SAÎD b. CÜBEYR

سعيد بن جبير
SAÎD b. CÜBEYR
Müellif: MEHMET EFENDİOĞLU
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
İlk Yayın Tarihi: 2008
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 18.11.2019
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/said-b-cubeyr
MEHMET EFENDİOĞLU, "SAÎD b. CÜBEYR", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/said-b-cubeyr (18.11.2019).
Kopyalama metni
Tercih edilen görüşe göre 45 (665) yılında Mekke’de doğdu. Babası ile annesi Ümmü Dehmâ hakkında bilgi yoktur. Kaynaklar onu, Kureyş kabilesinin Esed b. Huzeyme koluna bağlı Vâlibe b. Hâris oğullarının âzatlısı Habeş asıllı siyahî bir kişi olarak tanıtır. Bu sebeple Esedî ve Vâlibî, hayatının en verimli dönemini Kûfe’de geçirdiği için Kûfî nisbeleriyle anılmaktadır. Saîd ilk eğitimini Mekke’de Abdullah b. Abbas’tan aldı. Çok küçük yaşta onun ders halkasına dinleyici olarak katıldı. Kısa zamanda Kur’an okumayı öğrenince hocasının dikkatini çekti ve onun özel olarak ilgilendiği talebeleri arasına girdi. Hadis dinlemeye İbn Abbas’ın ders halkasında başladı ve dinlediği hadisleri ezberledi. Bu dönemde ilim ezbere ve ezberden rivayete dayandığı halde Saîd mecliste okunan hadisleri yazıyor, yazı malzemesi bitince avucuna, bazan ayakkabısına not alıyor, daha sonra bunları sahîfelere kaydediyordu (Ahmed b. Hanbel, I, 50, 394; Zehebî, Aʿlâmü’n-nübelâʾ, IV, 335).

Evleninceye kadar İbn Abbas’ın ders halkasına devam eden Saîd hadis, tefsir ve fıkıh konularında yetiştikten sonra muhtemelen yirmi yaşlarında Kûfe’ye yerleşti. Her yıl biri umre, diğeri hac olmak üzere en az iki defa Hicaz bölgesine gider, Mekke’de Abdullah b. Abbas, Medine’de Abdullah b. Ömer ile görüşür, onların ders halkalarına katılırdı. Önceleri kendisinden aldığı hadisleri naklederken çok dikkatli davranmasını tembih eden İbn Abbas, Saîd’in ilimde yeterli bir seviyeye ulaştığını görünce uyarılarından vazgeçti, hatta Mekke’ye geldiğinde kendisinin ders halkasında hadis rivayet etmesini istedi. Saîd bunun uygun olmayacağını söyleyince bu konuda ısrar etti. İbn Abbas, hayatının sonlarına doğru Kûfe’den bazı kimseler gelip kendisine soru sorduklarında aralarında Saîd b. Cübeyr varken Mekke’ye gelmelerinin gereksiz olduğunu söyler ve insanları ona yönlendirirdi. Saîd, İbn Abbas’tan sonra en çok Abdullah b. Ömer’den faydalandı, özellikle fıkıh konusundaki birikimini ondan elde etti. 68 (687) yılında İbn Abbas’ın, 73 (692) yılında İbn Ömer’in vefatına kadar onlarla görüşmeyi sürdürdü. Bu arada Kûfe’de bir ders halkası oluşturarak öğretim faaliyetine başladı, fetva verdi ve devlet idaresinde görev aldı.

