İBN İSHAK

ابن إسحاق
Müellif:
İBN İSHAK
Müellif: MUSTAFA FAYDA
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
İlk Yayın Tarihi: 1999
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 21.10.2019
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/ibn-ishak
MUSTAFA FAYDA, "İBN İSHAK", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/ibn-ishak (21.10.2019).
Kopyalama metni
80 (699) yılında Medine’de doğdu (Zehebî, Aʿlâmü’n-nübelâʾ, VII, 34); künyesinin Ebû Bekir olduğuna dair rivayetler varsa da bu doğru değildir. Büyük dedesi Hıyâr (veya dedesi Yesâr), Hâlid b. Velîd’in 12 (633) yılında fethettiği Aynüttemr’deki manastırda eğitim gören kırk gençten biriydi ve esir alındıktan sonra Medine’ye gönderilmişti (Hatîb, I, 214, 216). Bazı şarkiyatçılar, İbn İshak’ın büyük dedesinin hıristiyan olmasından dolayı İncil’i ve Süryânîce’yi iyi bildiğini ve Hz. Peygamber’den önceki dönemin tarih ve kıssalarını iyi bilmesinde de bu aile kültürünün izlerinin bulunduğunu ileri sürmüşlerdir. Ancak İbn İshak’ın İncil ve Tevrat’ı Medine’de okuduğu, Süryânîce’yi birkaç yıllık ikameti sırasında Mısır’da öğrendiği ve bu kültürü orada aldığı kabul edilmektedir. İbn İshak’ın babası İshak, amcaları Mûsâ ve Abdurrahman ile kardeşleri Ömer ve Ebû Bekir de ilimle, bilhassa hadis rivayetiyle uğraşan kimselerdi (İbn Sa‘d, eṭ-Ṭabaḳāt: el-Mütemmim, s. 403-404).

İbn İshak eğitimini, başta babası ve amcaları olmak üzere birçok şahsiyetten hadis, siyer-megāzî, şiir, eyyâmü’l-Arab ve ensâb bilgileri alarak tamamladı. Ona ders veren Medine’nin meşhur âlimleri arasında Âsım b. Ömer b. Katâde, Kāsım b. Muhammed b. Ebû Bekir, Yezîd b. Rûmân, Muhammed b. İbrâhim et-Teymî, Ebân b. Osman b. Affân, Muhammed el-Bâkır, Ebû Seleme b. Abdurrahman b. Avf, Abdullah b. Ömer’in mevlâsı Nâfi‘, Atâ b. Yesâr, Abdurrahman b. Esved, Sâlim b. Abdullah b. Ömer ve İbn Şihâb ez-Zührî bulunmaktadır. İbn İshak’ın, çoğu sahâbe çocuğu olan 100 kadar Medineli râviden hadis aldığı söylenir (Hatîb, I, 214-218). Kendisinin bazı sahâbîlere yetiştiği, bu arada Enes b. Mâlik’i (ö. 93/711-12) gördüğü ve Saîd b. Müseyyeb’e de bir süre öğrencilik yaptığı bilinmektedir. 115 (733) veya 119 (737) yılında İskenderiye’ye giderek Yezîd b. Ebû Habîb, Sümâme b. Şüfâ, Ubeydullah b. Mugīre, Ubeydullah b. Ebû Ca‘fer, Seken b. Ebû Kerîme ve Kāsım b. Kuzmân’dan hadis aldı. Ayrıca orada hadis rivayetiyle de meşgul oldu; Yezîd b. Ebû Habîb, Kays b. Ebû Yezîd ve İshak b. İbrâhim b. Mûsâ kendisinden hadis rivayet ettiler. Bu arada Yezîd b. Ebû Habîb’den kaydettiği, Hz. Peygamber’in İslâm’a davet mektuplarını götürecek elçilere hitaben yaptığı konuşmanın metnini Medine’deki hocalarından İbn Şihâb ez-Zührî’ye göndererek doğrulattı; onun bu tutumu rivayet konusundaki hassasiyetini göstermektedir (İbn Hişâm, II, 607). İbn İshak’ın İskenderiye’den ne zaman ayrıldığı ve Medine’ye dönüp dönmediği gidiş yılı gibi ihtilâflıdır. Muhammed Hamîdullah onun doğrudan Rey, el-Cezîre ve Kûfe’ye geçtiğini (İbn İshak, es-Sîre, neşredenin girişi, s. kâfbâ), Johann W. Fück ve Süheyl Zekkâr ise Irak’a Medine’ye döndükten sonra gittiğini (Muhammad b. Ishāq, s. 30; İbn İshak, es-Sîre [nşr. Süheyl Zekkâr], neşredenin girişi, s. 182) kabul ederler.

