TATARLAR - TDV İslâm Ansiklopedisi

TATARLAR

Müellif:
TATARLAR
Müellif: FARUK SÜMER
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
Baskı Tarihi: 2011
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 23.11.2020
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/tatarlar
FARUK SÜMER, "TATARLAR", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/tatarlar (23.11.2020).
Kopyalama metni

Aslında bir Moğol ulusu olan Tatarlar’ın adına Orhon yazıtlarında rastlanır. Çinliler, Cengiz Han’dan önce Moğolca konuşan toplulukları ayırmadan hepsine Tatar adını vermişti. Moğol hâkimiyetinden sonra Türkçe konuşan bir kısım topluluklara, hatta bazan Orta Asya’daki Türkçe konuşan bütün kavimlere Tatar denilmiştir. Bugün Tatar kelimesi bir Türk boyunun adıdır ve genellikle İdil-Ural bölgesindeki Kazanlılar ve Kırımlılar için kullanılır. Kültigin ve Bilge Kağan kitâbelerinde Bumin Kağan’ın cenaze törenine temsilci gönderen oymaklar içinde adı geçen Otuz Tatar, yine kitâbelerde Bilge Kağan’ın ve Kültigin’in babası Kutluğ Şad, Göktürk Devleti’ni yeniden kurmaya çalıştığında düşman olarak geçen oymaklar arasında da zikredilir. Bilge Kağan zamanında Tokuz Tatarlar’a ait bilgilere rastlanır. Bunlar Tula ırmağının doğusunda bulunan topraklarda yaşıyordu. Bilge Kağan beş defa Oğuzlar’la savaştıktan sonra yeniden üzerlerine yürümüştü ve Oğuzlar, Tokuz Tatarlar’la birlikte 716 yazında Agu’da onun karşısına çıkmışlarsa da vuku bulan iki şiddetli savaşta bozguna uğramışlardı. Uygurlar’ın ikinci hükümdarı Teñride Bolmış İl İtmiş Bilge Kağan zamanında (747-759) Oğuzlar bazan tek başlarına, bazan Tokuz Tatarlar’la birlikte isyan çıkarmışlarsa da yenilmişler ve sonunda Uygur hükümdarına yeniden itaat etmişlerdi.

Çinliler, Moğolca konuşan ulusların hepsine Ta-ta (Tatar) dedikleri gibi bu toplulukları Ak Tatarlar, Kara Tatarlar ve Yabani Tatarlar diye üç gruba ayırmışlardı. Bu ayırım onların medenî seviyelerine göre yapılmıştı. Meselâ Çin Seddi yakınında yaşayan Ak Tatarlar, Tatarlar’ın en uygarı sayılıyordu. Bunların arasındaki Öngütler’in başında Cengiz Han zamanında Alakuş Tegin vardı. Kara Tatarlar ise göçebe hayatı yaşayan, doğudan batıya doğru asıl Tatarlar, Mongollar (Men-ku-Ta-ta), Kereyit (Esmer), Naymanlar (Sekiz) gibi uluslardı. Yabani Tatarlar, Baykal’ın (Tenggis) ötesinde avcılıkla uğraşan oymaklardı. Moğolca konuşan topluluklar arasında sadece doğuda Çin sınırında yaşayan bir ulusun adı Tatar’dı. Bunlar Buyur nor (Buyur gölü) çevresinde oturuyordu ve altı oymaktan oluşmuştu. En itibarlısı Tutuklayut oymağı olup onu Alçı, Çağan (Çaḫan/beyaz) ve Küin oymakları takip ediyordu. Fakat XII. yüzyılın ikinci yarısında eski güçlerini kaybetmişlerdi. Bunların Çin’e yağma akınlarında bulundukları bilinmektedir. Hatta Moğollar’ın hükümdarı Ambahay Hahan bazı Tatar başbuğlarını yakalayıp Altan Han’a (Çin imparatoru) teslim etmişti. Bu olay Moğollar’la Tatarlar arasında derin bir düşmanlığa yol açtı. Moğollar’dan Hutula Han, Tatarlar’a karşı bir intikam seferi tertip etti. Moğol soylularından Yesügey Bahadır bu sefer esnasında Tatar beylerinden Timuçin’i esir aldı. Esirle birlikte evine geldiğinde yeni doğan oğluna gelenek üzerine esirin adını verdi. Yine Moğol kaynaklarına göre Yesügey Bahadır, Tatarlar tarafından zehirlendi. Ardından Cengiz Han it yılında (1202) Tatarlar’ı Dalan Nemürges’te ağır bir yenilgiye uğrattı. Bu sebeple Cengiz Han ve haleflerinin kumandanları arasında Tatar asıllılar çok az olup bunlar daha ziyade İlhanlılar’ın hizmetinde bulunuyordu. Ancak genellikle her yerde Moğollar’a Tatar denilmeye devam edilmişti; Moğollar ise kendilerine Tatar adı verilmesinden hoşlanmıyorlardı.