Saîd b. Cübeyr, Emevî Valisi Haccâc b. Yûsuf ile birkaç defa karşılaştı. İlki Abdullah b. Abbas’ın Mekke’deki ders halkasında talebelik döneminde gerçekleşti ve yönetime karşı gelmemesi konusunda uyarıldı. İkinci karşılaşmaları, Haccâc’ın Hicaz valiliğine tayini ve Abdullah b. Zübeyr’in Mekke’de muhasara edilmesi (71/690) esnasında oldu. Muhasaradan sonra halktan Abdülmelik b. Mervân adına biatı alan Haccâc o sırada Mekke’ye gelen Saîd’den de zorla biat aldı. Saîd, 75 (694) yılında Irak valisi olarak Kûfe’ye gelen Haccâc ile üçüncü defa karşılaştı. Öncekilerin aksine bu defa Saîd’e karşı olumlu davranan Haccâc, onu Kûfe kadılığına tayin etti (Ahmed b. Hanbel, I, 56) ve imâmet görevini de ona verdi. Ancak gerek kadılık gerekse imamlık görevleri o güne kadar mevâliye verilmediğinden Emevî taraftarları buna karşı çıktı. Bunun üzerine Haccâc onu görevden aldı, yerine Ebû Bürde el-Eş‘arî’yi getirdi. Saîd’i de görüşüne başvurulmadan hiçbir hükmün karara bağlanmayacağı bir vezir ve kâtip olarak tayin etti. Saîd zaman zaman Haccâc’ın meclislerine katılıp dinî sorulara cevap vermiş (Taberî, Câmiʿu’l-beyân, VI, 303), Halife Abdülmelik’in rüyalarını yorumlamış ve onun isteği üzerine hazırladığı tefsiri muhtemelen bu yıllarda kaleme almıştır. Saîd’in bu dönemde resmî görev kabul etmesinin toplumu ıslah etme ve zulmü engelleme ümidinden kaynaklandığı belirtilmektedir.

Kûfe’deki görevi esnasında Haccâc’ın birçok icraatını tasvip etmediği halde bunu açığa vurmayan Saîd b. Cübeyr’in daha sonra tavrı değişmeye başladı. Bu sırada Haccâc, İbnü’l-Eş‘as Abdurrahman b. Muhammed’i 40.000 kişilik bir ordunun başında Sicistan’ın fethine gönderirken (İbnü’l-Esîr, IV, 455) Saîd’i de ordunun maaşlarını dağıtmakla görevlendirdi. İbnü’l-Eş‘as, Sicistan’da bazı yerleri ele geçirdikten sonra kış mevsiminin gelmesi sebebiyle, ayrıca bölgeyi tanımak ve haraç toplamak düşüncesiyle harekâtı durdurmaya karar verince fetihlerin devam etmesini isteyen Haccâc ile aralarında ihtilâf çıktı ve İbnü’l-Eş‘as ordu kumandanlığından azledildi. Bunun üzerine İbnü’l-Eş‘as isyan etti. Saîd b. Cübeyr de onun yanında yer aldı ve Haccâc’a karşı yapılan Deyrülcemâcim savaşına katıldı (82/701). Savaş bozgunla sonuçlanıp İbnü’l-Eş‘as’ın ordusu dağılınca Saîd kaçtı ve Haccâc’dan yaklaşık on iki sene gizlendi. Bu dönemde önce İsfahan taraflarına gitti, oradan Irak’a geçerek Sünbülân köyünde bir müddet kaldı; yakalanacağını anlayınca Azerbaycan’a geçti ve daha sonra umre için gittiği Mekke’ye yerleşti (Taberî, Târîḫu’l-ümem, IV, 23-24; Zehebî, Teẕkiretü’l-ḥuffâẓ, I, 76-77).

