SALÂHÎ EFENDİ

Müellif:
SALÂHÎ EFENDİ
Müellif: SEMİH CEYHAN
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
İlk Yayın Tarihi: 2009
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 24.08.2019
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/salahi-efendi
SEMİH CEYHAN, "SALÂHÎ EFENDİ", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/salahi-efendi (24.08.2019).
Kopyalama metni
1117’de (1705) bugün Yunanistan sınırları içinde bulunan Kesriye’de (Kastorya) doğdu (Sâdullah Enverî, vr. 176b). Asıl adı Abdullah Selâhaddin, mahlası Salâhî’dir; Salâhî Uşşâkī diye tanınır. Bazı son dönem kaynaklarda Uşşakīliğin yaygın olduğu Balıkesir’de doğduğu ileri sürülmekteyse de bu doğru değildir. Salâhî hakkında Risâle-i Salâhiyye adıyla müstakil bir eser yazan Hüseyin Vassâf, kâtipler zümresinden olan babası Muhammed Abdülazîz’in Saraybosna’da doğduğunu, daha sonra Kesriye’ye hicret ettiğini söyler. Tahsil hayatına memleketinde başlayan Salâhî, babasından devraldığı kâtiplik mesleğini sürdürmek ve öğrenimini tamamlamak için İstanbul’a gitti. Bir süre Bâbıâli’de Tahvil Kalemi’ne devam ettikten sonra Hekimoğlu Ali Paşa’nın hizmetine girdi. Ali Paşa’nın görevi dolayısıyla maiyetinde birçok yere seyahat etti. İlk seyahatini Ali Paşa’nın vali olarak tayin edildiği Bosna’ya gerçekleştirdi. Osmanlı ordusunun Avusturya kuvvetlerine karşı zafer kazandığı Banyaluka savaşına Hekimoğlu Ali Paşa ile birlikte katıldı (1150/1737). Paşanın 1153’te (1740) Mısır’a vali olması üzerine Kahire’ye gitti. Burada Halvetî şeyhi Şemseddin Muhammed el-Hifnî ile tanıştı. Nakşibendî şeyhi Hasan Demenhûrî’den cifr, vefk ve ilm-i hurûf gibi havas ilimlerini öğrendi. Salâhî’nin devlet hizmetindeki görevi Hekimoğlu Ali Paşa’nın Mısır’dan Anadolu’ya gönderilmesiyle sona erdi (1154/1741). İstanbul’a döndüğünde paşa ile çıktığı bir Edirne seyahati sırasında tanıştığı Halvetî-Uşşâkī tarikatının Cemâliyye kolunun pîri ve Edirnekapı Savaklar’daki Hırâmî Ahmed Paşa Tekkesi şeyhi Cemâleddin Uşşâkī’ye intisap etti. Şeyhin kızıyla 1157’de (1744) evlendiğine göre ona bu tarihten önce intisap etmiş olmalıdır. Salâhî’nin bu evlilikten, Muhyiddin İbnü’l-Arabî’ye bağlılığından dolayı Muhyiddin adını verdiği oğlu ile Mehmed Ziyâeddin adlı oğlu oldu.

Salâhî Efendi, Fatih Âşık Paşa mahallesinde bulunan Tâhir Ağa Tekkesi’nin şeyhi Mehmed Sâbir Efendi’nin ölümünün ardından tekkenin bânisi Tâhir Ağa’nın teklifi ve Şeyhülislâm Dürrîzâde Mustafa Efendi’nin onayı ile bu tekkenin postnişinliğine getirildi. Hüseyin Vassâf, onun Nakşîliği Bursa’da yayan Kerküklü Seyyid Mehmed Emin Efendi’ye de intisabı bulunduğunu ve vakfiye şartının gereği olarak tekkede Uşşâkīliğin yanında Nakşî usulünü de icra ettiğini kaydeder (Sefîne-i Evliyâ, IV, 432). Tâhir Ağa Tekkesi 12 Ramazan 1196’da (21 Ağustos 1782) çıkan Tüfekhâne yangınında yanınca Eğrikapı’daki tekkeye taşınan Salâhî Uşşâkī 29 Muharrem 1197’de (4 Ocak 1783) burada vefat etti. Cenazesi Eğrikapı Tekkesi’nden alınarak uzun yıllar şeyhlik yaptığı Tâhir Ağa Tekkesi’nin hazîresine defnedildi. Hüseyin Vassâf, tekkenin en son şeyhi Ali Behcet Efendi’den naklen Salâhî’nin, mezarının üstünün açık bırakılmasını ve baş ucundaki mezar taşının hâcegân tacı şeklinde yapılmasını istediğini söyler. Türbesi Hüseyin Vassâf tarafından 1921 yılında tamir ettirilerek bugünkü haline getirilmiştir. Salâhî’den sonra oğlu ve halifesi Mehmed Ziyâeddin Efendi, Tâhir Ağa Tekkesi’nin postnişini olmuş, onun vefatının ardından yerine oğlu Mehmed Tevfik Efendi geçmiş, ancak yerine halife bırakmamıştır.

