lahdi gibi birçok eseri müzeye kazandırmıştır. Bu arada Çinili Köşk gittikçe çoğalan eserlerin tamamını barındıracak durumda olmadığından karşısına Mimar P. Vallaury’nin projesine göre yeni bir müze binasının yapımına başlanmış, eski Grek mâbedleriyle Sayda lahitlerinden esinlenerek yapılan bu yeni müzenin birinci bölümü 1891’de, diğerleri ise 1902 ve 1908’de tamamlanmıştır. Osman Hamdi Bey, bir yandan müzeyi geliştirmeye çalışırken bir yandan da 1973 yılına kadar işlevini sürdüren yeni Âsâr-ı Atîka Nizamnâmesi’ni hazırlamış ve 1884’te yürürlüğe koydurmuştur; böylece kazılardan çıkan eserlerin yurt dışına götürülmesini engellemiştir. Osman Hamdi Bey’in ölümünden sonra yerine kardeşi Halil Ethem (Eldem) Bey getirilmiş ve bu görevde yirmi iki yıl kalmıştır. Halil Ethem Bey, o yıllarda yeterli uzmanın bulunmadığı müzenin koleksiyonlarını yabancı uzmanlara düzenletmiş ve bilimsel yayınlara ağırlık vererek yeni kataloglar hazırlatmıştır. 1917’de müzenin yakınındaki Sanâyi-i Nefîse Mektebi’nin Cağaloğlu’na taşınması üzerine onun binasında Eski Şark Eserleri Müzesi açılmıştır. Bunu, imparatorluğun çeşitli yerlerindeki vakıf binalarından getirilen eserlerle Süleymaniye Külliyesi’nin imaretinde Evkāf-ı İslâmiyye Müzesi’nin ve daha sonra Kasımpaşa Tersanesi’ndeki Nakkaşhâne’de Deniz Müzesi’nin açılışları takip etmiştir.

Müzecilik konusu Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılışından sonra millî hükümetin programında da yer almış ve programın kabulünün hemen ardından Maarif Vekâleti’ne bağlı bir müdür ve bir kâtipten oluşan Türk Âsâr-ı Atîka Müdürlüğü faaliyete geçirilmiştir. O zamanki Maarif Vekâleti merkez teşkilâtının bakan dışında sadece yirmi kişiden meydana geldiği düşünülürse bu iki kişilik kadronun hiç de az olmadığı görülür. Maarif Vekili İsmail Safa Bey 5 Kasım 1922 tarihinde Müzeler ve Âsâr-ı Atîka Hakkında Tâlimat başlığı altında bir genelge yayımlayarak müze müdür ve memurlarının sorumluluklarını belirtmiş, bunun yanı sıra onlardan arkeoloji ve etnografya ile ilgili eserlerin derlenmesini ve envanter çalışmalarının yapılmasını istemiştir. Cumhuriyet’in başlangıcında bazı büyük şehirlerde Müze-i Hümâyun şubeleri ismi altındaki depolarda sergilenecek nitelikte eserler bulunuyor, özellikle Osmanlı Hazîne-i Hümâyun Kethüdâlığı yönetimindeki Topkapı Sarayı dikkatleri çekiyordu. İlk iş olarak sarayın müze haline konulması için faaliyete geçilmiş ve Maliye Vekâleti öncelikle bütün saray eşyasını tesbit ettirmek üzere komisyonlar kurdurmuştur. Üç yıl süren çalışmalardan sonra binalarda gereken onarımlar yapılmış ve yeni düzenlemelerle ilk bölümü 1927’de, diğer bölümleri 1934’te ziyarete açılmıştır. Ankara Arkeoloji Müzesi (1923) ve Bursa Müzesi (1929) başta olmak üzere diğer şehirlerde de müzeler açılmıştır. Ayrıca İstanbul’da İtfaiye, Ankara’da PTT gibi bazı kuruluşların küçük müzeleri olmuştur. Daha sonraları İstanbul’da Sadberk Hanım, Hasköy’de Rahmi Koç, Konya’da Koyunoğlu müzeleri gibi özel müzeler de kurulmuştur.

