SAÎD b. MÜSEYYEB

سعيد بن المسيّب
SAÎD b. MÜSEYYEB
Müellif: M. YAŞAR KANDEMİR
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
İlk Yayın Tarihi: 2008
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 23.07.2019
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/said-b-museyyeb
M. YAŞAR KANDEMİR, "SAÎD b. MÜSEYYEB", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/said-b-museyyeb (23.07.2019).
Kopyalama metni
Kendisinin verdiği bilgiye göre 15 (636) yılında Medine’de doğdu. Mekke’nin fethinde müslüman olan babası ve dedesiyle, annesi Ümmü Saîd bint Sahr da sahâbîdir. Yemâme’de şehid olan dedesi Resûlullah’ın huzuruna geldiğinde Allah’ın elçisi ona adını sormuş, adının Hazn (kederli, hüzünlü kimse) olduğunu öğrenince bunu onun karşıtı olan Sehl ile değiştirmek istemiş, fakat Hazn babasının verdiği adı değiştirmeyeceğini söylemiştir. Ancak Saîd b. Müseyyeb’in naklettiğine göre o günden sonra ailelerinde keder ve hüzün eksik olmamıştır (Buhârî, “Edeb”, 107, 108). Babası Müseyyeb Bey‘atürrıdvân’da bulunmuş, Hz. Peygamber’den rivayet ettiği hadisler Ṣaḥîḥayn ve Ebû Dâvûd ile Nesâî’nin es-Sünen’lerinde yer almış, Suriye fetihlerine katılmış ve muhtemelen Hz. Osman devrinde vefat etmiştir. Saîd büyük sahâbîlerin yaşadığı devirde Medine’de büyüdü. Hz. Osman, Ali, Âişe, Ümmü Seleme, Ebû Hüreyre, Zeyd b. Sâbit, Ebû Mûsâ el-Eş‘arî, Abdullah b. Abbas, Abdullah b. Ömer, Abdullah b. Amr b. Âs, Muhammed b. Mesleme, Ümmü Süleym ve babası Müseyyeb gibi sahâbîlerden hadis rivayet etti. Hz. Ömer’i görmekle birlikte ondan rivayette bulunmadığı iddiasının doğru olmadığı anlaşılmaktadır (Hâşim Cemîl Abdullah, I, 67-68). Daha çok kayınpederi Ebû Hüreyre’den hadis öğrenen Saîd’in Hz. Ebû Bekir, Übey b. Kâ‘b, Bilâl-i Habeşî, Sa‘d b. Ubâde, Ebû Zer el-Gıfârî ve Ebü’d-Derdâ gibi sahâbîlerden olan rivayetleri mürseldir. Tahsil maksadıyla çok seyahat ettiği zikredilmekle birlikte nerelere gittiği konusunda bilgi bulunmamaktadır. Kendisinden hadis rivayet eden pek çok tâbiî arasında Ömer b. Abdülazîz, Atâ el-Horasânî, Amr b. Şuayb, Amr b. Dînâr, Amr b. Mürre, Katâde b. Diâme, Muhammed el-Bâkır, İbn Şihâb ez-Zührî, İbnü’l-Münkedir, Meymûn b. Mihrân ve Yahyâ b. Saîd el-Ensârî gibi şahsiyetler vardır.

Saîd b. Müseyyeb’in dünyevî hiçbir şeyi önemsemediği, gerçeğin ortaya çıkmasından başka bir şey düşünmediği ve inandığı şeyden asla tâviz vermediği belirtilmektedir. Yezîd b. Muâviye’ye karşı Medineliler’in isyan etmesi üzerine meydana gelen Harre Savaşı’ndan (63/683) sonra Emevî kumandanı Müslim b. Ukbe, Medineliler’den zorla biat almaya çalıştığı zaman Saîd biat etmeyeceğini veya şartlı biat edeceğini söylemiş, bunun üzerine Müslim boynunun vurulmasını emretmiş, bazı kişilerin onun aklî dengesinin yerinde olmadığına şahitlik etmesiyle ölümden kurtulmuştur. Halifeliğini ilân eden Abdullah b. Zübeyr için Medine’de biat alındığı sırada Saîd buna da karşı çıkmış, iki halifenin ortaya çıkması durumunda birine biat etmenin fitneye yol açacağını, bir halife üzerinde ittifak edilmeden İbnü’z-Zübeyr’e biat etmeyeceğini söylemiş, bu yüzden İbnü’z-Zübeyr’in Medine valisi tarafından kendisine altmış kırbaç vurulmuş, buna üzülen Abdullah b. Zübeyr yazdığı mektupta valisini azarlamıştır.