Kaynaklarda İbn İshak’ın Medine’den ayrılıp İskenderiye’ye ve Irak’a gitmesiyle ilgili çeşitli rivayetler yer almaktadır. Onun horoz dövüştürdüğü, Mescid-i Nebevî’nin arkasında kadınlara yakın yerde oturduğu ve onlarla konuştuğu veya Kaderî (Mu‘tezilî) inancına sahip olduğundan dolayı Medine valisi tarafından kırbaç cezasına çarptırıldığı yahut boynuna ip bağlanarak mescidin içinden geçirildiği gibi isnatlar yanında Şiîliğe temayül etmesi sebebiyle Mısır’a gitmek zorunda kaldığı, aynı şekilde İskenderiye’den ayrılışının da karşıtlarının onu kadercilikle suçlaması üzerine valinin kendisini kırbaçlatması sonucunda vuku bulduğu iddia edilmiştir. Medine’de İbn İshak’ın aleyhinde konuşanlar arasında iki meşhur hadis âlimi Hişâm b. Urve ile Mâlik b. Enes’in de bulunması dikkat çekmektedir. Hişâm b. Urve, İbn İshak’ın karısından hadis rivayet etmesinin doğru olmadığını ileri sürmüş ve onu yalancılıkla suçlamıştır (İbn Sa‘d, eṭ-Ṭabaḳāt: el-Mütemmim, s. 401). İbn İshak ise kendi aleyhinde konuşmasına rağmen kitabına ondan birçok rivayet almıştır (İbn Hişâm, I, 179, 225, 235, 241, 318, 417). Aynı zamanda meşhur ensâb âlimleri arasında sayılan İbn İshak ile Mâlik b. Enes birbirlerinin Zûasbah’ın mevâlîsinden olduklarını iddia etmişler, ancak karşılıklı suçlamaların artması üzerine İbn İshak Irak’a gitmeye karar verince barışmışlardır. Aslında Mâlik b. Enes onu hadis rivayeti dolayısıyla eleştirmiyor, Hz. Peygamber’in Hayber, Kurayza, Nadîr gibi gazvelerine dair bilgileri yahudi asıllı müslümanlardan almasını uygun bulmuyordu. İbn İshak çeşitli tenkit ve ithamlara mâruz kalmışsa da (bu tenkitler ve cevapları için bk. İbn Seyyidünnâs, I, 7-17; Hatîb, I, 214-234; Müsfir b. Saîd b. Demmâs el-Gāmidî, sy. 54 [1418/1998], s. 243-278) başta Buhârî olmak üzere Müslim, Ebû Dâvûd, Tirmizî, Nesâî, İbn Mâce ve Ahmed b. Hanbel gibi muhaddisler ondan hadis rivayet etmişlerdir.

Hadis ve siyermegāzî sahalarında İbn İshak’ın üstadı olan İbn Şihâb ez-Zührî, “Megāzî ilmini öğrenmek isteyen İbn İshak’a müracaat etsin” derdi. Zührî ve Süfyân b. Uyeyne, “İbn İshak yaşadığı müddetçe Medine’de ilim yok olmaz”; İmam Şâfiî de, “Megāzîde derinleşmek isteyen kimse Muhammed b. İshak’a muhtaçtır” diyerek kendisini övmüşlerdir (es-Sîre, neşredenin girişi, s. kâfelif-kâfbâ). Siyer sahasında onu en büyük âlim kabul eden Zührî (Zehebî, VII, 36), ulaştığı seviyeyi ve bu alanda Medine’de toplamış olduğu geniş malzemeden takdirle söz etmiş, zaman zaman megāzî ile ilgili konularda kendisine bir şeyler de sormuştur. Zührî’nin vefatından sonra öğrencileri de bir hadiste şüpheye düştüklerinde İbn İshak’a başvururlardı.

