ŞÜMLE

شملة
Müellif:
ŞÜMLE
Müellif: QIYAS ŞÜKÜROV
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
Baskı Tarihi: 2016
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 25.05.2020
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/sumle
QIYAS ŞÜKÜROV, "ŞÜMLE", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/sumle (25.05.2020).
Kopyalama metni
Tam adı Şümle Aydoğdu b. Küştoğan et-Türkmânî el-Afşarî’dir. Ataları Avşar oymaklarından birine mensuptur ve muhtemelen VI. (XII.) yüzyılın birinci yarısında Seyhun boylarından Hûzistan taraflarına göç etmiştir. Bu aileden Hûzistan çevresinde siyasî olaylara katılan ilk şahıs Ya‘kūb b. Arslan el-Afşarî’dir. Irak Selçuklu Sultanı Mahmûd b. Muhammed Tapar döneminin (1118-1131) nüfuzlu emîrlerinden olan Yâkub Bey, Salgurlular’ın kurucusu Sungur b. Mevdûd ile mücadele ederek Fars bölgesini ele geçirmeye çalışmış, onun ardından Hûzistan’ın yönetimini Şümle üstlenmiştir. Şümle (Şûmle, Şimle, Şemle) Aydoğdu, Irak Selçuklu Sultanı Mes‘ûd b. Muhammed Tapar’ın hâcibi Has Bey Belengerî’nin en çok güvendiği emîrlerden biriydi. Has Bey’in Irak Selçuklu Sultanı Muhammed b. Mahmûd tarafından öldürülmesi üzerine Şümle, Hûzistan’da bağımsız olarak hareket etmeye başladı, bir süre sonra da Küçük Luristan’ı hâkimiyeti altına aldı. Böylece VI. (XII.) yüzyılın ikinci yarısında Hûzistan ve çevresini kapsayan yarı bağımsız bir emirlik kurdu. Irak Selçukluları’ndan Muhammed b. Mahmûd ile III. Melikşah arasında cereyan eden taht mücadelelerine karışan Şümle çıkarları doğrultusunda sık sık saf değiştirdi.

Şümle’nin Hûzistan’da kurduğu emirlik Abbâsî Halifesi Muktefî-Liemrillâh’ı kaygılandırdı ve 550’de (1155) üzerine asker sevketti. Taraflar arasında meydana gelen savaşta halifelik kuvvetleri yenildi, ordu kumandanı başta olmak üzere çok sayıda Abbâsî askeri esir alındı. Halifeye bağlı kuvvetlerle çatışmayı çıkarları açısından yararlı bulmayan Şümle esirlere karşı iyi davrandı ve bir süre sonra onları serbest bıraktı. Abbâsî kuvvetleri 553’te (1158) Hûzistan’a ikinci defa saldırdı. Abbâsî emîrlerinden Kaymaz’ın Şümle tarafından yenilgiye uğratıldıktan sonra Muhammed b. Mahmûd’a teslim edilmesi muhtemelen bu saldırının en önemli sebeplerinden biriydi. Şümle bu sorunu yine barış yoluyla çözdü ve çatışmalardan uzak durmayı başardı.

