UKKÂŞE b. MİHSAN - TDV İslâm Ansiklopedisi

UKKÂŞE b. MİHSAN

عكّاشة بن محصن
Müellif:
UKKÂŞE b. MİHSAN
Müellif: MEHMET ÖZŞENEL
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
Baskı Tarihi: 2012
Erişim Tarihi: 19.07.2024
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/ukkase-b-mihsan
MEHMET ÖZŞENEL, "UKKÂŞE b. MİHSAN", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/ukkase-b-mihsan (19.07.2024).
Kopyalama metni

Benî Esed kabilesine mensup olan Ukkâşe ilk müslümanlardandır. Hz. Peygamber vefat ettiğinde kırk dört yaşında olduğu bilinmektedir, buna göre milâdî 588 veya 589 yılında doğmuş olmalıdır. İki kardeşi vardır. Biri kendisinden iki yaş büyük ağabeyi Ebû Sinân b. Mihsan, diğeri kız kardeşi Ümmü Kays bint Mihsan’dır.

Ukkâşe savaşlarda gösterdiği yararlıklarla tanınan meşhur bir cengâverdir. Bütün gazvelere katılmış, kimi seriyyelere kumandanlık etmiş, bazı bölgelere zekât memuru ve davetçi olarak gönderilmiştir. Hicretten on yedi ay sonra (Receb 2 / Ocak 624) Abdullah b. Cahş kumandasında gerçekleştirilen ve müşriklere ilk ciddi darbenin vurulduğu Batn-ı Nahle Seriyyesi’ne katılan sahâbîlerden biriydi (İbn Hişâm, I, 601-603). Sonraki dönemde Bedir, Uhud, Hendek dahil bütün önemli gazvelerde büyük yararlılıklar gösterdi. Hendek Gazvesi’nde müşriklerin yanında yer alan kendi kabilesi Esedoğulları’na karşı misilleme amacıyla 6 yılı Rebîülevvel ayında (Temmuz-Ağustos 627) düzenlenen Gamre Seferi’ne kumandan tayin edildi. Müslümanların geldiğini öğrenen kabile mensupları kaçsa da Ukkâşe yakaladığı biri vasıtasıyla yerlerini tesbit etti ve baskın yapıp onları dağıttı. Müslümanlar kayıp vermeksizin 200 deve ganimet alıp Medine’ye döndüler (Vâkıdî, II, 550-551; bk. GAMRE SEFERİ). Ukkâşe 9 yılı Rebîülâhirinde (Temmuz-Ağustos 630) Cinâb bölgesindeki Kudâa kabilesinin Uzre ve Belî kollarına gönderilen seriyyenin de kumandanıydı (İbn Saʻd, II, 150). Hz. Peygamber onu “Araplar’ın en üstün (iyi) süvarilerinden biri” diye vasfederek övmüştür (İbn Hişâm, I, 638).

Ukkâşe b. Mihsan Hz. Peygamber tarafından cennetle müjdelenen sahâbîlerdendir ve bu müjde onun adının darbımesel olarak Arap edebiyatına girmesine vesile olmuştur. Hz. Peygamber bir gün rüyasında geçmiş peygamberlerin ve ümmetlerinin kendisine gösterildiğini, ayrıca Muhammed ümmetinden yetmiş bin kişinin de hesaba çekilmeden doğrudan cennete gideceğinin müjdelendiğini haber vermiştir. Bunu duyan Ukkâşe hemen öne atılıp, “Yâ Resûlellah! Dua et ben de onlardan olayım” deyince Hz. Peygamber, “Allahım! Ukkâşe de onlardan olsun!” diye dua etti. Bunun üzerine ayağa kalkan bir başka sahâbî, “Bana da dua et yâ Resûlellah!” deyince Hz. Peygamber “Ukkâşe senden hızlı davrandı” buyurdu (, VI, 353-354; Buhârî, “Libâs”, 18, “Riḳāḳ”, 50; Müslim, “Îmân”, 216 vd.). Hz. Peygamber’in bu sözü daha sonra, erken davranıp güzel bir fırsatı değerlendirenler hakkında darbımesel olarak kullanıldı.

Ashâb-ı Suffe’den olan Ukkâşe daha çok askerî görevlerde bulunduğu ve Hz. Peygamber’in vefatından bir yıl sonra şehid edildiği için fazla hadis rivayet etme imkânı bulamamıştır. Abdullah b. Abbas, Ebû Hüreyre ve kız kardeşi Ümmü Kays’ın bazı rivayetlerinde onun adı geçmektedir. Bir rivayete göre Vedâ haccında Hz. Peygamber, “Allah Teâlâ üzerinize haccı farz kıldı” buyurduğunda, “Her sene mi yâ Resûlellah?” diye soran kişi Ukkâşe’dir (Leknevî, III, 525-526). Ancak başka birçok rivayette bu soruyu soran şahsın adı Sürâka b. Mâlik el-Müdlicî olarak zikredilmiştir. Kız kardeşi Ümmü Kays’ın oğlu vefat ettiğinde cenazesi yıkanırken, üzüntüden ne dediğini bilmez halde olan Ümmü Kays onu yıkayana, “Oğlumu soğuk suyla yıkama, öldüreceksin!” demişti. Ukkâşe bunu Hz. Peygamber’e anlatınca o tebessüm etmiş ve “Nasıl da söylemiş, Allah ona uzun ömürler versin!” buyurmuştu. Bu duanın bereketiyle Ümmü Kays’ın çok uzun yaşadığı nakledilmektedir (Nesâî, “Cenâʾiz”, 29).