Halvetî-Uşşâkīliğin günümüze intikalini sağlayan en önemli halkalardan biri olan Salâhî Efendi tarikatın Salâhiyye kolunun pîri kabul edilir. Tuhfetü’l-Uşşâkıyye adlı eserinde Uşşâkī tarikatının âdâb ve erkânını ayrıntılarıyla anlatmış, hatm-i hâcegândan tesbit edilebildiği kadarıyla İzhâr-ı Esrâr-ı Nihân ez Envâr-ı Hatm-i Hâcegân adlı eserinde ilk defa o bahsetmiştir. Bu durum onun Nakşî geleneğinde önemli bir konumda olmasını gerektirir. Salâhî’nin en meşhur halifesi bir ara Nazilli müftülüğü yapan Mehmed Zühdü Efendi’dir. Diğer bir halifesi kabri Balçık Baba Tekkesi’nde bulunan Mehmed Sâdık Efendi’dir.

Salâhî, Uşşâkīliğin yanı sıra Osmanlı toplumunda yaygınlık kazanan belli başlı tarikatlardan nasip almış ve bu sebeple kendisine “câmiu’t-turuk” ve “câmiu’l-kelimât” unvanları verilmiştir. Divanındaki, “Celvetî, Bektâşî, Bayrâmî ve Sa‘dî, Kādirî / Nakşibendî, Mevlevî ve Gülşenî, Uşşâkīyiz” beytiyle buna işarette bulunur. Tuhfetü’l-Uşşâkıyye’sine bazı ilâveler yapan son dönem Uşşâkī şeyhlerinden Abdurrahman Sâmi Efendi ona Şâzeliyye, Bedeviyye, Rifâiyye, Sünbüliyye ve Şâbâniyye tarikatlarını da nisbet eder. Şeyhi Cemâleddin Uşşâkī’nin Halvetiyye’nin Gülşeniyye, Sünbüliyye, Şâbâniyye kollarıyla Nakşibendiyye tarikatına mensup olması sebebiyle bu tarikatların da ona intikal etmiş olduğu söylenebilir. Öte yandan kaynaklarda Salâhî Efendi’nin söz konusu tarikatlara bilfiil intisap ettiği ileri sürülmektedir. Harîrîzâde’ye göre Nakşîliğe intisabı Mısır seyahati esnasında Hasan Demenhûrî, Enverî’ye göre Kerküklü Seyyid Mehmed Emin Efendi vasıtasıyladır. Hüseyin Vassâf onun Mevlevîliğe Galata Mevlevîhânesi şeyhi Nâyî Osman Dede, Celvetî ve Bayrâmîliğe Üsküdar Bandırmalı Tekkesi şeyhi Hâşim Baba, Gülşenîliğe Şeyh Hasan Sezâî, Şâbânîliğe Üsküdar Nasûhî Tekkesi şeyhi Seyyid Alâeddin Efendi veya Mısır’da tanıştığı Şâbânî-Bekriyye’den Hifnî vasıtasıyla intisap ettiğini belirtir (a.g.e., IV, 431-432).