Zührî’nin aksine Emevî hânedanı mensuplarıyla münasebet kurmayan İbn İshak, Abbâsîler’in iktidarı ele almasından sonra Medine’den ayrılarak Halife Ebû Ca‘fer el-Mansûr’un kardeşi el-Cezîre Valisi Abbas b. Muhammed’in yanına gitti (142/759-60) ve orada beş yıl kadar hadis rivayetiyle meşgul oldu. Ardından Kûfe’ye, oradan da Hîre’ye geçti; Kûfe’de iken aralarında Ebû Yûsuf’un da bulunduğu birçok kişi ondan megāzî dersleri aldı. Halife Mansûr’un yanına vardığında kendisini Abbâsîler’in iktidara gelmesinden önce tanıyan Mansûr, İbn İshak’ı oğlu Muhammed’e (el-Mehdî-Billâh) hoca tayin etti ve ayrıca onun için başlangıçtan o güne kadar gelen bir tarih kitabı yazmasını istedi. İbn İshak, daha önce Medine’de topladığı zengin malzemeye dayanarak istenen kitabı yazdı ve halifeye sundu; ancak daha sonra onu çok geniş bulan halifenin isteği üzerine özetlemek zorunda kaldı. Saray kütüphanesine konulan ilk yazdığı nüsha râvi Seleme b. Fazl’ın eline geçmiş ve onun aracılığıyla nakledilmiştir. Mehdî ile Horasan ve Rey’e giden İbn İshak buralarda da hadis rivayetini sürdürdü. 146 (763) yılında Bağdat’ın kurulması üzerine halifenin maiyetinde yer alması sebebiyle oraya yerleşti, vefatına kadar yine hadis rivayetiyle meşgul olup es-Sîre’sini okuttu. 151 (768 veya 150/767, 153/770, 154/771) yılında burada öldü ve sonraları Hârûnürreşîd’in annesi Hayzürân’ın adıyla anılan mezarlığın doğu tarafına Ebû Hanîfe’nin kabri yanına gömüldü.

Yaşadığı dönemde “emîrü’l-mü’minîn” unvanıyla anılan muhaddislerden olan İbn İshak’tan pek çok kişi hadis ve megāzî rivayet etmiştir. Mutâ‘ et-Tarâbîşî bunların sayısını 131 olarak verir ve megāzî râvilerini yedi, hadis râvilerini beş ayrı grupta toplayarak hepsini on iki ayrı başlık altında sınıflandırıp her grupta yer alan râvileri ve rivayetlerini ayrı ayrı ortaya koyar (Ruvâtü Muḥammed b. İsḥâḳ, s. 22 vd.). Buhârî, İbn İshak’ın megāzî dışında çoğu ahkâma ait 17.000 hadis rivayet ettiğini ve bunların İbrâhim b. Sa‘d el-Ensârî’nin elinde bulunduğunu haber vermiştir (Hatîb, VI, 83; ayrıca bk. İbn Sa‘d, eṭ-Ṭabaḳāt: el-Mütemmim, s. 457). Zehebî, 17.000 hadisin çeşitli yollarla gelen senedleri dolayısıyla mükerrerleriyle birlikte bu sayıya ulaştığını, gerçekte sayılarının bu rakamın onda biri dahi olmadığını belirtir (Aʿlâmü’n-nübelâʾ, VII, 40). Kendisi de bu hadislerin bir kısmını el-Meġāzî’siyle tefsir, hadis, fıkıh, tarih ve ahbâr kitaplarında kullanmıştır.