IV. (X.) yüzyıla ait İslâm coğrafya eserlerinde Tatar adına nâdiren rastlanır. 372’de (982-83) yazılan Ḥudûdü’l-ʿâlem’de Tatarlar’ın Dokuz Oğuzlar (Toguz Guz) yani Uygurlar’la aynı soydan geldiği zikredilir. Bu husus Tatarlar’dan bazı toplulukların Uygurlar’ın idaresinde bulunmasıyla ilgilidir. Gerdîzî, IV. (X.) yüzyıl coğrafyacılarından Ceyhânî’ye dayanarak Türk ellerinden Kimekler’den bir boyun Tatar asıllı olduğunu yazar. Bu da muhtemelen Tatarlar’dan bir kolun Kimekler’e katılmasından ileri gelmiştir. V. (XI.) yüzyıldaki eserlerde Tatarlar hakkında biraz daha fazla bilgi verilir. Cürcân Meliki Keykâvus b. İskender, Ḳābûsnâme adlı eserinde Tatarlar’ın Türkler arasında zahmet ve meşakkate en fazla katlanan kavim olduğunu yazar. Yine ona göre bunlardan en yiğit ve bahadır olanı Kay kavmidir. Aynı yüzyılda Kâşgarlı Mahmud, Tatarlar’ı Türk kavimleri arasında zikreder ve haritasında yurtlarının bulunduğu yeri gösterir. Tatarlar’ın Türkçe’yi bilmekle beraber Kay, Yabaku ve Basmıllar gibi ayrı bir dilleri olduğunu söyler. Fahreddin Mübârek Şah’ın 1206 yılında tamamlanan eserindeki Türk kavimleri listesinde Tatar ismi yer aldığı gibi Kara Tatar adına da rastlanır. Gazneli ve Selçuklu devri şairlerinin şiirlerinde de Tatar adı görülür. Moğollar’dan bahseden Farsça eserlerde Moğollar hakkında Moğol ve Tatar, Arapça kaynaklarda ise genellikle Tatar (التتر، التتار) ismi geçer; çok nâdir olarak Moğol (المغل، المغول) adı kullanılır (Zehebî, s. 60; İbn Kesîr, XIII, 218, 221, 239, 269; XIV, 8; İbn Tağrîberdî, VII, 47, 49). Memlük tarihçileri, devletlerinin başlıca düşmanı olan İlhanlılar’a Tatar dedikleri gibi Timur için de aynı adı kullanırlar ve Moğollar’ı Memlük Türkleri’nin akrabaları sayarlar. Memlük sultanlarından Kit Buğa’nın (1294-1297) Tatarlar’dan biri olduğu bilinmektedir. Sâlâr Kavsun gibi Moğol asıllı emîrler yüksek mevkilerde bulunmuştur. Yine Moğol asıllı bir emîr olan Seyfeddin Aruktay, Sultan el-Melikü’n-Nâsır tarafından Türkler’in sahip olduğu bütün meziyetleri şahsında toplamış bir emîr diye tanıtılmıştır.