Bazı kaynaklarda Saîd’in İbnü’l-Eş‘as’a olan biatından caymayı gururuna yediremediği için isyan hareketine katıldığı ileri sürülmekteyse de (İbn Kuteybe, s. 446) onun bu kadar önemli bir kararı verirken sadece böyle bir gerekçeye dayandığını söylemek pek mümkün görünmemektedir. Bunun için Hz. Hüseyin’in Kerbelâ’da şehid edilmesi, Mekke’nin tahribi ve Abdullah b. Zübeyr’in acı âkıbeti, Emevî yönetiminin koyu Arap milliyetçiliği esasına dayanan siyaseti, ganimetlerden Arap olmayanlara pay verilmemesi, mevâliyi hor görme anlayışı gibi toplum hayatında çok derin izler bırakan daha önemli sebepler aramak gerekir. Nitekim Saîd’in Deyrülcemâcim savaşından önce yaptığı konuşmada Emevîler’in ve Haccâc’ın zorbalık yaptıklarını, bazı hususlarda dinden uzaklaştıklarını ve müslümanları zelil duruma düşürdüklerini vurgulaması (İbn Sa‘d, VI, 265) bunu doğrulamaktadır. Hocası Abdullah b. Ömer’in vefatından önce, Haccâc fitnesine karşı savaşmadığı için büyük bir üzüntü duyduğunu kendisine söylemesi de (Zehebî, Aʿlâmü’n-nübelâʾ, III, 231-232) Saîd’in bu kararında etkili olmuştur.

Haccâc’ın takibine uğrayan birçok kimseyi Mekke ve Medine civarında himaye eden Emevîler’in Hicaz valisi Ömer b. Abdülazîz, Saîd b. Cübeyr’in Mekke’de gizlenmesine izin vermişti. Ancak onun Hicaz valiliğinden alınması üzerine Haccâc durumu öğrendi ve Halife Velîd b. Abdülmelik’ten izin alarak Saîd’in yakalanıp kendisine teslim edilmesini isteyince yeni vali Hâlid b. Abdullah el-Kasrî, Saîd’i tutukladı. Tutuklamanın Haccâc’ın isteğiyle değil valinin kendi takdiriyle gerçekleştiği de nakledilir. Henüz yakalanmadan durumdan kendisini haberdar eden Mücâhid b. Cebr’e uzun zamandan beri gizlendiğini, artık işi Cenâb-ı Hakk’ın takdirine bıraktığını belirterek kaçmayacağını söyledi. Saîd zincire vurularak Irak’a götürüldü. Vâsıt’ta Haccâc’a teslim edilmeden önce kendisine kaçma fırsatı verilmesine rağmen bunu kabul etmedi. Kaynaklarda Saîd b. Cübeyr’in Haccâc ile karşılaştığında onunla uzun uzun konuştuğu (Mizzî, X, 368-375), Haccâc’ın sert tavrından etkilenmediği, sorulan bütün sorulara cevap verdiği, 94 (713) veya 95 (714) yılında öldürüldüğü belirtilmektedir. Saîd’in Vâsıt’taki kabri Haccâc’ın ölümünden sonra halkın ziyaretgâhı olmuş, 1053 (1643) yılında kabrinin üzerine bir türbe inşa edilmiş, 1900’de buraya bir cami yapılmış, 1961’de inşasına başlanan büyük cami 1968’de tamamlanmıştır.

Hadis münekkitleri tarafından sika, âlim, âbid ve zâhid bir kişi olarak tanıtılan Saîd b. Cübeyr hadis, tefsir ve fıkıh başta olmak üzere İslâmî ilimlerde otorite kabul edilmiş ve “cihbizü’l-ulemâ” (âlimlerin başı) diye anılmıştır. Adî b. Hâtim et-Tâî, Abdullah b. Abbas, Abdullah b. Zübeyr, Abdullah b. Ömer, Ebû Saîd el-Hudrî, Abdullah b. Mugaffel ve Enes b. Mâlik gibi sahâbîlerle Amr b. Meymûn ve Ebû Abdurrahman es-Sülemî gibi tâbiîlerden hadis rivayet etmiştir. Kûfe’de bulunduğu dönemde oluşturduğu ders halkasında her gün ders verirdi (İbn Sa‘d, VI, 259). Başta Kütüb-i Sitte olmak üzere hadis kitaplarında rivayetlerine yer verilmiş; Ebû Sâlih es-Semmân, Mücâhid b. Cebr, İkrime el-Berberî, Adî b. Sâbit, Meymûn b. Mihrân, Simâk b. Harb, İbn Şihâb ez-Zührî, Amr b. Dînâr, Ebû İshak es-Sebîî, Mâlik b. Dînâr, Eyyûb es-Sahtiyânî ve A‘meş gibi tâbiîler onun talebesi olmuştur.