Muhaddislerle cerh ve ta‘dîl âlimlerinin İbn İshak’a yönelttikleri en ağır tenkit, onun hadisi aldığı râvi veya şeyhi atlayıp (tedlîs) ilk râvinin adıyla nakletmesidir. Ancak bu husus, tarih ve hadis rivayeti arasındaki farktan ileri gelmektedir. Hadisler genellikle kısa ve bir olayın birbirine bağlı unsurlarıyla anlatılmasının söz konusu olmadığı metinlerdir. Tarih yazıcılığında ise olayları birbirine bağlamak suretiyle anlatım esastır. İbn İshak’ın tarihçi yönüyle birçok hadisin senedini birleştirerek vak‘ayı anlatması ilk defa kendisinin başvurduğu bir usul değildir. Aynı usulü, hadisteki üstünlüğü kabul edilen ve megāzî ile de ilgilendiği bilinen İbn Şihâb ez-Zührî ile fakih ve muhaddis olmasının yanı sıra megāzî sahasındaki ilk otoritelerden sayılan Urve b. Zübeyr de kullanmıştır (bk. İbn İshak, es-Sîre, neşredenin girişi, s. kâftâ-kâfyâ). Abdullah b. Abbas’a nisbet edilen tefsir rivayet tariklerinden biri de Muhammed b. Ebû Muhammed ve İkrime veya Saîd b. Cübeyr yoluyla ona ulaşan İbn İshak tarikidir. August Fischer, İbn İshak’ın nakilde bulunduğu râvilerin biyografileri üzerine bir doktora tezi hazırlamıştır (Biographien von Gewährsmänner des Ibn Ishāq, Halle 1889; Leiden 1890).

İbn İshak’ın en önemli eseri olan Kitâbü’l-Meġāzî (Sîretü İbn İsḥâḳ, el-Mübtedeʾ ve’l-mebʿas̱ ve’l-meġāzî) müellifi henüz hayatta iken büyük bir şöhret kazanmasına, altmışa yakın râvi tarafından rivayet edilmesine ve daha sonraki nesilden on âlimin birer nüshaya sahip olmasına rağmen bütünüyle günümüze ulaşmamıştır. İbn Sa‘d, kitabın adını el-Meġāzî ve müellifini de “sâhibü’l-Megāzî” diye verir (eṭ-Ṭabaḳāt, VI, 396; a.mlf., eṭ-Ṭabaḳāt: el-mütemmim, s. 154). İbn İshak’ın ve çağdaşlarının Hz. Peygamber’in hayatı hakkında yazmış oldukları eserlere “el-Meġāzî”, bazan da muhtevasını göstermek için “el-Meġāzî ve’s-siyer” denilmiştir (Hatîb, I, 215; İbn Hayr, s. 232). es-Sîre adı İbn Hişâm’dan sonra yaygınlık kazanmış ve onun İbn İshak’ın çalışmasını özetleyen kitabı Sîretü Resûlillâh, Sîretü İbn Hişâm ve es-Sîretü’n-nebeviyye adlarıyla tanınmıştır. Belki de bundan dolayı İbnü’n-Nedîm, İbn İshak’ın eserinden Kitâbü’s-Sîre ve’l-mübtedeʾ ve’l-meġāzî diye bahseder (el-Fihrist, s. 142). Johann Fück ve onu takip eden birçok araştırmacı da İbn İshak’ın eserinin bölümlerini, Hamîdullah’ın verdiği uzun isimde de görüleceği üzere “mübtede’”, “meb‘as” ve “megāzî” olarak vermişlerdir (Muhammed Ibn Ishāq, s. 34; Horovitz, s. 82; Abdülazîz ed-Dûrî, s. 27). İbnü’n-Nedîm (el-Fihrist, s. 142) ve Yâkūt el-Hamevî (VI, 401), İbn İshak’ın Kitâbü’l-Ḫulefâʾ (Aḫbârü’l-ḫulefâʾ, Târîḫu’l-ḫulefâʾ) adlı bir eserinin daha mevcut olduğunu söylerler.