Atatürk, Cumhuriyet döneminin hemen başlarından itibaren yapılan arkeolojik kazılarla yakından ilgilenmiş ve çalışmaları desteklemiştir. Türkiye’de arkeoloji araştırmaları başlangıçta -Osman Hamdi Bey hariç- yalnızca yabancı uzmanlar tarafından yürütülürken o yıllarda Türk müzecileri de söz sahibi olmaya başlamış, yabancıların kazı ve araştırmalarına da ancak Türk müzelerinin denetiminde izin verilmeye başlanmıştır. Bu arada yurt dışına arkeoloji eğitimi yapmak üzere öğrenciler gönderilmiş, İstanbul ve Ankara üniversitelerinde arkeoloji bölümleri açılmıştır. Bu alandaki araştırmalar yürütülürken müzeciliğin hukukî meseleleri üzerinde de durulmuş, Âsâr-ı Atîka Encümeni’nin Teşkilât ve Vazifelerine Dair Kararnâme (1924), Kıymetli Eserlerin Harice İhracının Men’ine Dair Kararnâme ile (1925) Müze ve Rasathâne Kanunu (1924), bunların uygulanmasına kolaylık getirecek çeşitli tamim ve tâlimatnâmeler yürürlüğe konularak Türkiye’deki kültür mirasının korunmasına çalışılmıştır.

BİBLİYOGRAFYA
G. Mendel, Catalogue des sculptures grècques, romaines et byzantines, I, İstanbul 1912; Nurettin Can, Eski Eserler ve Müzelerle İlgili Kanun Nizamname ve Emirler, Ankara 1948; Kâmil Su, Osman Hamdi Bey’e Kadar Türk Müzesi, İstanbul 1965; Mustafa Cezar, Sanatta Batıya Açılış ve Osman Hamdi, İstanbul 1971; Zahir Güvemli – Can Kerametli, Türk ve İslâm Eserleri Müzesi, İstanbul 1974; Sümer Atasoy, Müzeler ve Müzecilik Bibliyografyası, İstanbul 1979; A. Dumont, “Le musée Sainte-Irène à Constantinople, antiquités grecques, romaines et byzantines”, Revue archéologique, sy. 18, Paris 1868, s. 237-263; Aziz Ogan, “Türk Müzeciliğinin 100’ncü Yıldönümü”, TTOK Belleteni, sy. 61-62 (1947), s. 3-16; Tahsin Öz, “Ahmet Fethi Paşa ve Müzeler”, Türk Tarih, Arkeologya ve Etnoğrafya Dergisi, sy. 5, İstanbul 1949, s. 1-15; A. Müfid Mansel, “Osman Hamdi Bey”, TTK Belleten, XXIV (1960), s. 291-301; H. Metzger, “Arkeoloji Müzelerinin Çeşitli Kataloglarının Yazarı Gustave Mendel”, İstanbul Arkeoloji Müzeleri Yıllığı, sy. 15-16, İstanbul 1969, s. 311-312; Rezan Kocabaş, “Müzecilik Hareketi ve İlk Müze Okulunun Açılışı”, BTTD, IV/21 (1969), s. 74-78; Erdem Yücel, “Türk ve İslâm Eserleri Müzesinin Kuruluş Talimatnamesi”, TK, XVI/191 (1978), s. 691-698; a.mlf., “Çağdaş Müzeciliğin Neresindeyiz”, TTOK Belleteni, sy. 79 (358), (1990), s. 47-52; “Müze”, SA, III, 1487-1495; IV, 1612; Semavi Eyice, “Arkeoloji Müzeleri ve Kuruluşu”, TCTA, VI, 1596-1603.
Bu madde TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 2006 yılında İstanbul’da basılan 32. cildinde, 240-243 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde okumak ister misiniz?
BAŞKA BİR MADDE GÖSTER