Çok sayıda eseri bulunan Salâhî’nin düşüncelerinin temel kaynağı Fuṣûṣü’l-ḥikem ve Fütûḥâtü’l-Mekkiyye başta olmak üzere İbnü’l-Arabî’nin kitaplarıdır. Mârifete dair meselelerde karşılaştığı zorlukları öncelikle İbnü’l-Arabî’nin ruhaniyetine dayanarak çözüme kavuşturduğunu söyleyen Salâhî, “Müşkilin kimseye zâhirde Salâhî sormaz / Hâce-i bâtına sordu soracak esrârı” beytiyle, İbnü’l-Arabî’nin anlaşılmasını sadece onun yazılı metinlerini okumakla değil bundan daha önemlisi bâtınından istimdadla gerçekleşeceğine işaret eder. Salâhî ile yalnız eserlerine dayanarak İbnü’l-Arabî’yi inceleyenler arasındaki temel fark, tarih boyunca ruhanî alanda yetkin olan kimselerin ağzından nakledilmek suretiyle gelen şifahî gelenek olgusudur. Salâhî, İbnü’l-Arabî’nin remiz ve muammalarla dolu olan Mevâḳıʿu’n-nücûm adlı eserini okuduğunda bunların akıl ve kıyasla anlaşılmasının mümkün olmadığı kanaatine vararak şeyhin ruhaniyetinden yardım dilediğini, bunun üzerine kendisine onun nurundan bir katre ulaştığını, onun nuruyla aydınlanıp sırlarına vâkıf olduktan sonra esere şerh yazabilir hale geldiğini söyler. Aynı durum, İbnü’l-Arabî düşüncesi üzerine yazdığı Miftâhu’l-vücûdi’l-eşher fî tevcîhi kelâmi’ş-şeyhi’l-ekber ile bunun zeyli olan Zeylü’l-kitâb bi-ahseni’l-hitâb adlı eserlerinin telifinde de söz konusudur (Ceyhan, s. 116). İbnü’l-Arabî’nin yanı sıra Ebû Saîd-i Ebü’l-Hayr, Şebüsterî, Muhammed Pârsâ, İmam Gazzâlî, İbnü’l-Fârız, Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî ve Yûnus Emre gibi tasavvuf tarihinin önemli simalarının metinlerine dair şerh ve tercüme türü çalışmaları bulunan Salâhî Uşşâkī Eşrefoğlu Rûmî, Niyâzî-i Mısrî, İsmâil Hakkı Bursevî, Mehmed Nasûhî Efendi gibi Osmanlı tasavvufunun meşhur şahsiyetlerinin eserleri üzerinde yaptığı çalışmalarla da Osmanlı tasavvuf düşüncesi tarihine önemli katkılarda bulunmuştur. Divan sahibi bir şair olan Salâhî’nin birçok manzum eseri bulunmaktadır. Türk edebiyatında regāibiyye türünün ilk örneği ona aittir (bk. REGĀİBİYYE).