İbn Sa‘d, ilk defa megāzîyi bir araya toplayan ve bu alanda bir kitap yazan kişinin İbn İshak olduğunu belirtir (eṭ-Ṭabaḳāt: el-mütemmim, s. 401). Fück de İbn İshak hakkında yaptığı doktora tezinde onun el-Meġāzî’yi Halife Mansûr’un emri üzerine Bağdat veya Hîre’de değil Irak’a gelmeden önce Medine’de yazdığını söyler ve eserdeki bilgilerin hemen tamamının Medineli ve Mısırlı râvilerden alınmış olmasını buna delil gösterir (Muhammad Ibn Ishāq, s. 34 vd.). Ayrıca daha önce yazmış olduğu eserini Mansûr’un çok geniş bulması üzerine belki de yeniden veya düzelterek ikinci, hatta üçüncü defa kısaltarak tekrar kaleme almıştır. Bu nüshaların hiçbirinin tamamı günümüze kadar ulaşmamıştır. Hamîdullah ve Süheyl Zekkâr’ın neşrettikleri kısımda ise sadece Hz. Peygamber’in nesebi, Zemzem Kuyusu, Abdullah’ın evlenmesi, Fil Vak‘ası, rahip Bahîrâ olayı, bi‘set, ilk müslümanlar ve Habeşistan’a hicret gibi konularla Medine dönemine ait Bedir ve Sevîk gazvelerini anlatan bölümler yer almaktadır. İbn Hişâm, İbn İshak’ın el-Meġāzî’sinin Ziyâd b. Abdullah el-Bekkâî tarafından rivayet edilen ve Kûfî-Bağdâdî diye meşhur olan nüshasını kısaltmış, bu arada Hz. Peygamber’le ilgili olmayan veya Kur’an’da temas edilmeyen olayları, uydurma olduğu ileri sürülen şiirleri, bazılarını incitebilecek nezakete uymayan haberleri ve Bekkâî’nin mevsuk saymadığı bilgileri eserine almadığını, aldıklarını ise rivayet edildiği şekliyle aynen kitabına aktardığını belirtmektedir.

İbn İshak’ın el-Meġāzî’si incelendiğinde Hz. Peygamber’in, hayatı ve şahsiyetiyle münferit bir hadise gibi telakki edilmeyip dünya ve insanlık tarihinin bir parçası, Hz. Âdem’den itibaren gönderilen peygamberlerin devamı ve son halkası olarak ele alındığı görülür. İbn Hişâm, “Mübtedeʾ” adıyla anılan bölümün büyük kısmını eserine almadığı için İbn İshak’ın kısas-ı enbiyâsı ve Câhiliye dönemini ilgilendiren haberleri daha çok Taberî’nin tarih ve tefsir kitaplarında, Mekke’nin ve Kâbe’nin eski tarihiyle ilgili olanları da Ezrakī’nin Aḫbâru Mekke’sinde muhafaza edilmiştir. Bu bölümde Hz. Îsâ’dan önce gelen peygamberlerin tarihi yazılırken Kur’ân-ı Kerîm’deki bazı âyetlerin yanında Vehb b. Münebbih’in Abbas, Ehl-i kitap ve bizzat Tevrat’tan aldığı rivayetlerden faydalanılmıştır. Ayrıca Kur’an’da adı geçen Âd ve Semûd ile hiç anılmayan Tasm ve Cedîs kabilelerinin tarihlerine, Uhdûd ve Fil vak‘aları dolayısıyla Câhiliye çağı Yemen tarihine, Arap kabileleriyle putlarına, Hz. Peygamber’in dedelerine ve Mekke halkının dinî anlayışına yer verilmiştir. İbn İshak bu bölümü yazarken sened göstermemiştir. Resûl-i Ekrem’in doğumundan hicretine kadarki gelişmeler ise daha çok ferdî olaylar şeklinde ele alınmıştır. Bunlar arasında İslâmiyet’i kabul eden şahsiyetlere, Kureyşliler’in