İslâm kaynaklarında Tatar ifadesi daha ziyade Moğollar için kullanılır. Moğollar’ın Cengiz Han döneminden itibaren batıya doğru yayılıp İslâm topraklarını istilâ ve tahrip etmeleri, 656 (1258) yılında Bağdat’a girerek Abbâsî hilâfetine son vermeleri ve 658’de (1260) Memlükler’in zaferiyle sonuçlanan Aynicâlût Savaşı’yla durdurulmaları hadiseleri kaynaklarda önemli yer tutar. Bu arada Hz. Peygamber’e atfedilen Türkler’le ilgili bazı hadisler Moğollar’la ilişkili biçimde yorumlanır. İzzeddin İbnü’l-Esîr, Moğollar’ın İslâm topraklarını işgali hususunu müslümanlar açısından çok ağır ve acı bulduğundan uzun süre yazmamakta direndiğini, ancak tarihî bir vâkıa olarak zikretmek zorunda kaldığını söyler (el-Kâmil, XII, 358-361). Zekeriyyâ b. Muhammed el-Kazvînî, Tatarlar’ı altıncı iklimin doğusunda oturan Türkler’den bir kavim diye niteler. Ona göre Tatarlar katı kalpli, sert mizaçlı ve zorluklara karşı dayanıklı olup kan dökmeyi severler. Tatarlar’ın ortaya çıkarak İslâm topraklarını istilâ edecekleri Resûlullah tarafından haber verilmiştir. Diğer Türkler’den ayrı bir dilleri ve alfabeleri vardır (Âs̱ârü’l-bilâd, s. 581). Eyyûbî tarihçisi İbn Vâsıl, Moğollar’ın İslâm topraklarını istilâsı sırasında çok sayıda müslümanın katledildiğini veya esir alındığını zikreder (Müferricü’l-kürûb, IV, 34). İbn Battûta, Buhara’dan bahsederken şehrin lânetle andığı Cengiz Han tarafından tahrip edildiğini ve halen harap ve perişan olduğunu yazar (er-Riḥle, III, 17). Semerkant’tan söz ederken buranın İslâm orduları tarafından fethi sırasında şehid düşen sahâbî Kusem b. Abbas’ın kabrinin Semerkantlılar tarafından ziyaret edildiğini belirtir ve Tatarlar’ın Semerkant’a geldiklerinde adaklar adayıp türbeye ve ziyaretçilere harcanmak üzere sığır, koyun ve para bağışladıklarını söyler (a.g.e., III, 37). İbn Battûta, Delhi Sultanı Gıyâseddin Tuğluk Şah’ın Melik Gazi unvanını almasıyla ilgili olarak Mültan Camii hünkâr mahfilinde şöyle bir yazının bulunduğunu kaydeder: “Ben yirmi dokuz defa Tatarlar’la savaştım; onları yenilgiye uğrattım ve Melik Gazi unvanını aldım ...” (a.g.e., III, 139). Ebü’l-Fidâ İbn Kesîr, 643 (1245) yılı olaylarını anlatırken yine lânetle andığı Moğollar’la halife ordusunun bu yıl karşı karşıya geldiğini, müslümanların Moğol ordusunu ağır bir yenilgiye uğratıp darmadağın ettiğini yazar. Bu zafere rağmen halife ordusunun Hz. Peygamber’in, “Türkler size dokunmadıkça siz de onlara dokunmayın” hadisi doğrultusunda (Ebû Dâvûd, “Melâḥim”, 8; Nesâî, “Cihâd”, 42) Moğollar’ı takip etmediğini, aynı zamanda onların savaş hilelerine kurban gitmekten çekindiğini zikreder (el-Bidâye, XIII, 168). Moğollar’ın Bağdat’ı işgali sırasında çoluk çocuk, genç yaşlı, kadın erkek ayırımı yapmadan halkı korkunç bir katliama tâbi tuttuklarını belirten İbn Kesîr, Moğol askerlerini imansız, acımasız ve zalim diye niteler, Hülâgû’yu da lânetle anar (a.g.e., XIII, 200-201). Öte yandan İlhanlı devlet adamı ve tarihçisi Atâ Melik Cüveynî, Moğollar’ın zulüm, katliam ve tahribatından bahsetmekle birlikte onlar hakkında diğer müslüman tarihçilerden farklı ve olumlu bir yaklaşım sergiler. Cüveynî, müslümanların Moğollar’a karşı gelmektense onlara itaat etmelerinin daha hayırlı olacağını söyler. Allah’ın Moğollar vasıtasıyla İslâm’ı desteklediğini ifade eden Cüveynî, “Türkler size dokunmadıkça siz de onlara dokunmayın” hadisini hatırlatarak Moğollar’la barış içinde yaşamanın gereğini ileri sürer (Târîh-i Cihângüşâ, s. 81). Ermeni ve Gürcü tarihçileri de Moğollar’ı Tatar adıyla anar. Gürcü müellifleri sadece Timur’u değil Karakoyunlular’ı ve Akkoyunlular’ı da Tatar şeklinde vasıflandırır. Dede Korkut destanlarında Gürcüler’in destan kahramanlarından Salur Kazan Bey’e Tatar dediklerinin söylenmesi bundan ileri gelir. Ermeni tarihçileri (Genceli Kirakos, Vardan) Tatarlar’ın Azerbaycan, Gürcistan ve Doğu Anadolu’daki siyasî faaliyetleri, dilleri, dinleri, gelenek ve göreneklerine dair önemli bilgiler verir.