Eserleri. A) Telif Eserleri. 1. Gül-i Sadberg-i Evrâd Berâ-yı Tuhfe-i Ubbâd (Esmâ-i Hüsnâ Muammâsı Risâlesi, Tevessül bâ esmâi’n-nebî, Münâcât-ı Esmâ-i Hüsnâ). Allah’ın ve Hz. Peygamber’in güzel isimlerine dair olup Türkçe ve Arapça karışık yazılmıştır (DTCF Ktp., Muzaffer Ozak, nr. II/7, vr. 74b-107b). 2. Mir’âtü’l-a‘lâm ve mişkâtü’l-ahlâm. Fütûh-i Salâhî diye de bilinen eser “abâdile” konusunun ebced değerleriyle tasavvufî açıklamalarını, ebced harflerinin bâtınî mânalarını ihtiva eder (İÜ Ktp., TY, nr. 3983). 3. Mir’ât-ı Esmâ. Esmâ-i seb‘aya dair bir risâledir (DTCF Ktp., Muzaffer Ozak, nr. II/7, vr. 173b-180b). 4. Cevâhir-i Tâc-ı Hilâfet. Tarikat âdâb ve erkânıyla ilgili bu risâlede sûfî kıyafetlerinin mânaları ve mutasavvıfların insanlarla münasebetinin nasıl olması gerektiği üzerinde durulmaktadır (Süleymaniye Ktp., Pertev Paşa, nr. 433, vr. 169a-180b). 5. Usûl-i Evrâd-ı Uşşâkıyye (DTCF Ktp., Muzaffer Ozak, nr. II/7, vr. 21b-25a). 6. Medâr-ı Mebde’ ve Meâd. “Ölmek-ölmemek, bilmek-bilmemek, bulmak-bulmamak, olmak-olmamak” şeklindeki karşıt ifadelerin içerdiği anlamlar hakkındadır (İÜ Ktp., TY, nr. 6423). 7. Mecma-i Fenn-i Zerâfet (Mefâtihu’d-deriyye, Kavâid-i Fârisî, Emsile-i Fârisî) (Süleymaniye Ktp., Hacı Mahmud Efendi, nr. 6135). 8. İzhâr-ı Esrâr-ı Nihân ez Envâr-ı Hatm-i Hâcegân. Hatm-i hâcegâna dair bilinen ilk Türkçe eserdir (Süleymaniye Ktp., Pertev Paşa, nr. 633, vr. 1b-12b). 9. Tuhfetü’l-Uşşâkıyye. Halvetî-Uşşâkī âdâbı hakkındaki bu risâleyi müellif önce Arapça, daha sonra Türkçe telif etmiş, Abdurrahman Sâmi eseri ilâvelerle birlikte tekrar kaleme almıştır. Risâle Mahmut Erol Kılıç tarafından Uşşâkî Sâliklerinin Âdâbı adıyla neşredilmiştir (İstanbul 1998). 10. Hilye-i Haseneyni’l-ahseneyn. 415 beyitlik eser mesnevi tarzında yazılmıştır (Konstantiniye 1327). 11. Atvâr-ı Seb‘a. Yedi nefis mertebesinin anlatıldığı altmış üç beyitlik bir risâledir (Süleymaniye Ktp., Tâhir Ağa, nr. 503/2, vr. 10a-13a). 12. Divan. Salâhî Efendi’nin iki divanı bulunmaktadır. Dîvân-ı Nuût-i Salâhî’de Arapça, Farsça ve Türkçe 211 na‘t yer almaktadır (Süleymaniye Ktp., Esad Efendi, nr. 2650/1, vr. 1b-57a). Diğer divanı ise gazel, kaside ve müfredlerden oluşmaktadır (Süleymaniye Ktp., Uşşâkī Tekkesi, nr. 84). Salâhî Efendi’nin diğer bazı eserleri de şunlardır: Matlau’l-fecr (Risâle-i Regāibiyye) (DTCF, Muzaffer Ozak, nr. II/7); Mevlid ve Mi‘râciyye (Cerîde-i Sûfiyye, XVIII/6 [29 Cemâziyelâhir 1330], s. 3-4); Zabt-ı Vekāyi-i Yevmiye-i Şehriyârî (İÜ Ktp., TY, nr. 2518); Tebrîk-i Gazâ-yı Sultan Mahmûd (Süleymaniye Ktp., Hacı Mahmud Efendi, nr. 4211/3, vr. 51-56).