Hz. Peygamber’e ve müslümanlara karşı düşmanlıklarına, Hz. Ebû Bekir’in davetiyle müslüman olanların, Habeşistan’a hicret eden ve geri dönenlerin isim listelerine, özellikle Resûl-i Ekrem’in Medine’deki siyasî ve içtimaî hayatı düzenlemek için yahudilerle yaptığı muahedenin metni gibi diğer kaynaklarda rastlanmayan önemli bir belgeye yer verilmiştir. Mekke dönemine ait haberlerin tarih sırasına göre ve senedlerinin arttırılarak kaydedilmesine çalışıldığı görülür. Bu dönemle ilgili rivayetlerin çoğu Medineli râvilere aittir. Hicretten sonraki gelişmelerin ele alındığı bölümde İbn İshak başta gazve ve seriyyeler olmak üzere Hz. Peygamber’in rahatsızlığı, vefatı ve Hz. Ebû Bekir’in halife seçilmesi gibi önemli olayları işler. Konuların ayrıntısına geçmeden önce haberin bir özetini, sonra râvilerden kendisine ulaşan konuyla ilgili diğer haberleri, eğer bu bir savaşsa meselâ katılanların, ölenlerin ve esirlerin isimlerini verir. Bu bölümde de çoğu Medineli olan haber kaynaklarını açıklarken özellikle hocaları Zührî, Âsım b. Ömer b. Katâde, Abdullah b. Ebû Bekir b. Hazm’ın isimlerinin yer aldığı senedleri gösterir. Ayrıca başka râvilerden veya olaylara katılanların yakınlarından topladığı haberleri ekler.

İbn İshak özellikle anlattığı konuların hadislerle irtibatını çok iyi kurmuş, bazan şahsî görüşlerini de ekleyerek birçok rivayeti birleştirip bütünleştirmeyi başarmıştır. Onun Ehl-i kitap’la ilgili haberlerde yahudi, hıristiyan ve Mecûsîler’den rivayette bulunduğu ve bunların isimlerini saymak yerine “Tevrat ehli”, “ilk kitap ehlinden bazı kimseler”, “acemlerden söz nakledenler” gibi ifadeler kullandığı görülür. Hatta daha da ileri giderek Eski ve Yeni Ahid tercümelerinden aynen haber almaktan çekinmez. İbn İshak, bu tür haber ve râvileri kabul etmekle Medine’deki hadis rivayeti geleneğinden ayrılır; ayrıca bu tip haber ve bilgilere yer verirken eserinde “delâilü’n-nübüvve” konusuna temas eden ilk müellif olarak dikkat çeker. Onun diğer tarihçilerden farklı bir yanı da doğru olup olmadığını incelemeksizin eserini şiirlerle doldurmasıdır; bu yüzden hem çağdaşları hem de daha sonra gelenler tarafından tenkit edilmiştir. Bu eseriyle siyer ve tarih yazıcılığının ufkunu genişleten İbn İshak, Hz. Peygamber’i ve müslümanları insanlık tarihiyle bütünleştirip sevilmelerine yardımcı olmuştur. İbn İshak bu kitap sebebiyle kendinden sonra gelen bütün siyer ve tarih yazarlarının şeyhi ve pîri sayılmış, daha sonraki siyer müellifleri onun talebesi kabul edilmiştir. İbn Sa‘d, Ezrakī, Belâzürî ve Taberî başta olmak üzere meşhur tarihçiler eserlerinde İbn İshak’tan gelen rivayetlere geniş yer ayırmışlardır. Onun Hz. Peygamber’in biyografisine verdiği şekil bugün dahi ana hatlarıyla muhafaza edilmektedir.