Saîd’in “Mushafü Saîd b. Cübeyr” adıyla anılan bir Kur’an nüshasının bulunduğu, kıraat ilmini hocası Abdullah b. Abbas’tan arz yoluyla öğrendiği, ramazan aylarında imamlık yaparken bir gece Abdullah b. Mes‘ûd’un, bir gece Zeyd b. Sâbit’in, bir gece başka birinin kıraatini okuyarak namaz kıldırdığı belirtilir. Meşhur yedi kıraat imamından Ebû Amr b. Alâ kıraat ilmini ondan almıştır (Zehebî, Maʿrifetü’l-ḳurrâʾ, I, 68). Okuyuş tarzıyla ilgili örnekler hadis kaynaklarında ve rivayet tefsirlerinde yer almaktadır (Ahmed b. Hanbel, I, 72; Taberî, Câmiʿu’l-beyân, III, 173; VI, 588; IX, 474-475; XIV, 552). Ebû Hâtim er-Râzî’nin belirttiğine göre Halife Abdülmelik b. Mervân, Saîd b. Cübeyr’den bir Kur’an tefsiri yazmasını istemiş, o da bu alanda ilk düzenli tefsir olan eserini kaleme alarak halifeye göndermiştir. Eser daha sonra Atâ b. Dînâr tarafından rivayet edilmiştir (İbn Ebû Hâtim, VI, 332; İbn Hacer, VII, 179). Haccâc ile mücadeleye giriştiği tarihten (80/699) önce yazıldığı anlaşılan bu tefsirdeki rivayetler Abd b. Humeyd, Muhammed b. Cerîr et-Taberî, İbnü’l-Münzir en-Nîsâbûrî, İbn Ebû Hâtim, Ebü’l-Fidâ İbn Kesîr ve Süyûtî gibi rivayet müfessirleri tarafından nakledilmiştir. Saîd b. Cübeyr muğlak, müphem ve mücmel âyetleri tefsir ederken öncelikle bunları açıklayan mübeyyen ve mufassal âyetlere başvurmuş, hadislere yer vermiş, ancak bazan aradaki şahsı atlayarak hadis dinlemediği kimselerden de nakilde bulunmuştur. Senedi hazfedilen haberlerin muteber bazı hadis kaynaklarında yer aldığı belirtilmektedir. Zaman zaman İsrâiliyat’a dayanarak açıklamalar yapmış, şiirle istişhâd etmiş, değişik sahâbîlerin görüşlerine başvurmuş, nüzûl sebepleriyle nâsih ve mensuha yer vermiştir. Hakkında rivayet bulunmayan yerlerde dilcilerin görüşüne dayanarak açıklamalarda bulunmuş, kendi görüşünü zikrederken bazan sözlerini yeminle teyit etmiştir. Saîd’in ferâiz ilminde derin bilgiye sahip olduğu, hocası Abdullah b. Ömer’in, kendisine gelen ferâizle ilgili soruları ona havale ettiği belirtilmektedir.