Saîd b. Müseyyeb, Emevî yönetimine karşıydı. Hac için Medine’ye gelen Halife Abdülmelik b. Mervân, Saîd ile görüşmek istediğinde Saîd bunu kabul etmemiş, halife de onun tutumunu bildiği için üzerine gitmemiştir. Daha sonraki yıllarda Abdülmelik b. Mervân’ın Mescid-i Nebevî’yi ziyaret etmesi için halk mescidden çıkarıldığı zaman Saîd dışarı çıkmamış, halifeyi selâmlaması isteğini de reddetmiş, halife onun yanına gelip hatırını sorduğunda ise ayağa kalkmadan cevap vermekle yetinmiştir. Abdülmelik, oğulları Velîd ile Süleyman için halktan biat almak istediğinde Saîd bunun İslâm’a aykırı olduğunu söyleyerek biat etmediği için hapse atılıp kırbaçlanmış, hapisten çıktıktan sonra Mescid-i Nebevî’de halkın onunla konuşması yasaklanmıştır. Saîd b. Müseyyeb, Haccâc’ın Mescid-i Nebevî’de namaz kılarken rükû ve secdeyi tam olarak yapmadığını görünce yerden aldığı bir avuç çakılı onun üzerine atmıştır. Devlet hazinesinden kendisine bağlanan 30.000 dirhemden fazla bir maaşı hiçbir zaman almamış, kendisiyle Mervânoğulları arasında Cenâb-ı Hak hükmünü verinceye kadar bunu kabul etmeyeceğini ve her namazda onlara beddua edeceğini söylemiştir. Emevî ailesinden yalnız Medine Valisi Ömer b. Abdülazîz’i sever ve ona değer verirdi.

Mütevazi bir kişi olan Saîd b. Müseyyeb âlimlere saygı gösterir, kendisini ilgilendirmeyen meselelere karışmaz, kimseyle tartışmazdı. Temizliğe önem verir, güzel giyinirdi. İnsanın kendine yapabileceği en büyük iyiliğin ibadet etmek, en büyük kötülüğün de günah işlemek olduğunu söylerdi. Ona göre gerçek ibadet Allah’ın yarattıkları üzerinde düşünmek, dini öğrenmek, haramlardan sakınmak ve farzları yerine getirmektir. Kırk yıl boyunca namazı cemaatle kılmıştır. Gece namazlarını seferde bile ihmal etmezdi. Oruç tutmanın haram olduğu bayram günleri dışında hiç ara vermeden oruç tutar ve pek az yemek yerdi. Onun kırk defa haccettiği söylenmiştir. Babası gibi zeytinyağı ticareti yapar ve ticaretin güzel bir meslek olduğunu, helâlinden mal kazanmak istemeyen kişide hayır bulunmadığını, insanın geçimini sağlamak suretiyle şahsiyetini ve dinini koruyabileceğini söyler, kendisinin Mervânoğulları’na karşı şahsiyetini bu şekilde koruduğunu ifade ederdi. Hayatının sonlarına doğru gözlerini, bir rivayete göre ise tek gözünü kaybetmiştir.

