HAMÎDÜDDİN EFENDİ, Efdalzâde

Müellif:
HAMÎDÜDDİN EFENDİ, Efdalzâde
Müellif: CAHİT BALTACI
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
İlk Yayın Tarihi: 1997
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 25.08.2019
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/hamiduddin-efendi-efdalzade
CAHİT BALTACI, "HAMÎDÜDDİN EFENDİ, Efdalzâde", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/hamiduddin-efendi-efdalzade (25.08.2019).
Kopyalama metni
II. Murad devri âlimlerinden Efdalüddin el-Hüseynî’nin oğludur. İlk eğitimini babasından aldı; daha sonra medreseye devam etti ve Molla Yegân’dan mülâzım oldu. Müderrislik hayatına Bursa’da Kaplıca Medresesi’nde başladı. Fâtih Sultan Mehmed’in hükümdarlığının ilk yıllarında azledildikten sonra devletin yeni pâyitahtı olan İstanbul’a geldi. Rivayete göre, İstanbul’da iken Eskisaray’ın önünden geçtiği sırada II. Mehmed’in birkaç baltacı ile geldiğini görmüş ve onu selâmlamış, padişah da kendisini tanıyarak divana çağırmış, ertesi gün 50 akçe yevmiye ile Bursa Murâdiye Medresesi müderrisliğine tayin etmiştir. Yine aynı rivayette, Fâtih Sultan Mehmed’in tavsiyesiyle kendini yoğun bir çalışmaya veren Hamîdüddin Efendi’nin bu sebeple rahatsızlandığı, sakallarının döküldüğü, hatta bazı rakiplerince bunadığı yolunda dedikoduların çıkarıldığı belirtilir (Hoca Sâdeddin, II, 496). 23 Şevval 877’de (23 Mart 1473) sultanın beratı ile Sahn-ı Semân medreselerinden birine müderris oldu. Bu arada Mergīnânî’nin el-Hidâye adlı eserine el-ʿİnâye adıyla şerh yazan Şeyh Ekmeleddin’in görüşlerini tenkit etti ve ilim çevrelerinde şöhreti giderek yayıldı. Biyografisinden bahseden kaynaklara göre, Sahn müderrisi iken ve Fâtih Sultan Mehmed’in seferde bulunduğu bir sırada İstanbul’da veba salgını çıkınca ailesiyle birlikte civardaki bir köye çekilen Efdalzâde, bütün zorluklara rağmen haftada dört gün İstanbul’a gelerek derslerini vermeyi sürdürmüş, bu davranışı seferden dönen padişah tarafindan takdirle karşılanmış ve kendisine hediyeler verildiği gibi İstanbul kadılığına getirilmek suretiyle taltif edilmiştir. Bir vakıfnâme kaydına dayanan Mecdî onun ayrıca bir süre Edirne kadılığında bulunduğunu yazar (Şekāik Tercümesi, s. 193; krş. Sicill-i Osmânî, II, 256). Nitekim Edirne’de Sinan Bey b. Abdullah’ın (Deftin Ağa) mescidine ait vakfiyeyi Rebîülevvel 883 (Haziran 1478) tarihinde Edirne kadısı olarak tasdik ettiği belirlenmiştir (Gökbilgin, s. 339). Dolayısıyla Edirne kadılığı görevinin Sahn müderrisliğinden sonra olduğu söylenebilir. Muhtemelen Edirne’den ikinci defa Sahn müderrisi olarak İstanbul’a dönmüş ve ardından İstanbul kadısı olmuştur. II. Bayezid zamanında şöhreti daha da artan Efdalzâde 901 Recebinde (Mart 1496) şeyhülislâmlığa getirildi ve yedi yıl kadar bu makamda kaldı. 908 Şâbanında (Şubat 1503) vefat ederek Eyüp Camii hazîresine defnedildi.

Kaynaklarda alçak gönüllü, yumuşak huylu, olgun bir âlim olarak tanıtılan Hamîdüddin Efendi Fatih semtinde, Malta Çarşısı’nın başında Şekerciler Hanı’nın yanında bir medrese ile Edirnekapı’da Üçbaş Mescidi ve Keskin Dede Zâviyesi civarında aynı adla anılan bir mescid ve bir sebil inşa ettirmiştir (bk. EFDALZÂDE SEBİLİ). Vakfiyesine göre medresesine kırk iki cilt kitap, nakit 200.000 akçe ile senelik geliri 20.000 akçe olan bitişiğindeki altı dükkânı, Galata’daki üç dükkân, dört mahzen, dokuz fevkanî odayı, yine aynı yerdeki iki dükkânı, tahtanî ve fevkanî üç odayı vakfetmiştir. Günümüzde medresesinin önünde dükkânlar bulunan Efdalzâde’nin mescidinden bir iz kalmamıştır.

Efdalzâde Hamîdüddin Efendi’nin oğlu Selâhaddin Mûsâ Çelebi de ilmiyeden yetişmiş, Sahn-ı Semân müderrisliğine kadar yükselmiş ve 963 Zilkadesinde (Eylül 1556) vefat etmiştir (Atâî, s. 238).

Hamîdüddin Efendi, Mahmûd el-İsfahânî’nin Meṭâliʿu’l-enẓâr ʿalâ Ṭavâliʿi’l-envâr (Süleymaniye Ktp., Esad Efendi, nr. 156; Şehid Ali Paşa, nr. 1785/1; Hacı Mahmud Efendi, nr. 5890), Seyyid Şerîf el-Cürcânî’nin Ḥâşiye ʿalâ Şerḥi Muḫtaṣari’l-müntehâ (Süleymaniye Ktp., Fâtih, nr. 1277; Hamidiye, nr. 746/3; Hacı Beşir Ağa, nr. 137/1) adlı eserlerine hâşiyeler yazmış ve bu eserler uzun süre medreselerde ders kitabı olarak okutulmuştur.

BİBLİYOGRAFYA
İstanbul Vakıfları Tahrir Defteri 953 (1546), s. 199-200; Taşköprizâde, eş-Şeḳāʾiḳ, s. 171-173; Mecdî, Şekāik Tercümesi, s. 154, 155, 191-193, 318, 331, 358, 481; Hoca Sâdeddin, Tâcü’t-tevârîh, II, 496-498; Atâî, Zeyl-i Şekāik, s. 238, 277; Keşfü’ẓ-ẓunûn, II, 1116; Târîh-i Silsile-i Ulemâ, Süleymaniye Ktp., Esad Efendi, nr. 2142, vr. 216a; Ayvansarâyî, Hadîkatü’l-cevâmi‘, I, 185; Devhatü’l-meşâyih, s. 14-15; Sicill-i Osmânî, II, 256; İlmiyye Salnâmesi, s. 341; Osmanlı Müellifleri, I, 222; Gökbilgin, Edirne ve Paşa Livâsı, s. 339; Danişmend, Kronoloji2, I, 434; V, 111; Uzunçarşılı, İlmiye Teşkilâtı, s. 79-80, 176; Baltacı, Osmanlı Medreseleri, s. 438-441; Erünsal, Türk Kütüphaneleri Tarihi II, s. 33, 171, 195; R. C. Repp, The Müfti of Istanbul, Oxford 1986, s. 187-192; Mübahat S. Kütükoğlu, “1869’da Faal Osmanlı Medreseleri”, TED, sy. 7-8 (1976-77), s. 319.
Bu madde ilk olarak 1997 senesinde İstanbul'da basılan TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 15. cildinde, 476-477 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde gösterilmektedir.