Ebû Amr el-Keşşî, Ebû Ca‘fer et-Tûsî ve İbn Şehrâşûb gibi Şiî müellifleri Ehl-i beyt’i sevdiği, Hz. Ali’nin torunu Ali b. Hüseyin Zeynelâbidîn ile zaman zaman görüştüğü ve onun hakkında övücü sözler söylediği gerekçesiyle Saîd’in Şiî olduğunu ve Haccâc’ın kendisini bundan dolayı öldürdüğünü iddia etmişlerse de (Hasan es-Sadr, s. 322, 324) onun fetvada müstakil bir müctehid olması, Ehl-i beyt imamlarına ve onların rivayetlerine itibar etmemesi, takıyye inancına karşı çıkması ve devlet işlerinde resmî görev kabul etmesi gibi hususlar bu iddianın doğru olmadığını göstermektedir. Ciddi kaynaklarda yer almadığı halde özellikle Batılı bazı yazarlar tarafından iyi bir satranç oyuncusu olarak takdim edilmesi de (Weststeijn-Voogt, XLIX/3 [2002], s. 383 vd.) onun bilinen kişiliğiyle uyuşmadığı belirtilerek reddedilmiştir.

Saîd b. Cübeyr günümüzde birçok çalışmaya konu olmuştur. Hatîb Ali b. Hüseyin el-Hâşimî Saʿîd b. Cübeyr şehîdü Vâsıṭ (Bağdat 1380/1960), Selâm Muhammed Ali el-Beyâtî Saʿîd b. Cübeyr şehîdü’ṣ-ṣıdḳ ve’l-îmân (Necef 1396/1976), Muhammed Abdürrahîm Saʿîd b. Cübeyr ve ḳıṣṣatühû maʿa’l-Ḥaccâc b. Yûsuf es-Seḳafî (Dımaşk 1988) adıyla eserler kaleme almışlardır. Sezai Özel’in Saîd b. Cübeyr ve Tefsirdeki Yeri (1982, Atatürk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü), Muhammed b. Abdullah ez-Zâhim’in Fıḳhü Saʿîd b. Cübeyr fi’l-ʿibâdât (I-III, 1406/1986, Medine İslâm Üniversitesi), Ali Akpınar’ın Saîd b. Cübeyr ve Tefsir İlmindeki Yeri (1993, SÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü) adlı doktora çalışmaları ile Ali b. Hüseyin Sevâdî Meşhûr’un Saʿîd b. Cübeyr ve fıḳhuhû (1406, İmam Muhammed b. Suûd Üniversitesi) adlı yüksek lisans tezinde ve Orhan Karmış, Fahri Gökcan ile Şiî müelliflerinden Hasan es-Saîd’in konuya dair makalelerinde (bk. bibl.) onun daha çok ilmî yönü üzerinde durulmuştur. Muhammed Eyyûb Yûsuf, Saʿîd b. Cübeyr ve merviyyâtühû fi’t-tefsîr adlı araştırmasında onun Kur’an âyetlerine dair rivayetlerini ve yorumlarını derlemiş, baştan Tevbe sûresinin sonuna kadar olan kısmını yüksek lisans (Medine 1402/1982), daha sonraki kısmını doktora (1408/1988, Medine İslâm Üniversitesi) çalışması olarak hazırlamıştır. Yahyâ el-Cübûrî, Ebü’l-Arab’ın Kitâbü’l-Miḥan adlı eserinde yer alan Saîd b. Cübeyr’in şehid edilişine dair kısmı bir değerlendirme yazısıyla birlikte yayımlamıştır (“Maḳtelü Saʿîd b. Cübeyr”, ʿÂlemü’l-kütüb, III/2 [Riyad 1982], s. 185-195).