Moğol işgali neticesinde Ortadoğu’ya kalabalık bir Moğol-Türk topluluğunun yerleştiği bilinmektedir. Reşîdüddin Fazlullāh-ı Hemedânî, Tatar adını taşıyan kavimden birçok beyin İlhanlılar’ın hizmetinde bulunduğunu kaydeder. Yine Reşîdüddin, Moğolca konuşan kavimlerin hepsine Tatar denmesinin bu kavmin eski zamanlarda yaptığı işgallerle büyük bir şöhret kazanmasından ileri geldiğini söyler. İlhanlılar’ın hizmetindeki asıl Tatar beylerinden biri Sali Noyan’dır. Sali Noyan, Mengü Kaan tarafından emrindeki iki tümenle Hint sınırına gönderilmişti. Abaka döneminde Diyarbekir valisi olan Durbay Noyan da asıl Tatarlar’dandı. Bu beyler muhtemelen Tatarlar’ın en tanınmış oymağı Tutuklayut boyuna mensuptu. Çağan Tatar boyundan en tanınmış beyler ise Giray ve Doladay ile (Abaka devrinde) Malatya-Harput Valisi Kürboğa idi (Gāzân Han ve Olcaytu Han dönemlerinde). Küin Tatar (Kara Tatar) boyunun önde gelen beyi Samagar Noyan’dır. Samagar, Hülâgû’nun mîrâhuru olup Abaka ve Argun Han devirlerinde Anadolu’da umumi valilik yapmış, adalet ve dirayetiyle bu ülkedeki halk tarafından sevilmiştir. Samagar Noyan’ın nesli Çelebi Mehmed devrinde de varlığını sürdürmüştür.