Sultan Muhammed b. Mahmûd’un vefatının ardından Irak Selçuklu tahtı için III. Melikşah ile Süleyman Şah ve Arslanşah arasındaki mücadele sırasında Şümle bazan III. Melikşah’ı, bazan da Arslan Şah’ı destekledi ve 555 (1160) yılında III. Melikşah’ın oğlu Mahmud’a atabeg tayin edildi. Şümle bu yeni görevi sırasında daha geniş bir alanda faaliyet gösterdi, yeğeni İbn Şenkâ kumandasındaki bir orduyu Vâsıt ve Basra yöresine sevketti. 561’de (1166) Vâsıt Valisi Hutlubars’ı (Kutlubars) yenilgiye uğratan İbn Şenkâ’nın daha sonraki hedefi Basra oldu. Onun bu yöredeki faaliyetleri Şümle tarafından desteklendi ve bölgedeki Mâhikî Kalesi ordugâh olarak belirlendi. Abbâsî Halifesi Müstencid-Billâh’ın elçisi Yûsuf ed-Dımaşkī bu sırada Mâhikî’de bulunan Şümle’yi ziyaret etti ve halifenin uyarılarını bildirdi. Şümle ise Vâsıt, Hille ve Basra’nın, atabegi olduğu Mahmud’a iktâ edildiğini ve bu bölgeler üstünde onun adına hâkimiyet tesis etme niyetinde olduğunu bildirdi. Diplomasi yoluyla istediğini elde edemeyen halife, Şümle ve taraftarlarını Hâricîlik’le itham etti, lânetlenmeleri gerektiğini söyledi. Ayrıca Vâsıt Valisi Arguş (Erkuş) el-Müsterşidî’yi ve diğer emîrlerini Şümle ile savaşa sevketti, mağlûp olan Şümle Hûzistan’a dönmek zorunda kaldı.

564’te (1168-69) Salgurlu Atabegi Muzafferüddin Zengî’nin ve askerlerinin kendilerine kötü muamele etmesinden şikâyetçi olan halk Şümle’den yardım istedi. Bunu fırsat bilen Şümle, Fars bölgesine sefer düzenleyip Muzafferüddin Zengî kuvvetlerini yenilgiye uğrattı ve Fars’ı ele geçirdi. Fakat Şümle de halka kötü muamelesi ve İbn Şenkâ’nın bölgedeki yağmacılık faaliyetleri yüzünden kısa sürede Fars bölgesindeki nüfuzunu kaybetti; Fars halkının daveti üzerine bölgeye gelen Muzafferüddin Zengî ve müttefikleri karşısında tutunamayarak Hûzistan’a döndü. Buradan Ahvaz bölgesine sefer düzenledi, Ahvaz’ın zaptından sonra Nihâvend bölgesini ele geçirmek için planlar yaptı. Ancak Azerbaycan ve Arrân Atabegi Şemseddin İldeniz, Nihâvend’in zaptını engelledi. Ardından İbn Şenkâ onun emriyle Nihâvend Kalesi’ni aldı. Şümle bölgede kalıcı olmayı amaçladığından Mâhikî yakınlarında yeni bir kale inşa ettirmek istedi. Fakat halife ordusunun saldırıları karşısında yenilgiye uğradı; İbn Şenkâ savaş meydanında öldürüldü ve kesik başı Bağdat’a gönderildi. Bu olaydan sonra geri çekilen Şümle, Hûzistan yöresindeki Türkmen aşiretleriyle çatışmaya girdi. Türkmenler, Azerbaycan ve Arrân Atabegi Muhammed Cihan Pehlivan’ın desteğini alarak Şümle’nin ordusunu mağlûp etti. Şümle bu savaşta yaralandı, oğlu ve yeğeniyle birlikte esir düştü. Atabeg Muhammed Cihan Pehlivan’a götürülen Şümle iki gün sonra öldü.