BİBLİYOGRAFYA
İbn Sa‘d, eṭ-Ṭabaḳāt, VI, 256-267; Ahmed b. Hanbel, Kitâbü’l-ʿİlel (nşr. Talât Koçyiğit – İsmail Cerrahoğlu), Ankara 1963, I, 50, 56, 72, 394; İbn Kuteybe, el-Maʿârif (Ukkâşe), s. 445-446; Fesevî, el-Maʿrife ve’t-târîḫ, I, 712-713; Taberî, Târîḫu’l-ümem, Beyrut 1411/1991, IV, 23-25; a.mlf., Câmiʿu’l-beyân (nşr. Abdullah b. Abdülmuhsin et-Türkî), Riyad 1424/2003, III, 173; VI, 303, 588; IX, 474-475; XIV, 552; İbn Ebû Hâtim, el-Cerḥ ve’t-taʿdîl, IV, 9-10; VI, 332; İbn Hibbân, es̱-S̱iḳāt, IV, 275-276; Ebü’ş-Şeyh, Ṭabaḳātü’l-muḥaddis̱în bi-İṣbahân (nşr. Abdülgafûr Abdülhak Hüseyin el-Belûşî), Beyrut 1407/1987, I, 315-319; İbnü’n-Nedîm, el-Fihrist (Teceddüd), s. 37; Ebû Nuaym, Ḥilye, III, 329; IV, 272-309; İbnü’l-Cevzî, Ṣıfatü’ṣ-ṣafve (nşr. İbrâhim Ramazan v.dğr.), Beyrut 1409/1989, III, 49-54; İbnü’l-Esîr, el-Kâmil, IV, 454-456, 461 vd., 579-580; İbn Hallikân, Vefeyât, II, 371-374; Mizzî, Tehẕîbü’l-Kemâl, X, 358-376; Zehebî, Aʿlâmü’n-nübelâʾ, III, 231-232; IV, 321-343; a.mlf., Maʿrifetü’l-ḳurrâʾ, I, 68-69; a.mlf., Târîḫu’l-İslâm: sene 81-100, s. 366-370; a.mlf., Teẕkiretü’l-ḥuffâẓ, I, 76-77; Ebü’l-Fidâ İbn Kesîr, el-Bidâye ve’n-nihâye (nşr. Ahmed Ebû Mülhim v.dğr.), Beyrut 1407/1987, IX, 101-105; İbnü’l-Cezerî, Ġāyetü’n-Nihâye, I, 305-306; İbn Hacer el-Askalânî, Tehẕîbü’t-Tehẕîb, Beyrut 1404/1984, IV, 11-13; VII, 179; İbnü’l-İmâd, Şeẕerât (Arnaût), I, 382-386; Sezgin, GAS, I, 28-29; Hasan es-Sadr, Teʾsîsü’ş-Şîʿa, Beyrut 1401/1981, s. 322, 324, 342; Ziriklî, el-Aʿlâm (Fethullah), III, 93; İsmail Cerrahoğlu, Tefsir Tarihi, Ankara 1988, I, 143-151; M. Sâlim Muhaysin, Muʿcemü ḥuffâẓi’l-Ḳurʾân, Beyrut 1412/1992, I, 267-270; Abdüssettâr eş-Şeyh, Aʿlâmü’l-ḥuffâẓ ve’l-muḥaddis̱în, Dımaşk-Beyrut 1417/1997, IV, 261-298; Orhan Karmış, “Saîd b. Cübeyr’in Kur’ân-ı Kerîm Tefsîrine Hizmetleri”, Diyanet Dergisi, XVI/2, Ankara 1977, s. 69-74; Fahri Gökcan, “Saîd b. Cübeyr ve Tefsîri”, İİFD, sy. 4 (1980), s. 1-20; Hasan es-Saîd, “Saʿîd b. Cübeyr: Ḥayâtühû ve menhecühû fi’t-tefsîr”, Risâletü’l-Ḳurʾân, VII, Kum 1412, s. 55-74; VIII (1412), s. 55-84; J. Weststeijn – A. de Voogt, “Piety, Chess and Rebellion”, Arabica, XLIX/3, Leiden 2002, s. 383-386; Seyyid Mehdî Hâirî, “Saʿîd b. Cübeyr”, DMT, IX, 172-173; H. Motzki, “Saʿīd b. Djubayr”, EI2 Suppl. (İng.), s. 697-698.
Bu madde ilk olarak 2008 senesinde İstanbul'da basılan TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 35. cildinde, 552-554 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde gösterilmektedir.