XIV. yüzyılda Orta Anadolu’da yurt tutmuş Moğollar’a genellikle Tatar, bazan da Muğal Tatarı denilmekteydi. Bu Tatarlar’a özellikle Timurlu kaynaklarında Kara Tatar adı verilmiştir. Onlara kara sıfatının verilmesi Tatar kavminden gelmeyip siyasî itibarlarını kaybetmiş olmalarındandır. Kara Tatarlar’ın XIV. yüzyılın sonlarındaki nüfusları hakkında çeşitli rakamlar verilmektedir. Timurlu tarihçilerinden Şerefeddin Yezdî bunların 30-40.000, Ermeni tarihçisi Medzoplu Toma 60.000 çadır olduklarını yazarken Muînüddîn-i Netanzî 100.000 çadırdan söz eder. Kara Tatarlar elli iki oymağa ayrılmıştı; bununla beraber her 100 çadırın kendine mahsus bir yurdu vardı. Bu husus, Kara Tatarlar arasında Moğol askerî teşkilâtına ait başlıca esasların XIV. yüzyılın sonlarında hâlâ muhafaza edildiğini gösterir. Nitekim sağ ve sol kol diye iki kola ayrılmışlardı. Sol kolu teşkil eden oymakların Sivas, Amasya, Tokat, Çorum yörelerinde yaşadıkları anlaşılmaktadır. Konya, Kayseri ve Niğde yörelerindeki oymaklar da sağ kolu meydana getirmiş olmalıdır. Kara Tatarlar’ın başında bulunan ailelerden başlıcaları Babuk oğulları (Niğde yöresinde), Samagar oğulları (Aksaray veya Kayseri yöresinde), Savcı oğulları (Ankara yöresinde), İsmâil Ağa ve oğlu (Beyşehir yöresinde), Devlet Şah (Ilgın yöresinde), Atabey (İshaklu yöresinde) ve Çavdaroğlu’ydu (Kütahya yöresinde). Kara Tatarlar, Orta Anadolu’nun en verimli otlaklarına sahipti.

Osmanlı Hükümdarı Yıldırım Bayezid’in Orta Anadolu’yu fethetmesi üzerine Tatarlar Osmanlı hizmetine girdiler. Osmanlı kaynakları ittifakla Ankara Savaşı’nda Tatarlar’ın hainliği yüzünden yenilgiye uğranıldığını yazarsa da onların Çağatay ordusunun saflarına geçmelerinin yenilginin başlıca sebebini teşkil ettiği doğru olmamalıdır. Diğer taraftan Timur, bu muharebede ordusuna katılan Tatarlar’ı mükâfatlandırmak yerine Türkistan’a göç ettirip Seyhun’un ötesindeki topraklara yerleştirmek niyetindeydi. Türkmenleşmiş olan bu Tatarlar yolda kaçmaya çalışmışlarsa da yakalanıp çoğu katledilmiş, önde gelenleri Semerkant’a gönderilirken bir kısmı Kâşgar bölgesine yollanmış, bir bölüğü de Isık Göl taraflarına iskân edilmiştir. Timur, Anadolu’daki Kara Tatarlar’ın hepsini göçürmeyi başaramamıştı. Geride kalan oymaklar yine eskisi gibi Ankara, Çorum, Amasya, Yozgat yöreleriyle Karaman ilindeki bazı yerlerde (Ilgın, Akşehir, İshaklı, Koçhisar, Aksaray) yaşıyorlardı.