Şümle’nin yerine geçen oğlu Garsüddin, Irak Selçuklu Sultanı II. Tuğrul döneminin (1177-1194) ünlü emîrlerinden olup sultanın Hemedan seferinde büyük başarılar göstermişti. Garsüddin’den sonra Hûzistan emirliğinin başına muhtemelen Şümle’nin diğer oğlu Şerefeddin Emîrân geçti. Şerefeddin’in III. Melikşah’ın oğlu Melik Muhammed’in atabegi olduğu rivayet edilir. Bu dönemde Şerefeddin Emîrân ile Atabeg Muhammed Cihan Pehlivan arasında dostluk ilişkileri kuruldu, bu ilişkiler Şümle’nin torunlarına verilen ahidnâme ile pekiştirildi. Böylece ahidnâme ile, Şümle’nin ahfadının Hûzistan ve Luristan toprakları üzerindeki hâkimiyet hakları onaylanmış oldu. Şerefeddin Emîrân’ın ardından Hûzistan emirliğinin yönetimini Muzafferüddin Sü-Sıyân üstlendi. Onun vefatından sonra Şümle’nin torunları arasında çatışma çıktı. Bunu fırsat bilen Abbâsî Halifesi Nâsır-Lidînillâh, Hûzistan’a bir ordu sevkedip Şümle’nin ahfadını bertaraf etti ve Hûzistan Emirliği’ne son verdi. Şümle’nin ahfadından bazı kişiler Bağdat’a götürüldü, burada kendilerine tahsis edilen evlerde göz hapsinde tutuldu. Nasreddin adlı emîr başta olmak üzere diğer aile fertleri Salgurlu Atabegi Sa‘d b. Zengî’nin himayesine girdi. VI. (XII.) yüzyılın ikinci yarısında Selçuklu ve Abbâsî çevresinde varlığını sürdüren Şümle ahfadının hâkimiyet alanı sadece Hûzistan’la sınırlı kalmadı, bazı kaynaklara göre Luristan, Nihâvend, Basra, Vâsıt gibi bölgeleri de kapsadı. Hatta Şümleoğulları’nın otuz civarında kaleye hükmettikleri ve bazı Hûzistan emîrlerinin sikke darp ettikleri rivayet edilir.

BİBLİYOGRAFYA :

İbnü’l-Cevzî, el-Muntaẓam, X, 255; Râvendî, Râḥatü’ṣ-ṣudûr, s. 260-261, 347; İbnü’l-Esîr, el-Kâmil, Beyrut 1992, XI, tür.yer.; XII, 108-109; Bündârî, Zübdetü’n-Nusra (Burslan), s. 209, 256; Sıbt İbnü’l-Cevzî, Mirʾâtü’z-zamân, I, 268, 330; Sadreddin Ali b. Nâsır el-Hüseynî, Zübdetü’t-tevârîḫ: Aḫbârü’l-ümerâʾ ve’l-mülûki’s-Selcûḳıyye (nşr. Muhammed Nûreddin), Beyrut 1405/1985, s. 284; Faruk Sümer, Oğuzlar (Türkmenler) Tarihleri, Boy Teşkilâtı, Destanları, İstanbul 1980, s. 126-127, 260-264, 582-583; a.mlf., “Avşarlar”, TDA, sy. 62 (1989), s. 120-122; Ziya Bünyadov, Azerbaycan Atabeyler Dövleti (1136-1225-ci iller), Bakü 1984, s. 38, 50, 67; Erdoğan Merçil, Fars Atabegleri, Salgurlular, Ankara 1991, s. 33, 37-38, 41, 44; Muharrem Eren, Kocaavşar Köyü ve Tarihte Avşarlar, İstanbul 1992, s. 234-237; Muhammed Ali İmâm Ahvâzî, Târîḫ-i Ḫûzistân (nşr. Abdülmuhammed Rûhbahşân), Tahran 1379 hş., s. 250-255; Enver Çingizoğlu, Avşarlar, Bakü 2008; Qiyas Şükürov, “Geçmişten Günümüze Avşarlar”, Anadolu’da Yörükler: Tarihî ve Sosyolojik İncelemeler (ed. Hayati Beşirli – İbrahim Erdal), Ankara 2007, s. 153-156; a.mlf., “Huzistan Avşar Emiri Şumle ve Ahfadı”, TD, sy. 48 (2008), s. 1-15; Emir Kalkan, “Afşarlar”, TDA, sy. 19 (1982), s. 29, 33-34; Ergin Ayan, “Büyük Selçuklu İmparatorluğu’nun Dağılma Sürecinde Huzistan Avşarları”, Uluslararası Sosyal Araştırmalar Dergisi, IV/18 (2011), s. 187-194.
Bu madde TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 2016 yılında İstanbul'da basılan EK-2. cildinde, 571-572 numaralı sayfalarda yer almıştır.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde okumak ister misiniz?
BAŞKA BİR MADDE GÖSTER