Hz. Peygamber’in vefatına yakın bir vakitte yaptığı, kendi üzerinde hakkı olanların gelip hakkını almalarına yönelik çağrıya binaen ondan kısas talep eden şahsın adının da Ukkâşe olduğu belirtilir. Rivayete göre Ukkâşe adındaki bu yaşlı şahıs kısas yapmak bahanesiyle Hz. Peygamber’in gömleğini üzerinden çıkarttırmış ve onu öpmüştür (Taberânî, III, 56; Ebü’l-Ferec İbnü’l-Cevzî, I, 296-297). Ali el-Kārî bu şahsın Ukkâşe b. Mihsan olduğunu ileri sürse de (Şerḥu’ş-Şifâʾ, II, 363-364) bu iddia kabul görmemiştir.

Ukkâşe b. Mihsan Hz. Ebû Bekir’in halifeliği döneminde, 11 (632) yılında kendisiyle aynı kabileden olan ve peygamberlik iddiasında bulunan Tuleyha b. Huveylid üzerine gönderilen Hâlid b. Velîd kumandasındaki birlikte yer aldı. Necid bölgesindeki Büzâha mevkiinde keşif görevine çıkan Ukkâşe ve Sâbit b. Akrem kendilerini yakalayan Tuleyha ve kardeşi tarafından şehid edildiler. Naaşları Hâlid b. Velîd tarafından şehid edildikleri yerde defnedildi (İbn Saʻd, III, 86-87). Tuleyha daha sonra tekrar imana gelip iyi bir müslüman olsa da Hz. Ömer, “Ey Tuleyha! Ukkâşe ve Sâbit’i öldürdün ya, bir daha seni sevemem!” diyerek hoşnutsuzluğunu dile getirmiştir (Zehebî, I, 317; ayrıca bk. TULEYHA b. HUVEYLİD).

Cesaret ve kahramanlığı yanında yakışıklılığı ile de tanınan Ukkâşe b. Mihsan Anadolu coğrafyasında çok sevilen bir figür haline gelmiş, Ukkâşe ismi Ökkeş’e dönüşerek Türkçe’de özellikle Gaziantep ve Kahramanmaraş yöresinde yaygın olarak kullanılmıştır. Gaziantep Nurdağı yöresinde Ökkeşiye Türbesi adında bir kabir bulunmaktadır. Ancak Ukkâşe’nin Arabistan’ın Necid bölgesindeki Büzâha mevkiinde şehid edildiği yerde Hâlid b. Velîd ve arkadaşları tarafından toprağa verildiği bilindiğinden onun adına nisbet edilen bu türbe bir makam-kabir olarak kabul edilmelidir.


BİBLİYOGRAFYA

, VI, 353-354.

, II, 550-551.

, I, 601-603, 632, 638, 671; II, 282.

İbn Saʻd, eṭ-Ṭabaḳātü’l-kebîr (nşr. Ali M. Ömer), Kahire 1421/2001, II, 150; III, 86-87.

Taberânî, el-Muʿcemü’l-kebîr (nşr. Hamdî Abdülmecîd es-Selefî), Kahire, ts. (Mektebetü İbn Teymiyye), III, 56.

, II, 12-13.

İbn Abdülber en-Nemerî, el-İstîʿâb (nşr. Âdil Mürşid), Amman 1423/2002, s. 584-585.

Ebü’l-Ferec İbnü’l-Cevzî, el-Mevżûʿât (nşr. Abdurrahman M. Osman), Karaçi, ts., I, 295-301.

İzzeddin İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-ġābe (nşr. Ali M. Muavvaz – Âdil Ahmed Abdülmevcûd), Beyrut 1415/1994, IV, 64-65.

, I, 307-308, 317.

İbn Hacer, el-İṣâbe, Beyrut, ts. (Dârü’l-kütübi’l-ilmiyye), II, 256; VIII, 269.

Ali el-Kārî, Şerḥu’ş-Şifâʾ, Beyrut, ts. (Dârü’l-kütübi’l-ilmiyye), II, 363-364.

Leknevî, et-Taʿlîḳu’l-mümecced ʿalâ Muvaṭṭaʾi Muḥammed (nşr. Takıyyüddin en-Nedvî), Bombay-Dımaşk 1413/1992, III, 525-526.

, VI, 45-48; IX, 114-116.

Elşad Mahmudov, Sebepleri ve Sonuçları Açısından Hz. Peygamber’in Savaşları, İstanbul 2010, s. 315-316, 398-400.

M. Esad Coşan, “İslamî Türk Edebiyatında ʿÜkkâşe Hikâyesi”, , XXVI (1983), s. 275-286.

Ali Çolak, “Ükkâşe b. Mihsan el-Esedî ve Ökkeşiye Türbesi”, Dinbilimleri Akademik Araştırma Dergisi, VIII/2 (2008), s. 173-182.

Bu madde TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 2012 yılında İstanbul’da basılan 42. cildinde, 70-71 numaralı sayfalarda yer almıştır. Maddenin MEHMET ÖZŞENEL tarafından kaleme alınan yeni dijital versiyonu 05.02.2024 tarihinde yayımlanmıştır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde okumak ister misiniz?
BAŞKA BİR MADDE GÖSTER