Ankara Savaşı’ndan Amasya’ya dönen Çelebi Mehmed de İnaloğlu, Köpekoğlu ve bunlar gibi Türkmen beylerine, ayrıca Gözleroğlu Ali, Savcıoğlu Ali, Doyran Bey gibi Tatar beylerine karşı mücadele etmek zorunda kalmıştı. Çelebi Mehmed’in kardeşi Mûsâ Çelebi ile yaptığı savaşlarda ordusunda Tatarlar da vardı. Çelebi Sultan Mehmed tek başına Osmanlı tahtına geçtikten sonra 819 (1416) yılında Samsun seferinden dönerken İskilip yöresinde pek çok Tatar obası görmüştü. Osmanlı hükümdarı, sadakatlerinden emin olamadığı için bunların daha faydalı hizmetler görebileceklerine inandığı Rumeli yakasına göç ettirilmesini emretmişti. Çoğu Filibe yöresinde yerleştirilen bu Tatarlar’ın başında Minnet Bey’in oğlu vardı. Karaman ilindeki Moğol oymaklarının nüfusu azdır. Bunlar Mugal Samagarı (Ilgın yöresi), Kutlu Boğa Yüzü (İshaklu yöresi), Boğaz Tatarı (İshaklu yöresi) ve Celâyir (Aksaray yöresi) adlarını taşırlar. Ankara bölgesindeki Tatar oymaklarından en ilgi çekici olanları Tos Boğalar’dır. Tos Boğalar, 1387’de Karamanlılar ile Osmanlılar arasında Konya civarında yapılan savaşta Karaman ordusunda yer almışlardı. Çorum yöresindeki kalabalık Tatar topluluğunun önemli bir kısmının Çelebi Mehmed tarafından Rumeli’ye göçürülmesine rağmen bir kısmının eski yurdunda kaldığı görülür. Bunlar İskilip’in batısında Katar yöresinde oturuyorlardı. Katar adı bu Tatarlar’ın beylerinden birinden gelmektedir. XVI. yüzyılda Katar kazasında Katar’ın oğulları yaşamaktaydı. Tatarlar’ın kalabalık bir halde yaşadıkları yerlerden biri de Yozgat yöresiydi. Fakat buradaki Tatarlar’ın pek çoğu göç ettirilmişti. Bundan dolayı yöre daha sonra Oğuzlar’ın Bozok kolundan olan Dulkadırlı ve Halep Türkmenleri oymakları tarafından iskân edilmiştir. Sivas-Ankara arasındaki geniş sahada yaşayan Ulu Yörük topluluğuna mensup Çungar ve Çavurcı gibi oymakların Tatar menşeli olduğu anlaşılmaktadır. Ankara’da Esenboğa, Kızılcahamam’a giden ana yolun solundaki Mürted, Kazan beldesi ve Mamak Moğollar’dan kalma adlardır. Bu yer adları Moğol beylerinin isimlerinden gelmektedir. Van gölü kıyısındaki Ahlat’ın yaklaşık 15 km. kuzeydoğusunda Sutaysazlığı ve Sutaygediği, Malazgirt yöresinde Tatargazi, Tatardüzü, Tataryazısı gibi yer isimleri dikkati çeker. Aksaray’a bağlı Bulargı köyünden başka Bolu-Gerede arasındaki Çağa beldesinin adı da Moğollar’dan kalmadır.

XV ve XVI. yüzyıllarda Anadolu köylüleri ve oymakları arasında Tatar sözünün kişi adı olarak kullanıldığı görülür. Bu arada Karakoyunlular’dan Kara Mehmed’in kız kardeşinin Tatar Hatun adını taşıdığı bilinmektedir. Ayrıca Tatar adı daha çok Kırım’da ve Kazan’da İlhanlılar’ın dağılmasından sonra kurulan beyliğe ve bunların kurucularına yakıştırılmıştır. Osmanlı literatüründe Kırım Hanlığı ve askerleri için Tatar lafzı yaygın biçimde geçer. Batı literatüründe eski Roma ve Yunan mitolojisinde “cehennem” anlamına gelen “tartar” kelimesi yanlış olarak Tatarlar’ı, bilhassa Osmanlılar dışındaki bütün Türkler’i nitelemek üzere kullanılmıştır. XIV. yüzyıldan itibaren Altın Orda Hanlığı’na mensup olanlara Tartar, onların geldikleri Orta Asya’ya ise Tartary denmiştir. XIV. yüzyıla ait bir kısım Batı kaynaklarında Osmanlı Türkleri için de Tatar/Tartar isminin geçtiği dikkati çeker. Bugün Rusya’nın idaresi altındaki topraklarda Kazan yöresinde, Ukrayna’ya dahil olan Kırım’da, Orta Asya’nın bazı cumhuriyetlerinde bulunan, hatta Kore, Japonya ve Mançurya yanında Romanya, Polonya, Finlandiya ve diğer Avrupa ülkelerine yayılmış, Tatar adıyla anılan Türk toplulukları esas itibariyle İdil-Ural kesiminde İlhanlılar’ın dağılması sonucu kurulan hanlıkların ahalisidir (ayrıca bk. TATARİSTAN).