Saîd b. Müseyyeb 94 (713) yılında Medine’de vefat etti ve Cennetü’l-bakī‘a defnedildi. Onun 89 (708) ile 105 (723-24) yılları arasındaki bir tarihte öldüğü de zikredilmiştir. Ölümünden bir süre önce bayıldığı sırada yatağı kıbleye doğru çevrilmiş, ayıldığında gönlünde iman olmayanın yatağını kıbleye çevirmenin o kimseye bir fayda vermeyeceğini söylemiştir. Ayrıca ardından recez söylenmemesini, buhur yakılmamasını vasiyet etmiştir. Heybetli bir kişi olan Saîd b. Müseyyeb’e soru sormak isteyenler heybetinden çekindikleri için önce kendisinden izin alırlardı. Şiir dinlemekten hoşlanmakla birlikte kendisi şiir okumazdı. Ebû Hüreyre’nin kızı olan hanımından çocuğu olmamıştır. Diğer hanımı Ümmü Habîb bint Kerîm’den Muhammed, Saîd, İlyâs adlı oğulları ile Ümmü Amr, Ümmü Osman ve Fâhite adlı kızları doğmuştur. Tebeu’t-tâbiîn nesline mensup olan oğlu Muhammed’in az sayıda hadis rivayet ettiği, fakat tanınmış bir ensâb âlimi olduğu belirtilmektedir. Halife Abdülmelik onun kızını oğlu Velîd için istediğinde bunu kabul etmemiş ve beğendiği fakir bir öğrencisine kendisi teklif ederek kızını onunla evlendirmiştir.

Saîd, Medine’nin meşhur yedi fakihinin (fukahâ-i seb‘a) en önde gelenidir. Tâbiîn âlimlerinden Kadı Meymûn b. Mihrân, Medine’ye geldiğinde fıkhı en iyi kimin bildiğini sorduğunda Ebû Hüreyre ve Abdullah b. Abbas’ın hayatta olmasına rağmen kendisine Saîd b. Müseyyeb’in gösterildiğini söylerdi. Nitekim Medineli meşhur yedi tâbiîn fakihinden biri olan Kāsım b. Muhammed b. Ebû Bekir onun kendilerinin efendisi ve en âlimi olduğunu belirtmiştir. Ömer b. Abdülazîz, Medine valisiyken “fakīhu’l-fukahâ” diye anılan Saîd’e danışmadan hiçbir konuda hüküm vermezdi. Abdullah b. Ömer babasının verdiği fetva ve hükümleri Saîd’den sorup öğrenirdi. Çünkü Saîd, Hz. Peygamber’in ve ilk üç halifenin verdiği hükümleri en iyi bilen tâbiîn âlimiydi. İmam Mâlik bunun sebebini açıklarken Saîd b. Müseyyeb’in Hz. Ömer’e yetişmemekle birlikte onunla ilgili her şeyi öğrenmek için gayret sarfettiğini, bunda da başarılı olduğunu söylemiş (İbn Hacer, Tehẕîbü’t-Tehẕîb, IV, 86), Hz. Ömer’in verdiği hükümleri çok iyi bildiği için kendisine “râviyetü Ömer” denilmiştir. Talebesi Katâde helâl ve haramları en iyi onun bildiğini, Mekhûl ilim tahsili için dolaştığı İslâm dünyasında ondan daha âlim birine rastlamadığını, İbn Şihâb ez-Zührî gibi tâbiîn âlimleri de ondan daha âlim ve daha fakih birini görmediklerini söylerdi. Ali b. Medînî, Saîd’i tâbiîn neslinin ilim ve fazilet bakımından en büyüğü kabul eder, Ahmed b. Hanbel de tâbiînin en faziletlisinin İbnü’l-Müseyyeb olduğunu ifade ederdi. Ebû Hâtim er-Râzî onun tâbiîn neslinin en üstünü, Ebû Hüreyre’nin rivayetleri konusunda bu neslin en güveniliri olduğunu söylerdi.