İbn İshak’ın el-Meġāzî’si günümüze tam olarak İbn Hişâm’ın es-Sîretü’n-nebeviyye adlı eseriyle ulaşmıştır (nşr. Ferdinand Wüstenfeld, I-III, Göttingen 1858-1860; nşr. Mustafa es-Sekkā - İbrâhim el-Ebyârî - Abdülhafîz eş-Şelebî, I-IV, Kahire 1355/1936, 1375/1955; ayrıca bk. İBN HİŞÂM). Kitabın orijinali ise eksik nüshalar halinde zamanımıza intikal etmiş ve iki ayrı neşri yapılmıştır. a) Muhammed Hamîdullah, Sîretü İbn İsḥâḳ el-müsemmâ bi-Kitâbi’l-Mübtedeʾ ve’l-mebʿas̱ ve’l-meġāzî (Rabat 1396/1976 → Konya 1401/1981]). b) Süheyl Zekkâr, Kitâbü’s-Siyer ve’l-meġāzî (Dımaşk 1396/1976). Her iki nâşir de Fas’taki Karaviyyîn (nr. 202) ve Rabat (nr. 1712) kütüphaneleriyle Dımaşk Dârü’l-kütübi’z-Zâhiriyye’de (Mecmua, nr. 110, vr. 158-174) bulunan üç eksik yazmayı esas almıştır. İbn İshak’ın el-Meġāzî’sinin tam metnini ortaya çıkarmak amacıyla bir çalışma yapan Alfred Guillaume da başta İbn Hişâm’ın eserinde yer alan metinle Karaviyyîn Kütüphanesi’ndeki yazma nüshayı, ayrıca Taberî’nin Târîḫ’inde ve Ezrakī’nin Aḫbâru Mekke’sindeki ondan alınan haber ve rivayetleri bir araya getirerek The Life of Muhammad a Translation of Ishāq’s Sīrat Rasūl Allah adıyla İngilizce’ye tercüme etmiştir (Oxford 1955). Abdüllatîf et-Tîbâvî yazdığı makalede bu tercümenin hatalarını göstermiş (bk. bibl.), ayrıca M. Edwardes The Life of Muhammad adıyla İbn İshak’ın eserini tekrar İngilizce’ye (London 1964), Sezai Özel de Siyer (Peygamber Tarihi) adıyla Türkçe’ye (İstanbul 1988, 1991) çevirmiştir. İbrahim Altan ise yazdığı makalede bu tercümedeki hatalara dikkat çekmiştir (bk. bibl.).

BİBLİYOGRAFYA
İbn İshak, es-Sîre, neşredenin girişi, s. e-m; a.e. (nşr. Süheyl Zekkâr), Dımaşk 1396/1976, neşredenin girişi, s. 5-20, 83, 182; a.mlf., The Life of Muhammad a Translation of Ishāq’s Sīrat Rasūl Allah (trc. A. Guillaume), Oxford 1955, tercüme edenin girişi, s. XIII-XLVII; İbn Hişâm, es-Sîre2, I, 179, 225, 235, 241, 318, 417; ayrıca bk. neşredenlerin girişi, I, 3-17; II, 607; İbn Sa‘d, eṭ-Ṭabaḳāt, VI, 399; VII, 321-322; a.mlf., eṭ-Ṭabaḳāt: el-mütemmim, s. 154-155, 400-404, 457; Cumahî, Fuḥûlü’ş-şuʿarâʾ, I, 7-9; Zübeyr b. Bekkâr, Aḫbârü’l-muvaffaḳıyyât (nşr. Sâmî Mekkî el-Ânî), Bağdad 1392/1972, s. 332-333; İbn Kuteybe, el-Maʿârif (Ukkâşe), s. 491-492; Belâzürî, Fütûḥ (Rıdvân), s. 248; Taberî, Târîḫ (de Goeje), I, 2064; İbnü’n-Nedîm, el-Fihrist, Kahire 1348, s. 142; Hatîb, Târîḫu Baġdâd, I, 214-234; VI, 83; Bekrî, Muʿcem, I, 319; İbn Hayr, Fehrese, s. 232-236; Süheylî, er-Ravżü’l-ünüf, I, 37-41; Yâkūt, Muʿcemü’l-üdebâʾ (nşr. D. S. Margoliouth), Leiden 1913, VI, 399-401; İbn Hallikân, Vefeyât, IV, 276-277; İbn Seyyidünnâs, ʿUyûnü’l-es̱er, Kahire 