B) Şerhleri. 1. Riyâżü’l-ḳavâʿid ḥiyâżü’l-fevâʾid. Hamîdî diye bilinen Ömer b. Mahmûd el-Belhî’nin Farsça Maḳāmât-ı Ḥamîdî’sinin şerhidir (Süleymaniye Ktp., Pertev Paşa, nr. 432-433). 2. Ṭavâliʿu menâfiʿu’l-ʿulûm min meṭâli’l-mevâḳıʿi’n-nücûm. İbnü’l-Arabî’nin Mevâḳıʿu’n-nücûm adlı kitabının şerhi olup (İÜ Ktp., AY, nr. 3344) Giritli Ahmed Muhtar Efendi tarafından Türkçe’ye çevrilmiştir. 3. Miftâḥu’l-vücûdi’l-eşher fî tevcîhi kelâmi’ş-şeyḫi’l-ekber. Eşyanın mahiyeti ve zuhuruna dair Arapça bir eser olup (Süleymaniye Ktp., Hacı Mahmud Efendi, nr. 2698) Tâhir Ağa Tekkesi’nin son şeyhi Ali Behcet Efendi’nin talebiyle İbnülemin Mahmud Kemal tarafından Türkçe’ye çevrilmiştir. 4. Ẕeylü’l-kitâb bi-aḥseni’l-ḫiṭâb. Miftâḥu’l-vücûd’un zeyli olup hakîkat-i Muhammediyye konusunu işler (Süleymaniye Ktp., Hacı Mahmud Efendi, nr. 2698/2). 5. Şerh-i Risâle-i Kudsiyye. Muhammed Pârsâ’nın Bahâeddin Nakşibend’in sohbetlerinden derlediği eserin tercüme ve şerhi olan eseri (İstanbul 1323) Ahmet Oğuz ve M. Sadık Aydın sadeleştirerek neşretmiştir (Konya 1969). 6. Muhtasarü’l-Menâr Şerhi. Ebü’l-Berekât en-Nesefî’nin fıkıh usulüne dair Menârü’l-envâr adlı risâlesinin tercüme ve şerhidir (Süleymaniye Ktp., Pertev Paşa, nr. 443, vr. 690a-745a). 7. Elli Dört Farz Şerhi (İstanbul 1260, 1264, 1276, 1302). 8. Şerh-i Şâfiye. İbnü’l-Hâcib’in Arapça gramer kaidelerine dair eserinin tercüme ve şerhidir (Râgıb Paşa Ktp., Yahyâ Tevfik, nr. 1701/401). 9. Muzhır-ı Kavâid-i İ‘râb Şerhi. Müellif, İbn Hişâm’ın bu eserini şerhettikten sonra risâleye şerhin muhtasarını da eklemiştir (TSMK, Emanet Hazinesi, nr. 1908/1). 10. Tercüme-i Aşk. İbnü’l-Fârız’ın el-Ḳaṣîdetü’l-Ḫamriyye’sinin şerhidir (Süleymaniye Ktp., Nâfiz Paşa, nr. 553, 31 varak). 11. Şerh-i Kasâid-i Örfî (Tercüman Ktp., nr. 42). 12. Şerhu’s-Salâhî bi-imdâdi’l-feyzi’l-ilâhî (Süleymaniye Ktp., Hacı Mahmud Efendi, nr. 3917). Salâhî Efendi bunların dışında Hz. Ali, Ebû Saîd-i Ebü’l-Hayr, Muhyiddin İbnü’l-Arabî, Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî, Yûnus Emre, Eşrefoğlu Rûmî, Niyâzî-i Mısrî, Âşık Ömer, Mehmed Nasûhî Efendi, Nakşî-i Akkirmânî, İsmâil Hakkı Bursevî, Emîr Hüsrev-i Dihlevî, Cemâleddîn-i Uşşâkī, Hoca Nasreddin Zarîfe, Şevket-i Buhârî, Enverî ve Hâkānî’ye ait bazı beyitleri şerhetmiştir (Resul Arıcı, Salâhî’nin Tasavvufî Şiir Şerhleri [yüksek lisans tezi, 2006], MÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü).