BİBLİYOGRAFYA

, I, 28, 30, 344; III, 108.

Orhun Âbideleri (nşr. Muharrem Ergin), İstanbul 1984, s. 65, 67, 69, 83, 84.

, s. 76.

Gerdîzî, Zeynü’l-aḫbâr (nşr. Abdülhay Habîbî), Tahran 1347 hş., s. 258.

Keykâvus b. İskender, Ḳābūsnāme (nşr. R. Levy), London 1951, s. 64.

Mücmelü’t-tevârîḫ ve’l-ḳıṣaṣ (nşr. Muhammed Ramazânî), Tahran 1318 hş., s. 421.

Fahreddin Mübârek Şah, Târîḫ (nşr. E. D. Ross), London 1927, s. 47.

, XII, 358-361.

Moğolların Gizli Tarihi (trc. Ahmet Temir), Ankara 1948, s. 275-276.

Atâ Melik Cüveynî, Târîh-i Cihângüşâ (trc. Mürsel Öztürk), Ankara 1999, s. 81.

Zekeriyyâ b. Muhammed el-Kazvînî, Âs̱ârü’l-bilâd, Beyrut, ts. (Dâru Sâdır), s. 581.

, IV, 34.

Reşîdüddin Fazlullāh-ı Hemedânî, Câmiʿu’t-tevârîḫ, Moskova 1965, s. 159-204.

Zehebî, Târîḫu’l-İslâm: sene 651-660, s. 60.

İbn Battûta, er-Riḥle (nşr. Abdülhâdî et-Tâzî), Rabat 1417/1997, III, 17, 37, 139.

, XIII, 168, 200-201, 218, 221, 239, 269; XIV, 8.

Clavijo, Ambajada à Tamerlan, Madrid 1943, s. 92, 123.

Hâfız-ı Ebrû, Zübdetü’t-tevârîḫ, Süleymaniye Ktp., Fâtih, nr. 4371, vr. 346a.

Şerefeddin Ali Yezdî, Ẓafernâme, Kalküta 1888, II, 502.

İbn Arabşah, ʿAcâʾibü’l-maḳdûr, Kahire 1305, s. 125 vd.

, VII, 47, 49, 51, 79.

, s. 467-470.

, V, 270-271.

Hüseyin Namık Orkun, Eski Türk Yazıtları, İstanbul 1936, I, 163, 164.

Muînüddîn-i Netanzî, Münteḫabü’t-tevârîḫ (nşr. J. Aubin), Tahran 1336 hş., s. 391.

Ramazan Şeşen, İslâm Coğrafyacılarına Göre Türkler ve Türk Ülkeleri, Ankara 2001, bk. İndeks.

Zekeriya Kitapçı, Hz. Peygamber’in Hadislerinde Türk Varlığı, İstanbul, ts. (Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı), s. 151-152, 179-180.

M. Fuad Köprülü, “Osmanlı İmparatorluğu’nun Etnik Menşei Meseleleri”, , VII/28 (1943), s. 237, 240, 242 vd., 245.

Faruk Sümer, “Anadolu’da Moğollar”, Selçuklu Araştırmaları Dergisi, I, Ankara 1969, s. 1-147.

Bahaeddin Ögel – Ahmet Temir – Faruk Sümer, “Tatar”, , XII/1, s. 50-61.

P. B. Golden, “Tatar”, , X, 370-371.

Bu madde TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 2011 yılında İstanbul'da basılan 40. cildinde, 168-170 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde okumak ister misiniz?
BAŞKA BİR MADDE GÖSTER