1356, I, 7-17; Mizzî, Tehẕîbü’l-Kemâl, XIV, 405-429; Zehebî, Aʿlâmü’n-nübelâʾ, VII, 33-55; a.mlf., Mîzânü’l-iʿtidâl, III, 468-475; İbn Hacer, Tehẕîbü’t-Tehẕîb, V, 28-32; Leknevî, er-Refʿ ve’t-tekmîl, s. 411-413; J. Fück, Muhammad Ibn Ishāq, Frankfurt 1925, s. 30, 34 vd.; J. Horovitz, el-Meġāzi’l-ûlâ ve müʾellifûhâ (trc. Hüseyin Nassâr), Kahire 1369/1949, s. 75-96; Hüseyin Nassâr, Neşʾetü’l-kitâbeti’l-fenniyye fi’l-edebi’l-ʿArabî, Kahire 1954, s. 232-238; Nabia Abbott, Studies in Arabic Literary Papyri, Chicago 1957, I, 80-99; Abdülazîz ed-Dûrî, Baḥs̱ fî neşʾeti ʿilmi’t-târîḫ ʿinde’l-ʿArab, Beyrut 1960, s. 27-30; a.mlf., Dirâse fî sîreti’n-nebî ve müʾellifühâ İbn İsḥâḳ, Bağdad 1965; W. Montgomery Watt, “The Materials Used by Ibn Ishaq”, Historians of the Middle East (ed. B. Lewis - P. M. Holt), London 1962, s. 23-34; a.mlf., “The Reliability of Ibn-Isḥāq’s Sources”, La vie du prophète Mahomet, Paris 1983, s. 31-43; a.mlf., Early Islam, Edinburgh 1990, s. 13-23; T. Fahd, “Problèmes de typologie dans la “Sîra” d’Ibn Isḥâq”, La vie du prophète Mahomet, Paris 1983, s. 67-75; Sezgin, GAS (Ar.), I/2, s. 87-91; Fâtıma Hüdâ Necâ, el-Ġurer fî siyeri’l-müʾerriḫîn ve aḫbârihim, Trablus 1985, s. 97-122; Muta‘ et-Tarâbîşî, Ruvâtü Muḥammed b. İsḥâḳ b. Yesâr fi’l-Meġāzî ve’s-siyer ve sâʾiri’l-merviyyât, Beyrut 1414/1994, s. 22 vd.; Tarif Halidi, Arabic Historical Thought in the Classical Period, New York 1994, s. 34-39; A. L. Tibawi, “The Life of Muhammad a Critique of Guillaume’s English Translation”, IQ, III/3 (1956), s. 196-214; J. Robson, “İbn İshak’ın İsnad Kullanışı” (trc. Talât Koçyiğit), AÜİFD, X (1962), s. 117-126; R. Sellheim, “Prophet, Calif und Geschichte: Die Muhammad-Biographie des Ibn Ishaq”, Oriens, XVIII-XIX (1967), s. 33-91; Muhammad Hamidullah, “Muhammad Ibn Ishak (The Biographer of the Holy Prophet)”, JPHS, XV (1967), s. 77-100; Miklos Muranyi, “Ibn Ishāq’s Kitāb al-Magāzī in der Riwāya von Yūnus b. Bukair”, Jerusalem Studies in Arabic and Islam, XIV, Jerusalem 1991, s. 214-275; İbrahim Altan, “İbn İshak Tercümesi Üzerine”, Sakarya Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi Dergisi, sy. 1, Adapazarı 1996, s. 295-302; Müsfir b. Saîd b. Demmâs el-Gāmidî, “İmâmü’l-Meġāzî Muḥammed b. İsḥâḳ”, Mecelletü’l-buḥûs̱i’l-İslâmiyye, sy. 54, Riyad 1418/1998, s. 223-278; C. Brockelmann, “İbn İshâk”, İA, V/2, s. 757-758; J. M. B. Jones, “Ibn Isḥāḳ”, EI2 (Fr.), III, 834-835.
Bu madde ilk olarak 1999 senesinde İstanbul'da basılan TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 20. cildinde, 93-96 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde gösterilmektedir.