C) Tercümeleri. 1. Mir’âtü’l-meânî li-idrâki âlemi’l-insânî. İbnü’l-Arabî’ye ait olduğu ileri sürülen Ḥavżü’l-ḥayât’ın tercümesidir (Süleymaniye Ktp., Hacı Mahmud Efendi, nr. 3214). 2. Tercüme-i Risâle-i Gavsiyye (Millî Ktp. [A], nr. 392). 3. Tercüme-i Risâle-i Ahadiyye. Evhadüddîn-i Belyânî’ye ait risâlenin çevirisidir (İÜ Ktp., TY, nr. 2309). 4. Tercüme-i Risâle-i Vücûd (Risâle-i Keşfiyye). Muhammed Pârsâ’nın kelime-i tevhide ve kelime-i tevhid zikrinin tasavvufî mânasına dair bir risâlesinin tercümesidir (Süleymaniye Ktp., Pertev Paşa, nr. 633). 5. Tercüme-i Usûl-i Hadîs. Süyûtî’nin en-Nihâye adlı eserini temel alıp Süyûtî’nin bu risâleye yazdığı İtmâm-ı Dirâye adlı şerhten ve İbn Hacer el-Askalânî’nin Nuḥbetü’l-fiker fî muṣṭalaḥi ehli’l-es̱er isimli eserine yapılan bir şerhten faydalanılarak yapılmış bir tercümedir (Süleymaniye Ktp., Pertev Paşa, nr. 433, vr. 745a-757a). 6. Tercüme-i Arûz-ı Tebrîzî. Vahîd-i Tebrîzî’nin ʿİlm-i ʿArûż ve Ḳāfiye adlı eserinin çevirisidir (Süleymaniye Ktp., Hacı Mahmud Efendi, nr. 6201). 7. Meşâriku’l-envâri’l-metâlib ve metâliu esrâri’l-mevâhib. Hz. Ali’ye nisbet edilen divanın tercümesidir (Süleymaniye Ktp., Uşşâkī Tekkesi, nr. 333). 8. Tercüme-i Mir’âtü’l-muhakkıkīn. Şebüsterî’nin eserinin çevirisidir (İstanbul 1281). Salâhî Efendi ayrıca Bûsîrî’nin Ḳaṣîdetü’l-Bürde’sini (Süleymaniye Ktp., Esad Efendi, nr. 2650), Hassân b. Sâbit’in Hz. Peygamber’i övdüğü kasidelerinden birini (Süleymaniye Ktp., Esad Efendi, nr. 2650) ve İbnü’n-Nahvî’nin el-Ḳaṣîdetü’l-Münferice’sini (Süleymaniye Ktp., Esad Efendi, nr. 2650) Türkçe’ye çevirmiştir.

BİBLİYOGRAFYA
Abdullah Salâhî Uşşâkī, Risâle-i Kudsiyye Tercümesi, İstanbul 1323, s. 92-95; a.mlf. – Abdurrahman Sâmî Uşşâkī, Uşşâkî Sâliklerinin Âdâbı (Tuhfetü’l-‘uşşâkıyye) (haz. Mahmud Erol Kılıç), İstanbul 1998; Sâdullah Enverî, Târih, Millet Ktp., Ali Emîrî, Tarih, nr. 67, vr. 176b; Harîrîzâde, Tibyân, I, vr. 225a vd.; Hüseyin Vassâf, Sefîne-i Evliyâ (haz. Mehmet Akkuş – Ali Yılmaz), İstanbul 2006, IV, 429-502; Sâdık Vicdânî, Tarikatler ve Silsileleri: Tomar-ı Turuk-i Aliyye (haz. İrfan Gündüz), İstanbul 1995, s. 245-246; Bursalı Mehmed Tâhir, Kibâr-ı Meşâyih ve Ulemâdan On İki Zâtın Terâcim-i Ahvâli, İstanbul 1316, s. 43; Zâkir Şükrü, Mecmûa-i Tekâyâ (Tayşi), s. 11; Mehmet Akkuş, Abdullah Salâhaddîn-i Uşşâkî’nin (Salâhî) Hayatı ve Eserleri, Ankara 1998; Semih Ceyhan, Abdullah Salâhî Uşşâkî’nin Vücûd Risâleleri (yüksek lisans tezi, 1998), MÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü; Mahmud Erol Kılıç, “The Ibn al-‘Arabī of the Ottomans, ʿAbdullah Salāhaddīn al-‘Ushshāqī (1705-82): Life, Works and Thoughts of an Ottoman Akbarī”, Journal of the Muhyiddin Ibn ‘Arabi Society, XXVI, Oxford 1999, s. 110-120; a.mlf., “Cemâleddin Uşşâkī”, DİA, VII, 314-315; a.mlf., “İbnü’l-Arabî, Muhyiddin”, a.e., XX, 513.
Bu madde ilk olarak 2009 senesinde İstanbul'da basılan TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 36. cildinde, 17-19 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde gösterilmektedir.