İbn Şihâb ez-Zührî kıraat ilmini Saîd’den öğrenmişti. Onun, geniş ilmine rağmen Kur’ân-ı Kerîm hakkındaki sorulara cevap vermediği, bu tutumu yüzünden kendisinden tefsir konusunda pek az şey nakledildiği zikredilmiştir (Zehebî, Aʿlâmü’n-nübelâʾ, IV, 242). Duyduğunu hemen ezberleyecek bir hâfızaya sahip olan Saîd hadisleri ilk kaynağından öğrenmeye önem verir, bir hadisi onu en iyi bilenden duyabilmek için günlerce yürüdüğü olurdu. Mürsel rivayetlerin sıhhat derecesi âlimler arasında tartışmalı olduğu halde İmam Şâfiî onun mürsellerini hasen, Ahmed b. Hanbel de sahih kabul ederdi (İbn Hacer, Tehẕîbü’t-Tehẕîb, IV, 85-86). Ali b. Medînî onun, “Sünnette bu mesele böyledir” demesinden sonra başka bir delil aramaya gerek bulunmadığını söylerdi. Sika, sebt, hüccet gibi ifadelerle anılan Saîd’in rivayet ettiği hadisler Kütüb-i Sitte başta olmak üzere bütün hadis kitaplarında yer almıştır. Ayrıca kaynaklarda Saîd b. Müseyyeb’in çok güzel rüya tabir ettiği anlatılmakta, ensâb ilminde de önde gelen âlimlerden olduğu belirtilmektedir.

Hâşim Cemîl Abdullah, Fıḳhü’l-imâm Saʿîd b. Müseyyeb adıyla yaptığı doktora çalışmasını yayımlamış (I-IV, Bağdat 1394/1974), Abdülmuhsin b. Abdülazîz es-Suvayğ, Uṣûlü fıḳhi’l-İmâm Saʿîd b. Müseyyeb min ḫilâli fıḳhihi’l-müdevven ismiyle bir yüksek lisans tezi hazırlamış (1407, Câmiatü’l-İmâm Muhammed b. Suûd el-İslâmiyye), Vehbe ez-Zühaylî onun hakkında bir eser kaleme almıştır (bk. bibl.). Zehebî’nin de onun biyografisini yazdığı zikredilmiştir.

BİBLİYOGRAFYA
İbn Sa‘d, eṭ-Ṭabaḳāt, V, 119-143; Buhârî, et-Târîḫu’l-kebîr, III, 510-511; Fesevî, el-Maʿrife ve’t-târîḫ, I, 468-479; Ebû Nuaym, Ḥilye, II, 161-175; Zehebî, Aʿlâmü’n-nübelâʾ, IV, 217-246; a.mlf., Teẕkiretü’l-ḥuffâẓ, I, 54-56; İbnü’l-Cezerî, Ġāyetü’n-Nihâye, I, 308; İbn Hacer, Tehẕîbü’t-Tehẕîb, IV, 84-88; a.mlf., el-İṣâbe (Bicâvî), II, 61-62; VI, 121-122; VIII, 220; Hâşim Cemîl Abdullah, Fıḳhü’l-imâm Saʿîd b. el-Müseyyeb, Bağdad 1394/1974, neşredenin girişi, I, 11-150; Vehbe ez-Zühaylî, Saʿîd b. el-Müseyyeb seyyidü’t-tâbiʿîn, Dımaşk-Beyrut 1394/1974; Muhammed Münîr ed-Dımaşkī, Nemûẕec mine’l-aʿmâli’l-ḫayriyye, Riyad 1409/1988, s. 173-178; Abdüssettâr eş-Şeyh, Aʿlâmü’l-ḥuffâẓ ve’l-muḥaddis̱în, Dımaşk-Beyrut 1417/1997, IV, 85-145; Muhammed ez-Zühaylî, Merciʿu’l-ʿulûmi’l-İslâmiyye, Dımaşk, ts. (Dârü’l-ma‘rife), s. 89; Cengiz Kallek, “Fukaha-i Seb‘a”, DİA, XIII, 214.
Bu madde ilk olarak 2008 senesinde İstanbul'da basılan TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 35. cildinde, 563-564 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde gösterilmektedir.